İçeriğe geç

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 4 · 5 dk okuma

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 4

☁️ 4 ☁️

"Bu ne böyle?" dedim şaşkınlıkla. Bu kitapla benim durumumun ne gibi bir ilgisi vardı?

"Ayraç koyduğum yere kadar sorgulamadan oku lütfen. Ondan sonra açıklamamı yapacağım." Yankı'ya güvenip kitabın ilk sayfasını açtım. Boğazımı temizleyip okumaya başladım.

"Şubat ayının başıydı. Genç kız annesinin değerli fotoğraflarını çıplak kollarıyla sarmıştı. Aceleyle çıktığı için üstüne bir şey giymeyi unutmuştu. Üstelik botlarını bulamadığı için terlikleriyle dışarı çıkmıştı. Yeni taşındıkları evde neyin nerede olduğu belli değildi. Genç kız esen soğuk rüzgarla hafifçe titredi. Bu yüzden dikkati dağıldı. Ayağı kaydı. Az kalsın düşecekti ama dengesini son anda sağlamayı başarmıştı. Ancak yanından geçen Aras onun kadar şanslı değildi.

Aras siteden çıkmak için çıkış kapısına doğru yürüyordu. O sırada yanındaki genç kızın düşeceğini zannedip onu tutmak için bir hamle yaptı ama kız dengesini sağlayıp düşmeyince kendisi düşmüş oldu.

'İyi misin?' dedi Tuğçe hemen. Ona yardım etmek için elini uzatmıştı. Aras, kızın tebessüm eden yüzüne sinirle baktı. Onun yüzünden düşmüştü zaten. O ise gülüyor muydu? Genç erkek, kızın güzel yüzüne baktı. Mavi bir yıldız gibi parlayan gözleri ona yalan söylüyor olamazdı. Kız ona tamamen iyi niyetle yaklaşıyordu. Geceden daha siyah saçları esen rüzgarla savruluyordu. Kahkülleri tamamen bağımsızlığını ilan etmişti. Yüzü ve hatta kolları soğuktan kızarmıştı. Acı çekiyor gibi görünüyordu. Soğuktan titriyordu ama böyle masumca gülümseyebiliyordu. Onun samimiyetine inanan Aras, elini kıza uzattı. Elleri kenetlendiği anda Aras kalkmaya çalıştı. Ancak buzun yüzünden ayağı kaydı. Bu nedenle kız üzerine düştü. Aras onun yüzünü yakından görünce yutkundu. Bir insan nasıl bu kadar güzel olabilirdi? O an kız içinde bulunduğu durumu kavradı. Hemen Aras'ın üstünden kalktı.

'Özür dilerim. Kalkmana yardım edebilirim sandım.' diye söyledi kız. Ardından farkında olmadan güldü. Aras da ayaklandı.

'İyi misin? Berbat görünüyorsun?' dedi Tuğçe. Aras ona hayretle baktı. Kızın düşmesi erkeğin suçuydu. Ama o çok saf olduğu için bunu fark etmemişti. Hala Aras'a iyi olup olmadığını soruyordu.

'Ben iyiyim ama sanırım sen değilsin. Üşümüyor musun?' dedi Aras, Tuğçe'nin kıyafetlerini gösterirken.

'Beni boşver. Evim beş dakikalık mesafede. Neyse. Bay!' dedi kız. O ana kadar Aras kızın elindeki kutudan etrafa dağılan fotoğrafları görmemişti. Kız toplamaya başlayınca ona yardım etti. Aras eline aldığı birkaç fotoğrafa baktı. Birinde yedi-sekiz yaşlarındaki yedi kız çocuğu ellerindeki bebeklerle poz vermişti. Üstlerinde pijamaları vardı. O gün Tuğçe'nin doğum günüydü. Annesi tüm kızlara kıskanmamaları için bebekleri hediye etmişti. Gelen misafirlerin bazıları Tuğçe'nin arkadaşıyken bazıları akrabalarıydı. Annesi onlara hemen yatmalarını söylemişti ancak kızlar uyumak yerine bütün gece çizgi film izlemişlerdi. Tuğçe ilk defa sabahlamıştı. Bir başka fotoğrafta Tuğçe on beş yaşındaydı. Kameraya gülümseyerek poz vermişti. Rüzgar yine kızın saçlarını dağıtıyordu. Arkasında muhteşem bir gün batımı manzarası vardı. Ama doğa bile kızın ışıltısının yanında sönük kalıyordu. Aras çaktırmadan kızın bu fotoğrafını pantolonunun cebine attı. Bunu neden yaptığını kendisi de bilmiyordu. Karşılığında kıza deri ceketini verdi. Arkasına bakmadan gitti. Eğer bir kez daha dönüp baksaydı onunla tanışmak ve adını sormak istedi. Bunu yapamazdı. Onun gibi birinin hayatını kendi pisliklerine bulaştıramazdı. Aras, Tuğçe'yle bir daha görüşeceklerini bilmeden arkasında şaşkın bir kız bırakıp gitti.

Ertesi gün yeni okuluna başlamıştı Tuğçe. Her şey iyi gidiyordu. Birkaç tane arkadaş bile edinmişti. Ancak sıra arkadaşından memnun kalmamıştı. Kızın adı Yankı'ydı. Okulun kötü kızıydı. Durup dururken Tuğçe'ye 'Aptal.' bile demişti. Kız gerçekten korkutucuydu. Turuncuya çalan kızıl rengi saçları gün batımını andırıyordu. Gözleri maviydi. Ama Tuğçe'nin gözleri gibi parlamıyordu. Donuk bir maviydi. Sanki elinden gelse baktığı her yeri donduracaktı. Onunla muhattap olmak istemiyordu. Bu yüzden öğle arası geldiğinde Tuğçe onu arkasında bırakarak sınıftan çıktı.

