İçeriğe geç

Bu Okulda Kan Var

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Bu Okulda Kan Var

Bölüm 2

Yumrukların Konuştuğu Yer

Okul çıkışı hava kararmaya başlamıştı ama gökyüzünün o gri-mavi geçişi içimi rahatlatıyordu. Boks salonuna yürürken çantam omzumda sallanıyor, ayaklarım yorgun ama bir o kadar da kararlı adımlar atıyordu. Günün içimde biriktirdiği her şeyden kurtulacağımı biliyordum. Ama bir anda… arkamda o sesler duyuldu. Sert, belli belirsiz alaycı konuşmalar, gülüşmeler. Birkaç saniyeliğine durdum. Derin bir nefes aldım. Döndüm. Tabii ki onlardı. Baran önde yürüyordu. Diğerleri peşinde: Sarp, Yiğit, Kaya ve Bora. Yüzlerinde tanıdık bir ifade. Sanki zafer kazanmış gibilerdi. Ama nedenini bilmiyordum. “Ne tesadüf,” dedi Baran. “Yine boksa mı gidiyorsun?” “Evet,” dedim. Gözlerine bakarak. “Hadi biz de gelelim. Canımız biraz hareket istiyor.” Kaya omzuma hafifçe vurdu. “Belki birkaç yumruk da atarız, ne dersin?” Cevap vermedim. Yoluma döndüm ve yürümeye devam ettim. İçimde bir şey sıkıştı. Bu gece farklıydı. O eski, içime kaçtığım, sığındığım sessiz boks salonu… bu gece sahneye dönüşüyordu. Beni izlemeye gelen beş gölgeyle. ⸻ Salonun kapısını açtığımda içerideki o keskin ter ve deri kokusu yüzüme çarptı. Sevdiğim kokuydu. Gerçekliğin, acının, kararlılığın kokusu. Ama bu sefer bir şey daha vardı havada. Gerginlik. Salonun ortasındaki ring hâlâ ışıktaydı. Antrenör beni görünce başını kaldırdı. Ama ardından arkamdan gelen ayak seslerine döndü. Kaşları çatıldı. “Bunlar da kim?” Baran öne çıktı. “Dövüşmek istiyoruz. İnci’yle. Sırayla.” Antrenörün suratındaki çizgiler sertleşti. “Bu salon maç yeri değil. Kendi savaşlarınızı dışarıda çözün.” “Hayır,” dedim. “Sorun değil. İstiyorlarsa, gelsinler. Sırayla. Kurallarına göre.” Antrenör bir an gözlerimin içine baktı. Ardından iç çekti. “Kurallar geçerli. Ciddi dövüş. Saygısızlık yok. Biriniz bile taşkınlık yaparsa, hepiniz dışarı.” Kalabalık toplanmaya başlamıştı. Antrenman yapanlar ellerini sardı, kenara geldi. Beni tanıyorlardı. Sert olduğumu biliyorlardı. Ama bu başka bir şeydi. Bu, meydan okumaydı. Sessizce yüzüme bakıyorlardı. “Hazır mısın?” bakışıyla. Ben de onlara içimden cevap veriyordum: “Hiç bu kadar hazır olmamıştım.” ⸻ İlk rakip: Baran. Ringde karşıma geçtiğinde gözlerinde saf bir kibir vardı. Yumruklarını açıp kapadı. “Hazır mısın?” dedi. “Sen hazır mısın?” dedim, gözlerimi kısmadan. Düdükle beraber üzerime yürüdü. Hızlıydı. Ağırlığını vurarak kullanıyordu. Kafama bir sağ kroşe indirdi. Görüşüm kaydı. Ama geri çekilmedim. Kalbim çarpıyordu, ama ellerim sakindi. “O kadar da sağlam değilsinmiş,” diye fısıldadı. “Daha ısınmadık bile,” dedim. Adımlarımı küçülttüm. Vücudumu yan çevirdim. Boşluğunu yakaladığım anda hızlı bir sağ direk. Baran’ın yüzü bir anlığına dondu. Sonra ikinci yumruğu geçirdim. Ve bir tane daha. Yavaşladı. Göğsü kalkıp iniyor. Dizlerinde hafif bir çözülme var. Son bir sol, çenesine oturdu. Baran yere yığıldı. Kalabalık