İçeriğe geç

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 7

☁️ 7 ☁️

Teneffüs vakti hemen kitabı elime alıp baktım. Nelerin değiştiğini görmem gerekiyordu. Yankı'nın üstüme meyve suyu döktüğü kısım hala duruyordu. Ama bizim az önce yaptığımız konuşma da kayıtlara geçmişti. Yankı'nın gerçekte ne düşündüğünü bilmiyordum. Ancak kitaptaki Yankı'nın Ana Karakter Tuğçe ile ilgili olan düşünceleri karışmıştı. Madem onun hakkında olumlu şeyler de düşünmeye başlamıştı neden hala kafama meyve suyu dökmek istiyordu?

"Gördün mü?" dedim romandaki Yankı'nın kafasının karıştığı paragrafı gösterirken. "Seni de saflığım ve masumluğumla etkiledim." Bu sözlerime o da güldü. "Kitabın bu kadar değişmesi normal mi?" dedim o susunca.

"Hayır. Normalde gidişatı değiştirmek bile oldukça nadirdir. Sen ise yirmi dakikada üç kere değiştirdin."

"İşte bak. Özel bir insan olduğum buradan belli. Hem ana karakterim hem de romanı ben yazıyorum." dediğimde Yankı bu sefer yüzünü buruşturdu. O bir şey demek üzereyken kapıda Kubilay hocayı görmemle Yankı'yı dürttüm. "Çabuk soruları al ve hocanın yanına git. Oyala onu. Ben lavaboya kaçacağım." dediğimi yaptı. Ben hoca fark etmeden sınıftan çıktım. Daha sonra Kubilay hoca gün içinde sınıfımıza iki kere daha geldi. Ancak beni göremedi çünkü onu görünce bu sefer önce Berkay'ı daha sonra Kayra'yı yolladım. Çözdürecek çok fazla soruları vardı. Ondan sonra hoca gelmedi. Öğleden sonra dersi vardı. Kitapları o zaman söylerdi diye tahmin ediyordum. Bu şekilde yemek vaktine kadar idare ettik.

"Yemek zamanı." dedi Yankı umutsuzca. "Yemekhanede her yerde meyve suyu var."

"Merak etme." Dedim destek olurcasına sırtını sıvazlarken. "Bir şekilde halledeceğiz."

Kayra bir anda elindeki keki tek lokmada yuttu. Ardından elinde birkaç test kitabıyla koşarak sınıftan çıktı.

"Ben onu dün bahçede gördüm." Dedim.

"Dün futbol takımı ikiye bölünüp bahçede antrenman yapacaklardı. Kayra takımda. O yüzden bahçededir. "

"Anladım."

"Hazırsanız yemekhaneye gidelim." Dedi Berkay. Yankı ile onu kafamızla onayladık. Ardından hemen sınıftan çıktık. Bir şey olacaksa olsun artık. Beklemek beni daha çok geriyordu. Yürürken bir anda durdum.

"Ben cüzdanımı çantamda unutmuşum. Onu alıp geleyim. Siz önden gidin." Dedim ve geri sınıfa doğru koşmaya başladım. İçeri girdiğimde kimsenin olmadığını fark ettim. Hemen çantamdan cüzdanımı ve beni Yankı'nın meyve suyundan koruyacak eşyamı aldım. Bir tahminim vardı. Emin olmak için "Bu Kalp Kimin İçin Çarpıyor?" Kitabını elime aldım. Bugün olacak olaylara baktım. Yine değişmişti. Ama sevgili yazar farkında olmadan olayları benim istediğim şekilde değiştirmişti. Kitabı ait olduğu yere, sıranın altına, koydum. Sonra da mutlu mutlu yemekhaneye doğru yürümeye başladım.

Yemekhaneye gelince etrafıma baktım. Yankı, Berkay, Yekta ve biricik kardeşim Merve çoktan yemeklerini almışlardı. Yankı kafasını çevirince göz göze geldik. Gülümseyip elimi salladım. Birbirimize doğru yürümeye başladık.

Yekta dün Yankı'nın meyve suyu içmeye bayıldığını söylemişti. O yüzden merakla onun tepsisine baktım. Bugün meyve suyu yerine ayran almıştı. Kafam dökmemek için kendince çabalaması beni mutlu etmişti.

"Yankı!" Dedi bir kız abartılı bir gülümsemeyle. Sonrasında onun yanına gitti. Ne konuştuklarını duyamıyordum. Ancak Yankı'nın kafasını olumsuz olarak sallamasına rağmen kız Yankı'nın ayranını açtı. Demek Dünya bu kızdı.

"Buradayım Yankı!" Dedim. O da bana oflayarak geldi. Sinirlenmişe benziyordu. İkimiz birbirimize doğru yürümeye başladık.

"Nerede kaldı-" diyecekken birinin ona çelme takmasıyla dengesini kaybetti. Tepsisindeki her şey bana doğru fırlamıştı. O an birinin benim olduğum yere doğru koştuğunu fark ettim. Ama kimin geldiği veya ne yapacağı önemli değildi. Ben kendimi koruyabilirdim.

Elimdeki şemsiyeyi birden açtım. Bu sayede üstümün kirlenmesine engel oldum.

Şemsiyeyi geri kapattığımda yemenhanedeki çoğu kişinin bana baktığını fark ettim. Ancak önemli bir şey yokmuş gibi davrandım.

Birinin küfretmesiyle kafamı yana çevirdim. Yemekler benim şemsiyemden sekip onun üstüne sıçramıştı.