Merdivenlerden inerken Yankı'nın hala peşinden gelip gelmediğini anlamak için kafasını hafifçe arkaya çevirdi. Ama o sırada önündeki kişiye çarptı. Bu kişi sınıf arkadaşı Mete'ydi. Mete çarpmanın etkisiyle düşmek üzereyken Tuğçe onun bileğinden yakaladı..." Okumayı kesip sonraki sayfalara göz attım. Bugüne kadar olan şeyleri çarpık bir şekilde anlatıyordu. Sinirlenip kitabı önüme doğru fırlattım. Yankı kitabı havada yakaladı.

"Bu da ne? Neden benim yaşadıklarım burada yazıyor? Ayrıca ben neden olmadığım biri gibi görünüyorum?!" Dedim sinirle bağırırken.

"Bunları ben yazmadım. Meryem Yıldırım yazmış. Onun kim olduğunu bilmiyorum ama yazarın o olduğu hikayeler içinde bir sır barındırıyor. Onun kitapları Bulutlu'nun laneti. Onun ismini taşıyan binlerce kitap var. Hepsinde gerçek insanlar hikayelerin karakterleri. Nasıl oluyor bilmiyorum ama durumu görüyorsun. Bu kitabı dün onun başka kitabı var mı diye ararken bulduk. Görünüşe göre sen bu kitabın ana karakterisin."

"Bundan nasıl kurtulacağım peki?" Diye sordum endişeyle. Her şey çok saçmaydı.

"Sanırım sana aşık olacak kişilerden birine aşık olman gerekiyor. Hepsi de sınıf arkadaşımız. Merak etme Yekta hepsini araştıracak. Böylece sana yardım edeceğiz." Dedi bana samimi bir gülümseme gönderirken.

"Bana neden yardım ediyorsun?" Daha bu sabah beni tersliyordu.

"Aslında herkese yardım etmek istiyorum. Ama kötü biri olarak bilindiğim için kimse bana güvenmiyor. Bir kitabın etkisinde olduklarını bile fark etmiyorlar." Dedi Yankı üzgünce. Bu kız herkesin ona güvenmemesini sağlayacak ne yapmış olabilirdi?

"O zaman şüpheye düşüp en azından romanları okumaları gerekmez mi?"

"Herkes senin gibi değil Tuğçe. Sen farklısın. Senin de onlar gibi iyi niyetimi görmezden gelecek kuklalardan olacağını düşünmüştüm. O yüzden sana kaba davrandım. Bunun için özür dilerim. Tekrar başlasak olur mu?"

"Pekala." Dedim gülümserken. "Seni affediyorum. Sana inanıyorum çünkü o fotoğrafı ve olacakları bilmen imkansızdı."

"Teşekkür ederim. Bir de sana söylemem gereken önemli bir şey daha var. Sen ayrıca romanın gidişatını da değiştirebiliyorsun." Dedikten sonra eline telefonunu alıp bana uygulamadan fotoğraflar attı. "Normalde yaralanan veya düşen kişi sen olacaktın. Ama sen ana karakter olduğunu bile bilmeden ilk sayfadan itibaren her şeyi değiştirdin." Onu dinlerken bir yandan fotoğraflara baktım. Bunlar aynı kitabın sayfalarıydı. Ancak gidişat söylediği gibi farklıydı. Fotoğrafını attığı sayfalarda ben hep zor bir durumda kalıyordum. Anında beni kurtarmaya bir erkek geliyordu.

"Bunu nasıl yaptığımı bilmiyorum ama sanırım hikayeyi kendi istediğim gibi değiştirmeye devam edeceğim." Dedim Yankı'ya gülümserken. Dediklerinin doğru olduğunu varsayıyordum. Bana söyledikleri inanması güçtü. Sanki büyük bir şakaya kurban gidiyor gibi hissediyordum. Ancak Kayra'nın sırf yeni gelen bir öğrenciye şaka yapmak için burnunu kanatacak kadar ileri gideceğini sanmıyordum.

"Sana anlatmak istediğim hala çok şey var. O yüzden önce benim için önemli olan bir konuyu açıklayarak başlamak istiyorum. Biliyorsun her hikayede kızla erkeğin arasına giren kötü birileri olur." Dedi gergince. Sağ eliyle sol kolunu sıvazladı. Onun gergin olduğunu anlayan Yekta ona destek olmak istercesine elini sırtına koydu.

"Söyle gitsin abla. O sana inanıyor." Dedi ardından. Buna şaşırmıştım. İkisi çok fazla benzemiyordu. Yekta kumraldı. Yankı'nın aksine uzun boyluydu. Ancak ikisinin ortak bir fiziksel özelliği olduğunu fark ettim. İkisinin de gözleri maviydi. Ve ikisi de oldukça gergin görünüyordu.

"Tahminimce senin hikayende birden fazla kötü karakter olacak. Ayrıca Meryem'in kitaplarında gelecekte olması yüksek ihtimalli fazladan bir bölüm yer alıyor. Gelecekte gerçekleşecek olaylar diyebilirsin ama senin gibi birinin değiştirmesi mümkün..." Derin bir nefes aldı. Hala çok gergin gibi görünüyordu. Halbuki onunla ilk tanıştığımızda özgüvenle dolup taşıyordu. "Sonraki bölümde karşına çıkacak kötü karakter benim..."

Bölüm sonu

5 yorum