bir anda nefesini tuttu. Sonra… “İnci!” “Temiz!” “İlk raund bitti!” ⸻ Kaya geldi sonra. Esnek. Hafif. Hep hareketli. Çevremde dönüp duruyordu. “Beni yakalayabilecek misin?” dedi alayla. “Bakacağız,” dedim. Ayak sesleri zeminle birlikte dans ediyordu. Bir sağ jab, sonra bir sol… Kaburgamın altına bir darbe. Hava bir anlığına içimde sıkıştı. Ama geri çekilmedim. “Korktun mu?” dedi. “Sen daha yumruk yemedin,” dedim. Bir an durdu. Ve o anda… sağ ayağımı sabitledim, solumla omzuna yöneldim. Dengesi bozuldu. Ardından bir dizi kombinasyon: sağ direk, sol kroşe, ardından yıkıcı bir diz. Kaya yere düştü. Suratında inanmaz bir ifade. Salon alkışlarla doldu. ⸻ Sarp ringe çıktığında salon sessizleşti. O teknikti. Ölçülüydü. Ve çok güçlüydü. İlk anda kaşıma aldığı kroşe, görüşümü bulanıklaştırdı. Gözümden kan süzüldü. “Bu kez farklı,” dedi. “Ben de farklıyım,” dedim. Çok net vuruyordu. Dönerek savuruyordu yumruklarını. Karnıma aldığı bir tekme ile yere eğildim. Nefesim yetmedi. Ama diz çökmek yoktu. Adımlarını takip ettim. Zayıf noktasını biliyordum. Savunmasından hemen sonra küçük bir boşluk bırakıyordu. Yana kaçtım. Yere yakın durdum. Altından girdim. Dirseğimi karnına yapıştırdım. Ardından bir diz, bir sol kroşe… Yere düştü. Bu sefer herkes bağırdı: “İnci! İN-Cİ! İN-Cİ!” ⸻ Yiğit daha sessizdi. Ama öfkesini saklıyordu. İlk vuruşuyla nefesim kesildi. Mideme yapıştı. Yere kapanmadım ama dizlerimde bir titreme vardı. “Senin boksun bu mu?” dedi. “Bu… sadece girişti,” dedim dişlerimin arasından. İki adım geri çekildim. Sonra hızla yaklaştım. Dirseğini savuşturup omzuna yüklendim. Boşluğunu hissettiğimde yumruğum konuştu. Sağ direk. Ardından diz. Yiğit’in gözleri karardı. Düştü. Kafasını sallayarak ayağa kalktı ama ringten dışarı bakıyordu. ⸻ Bora… sonuncuydu. Ve en tehlikelisiydi. Sessizdi. Hareketleri sert, ağır ve ölümcüldü. İlk dakikada çeneme aldığı yumrukla neredeyse devrildim. Başım zonkluyordu. Ama ringten kaçmadım. “Korkuyorsun,” dedi. “Ben hep korktum. Ama kaçmadım,” dedim. Beni köşeye sıkıştırdı. Yumruklarını indiriyordu. Vücudum dayanıyordu ama nefesim yetmiyordu. “Bitiyor mu?” diye sordum kendime. Sonra… bir boşluk. Sağ ayağı kaydı. O an… saldırdım. Bir yumruk. Bir daha. Kroşe. Diz. Sol. Sağ. Ve yere yığıldı. ⸻ Ring sessizleşti. Tüm salon bir anda alkışlara boğuldu. Çığlıklar yükseldi. Adımı bağırıyorlardı. Ama bedenim titriyordu. Ter, kan ve zaferin karışımıyla içimden bir şey boşaldı. Nefes nefese yere çöktüm. Tam çıkacakken arkamdan bir ses yükseldi. Baran. “Seninle kapanmamış bir hesabımız vardı… artık iki oldu.” ⸻ Ertesi gün… okul. Her şey normal görünüyordu. Ama ben değil. Bedenim ağrıyordu. Zihnimde o ring, yumruklar, sesler… her şey hâlâ tazeydi. Zil çaldı. Kalabalık dışarı akıyordu. Çantamı omzuma attım. Koridorun sonundan biri yaklaştı. Baran. Gülümsüyordu. Yana eğildi. “Yarın çıkışta… arka bahçeye gel. Artık üçüncü hesabı da yazma zamanı.”

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.