Az önce okuduklarımı kavrayamadım. Kafamı kaldırdığımda Yankı ile göz göze geldik.
"Nasıl yani?" dedi Yankı. Yekta ise hemen oturduğu yerden kalkıp yanıma geldi.
"Bakabilir miyim?" dediğinde kitabı ona uzattım.
"Abla!" dedi büyük bir coşkuyla. "Rolün değişmiş!"
Yankı koşarak kardeşinin yanına gitti. Çok heyecanlanmış gibi görünüyordu. Sağ eliyle kardeşinin kolunu kavrayıp kitaba baktı. Titrediğini görebiliyordum. Gözleri ise dolu doluydu. Yekta ona az önce okuduğum satırları gösterdi. Yankı şaşkınlıktan elleriyle ağzını kapattı. Gözlerinde art arda göz yaşları düştü yanaklarından çenesine doğru. Bunu gören Yekta ablasına sarıldı. Bir iki dakika öyle kaldılar. Merve ile ne olduğuna tam olarak anlam veremediğimiz için oturduğumuz yerden onları izlemek dışında bir şey yapmadık. Aksoy kardeşlerin sarılması bittiğinde Yankı bana doğru yaklaştı. Ayağa kalktım. Bir anda kollarını bana sardı.
"Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim." dedi ağlamaya devam ederken. Sarılmasına karşılık verdim. Anlam veremiyordum. Bu kadar sevindiğine göre zamanında benim bilmediğim bir şeyler yaşamıştı.
Sonunda sakinleştiğinde tekrar yerlerimize oturduk. Konuşmamıza devam etmemiz gerekiyordu.
"Tam olarak ne olduğunu anlamadım. Bize açıklarsanız daha iyi olur." dedim kafam karıştığı için.
"Kitaplarda da yazılı olarak verilmese bile roller oluyor. Ablama ise sürekli kötü kız, soğuk ve alayla konuşan öğrenci veya kötü bir kadere sahip bir genç gibi roller geliyordu. İstesin istemesin lanetten kaçamadığı için sürekli olarak zor zamanlar geçiriyordu. Ama ilk defa bir kitapta ablam farklı bir konuma geldi. Üstelik bu çoktan başlamış bir kitapta oldu. Kötü karakterden ana karakteri destekleyen bir role çevrildi. Bunların hepsi senin sayende oldu Tuğçe abla!" dedi sevinçle.
"Anlıyorum. Ama bu aynı zamanda Yankı'nın önümüzdeki bir süre için benim yerime hedef alınacağı anlamına geliyor." dedim endişeyle. Benim yaşamam gerekenleri erkek karakterler yaşarken bile suçlu hissetmiştim. Bunu kendi arkadaşımın başına gelirse vicdan azabından kurtulabileceğimi sanmıyorum.
"Korkmalı mıyım?" dedi Yankı gülümseyerek. "İstediği zaman kurguyu değiştirebilen Tuğçe'ye, doğru analizler yapan Merve'ye ve bulduğu tüm lanetli kitapları okuyan Yekta'ya sahibim." dedi büyük bir özgüvenle. Bunca zaman o beni korumaya çalışmıştı. Şimdi ise onu koruma sırası bana gelmişti.
"Haklısın." dedim gülümserken.
"Ama unuttuğunuz bir gerçek var. Artık kötü karakter bizim tarafımızda değil. Üstelik ana karakter Tuğçe'nin aksine seni kurtarmaya bir erkek gelmeyecek. Şimdiye kadar yaptıklarımız bundan sonra yapacaklarımızın yanında çocuk oyuncağı gibi kalacak." dedi Merve.
"Biliyorum." dedi Yankı. "Ama artık kötü olan ben değilim. Bunun getireceği avantajları bilmiyorsun." dedi rahatlıkla. Demek ki bunca zaman onu geride tutan ona biçilen bu rolmüş. "Artık lanetin benim üzerindeki işlevi farklı olduğu için onların üstesinden tek başıma dahi geleceğimi düşünüyorum. Yine de yardımınızı alırsam çok daha kolay olur."
