İçeriğe geç

Bulabilecek miyim?

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Bulabilecek miyim?

Bölüm 4

Artık Ben de Hazırım

Alarmımın rahatsız edici sesiyle yeni bir güne gözlerimi açtım. Alarmımı kapattım ve elimi yüzümü yıkamaya gittim. Kendime geldiğimde ilk işim telefonumu elime alıp Asude'ye mesaj atmak oldu. Mesajı Asude'ye atmıştım çünkü telefonu elinden hiç düşmeyen kişi oydu. Mesajıma ilk o cevap verir diye düşündüm. Ona sadece "Günaydın" yazabildim. Cevap verdiğinde ise ilk isteyeceğim şey onlarla konuşmak olacaktı. Çabuk cevap vermesi ümidiyle üzerimi değiştirmeye gittim. Aradan yarım saat geçmişti. Üzerimi değişmiş, kahvaltımı yapmış ayakkabımı giyiyordum. Asude hala mesaj yazmamıştı. Moralim bozuk bir şekilde okula doğru yürümeye başladım. Yaren okulun bahçesinde beni bekliyordu. Beni görünce koşarak yanıma geldi. "Günaydın."

-Günaydın. Kendini nasıl hissediyorsun? Heyecanlı mısın?

-Pek heyecanlı olduğum söylenemez ama iyiyim. Sen nasılsın?

-Ben iyiyim de sen iyi olduğuna emin misin? Yeni bir ülkedeki okulunda ilk günün ve sen pek heyecanlı değilim mi diyorsun.

-Arkadaşıma mesaj yazdım ama cevap vermedi. Benimde hayliyle moralim bozuldu.

-Mesajı ne zaman yazdın?

-Bu sabah.

-O zaman niye endişeleniyorsun ya. Daha sabah yazmışsın mesajı. Belki uyanamadı aceleyle evden çıktı. Okula gelince görür mesajını ya da akşama doğru.

-Öyle mi düşünüyorsun?

-Tabii ki evet sen asma suratını hadi gel biz sınıfa gidelim. Benim yanım boş yanıma gelebilirsin sonra da ben sana okulu gezdireyim ne dersin?

-İyi olur. Hadi hemen çantalarımızı bırakalım.

Çantalarımızı bıraktık. Yaren cam tarafından ikinci sırada oturuyordu. En alt kattan üst katlara doğru okulu gezmeye başladık. Gez gez bitmiyordu. Okul çok büyüktü. Zaten biz daha okulun yarısını gezemeden zil çaldı. İlk dersimiz matematik idi. Sınıfıma girdim. Herkes meraklı gözlerle bana bakıyordu. Onların şu an da tek odakları bendim ancak ben kime bakacağımı bilmiyordum. Sınıfa ilk girdiğimde henüz kimse gelmemişti ama şimdi herkes buradaydı. Gözler hala üzerimdeydi sakin bir şekilde sırama gittim. Yaren'de peşimden geldi. Biz otururken hoca geldi ve tüm gözler hocaya döndü. Üstümden bir yük kalkmış gibi hissediyordum. Fakat hu rahatlamam pek de uzun sürmedi. Hocanın da gözleri direk bana döndü. Gayet güler yüzlü bir kadındı. Hoca sınıfla selamlaştıktan sonra yerine geçti ve oturdu. Bana dönerek:

-Sınıfımızın yeni öğrencisi sensin galiba müdüre hanım senden bahsetmişti. Ayrıca çok da başarılı bir öğrenciymişsin. Matematik notlarında gayet güzel. Kendini bize tanıtabilir misin canım?

-Ben Ada Yıldız. Buraya İstanbul'dan geliyorum. 17 yaşındayım.

-Peki, kızım oturabilirsin. Bende yeni matematik öğretmenin Melike Kılıç. İyi anlaşacağımızı düşünüyorum. Evet, çocuklar arkadaşımızla da tanıştığımıza göre artık derse geçebiliriz.

