İçeriğe geç

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 15 · 6 dk okuma

Bulutlu Karmaşası

Bölüm 15

☁️ 15 ☁️

"Ne oldu?" diye sordu Yankı kaygılanarak. "Değiştirdiğin şey o kadar mı kötü bir sonuca yol açtı?"

"Kötü bir sonuca yol açmamışım. Çünkü hiçbir şeyi değiştirememişim." dedikten sonra olayı kısaca özetledim.

"Bir şey değiştirememiş olman normal." dedi Yankı hoca gelmeden hemen önce. "Her yaptığın şey kitapta bir şeyleri değiştirecek diye bir şey yok. Romanda bölümler ilerledikçe lanet daha da güçlenir. Bundan sonra kitaptan bir sahne olmasa bile böyle olaylar yaşayabilirsin." dedi ve hoca yoklama aldığı için sustu.

Ben ise yerime yavaşça oturdum. Bunun anlamı artık onları gördüğüm her an başıma bir şey gelebilirdi. Bugüne kadar kitabın sahnelerinin içinde olmadığım sürece iyi olacağımı zannediyordum. Kötü karakterler ise ilk olarak Yankı'ya çelme takıp benim üstüme ayran dökmeye çalıştıklarında görünmüştü. Sonraki bölümden başlayarak daha fazla olaylara dahil olacaklardı. Yakında zorbalığa da uğrayabilirdim. Bu düşünceme güldüm. Kitaptaki bir çok şey gibi oldukça klişeydi. Tabii ben kurguyu değiştirmediğim sürece...

Ders bittiğinde yanımıza sınıfımızdaki bir kız geldi. Sınıf arkadaşlarımın çoğuyla tanışmıştım ama onu tanıştığımızı sanmıyordum. Uzun sarı saçlarıyla oynarken şirin bir ses tonu kullanarak konuşuyordu.

"Yankı!" dedi. Onun adını söylerken sondaki "ı" harfini uzatmıştı. "Aynı sınıftayız ama görüşemiyoruz."

"Seninle görüşmek istiyor gibi mi duruyorum?" diye güldü Yankı alayla.

"Öyle deme kuzen. Beni sevdiğini biliyorum."

"Senin hakkında en sevdiğim şey defolup gittiğin anlar." Yankı'nın bu hali onunla tanıştığımız ilk günü hatırlatıyordu bana. Karşısındakini küçümseyen, umursamayan ve soğuk konuşmasıyla insanları korkutan Yankı'yı...

"Bu kadar kaba davranacaksan giderim zaten!" dedi ağlamaklı bir ifadeyle. Arkasını dönüp bir adım atmıştı.

"Bu arada dip boyan gelmiş!" diye bağırdığında kız arkasını döndü. Şu an tamamen farklı bir insana dönüşmüş gibi görünüyordu. Sinirden hafifçe titremeye başlamıştı. Elinden gelseydi Yankı'yı bir kaşık suda boğacak gibi görünüyordu. Ancak ağzını açıp bir şey demedi. Hiddetle arkasını dönüp gitti.

"Bu neydi şimdi?" dedim onların adına utanarak. Saçma sapan bir ilişkileri vardı.

"O benim kuzenim Dünya." dedi umursamaz bir şekilde.

"Dünya mı?" dedim neler olduğunu fark ederek. "Acaba diyorum önce sana sonra da bana kötülük yapacak bir kızı sinirlendirmesen daha mı iyi olurdu?"

"Boş ver." dedi elini sallayarak. "O kızsa ne olacak? Kızmasa ne olacak?"

"Bu arada neden dip boyasının geldiğini söylemene bu kadar kızdı?" dedim. Saçını boyamışsan dibinin gelmesi gayet olağandı.

"Masum bir genç kız imajı çizmeye çalışıyor ama aynı zamanda insanların onu dikkat çekici biri olarak hatırlamasını istiyor. Bu yüzden bu karaktere uyan bir görünüşü olsun diye uğraşıyor. Saçlarının doğal rengi kahverengi. O kadar koyu bir rengin göze çarpmayacağına inandığı için onları sarıya boyuyor."

"Gitsin ve ağlasın o zaman." dedim siyah rengi saçlarımı hafifçe savururken. Bu hareketime Yankı güldü.

