Ertesi gün sabah erkenden okula geldik. Yapacak pek fazla bir şeyim yoktu. O yüzden doğruca sırama gidip oturdum. Aklımda birkaç plan vardı ama tam olarak neler olacağını bilmiyordum. Gergin bekleyişim Berkay'ın sınıfa girişiyle bitti. Aslında Yankı'nın gelmesini istiyordum. Ama asıl sorunu o çıkaracağı için gelse daha da gerileceğime emindim.
"Günaydın!" Dedi Berkay gülümseyerek. "Erkencisin."
"Günaydın. Geç kalmak istemedim."
"Çok iyi. Rakibimin ciddi olmasına sevindim." Bu sözlerinin üzerine rahatladım. Kitabın gidişatını değiştirmeye çalışsam bile hala devam etmem gereken bir hayatım vardı. Ve kendimce iyi gidiyordum.
"Günaydın!" Diye içeri girdi Kayra. Pek fazla etrafına bakmadan. Çantasını sıraya koyup hemen birkaç kitap çıkardı. "Geride kaldım..." Diye oldukça alçak bir sesle söylendi. Yine de dediğini net olarak duymuştum.
"Dün getirdiğin sorulara bakalım istersen." Dedi Berkay'a. Sonrada kol saatine baktı. "Dersin başlamasına henüz yirmi dakika var."
"Aslında benim sorularımı dün Tuğçe çözdü. İstersen senin sorularına bakalım." Dedi Berkay.
"Tuğçe kim?"
"Benim. Dün kargaşada tanışamamıştık. Ben Tuğçe. Sen de Berkay'ın bahsettiği Kayra olmalısın. Tanıştığıma memnun oldum." Dedim neşeli bir sesle.
"Ben de..." Dedi Kayra hoşnutsuz bir sesle. Bu çocuk romandaki potansiyel ana erkek karakterlerden biriydi. Bana nasıl gıcık kapabilmişti? Acaba o da mı benim gibi romanın gidişatını değiştirme yeteneğine sahipti?
"Berkay'ın çözemediği sorular genelde çok zor olur. Onları nasıl çözdün?" Dedi Kayra bana bakarak.
"Zor mu? Bence zor değildi. Belki ortalama diyebiliriz..." Şu an biraz sinir bozucu davrandığımın farkındaydım ama ben o sorulara zor değildi diyebilecek kadar fazla soru çözmüştüm.
"Tuğçe geldiği okulda birinciymiş. Beni de geçeceğini söyledi." Dedi Berkay. Sesi yeni bir rakip bulmanın heyecanıyla yüksek çıkmıştı. Ancak bu sözleri duyan Kayra, bana beni öldürmek istiyormuş gibi baktı.
"Demek öyle. Ama Berkay'ı geçebilecek tek kişi benim. Onu geçmek için önce beni geçmelisin." Dedi bana beni küçümsediğini belli eden bir bakış atarkan.
"Bu bir koşu yarışı değil. Tek seferde herkesi geçebilirim." Dedim onun sözlerine karşılık vererek. Kitabın ilk versiyonunda Kayra'nın kibarlığından etkilenen bir Tuğçe vardı. Ama ne ben o Tuğçe'ydim ne de Kayra kibar bir insandı. O şu an benim için geçmem gereken rakiplerden sadece biriydi.
"Öyle... Demek seni geçersem Berkay'ı da geçerim."
"Teorik olarak evet. Sonuçta deneyebilirsin." Dedim büyük bir özgüvenle.
"Tuğçe!" Diye bağırarak sınıfa girdi Yankı. Sonradan sınıfta yalnız olmadığımı fark etti. "Günaydın..." Dedi. Diğerlerinin bir şey demesine fırsat bırakmadan kolumdan çekti. "Sana söylemem gereken bir şey var." Dediğinde ona ayak uydurdum. Beni tuvalete çekti. Boş olduğundan emin olmak için her yere baktı. Yalnız olduğumuzdan emin olana kadar konuşmadı.
"Burası boş." Dedi rahatlayarak.
"Evet öyle. Bana ne diyecektin?"
"Kitap tekrar değişti. Normalde ilk paragraflarda yazar okulu betimliyordu. Şimdi ise daha ilk ders bile başlamadan Kayra ile atışacağın yazıyor." Şaşkınlıkla ona baktım. "Bu çoktan yaşandı değil mi?" Dediğinde sadece başımla onayladım.