Demek hocamızın adı Melike idi. Çok güzel bir ismi vardı ayrıca çok da samimiydi. Melike Hoca dersi anlatmaya başladı. Konu olarak bizden gerideydiler. Konuyu her ne kadar bilsem de yine de dinledim. Ders çok hızlı geçmişti. Teneffüs zili çaldığında herkes teneffüse çıktı. Bizde Yaren ile sınıfları gezmeye devam ettik. O gün okulda ki tüm teneffüslerimi okulu gezerek ve arkadaşlarımla tanışarak geçirmiştim. Bu arada dersimize giren hocalarla da tanışmıştım. Herkes cümlesine başlarken "derslerin de çok iyi." diyerek başlıyordu ancak ben bundan pek hoşlanmıyordum. Şu yaşantım boyunca çok kez şehir değiştirmiştim bu yüzden çok fazla okul da değiştirmiştim. Babamın işlerinden dolayı sürekli taşınmak zorunda kalıyorduk ama en uzun İstanbul'da kalmıştık. Bu okul serüvenim boyunca karşıma çıkan bütün hocalar beni derslerimle yargılamışlardı. Ben ise bunu biraz ön yargılı olmak gibi görüyordum. Çünkü hocalar sana derslerine göre davranıyorlardı. Derslerin iyiyse ilgileniyor değilse ilgilenmiyorlardı. Ben de zaten bu yüzden çalışıyordum. Ortaokul 7. Sınıfa kadar herkes benden hiçbir şey olmayacağını söylüyorlardı ama hocalarımın bana iyi davranması için değişmiştim. Şimdi ise insanların gözünde çok çalışkan biriydim hiçbir hoca da zaten geçmiş derslerime bakmıyor bugünle ilgileniyordu. Günün sonunda yorulmuş bir halde evdeydim ve sanırım gözlerim biraz daha açık kalamayacaktı. Geleceğimi düşünerek kendimi uykunun sıcacık kollarına bıraktım. Saat gece 03.38'di. Kendimi bıraktığım uykunun kollarından sıçrayarak uyanmıştım. Kan ter içerindeydim. Yaşadığım her şeyi baştan yaşamıştım ve şöyle bir düşününce yaşadıklarım gerçekten çok kötü şeylerdi. Ama her ne kadar o olayları baştan yaşasam da aynı duyguları yaşamaya hiç niyetim yoktu. Bu yüzden hemen kendimi topladım ve su içmek için mutfağa gittim. Suyumu yudumlarken bir yandan da dışarıyı izliyordum. Hava aydınlanmanın ilk belirtilerini göstermişti. Saatin kaç olduğuna hiç bakmamıştım ama saat kaçsa dışarıda çok güzel bir manzara vardı. Bu anı her zaman yaşayamayacağımı düşünerek dışarıyı izlemeye başladım. Havaya hayranlık içerisinde bakıyordum ve tam bu sırada gözüme bir insan sülieti çarptı. Bu süliete biraz daha dikkatli bakınca Orhan Abi olduğunu gördüm. Bu saatte neden dışarıda olduğunu merak ediyordum. Ve artık dayanamayarak kafamı duvar saatine çevirdim. Saat 03.50 idi saat gerçekten etrafta dolanmak için fazla erkendi. Bunun sebebinin beni ilgilendirmeyeceğini düşünerek suyumdan son yudumumu aldım bardağı tezgâha bırakıp yatağıma döndüm. Tekrar yorganımla buluştuğumda yorganımın soğumuş olduğunu fark ettim. Yatağıma girdim ve dakikalar geçtikçe yorganım beni ısıttı ben yorganımı. Ardından tekrar her yer kararmaya başladı. Yürüyordum. Yavaş yavaş. Nereye gittiğimi bilmiyordum ama yürüyordum. Beynim bilmese bile sanki kalbim rotasını çoktan seçmişti. Etraf buz gibiydi. Bir ormanlık alanın içerisindeydim. Ama neresiydi burası. Yürüdükçe tanıdık gelmeye başladı buraya bir kez daha geldiğimi hatırlıyordum ama neresiydi burası? Sonra git gide artan bir melodi geldi kulağıma. Gayet hoş bir melodiydi. İçimi huzur doldurmuştu. Zaman geçtikçe melodinin sesi daha da arttı ve artık beni rahatsız etmeye başladı. Artık bu melodinin bir an önce kapanmasını istiyordum. Etrafıma bakıyordum ancak bir türlü sesin kaynağını bulamıyordum. Ardından bütün görüntü bulanıklaştı. Yavaş yavaş gözlerimi açtım. Melodinin kaynağının alarmım olduğunu anlamam çok uzun sürmedi. Hemen kendime geldim ve alarmı kapattım. Saate baktığım da ise alarmımın 5 dakikadır çaldığını fark ettim. Her zamanki gibi duş alıp kahvaltımı yaptım ve çıktım. Yaren kapıda beni bekliyordu.