"Sinirlenmesinin nedeni onun oluşturduğu imajı zedelemem değil sadece. Benden nefret ediyor. Bu renk sana çok yakışmış deseydim de benden nefret ederdi." diye açıklamada bulundu.

"Anlıyorum." dedim yerimden kalkarken. "Ben kantine peçete almaya gidiyorum. İstediğin bir şey var mı?"

"Islak mendil al. Bir de meyve suyu."

"Tamam. Geliyorum iki dakikaya." diyerek sınıftan çıktım. Ders başlamadan hızlıca gidip gelmeyi planlıyordum.

"Tuğçe!" adımı duymamla arkamı döndüm.

"İki dakikada kantine gidip geleceğim. Acil değilse sonra ben geldikten sonra konuşalım." dediğimde sırtımı dönüp gidecekken elini bileğime koyarak gitmeme engel oldu.

"Biraz acil." dediğinde ofladım.

"Elini çek." dediğimde sanki ateşe dokunduğunu sonradan fark etmiş gibi birden bileğimi bıraktı.

"Bu hafta birlikte ders çalışmadık." dedi utanıyor gibi görünerek. Yeşil gözlerini yere çevirdi. Normalde olsa çok tatlı olduğunu düşünürdüm ama bu sefer bir işim varken beni oyaladığı için kızmıştım.

"Yarın çalışırız." dedim hızlıca. Tekrar oradan ayrılmak için adım atmıştım ki yine kolumu tuttu.

"Ama haftada iki saat diye sözleşmiştik." lanetten etkilendiği için kendince bana yakınlaşmaya çalışıyordu. Bunu bildiğim halde ona kızamıyordu. Çok şirin görünüyordu? Bırak sesimi yükseltmeyi herhangi bir sert söz dahi kullanamazdım.

"Hafta daha bitmedi Aras. Bugün etütten önce çalışırız. Sonrasını konuşup hallederiz." dediğimde kafasını olumlu anlamda salladı. Bu sefer kantine gidebilmiştim. Koşarak sıraya girdim. Beklediğimden uzun bir kuyruk vardı. Telefonumu sıranın altında unuttuğum için yapacak bir şey bulamıyordum. Canım sıkılmıştı. Gözlerimi etrafta gezdirdim. Tanıdık bir yüz görünce el salladım. Mete kuyruğa girmeye tereddüt ediyor gibiydi. Gerçi insanlara dokunmaktan nefret ettiğini düşününce neden buraya gelmek istemediğini anlayabiliyordum. Beni fark edince bal rengi gözlerinin içi güldü. Yanıma geldi.

"Neden sıraya girmedin?" diye sordum.

"Geç kaldım. Geldiğimde çoktan çok fazla insan sıraya girmişti." sesi normalden daha kısık çıkıyordu.

"Ne istiyorsun? Bana söyle. Alıp getireyim." dedim gülümseyerek.

"Çok teşekkürler. Bana bir köfte ekmek bir de ayran alır mısın rica etsem?" dedi parayı uzatırken. Kağıt parayı en uç kısmından tutuyordu.

"Tabii ki!" dedim. "Sen bir masaya geçip otur. Ben hemen geliyorum." Kantin kuyruğunda sıra bana geldiğinde hemen almak istediğim her şeyi aldım. Sonrasında sıradan çıkıp etraftaki masalara baktım. Gülümseyip yanına gittim.

"Teşekkürler!" diyerek elini uzattığında elimdekileri direkt vermek yerine yiyecekleri ona doğru attım.

"Doğrudan uzatıp verseydin ya. Neden atıyorsun?!" diye kızdı. İlk defa onun sinirli halini görüyordum. Genelde yüzünü ifadesiz tutuyordu. Bazen tebessüm ettiğini de gördüğüm oluyordu. Tamamen duygusuz olduğunu bilmemek içimi bir nebze olsun rahatlattı.

"Duydum ki insanlara dokunmaktan nefret ediyormuşsun. Bana parayı verirken bile elime dokunmamak için baya uğraştın. Demek ki dedikodular doğruymuş." dediğimde şaşkınlıkla bana baktı.

"Bunu nereden biliyorsun?"

"Mete... Seni tanıyan herkes bu huyunu biliyor. Mikroplardan mı nefret ediyorsun yoksa insanlardan mı bilmiyorum. Ama durumunu bildiğim için sana yanlışlıkla bile olsa sana değmemeye çalışıyorum. Bu arada buna rağmen beni çarpıştığımız gün revire kadar taşıdığın için teşekkür ederim."

