Patrick Wayne, ... Patrick Wayne... kafamın içinde yankılanıyordu. Her şeyi tekrar hatırlamaya başladım. Geçen yıl da olduğu gibi.
- Patrick Wayne' mi? Dedi Owen.
Onlarda şaşırmıştı tabi, haklılardı.
Sesini çıkarmayan Tim şaşkınlıkla ve o da hatırlamış olacak ki öfkeyle sakinliğini korumaya çalışarak yanında duran bana baktı;
- İyi misin? Dedi
Aklıma hala o olay geliyordu. Başımda ki yaraya dokundum. İzi hala duruyordu. Benim için bir tramvaydı.
- FLASH BACK-
Bir elimde örtü öbür elimde hasta dosyasıyla yeni alıştığım hastanenin koridorlarında koşuyordum.
Yine hasta kaçmıştı. Cebimdeki sakinleştiricilerin düşmemesi için yeleğime dosyayla bastırıyordum. Hala bulamamış olmam kötüydü. Canına kıyması an meselesiydi. Yeni nakledilmişti buraya ama durumu ağırdı. Doktorların dediğine göre başka hastaneye nakledileceğini duyduğunda öfke nöbetlerinden birini geçirmiş ve doktorla hemşireyi odaya kilitleyip kaçmıştı. Onların bir şey yapamamış olması ile beraber beni buralara kadar tek başıma göndermesi komikti. Herkesi ayırmışlar farklı yönlere dağıtmışlardı. Ağzımdan nefes alıp veriyordum artık. Merdivenlerin sonuna kadar geldim.
Bodruma, malzeme deposuna her yere baktım. Personel odasına bakmamıştım. Kapısı açıktı. Genel olarak kapıdan 5 adım uzaktan baktığımda kimse yoktu. Yavaş adımlarla kapıya doğru yaklaşmaya başladım. Her seferinde tereddüt ediyordum ve bundan bıkmıştım. "En fazla ne yapabilir?" demiştim kendi kendime. Sakinleştiricilerim var. Bana hiçbir şey yapamaz diye odaya girdim. Ben dümdüz karşıya bakıp rafların oraya saklanmış mı diye bakarken kafama aldığım sert darbeyle yere yığıldım.
Bilincim hala yerindeydi. Felicia teyzeye doğum gününde aldığım vazoyla kafama vurmuştu. Uyanık olduğumda bana bir şey yapmasından korktum. Yavaş yavaş gelen baş ağrısıyla beraber gözlerimi kapadım. Gözlerimin arasından baktığımda en son bana yaklaşıp "iyi uykular." demişti. Ne vardı onun ellerinde? Kan mı? Bilekleri kesilmiş, belli ki Dr. Lorne' un bileğine bağladığı (ipleri) çözmüş. Beyaz kıyafetlerinin her yeri kandı. Ellerini dizlerine koyarak eğilip söylemişti bunu. Ayaklarımdan tutup sürüklemeye başlamıştı. Açıkta kalan bileklerime elleri temas ediyordu. İğreniyordum ama sesimi çıkartmamaya çalışıyordum. Kafama aldığım darbeyle uyuşmuş, tek dileğim bu haldeyken bayılmamaktı. Beni sürüklerken kollarım yere düşürdüğüm dosyasına ve önlüğüne çarpmıştı. Beni personel odasının içinde ki odaya sürüklerken durdu, kahkaha atmaya başladı. Bağırarak. Ben daha ne olduğunu anlamadan personeller yaka paça tutup sürükleyerek yukarı çıkartmaya başladılar. Onu yakalarlarken Owen abinin uzaktan sesini duydum.
- Ne bekliyorsunuz? Uzaklaştırsanıza!
Bağırmasıyla güvende olduğumu hissedip gözümü açtım. Koşarak yanıma Tim ve Peter geldi. Tim sakince sinirini ve heyecanını bastırıp ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Peter ise yanıma eğilmiş bir eliyle elimi tutup bir yandan diğer eliyle yüzümdeki saçları geriye doğru atıyordu. Ağlıyor muydu o?
- K-Kafan kanıyor...
Ağlarken söylüyordu bunu, sonlara doğru sesi incelmiş ve tekrardan ağlaması başlamıştı. Eline bulaşmış olan kanı pantolonuna sildi ve bu sefer elini yüzüme koydu.
- Acıyor mu?