"Kitabın kalanı değişti mi?" Diye sordum.
"Maalesef değişmedi." Derken çantasından kitabı çıkardı. Kitap Yankı'daydı. Her on beş günde bir değişmeye karar vermiştik. O zamana kadar kitabın gelecek bölümü değişecek olursa kitabı elinde tutan kişi gruba haber verecekti. Şu an kitap Yankı'da olduğu için o nerelerin değiştiğini bize söylüyordu. "Bak. Kalan kısımlar hala aynı." Dedi kitabı göstererek.
"Neden sabah haber vermedin?"
"Sabah kalktığımda her şey aynıydı. Ama arabamız okulun önünde durmadan iki dakika önce değişim oldu."
"Anladım. O zaman kitabın değişme nedeni çoktan Kayra ile atışmış olmamdı. Bunun olmasını beklemiyordum. Neyse yapacak bir şey yok. Onun yerine sınıfa gidelim. Benim üstüme meyve suyu döktüğün sahne öğle arasından önceydi değil mi? Bu kısmı engellemeliyiz. O yüzden Kubilay hoca eğer beni görecek olursa bir şekilde onu benden uzaklaştır. Kitaplar olmazsa belki o sahneyi engelleyebiliriz."
"Nasıl engelleyebilirim?"
"Onu görürsen bir test sorusu sor. Bu sırada ben kaçarım."
"Kubilay hoca ne hocasıydı?" dediğinde ona şaşırmış bir ifadeyle baktım.
"Bizim matematik hocamız."
"Matematikçinin adı Kubilay mı? Bunu bilmiyordum." dedi Yankı.
"Senin yanında soru da yoktur şimdi. Ben sana daha önce kitaptan kesip zarfa koyduğum soruları veririm sana. Böylece hocayı gördüğün an zarfı çıkarıp soru sorarsın."
"Tamam öyle yaparız." dedi Yankı. Birlikte sınıfa gittik sonra. Kayra, Yankı'yı görünce hemen yanına gidip bir kamp hakkında sorular sormaya başladı. Buna şaşırdım. Bunu bir hocaya sorsa daha iyi olmaz mıydı? Yankı kamp hakkındaki bilgileri nereden bilecekti? Onları umursamayıp yerime geçtim. Saatime baktım. Dersin başlamasına daha on dakika vardı. Bu sırada diğer öğrenciler sınıfa girmeye başlamıştı. Bu yüzden etraf çok sesliydi. Biriyle konuşsam güzel olurdu. Gözlerimle Berkay'ı aradım. Öğretmen masasının yanındaki kalorifere dayanmış dün okuduğu kitaba devam ediyordu. Yüzüm asıldı. Konuşacak kimsem yoktu. Daha sonra arka sıramdakilerle konuşmayı düşündüm. Kayra kitapta oldukça nezaket sahibi biri olarak anlatılıyordu. Ama onun kaba bir öküz olduğunu görmüş oldum. Belki diğerleri de tasvir edilenden farklıdır.
Arkamı döndüm. Deri ceketli yoktu. Geçen gün merdivenden düşmek üzereyken kolundan yakalayıp kurtardığım çocuk vardı sadece. O da kitap okuyordu.
"Açlık Oyunlarını mı okuyorsun?!" dedim heyecanla. İstemeden biraz bağırmıştım. Karşımdaki kişi bağırmamla irkildi. Sonrada bu çocuksu heyecanıma güldü.
"Evet. Daha yeni başladım. Sen de mi okudun?"
"Hayır. Ben filmlerini izlemiştim ve baya bağenmiştim. Onun yeni..." cümlemi bitiremeden birden biri omzuma dokundu. Sonra da kulağıma eğilip: "Roman tekrar değişti." dedi. Bu sözler tüylerimi diken diken etti. Onlarla her iletişime geçtiğimde böyle mi olacaktı?
"Tabii ki çözemediğin sorulara bakarım Yankı. Bu kadar utangaç olmana gerek yok. " dedim aklıma gelen ilk şeyi söyleyerek. Mete'yi şüphelendirmek istemedim. "Bu arada ben Tuğçe." dedim Mete'ye.
"Ben Mete. Tanıştığımıza memnun oldum."
"Ben de..." Çok memnun olmuştum(!)
Önüme döndüm. Bu böyle olmayacaktı. Onlarla her iletişim kurduğumda roman yeni bir sahne yazıyordu.