-Seni çok beklettim mi?

-Hayır, ben de yeni çıkmıştım.

-Güzel o zaman hadi gidelim.

Yaren ile konuşarak yürümeye başladık. Her ne kadar tanışalı günler olsa da biz hala birbirimizi tam olarak tanımıyordu. Bu yüzden birbirimize birbirimizle ilgili merak ettiklerimizi soruyorduk.

Aradan yaklaşık bir ay geçti ben yeni arkadaşlar edinmiştim ve okuluma, öğretmenlerime, derslerime, sınıfıma gayet alışmıştım. Yaz tatiline son bir ay kalmıştı. Ardından yeni bir sınıf atlayacaktım ve üniversite sınavlarına hazırlanacaktım. Avukat olma isteğim her geçen gün artıyordu ve bu isteğimi zapt etmemin tek yolu çalışmaktı. Bazı günlerde çok fazla çalışıyordum. Ama bu beni yormuyordu. Okuluma yeni gelmeme rağmen gözde öğrenci olmam pek uzun sürmemişti. Orhan Abi beni sık sık ziyarete geliyor tüm ihtiyaçlarımı hallediyordu. Yaren ile de ders çalışmak için sık sık bir araya geliyorduk. Bu süre içerisinde birbirimizi çok iyi tanımıştık. Günler çok hızlı geçiyordu. Ben ise sadece çalışıyordum. Bazı günler çok sıkılıyor, yorulmaya başlıyordum ama sürekli aklıma her şeyin başladığı gün geliyordu. Ve işte o hatırlatma beni kendime tekrar getiriyordu. Bu bir ay içerisinde hiç mi bir şey olmadı diye soracak olursanız olmaz mı tabi ki oldu. Mesela artık sürekli aynı rüyayı görerek ter içerisinde uyanıyorum ve her gün Orhan Abi'yi evimize yakın bir yerde görüyorum. Bunun sebebini daha önce de dediğim gibi sormadım. Babam ile bu bir ay içerisinde hiç konuşmadık. Ne yapıyor bilmiyorum ve bu benim umurumda değil. Şu an sadece hayallerime ve geleceğime odaklanma istiyorum. Peki, hep geçmişten gelecekten bahsettik şu an ne yapıyorum. Günlük rutinimiz olan yakınlarımızdaki kütüphaneye Yaren ile ders çalışmaya gidiyorum. Yakınlarımıza kütüphane yakın bir zamanda açıldı. Açıldığı günden beri sürekli müşterilerindeniz. Açılması bizim için çok iyi olmuştu çünkü benim evimde çalışmak için yeterli materyal yoktu. Yaren'in evinde ise doğal olarak annesi bizi rahat bırakmıyordu. Ders çalışırken sürekli meyve, yemek getiriyordu. O da kendince haklıydı ve Yaren ile bunu bildiğimiz için ses çıkarmıyorduk. Tam da bu yüzden kütüphanenin açılmasına çok sevindik. Ben düşüncelerime dalmıştım ki arkadan bir ses yükseldi.

-Ada nereye gidiyorsun? Buradayım!

Arkamı döndüğümde hayallerime daldığım için kütüphaneyi çoktan geçtiğimi fark ettim. Acaba Yaren beni fark etmeseydi nereye kadar gidecektim. Bozuntuya vermeden Yaren'e doğru yürümeye başladım. Yaren'in yanına geldiğimde yaren konuşmaya başladı:

-Ada ne oldu neden kütüphaneyi geçtin?