Konuşmak istiyordum ama olmuyordu. Evet anlamına gelen mırıltılar çıkardım. Gözleri tekrar doldu.
- Bak şimdi Owen abiyle Tim sedyeyi yukardan almaya gittiler. Polisler burada, Dr. Lorne burada, ... ben buradayım. İyi olacaksın, her şey düzelecek. Ben yanındayım. Seni sakinleştirmeye çalışıyorum ama korkuyorum ve galiba bu yüzden de olmuyor.
Evet sakinleşmem gerekiyordu, evet yaptıkları işe yarıyordu ama en çok onun sakinleşmesi gerekiyordu. Polisleri ve Dr. Lorne 'u göremiyordum. Kapının tam girişindeydim. Onlar ise 10 adım arkamda kalıyorlardı. Beni buraya kadar çok fazla sürüklemişti. Peter elimi alıp yanağına yasladı ve öptü. Şaşırmıştım aslında ama diğer duygular daha ağır basıyordu. Acı, korku, endişe... Gözlerini benden ayırmıyordu. Bana pişmanlık ve hüzünle bakıyordu. Ağzımı açıp zar zor birkaç cümle kurdum.
- Dediklerin iyi geldi merak etme, ama korkuyorum. Ayrıca yaptıklarına şaşırdım. Bana neden pişmanlıkla bakıyorsun?
Konuşmaya başladığımda pür dikkat beni dinliyordu. Dediğim karşısında yüzünde hafif bir tebessüm oluştu, ardından hafif utandı. Hafif diyorum çünkü öncesi gibi pembe değildi. Elimi yüzünden indirdi. İki eliyle de elimi tutmaya başladı.
- Bizi dağıtmadan önce birlikteydik. Bende senle gelmeliydim... Ben de gelmeliydim.
Derin bir nefes aldı, titriyordu.
- Çok korktum senin için. Sen yerde böyle yatarken bir şey yapamamak kötü.
Hem onu ilk defa böyle görüyordum, hem de bu sözleri ondan ilk defa duyuyordum. Şaşkınlığım tekrar baş vermişti. Her cümlesini bitirdiğinde diğerlerine sedyenin nerde olduğunu sorup duruyordu.
Başımda birden Owen abiyle Ryan' ı gördüm. Beni yerde ki sedyeye taşıdılar. Oksien maskesi takıp ardından kaldırdılar. Korkuyordum.
Owen abi başımın üstünde, Ryan sağ ayak ucumda, Peter sol tarafımda elimi tutuyordu. İçimi tuhaf bir duygu kaplamıştı. Herkesi ilk defa böyle görüyordum. Yerdeyken kafam beni sürüklediği odaya doğru dönüktü fakat sedyeye aldıklarında tam tersi olmuştu. Şimdi her şeyi bulanıkta olsa görüyordum. Kapının girişinde tırnaklarını kemirmeye başlayan Tim ve yerdeki kanla bakışan Ray, Rapor tutan polis memuru, yerdeki delilleri rapor için fotoğraflayan adli tıp fotoğrafçısı ve komisere beni ilk o bulduğu için ifadesi alınan Dr. Lorne...
Patlayan flaşlar, sedyenin tekerlek sesi, solumda ağlamaya devam eden Peter' ın sesi...
Her şey daha da bulanıklaşmaya başladı. Sesler uğultulu geliyordu, kafamı bulandırıyordu bu sesler.
Personel odasından çıkıp asansöre doğru ilerlerken Tim kemirdiği tırnaklarını bırakıp, Ray' da gözlerini yerdeki kandan çekip yanıma gelmişlerdi. Tim' de sağda ki elimi tutuyor Ray ise sol ayak ucumda Peter 'ın sırtını sıvazlıyordu.
Artık uyuşmaya başladım. Ani bir rahatlama geldi üzerime, sesler azaldı. Gözlerime ağırlık çökmeye başladı. Kapamamam gerek biliyorum ama olmuyor, 3 ay önce değiştirdiğimiz floresanlar zorluyordu.

Gözlerim seğiriyordu artık. Sesler gidiyordu, gözlerim ben kapamadan kararmıştı. Korkuyla - bana bakmaları için- Tim ile Peter' ın elini sıktım.
- Abi?
Dedi Owen'a.
Owen abi anlamış olacak ki bana seslenmişti. Göz kapaklarım kapanmış ve sesler gitmişti. Tek duyduğum ses Owen abinin sesiydi;
- Güzelim? Kapama gözlerini abicim...