"Tekrar değişti." diye fısıldadı kulağıma Yankı. "Normalde onunla kitap hakkında sohbet ettiğin kısım araya kötü kızın girmesiyle bozuldu." dedi sinirle.
"Cidden mi? Bunu görmem lazım." dedim kitabı elime alarak. Gerçekten de Yankı'nın beni kıskanıp sohbetimizi bozduğu yazıyordu. Bu çok saçmaydı. İstemsizce güldüm.
"Gülme!" sesi hala öfkeli geliyordu.
"Yüzün böyleyken gerçek bir kötü gibi görünüyorsun." değimde bana benden iğreniyormuş gibi baktı. Bu benim daha da sesli gülmeme sebep oldu.
"Üzülme Yankı. Bu kadar kolay soruları çözememek senin suçun değil. Çözemeye çözemeye öğreneceksin. Hem bak okul birinciniz Berkay bile basit soruları çözerken zorlanıyor. Bu yüzden kendini kötü hissetme."
"Masum ve saf ana karaktermiş. Pabucumun masumu. Yılansın sen yılan." diye neredeyse sessizce söylendi Yankı. Ama ben yanında oturduğum için onu rahatlıkla duymuştum.
"O sorular zordu. Zor. Daha kaç kere söyleyeceğim." diyerek yanımıza geldi Berkay.
"Bence kolaydı." diye devam ettirdim. Babam haklıydı galiba. Bazen gerçekten küçük bir çocuk gibi davranıyordum.
"Bugün birlikte öğle yemeği yiyelim mi?" dedi Berkay.
"Sen Kayra ile yemiyor muydun?" diye atıldı Yankı.
"Kayra normal bir insan değil. Öğle arasında bir şeyler atıştırıp kütüphaneye soru çözmeye gidiyor." sesi normal çıkıyordu ama ben bu hissi biliyordum. Etrafında insanlar vardı ama seninle yemek yemekle veya iyi vakit geçirmekle ilgilenmiyorlardı. Önceki okulumda dört kişilik bir arkadaş grubum vardı. Bize okulda "Muhteşem Dörtlü." diyorlardı. Hep birbirimizle rekabet ediyorduk ama genelde birlikte çalışıyorduk. Onlarla aramın iyi olduğunu düşünüyordum. Gerçekten arkadaş olduğumuza inanıyordum. Bunun böyle olmadığını geçen sene bir hikaye yarışmasında dereceye girdiğimde anlamıştım. Törenle ödül verilecekti. Hocamız benim sınıfımdan on kişi götüreceğini söylemişti ancak sözde yakın arkadaşlarımdan hiçbiri gelmeye tenezzül dahi etmemişti. Çünkü tören saati ile ders saati çakışıyordu. Sonuçta ben onların derslerinden daha önemli değildim...
"Biz kardeşlerimizle yiyoruz. Senin için sorun olmazsa bugün birlikte yiyelim." dedim Yankı'nın müdahale etmesine izin vermeden. Arkadaş edinmede kötüydüm ama yeni okulumun ilk günü Yankı gibi güvenilir birini bulmuştum. Ben de birileri için güvenilir biri olabilirdim.
"Niye sorun olsun? Hep beraber yeriz yemeğimizi." dediğinde hoca sınıfa girmişti. Bu yüzden Berkay önüne döndü. O önüne döner dönmez Yankı bacağımı cimcikledi.
"Ne yapıyorsun! Acıdı!" dedim onun eline vururken.
"Neden onu çağırıyorsun? Öğle vakti kitabı konuşacaktık."
"Hayatımız o kitaptan ibaret değil Yankı." dedim suratımı buruşturarak. Bu kızda nasıl hayvani güç vardı böyle? Acı geçmek bilmiyordu. "Bugün arkadaşlarımla huzurlu bir yemek yemek istedim sadece." Yankı bu sözlerimin üzerine bana şaşkınlıkla baktı.
"Biz arkadaş mıyız?"
"Tabii ki arkadaşız. Birlikte nelere katlanıyoruz. İki günde çok çabuk kaynaştık. Bunda kitabın da payı var. Bunu biliyorum. Ama kitap olmasaydı bile seninle arkadaş olmak isterdim." dedim gülümseyerek. Yankı nedense oldukça şaşkın görünüyordu. Hoca yoklama almaya başlayınca önüme döndüm. Ancak Yankı'nın söylediği şeyle derse konsantre olamadım: "Buna inanmayacaksın ama kitap yine değişti..."