"Bu arada bir şey soracağım. Neden herkes kamp hakkında konuşmak için sana geliyor? Sınıf başkanı bile değilsin." diye sordum. Daha önce Kayra da ona kampla ilgili bir şeyler sormuştu.
"Çünkü ben okulun sahibinin kızıyım. En güvenilir kaynak benim." dediğinde şaşkınla ona baktım.
"Yankı... İyi ki erkek değilsin." bu sözlerime kahkaha atarak cevap verdi. Kitaba dördüncü olarak bir kızıl saçlı gelirdi herhalde.
"Bu kamp ne kampı tam olarak?" dedi Merve merakla.
"Okul, öğrencileri ara tatil ve yaz tatilinde kendi kamp alanına götürür. Teknoloji kısıtlı olarak kullanılıyor. Bu yüzden öğrenciler daha verimli ders çalışır ve spor yapar. Tüm öğrencilerin katılması zorunlu değil. Sadece yarısı katılır bu etkinliğe."
"Tuğçe bizimkiler bizi kampa gönderir. Seninse başına kesin burada bir şey gelir." dedi Merve gülerek. Ona ters ters baktım.
"Her neyse. Nerede ve ne zaman yeni bir sahneye girecek olursak olalım eğer ben oradaysam bana bırakın. Ne yapıp edip o bölümü değiştireceğim. Bana güvenin!" dedim coşkuyla.
"Peki niye bize ne yapacağını söylemiyorsun?" diye sordu Yekta.
"İlk nedeni diğer kitap karakterleri tarafından engellenebilecek olmanız. İkinci nedense bazen ne yapacağımı ben bile bilmiyorum. Aklımda birden fazla plan oluyor. Bu yüzden hangi planı uygulayacağımızı bilmeyeceğiniz için yapacaklarımı engellemenizi istememem." dediğimde Yankı yeniden gerildi. Lanetten inanılmaz derecede korkuyordu.
"Her zaman son bir kozumuz var. Merak etme." dedi Merve kollarını göğsünde bağlayarak. Yankı ve Yekta merakla kardeşime baktı. "Yekta ve ben kitabın yan karakterleri bile değiliz. Figüranlarıyız. Bu nedenle lanetten etkilendiğimizi düşünmüyorum. Eğer Tuğçe orada değilse veya herhangi bir şey yapamazsa biz devreye girebiliriz."
"Evet ama biz gidişatı değiştiremiyoruz ki. Daha önce defalarca bir şeylerin değişmesi için uğraştım fakat hiçbir şey olmadı." dedi Yekta.
"Hayır!" dedim ayağa kalkarak. "Daha önce Yankı ve Mete'nin kavga etmesi gereken yerde ben Mete'yi kovmuştum. Bu yüzden Yankı'nın tek gelmesi gerekiyordu. Ama siz üçünüz birlikte geldiniz!"
"Ama o gün sen üçümüzü de çağırmıştın." dedi Yankı.
"Ben Mete'nin Merve ve Yekta'yı tanımadığını varsayarak sadece seni çağırdım Yankı." dediğimde Yankı ve Yekta birbirine baktı.
"Bu çok tuhaf. Sizinle tanıştığımızdan beri bazı kuralların asla değişmediğini zannediyordum. Ancak görüyorum ki biz durumları yanlış yorumlamışız." dedi Yekta.
"O zaman kitabı değiştirenlerin sahip olduğu özel bir şey var. Eskiden Yekta'nın sahip olmadığı ancak şu an var olan bir şey." dedi Yankı düşüncelerini bizimle paylaşarak.
"İrade ve istek olabilir mi?" Dedim kurguyu değiştirirken ki halimi göz önünde bulundurarak.
"Belki bir etkileri vardır ama onlar değil. Ya da sadece tek başına onlar değil." dedi Yankı. Gözleri azimle parlıyordu. Onu son günlerde hep gergin gördüğüm için bu hali beni gülümsetti. Cesaretini geri kazanıyordu.