-Dalmışım kütüphaneye geldiğimi hiç fark etmemişim.

-Ada farkında mısın bilmiyorum ama birkaç gündür hayallere dalıyorsun ve sürekli kütüphaneyi geçiyorsun. Bir sıkıntın mı var?

-Yok ya sıkıntım yok ama şu ara kafama takılan birkaç düşünce var.

-Anlatmak istersen dinlerim.

-Şu an değil ama başka zaman anlatırım neyse hadi biz çalışmaya başlayalım.

Evet, Yaren'e yaşadıklarımın hiçbirini anlatmamıştım. Beni daha iyi bir eğitim için buraya geldiğimi sanıyor. Aslında ona güvenmediğim için değil her ne kadar aylar geçmiş olsa da içimde bir yerlerde bir şey babamın bu cinayeti işleyemeyeceğini düşünüyor. Ayrıca hiç kimse katil birinin çocuğu olarak tanınmak istemez. Yaren haklıydı bu aralar çok dalgındım ve bunu bir an önce atlatmam lazım yoksa Yaren'e gerçekleri anlatmak zorunda kalacağım. Çünkü burada ki en yakın arkadaşım ve ona yalan söylemek istemiyorum. Ben düşüncelerim ile savaş verirken Yaren ders kitaplarını çıkarıyordu. Ve tüm kitapları çıkardığında ben de kendimi toparladım ardından çalışmaya başladık. Yaklaşık 3 saat çalışmanın ardından ikimizde bitkin düşmüştük ve mola vermenin zamanı geldiğini anladık. Saate baktığımda 17.00 idi. Yarım saat mola vermeye karar verdik. Kitaplarımızı topladık ve kütüphaneden çıktık. Ne yapacağımızı bilmiyorduk. Çünkü şu zamana kadar gidilecek her yere gitmiş görülecek her yeri görmüştük. Bu yüzden kendimizi bir kafeye attık. Gittiğimiz kafenin manzarası çok güzeldi. Gerçekten de insan baktıkça huzur doluyordu. Biz her kafeye geldiğimizde en üst kata çıkar orada sürekli oturduğumuz bir masaya geçerdik. Çünkü alt katta manzaranın tadı çıkmıyordu. Bugünde öyle yaptık. Fakat çok oturmak istemiyorduk çünkü ikimizde çok çalışmamız gerektiğinin farkındaydık. Her zamanki kahve siparişimizi verdik ve manzarayı izleyerek siparişimizin gelmesini bekledik. Bugün de siparişimizi almaya Furkan gelmişti. Furkan kim mi? Yine yoğun bir çalışmanın ardından kendimizi buraya attığımız bir gün tanıştığımız birisi. Bizimle aynı yaştaydı fakat okumuyordu. Babası onun okumayacağını düşünerek yanına çalışmaya almıştı. Aslında hem buranın garsonu hem de buranın sahibinin oğluydu. Çok müşteri olmadığı zaman kendi kahvesini de alır yanımıza gelirdi. Beraber sohbet ederdik. Zaten tanışmamız da böyle oldu. Onu da hemen anlatayım: Buraya geldiğimiz günlerden bir gün kafede neredeyse hiç müşteri yoktu. Benim de gözüme kahvesini almış bir masada tek başına oturan Furkan takıldı. Yaren'e de danışarak onu yanımıza çağırdım. Tek başına orada oturmasındansa bizimle gelip oturması daha iyiydi. Hem bizde yeni bir arkadaş bulmuş olurduk. Düşündüğüm gibi de oldu. Yeni bir arkadaş bulduk. Aslına bakarsanız onunda pekiyi bir hayatı yokmuş. Annen tarafından terk edilmek kulağa pek de hoş gelmiyor. Bu gün yanımıza gelmedi. Zaten çok fazla müşteri vardı. Etraftan sıkılan, bunalan herkes kendisini buraya atmıştı.

Bölüm sonu

5 yorum