"Üstün batmış." Dedim Aras'a. O sırada şemsiyemi yanımda getirdiğim poşete koydum. "Bende bir ceket var. İstersen sana verebilirim." Dediğimde bana baktı. Kafasını olumlu anlamda salladı. Ona: "Bir dakika." Dedim ve Yankı'nın yanına gittim.

"Bunu Dünya ve Efsun birlikte yaptı." Diye fısıldadım. Sonra sesli bir şekilde: "Birazdan geleceğim." Diyip arkamı döndüm. Aras beni takip ediyordu. Birlikte sınıfa gittik. Yanımda onun bana verdiği deri ceketi getirmiştim. Yaşanan olaylarla ilgili bir tahminim vardı. Benim başıma gelmesi gereken olayları engelleyince o olaylar erkek karakterlerin başına geliyordu. Henüz bunları engelleyebilmenin bir yolunu bulamamıştım. Ancak doğru yolda olduğuma emindim.

Sıramdan poşeti aldım. "Bunun içinde daha önce kafama attığın deri ceketin var." Dedim ona uzatırken. Almak için elini uzattığında hemen geri çektim. "Sende bana ait bir şey var. Onu bana ver. İşte o zaman bunu geri alabilirsin."

"Neden bahsettiğini bilmiyorum." Dedi salağa yatarak.

"Bana bak çocuk! Dikkatimden kaçtığını sanma. İlk karşılaştığımız gün eve gidince fotoğraflarda eksik var mı diye kontrol ettim. İki yıl önce çekildiğim bir fotoğraf eksik. Onu bana geri ver."

"İlk olarak ben çocuk değilim. Geçen ay on sekizime girdim. Yani ben bir yetişkinim." Dedi böbürlenerek.

"Peki ergin birey... Bir yetişkin olarak bir çocuğu taciz etmeye utanmıyor musunuz? Sapık mısınız bayım? Neden fotoğrafımı çaldınız?" Dediğimde korkuyla gözleri büyüdü.

"Öyle bir şey yapmadım..." Taciz rahatsız etme anlamına geliyordu. Beni rahatsız ettiğine kesinlikle emindim.

"O zaman hırsızsınız. Utanmıyor musunuz bir çocuğun eşyasını çalmaya."

"Çocuk mu? Neredeyse aynı yaştayız. O kadarda küçük değilsin. Ayrıca onu yerde buldum. Hem maddi değeri bile yoktu." Gülümseyip dudağımı yaladım. Blöf yapıyordum. Ona karşı kullanabileceğim herhangi bir kanıtım yoktu. Ancak onun blöf yaptığımı bilmediğine emindim.

"Öyle mi dersin? İstersen bunu polise anlatabilirim. Onlar ne yapar sence? Bence ben kibarca isterken versen iyi edersin."

"O zaman bir şartım var." Dedi bana bakarak. Güldüm arkamı dönüp yürümeye başladım. "Bekle! Eğer şartımı kabul edersen sana istediğin tüm kitapları alırım!" O an durdum. Özel bir okuldaydık. O yüzden bazı öğrencilerin zengin olduğunu biliyordum. Ama ciddi miydi onu kestiremiyorum. Arkamı döndüm.

"Dinliyorum." Dediğimde gülümsedi. Ama bu gülüş son umuda tutunan birine ait gibiydi.

"Bana bu dönem sonuna kadar ders çalıştır. O zaman hemen istediğin kitapları alırım. Dönem sonu ise fotoğrafını geri veririm." Normalde böyle bir anlaşmayı kabul etmezdim. Hatta fotoğrafımı geri almak için olay çıkartırdım. Ancak Yankı kitabın kötü karakteriydi. Bana diğerlerine fazla yüklenmememi söylemişti. Ne yaptıklarının farkında bile değillerdi.

"Nasıl çalıştırayım? Baştan tüm konuları mı anlatayım?"

"Hayır. Haftada üç kez birer saatini ayırıp benim sorularımı çözeceksin. Senden istediğim bu." Gidip hocalara sorsana!

"Haftada bir kez..."

"İki... Daha aşağısı olmaz."

"O zaman çok fazla kitap alırım."

"İstersen tüm okula yetecek kadar al. Hiç önemli değil."

"Bana alacağın kitapların parasını bir öğretmene versen daha karlı olmaz mısın?"

"Bir öğretmene veya eğitmene ihtiyacım yok. Bana birlikte çalışırken beni motive edecek bir arkadaş lazım." Düşündüm. Ailem hala borçlarımızı ödüyordu. Hala eksik çok fazla kitabım vardı. Bu yüzden ikinci el kitaplar kullanıyordum. Bu benim için bir şans olabilirdi. Ama aynı zamanda lanet, hayatımı daha çok etkileyecekti.

"Kabul ediyorum. Ama ihtiyacım olan kitapları üç seferde almama izin vereceksin."

"Fark etmez. Eğer istersen her gün kitap siparişi verebilirsin." Dedi özgüvenle. Sanırım kaybetmiştim. Ama sonuç olarak bir sürü kitap kazanmıştım. Hatta belki okumak için romanlar bile alabilirdim.

Aras'a elimdeki poşeti attım. "Yarın başlıyoruz arkadaşım." Dedim sahte bir gülümsemeyle.

Aras poşeti havada yakaladı. "Başlayalım bakalım." Dediğinde başıma gelecekleri tahmin ederek yemekhaneye gitmek üzere sınıftan çıktım...

Bölüm sonu

8 yorum