"En azından artık laneti değiştirebilme yeteneğinin sadece özel kişilere verilmediğini öğrenmiş olduk. " dedi Yekta eşyalarını toplamaya başlarken. "Eve gidelim mi artık? Yarına yetişmesi gereken ödevlerim var." Böylece o günü orada bitirdik.
Ertesi gün okula gittiğimde Yankı çoktan sınıftaydı. Resim dersinin ödevini yapıyordu.
"Bu kadar kolay bir ödevi şu an yaptığına inanamıyorum." dedim gülerek.
"Sana da günaydın Tuğçe!" dedi gülerek. "Kolay olduğu için okulda yaparım diye düşündüm zaten."
"Sana yardım edeyim." diyerek elimi uzattım.
"Gerek yok. Ben-" sözünü bitiremeden elindeki fırçayla elimi istemeden boyadı. Ben ise iki saniye kadar donup kalmıştım. Sakar olduğum için sürekli bir şeyleri kırıp döküyordum. İstemeden bile olsa birilerine veya bir şeylere zarar vermekten nefret ediyordum. Bu yüzden etrafımdaki her şeye dikkat etmek zorunda kalıyordum. Ama buna rağmen az kalsın Yankı'nın boya yaparken kullandığı suyu döküyordum.
"Özür dilerim." dedi Yankı mahcup olduğunu gördüğüm bir yüzle.
"Önemli değil! Peçeten var mı?"
"Yok..."
Çantamı sırama bıraktım. "Ben iki dakika lavaboya gidip geliyorum. Ben gelene kadar bitir." diyerek sınıftan çıktım. Koridorda yürürken kol saatime baktım. Gerçekten dersin başlamasına iki dakika vardı. Hızlı olmalıydım. Koşarak elimi yıkadım. Ardından çabucak kurulayıp sınıfa doğru koşmaya başladım. Ancak karşıdan bana doğru gelen Mete'yi son anda fark ettim. Ben durabildim ama o duramadı. Benim yüzümden düşecekti! Onu tutup kaldıramazdım. Bu yüzden o yeri boylamadan saniyeler önce dizlerimin üstünde çöktüm. Bu sayede kafası dizlerimin üstüne düştü. Eminim canı acımıştır. Benimki de acıdı. Ama bu sayede başını sertçe yere vurmamıştı. Bir - iki morlukla kurtulacaktı.
"İyi misin?" diye sordum.
"Az önce ne oldu öyle?" dedi. Zihni bulanmış gibiydi. Bu hali çok tatlı geldi. Güldüm.
"Düşmek üzereydin. Bende bu yüzden kafana bir şey olmasın diye tuttum."
"Ama biraz önce düşmek üzere olan sendin. Biz bu hale nasıl geldik?" dedi gülerek. Etraftaki öğrencilerde bize şaşkınlıkla bakıyordu. Zili çalmasıyla bizi izlemeyi bırakıp sınıflarına doğru yürümeye başladılar.
"Hadi kalk Mete. Sınıfa gidelim." dediğimde ayağa kalktı. Ben de öyle. Kitabı değiştirmek istediğim için ona bir şey demeden sınıfa yürüdüm. Herhalde bu hareketimle kitaptaki sonraki sahneyi değiştirmişimdir. Bunun mutluluğu ile sırama yürüdüm. Yankı çoktan ödevini bitirmişti.
"Yankı! BKKİÇ'i verir misin?" dedim heyecanla. Kimse kitabın adını duymasın ve gidip okumasın diye romanın adının kısaltmasını kullanıyorduk.
"Bir şey mi oldu? İki dakika yalnız bırakmaya gelmiyorsun Tuğçe!" dedikten sonra sınıfa Mete girdi. "Anladım." diyerek çantasını aldı. İçinden kitabı çıkarıp verdi.
Heyecanla gelecek bölümü açtım. Ancak gördüklerimle hayal kırıklığına uğradım.