Başını öne doğru eğdi." O gün olanlar benim suçumdu. Benim yüzünden günlerce acı çektin."

"Şimdi iyiyim. Bu yüzden kendini suçlamayı bırak." ben de normalde olmadığım kadar ciddiydim. "Hadi sınıfa gidelim. Orada daha rahat yemeğini yersin." dediğimde başını olumlu anlamda salladı.

Sınıfa gittiğimizden Yankı beni kenara çekti. "Canım arkadaşım. Şu paragrafa bir bakar mısın?" dedi yapmacık bir gülümsemeyle. Neden böyle davrandığını bilmiyordum ancak arkamdaki Mete'nin onun bu davranışıyla bir alakası olduğunu tahmin edebiliyordum.

"Bakayım." dediğimde bana bir paragraf sorusu soracağını zannediyordum ama o bana BKKİÇ'den bir sahne gösteriyordu. Kimse fark etmesin diye sırtımı duvara verdim. Ardından içimden okumaya başladım.

"Duydum ki insanlara dokunmaktan nefret ediyormuşsun. Bana parayı verirken bile elime dokunmamak için baya uğraştın. Demek ki dedikodular doğruymuş." dedi genç kız. Az önceki neşeli sesi yok olmuştu. Şu an oldukça ciddi bir ses tonuyla konuşuyordu.

"Bunu nereden biliyorsun?" dedi Mete. Afallamıştı. Ortaokula kadar kimseyle yakın olamamıştı. Daha sonra insanlara dokunmaktan nefret ettiğini fark ettiğinde kasıtlı olarak onlardan uzak durmaya başlamıştı. İnsanlar iğrençti. Gerçek karakterlerini gizleyen iki yüzlü yaratıklardı. Sadece menfaatleri olduğunda yüzlerinde sahte bir gülümseme belirirdi. O da istedikleri sonucu elde ettikten sonra yok olurdu. Onlar güvenilmez vahşi hayvanlardı.

"Mete... Seni tanıyan herkes bu huyunu biliyor. Mikroplardan mı nefret ediyorsun yoksa insanlardan mı bilmiyorum. Ama durumunu bildiğim için sana yanlışlıkla bile olsa sana değmemeye çalışıyorum. Bu arada buna rağmen beni çarpıştığımız gün revire kadar taşıdığın için teşekkür ederim."

Mete bu sözler üzerine başını öne eğdi. O gün yine insanlara değmemek için koşuyordu. Genelde diğerleri onu böyle görünce yolu açıyorlardı. Ama kendi bencilliği yüzünden birini incitmişti. Tuğçe'ye çarptığını görünce zaten pişman olmuştu. Ama onun ayağa kalkacak gücü dahi bulamadığını görünce kan beynine sıçramıştı. Öfkesi kendisineydi. Tuğçe'nin de diğerleri gibi olduğunu ancak henüz kendisini belli etmediğini düşünüyordu.

Ama bugün emin olmuştu. Tuğçe diğer canavarlardan farklıydı. Ona yaptığı hata için kızmamıştı. Aksine iyi hissetsin diye acı çekmesine rağmen gülümsemeye çalışmıştı. İnsanlara dokunamadığını biliyordu ve ona yardımcı oluyordu. Kuzguni saçları gök mavisi gözlerini çevrelerken o, ciddiyetine rağmen onunla samimi bir konuşma yapmıştı. Bu kız sanki güneşten bir parça çalmış gibi parlıyordu...

Kitabı hüzünle kapattım. Mete acı çekiyordu. Ona sadece biraz saygılı davrandım ve o benim parladığımı düşünmeye başladı. Onun gibi hassas birini nasıl üzebilirdim ki?

Sessizce sırama gidip oturdum. Mete böyleyse diğerleri nasıldı acaba? Sonraki ders boştu. Bu sefer test çözmek yerine Yekta'nın bana kütüphanedeyken gösterdiği kitaplardan birini uygulamadan açtım. Ana karakteri Kayra'nın kız kardeşi Deva'ydı. Bu yüzden Kayra hakkında bir şeyler öğrenebilmek umuduyla uygulamadan kitabı açtım...

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

16. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

2 yorum