İçeriğe geç

Bu Okulda Kan Var

Bölüm 1 · 4 dk okuma

Bu Okulda Kan Var

Bölüm 1

Okulun İlk Günü

Alarm çalmadan uyanıyorum. Saat yediye yirmi var. Gözlerim tavana dikilmiş, kalbim göğsümde zıplıyor sanki. Bugün yeni okula başlıyorum. Yani… yeni bir hayat. Bu düşünce midemi buruşturuyor.“Haydi İnci, çok da büyütme,” diyorum kendime. Ama boşuna. Sanki beynimle kalbim ayrı takılıyorlar. Beynim her şey yolunda olacak diyor ama kalbim… kalbim az sonra kaçacak gibi çarpıyor.Kalkıyorum. Yüzümü yıkarken aynada gözlerime bakıyorum. Yorgun, ama savaşmaya hazır gibi. Hafif dağılmış saçlarımı toparlıyorum. Ne çok şey değişti ya… Eski okul, eski arkadaşlar… Hepsi birer geçmiş artık. Özge, Öykü, Delfin, Azra, Bengi… Artık yanımda değiller. Bu düşünce gözlerimi yakıyor ama ağlamam. Hayır. Bu sabah ağlamak yok.Annem kapıdan sesleniyor.“İnci, kahvaltı hazır!”“Geliyorum!”Alt kata indiğimde kahvaltı masası hazır. Ama karnımda bir kıpırtı bile yok. Sadece bir yudum çay içiyorum. Annemle göz göze gelmemeye çalışıyorum, çünkü o da gerginliğimi seziyor. Babam gazeteye gömülmüş gibi ama arada kaşla gözle yokluyor beni.Okula gitme vakti geldiğinde ayakkabılarımı bağlarken içimden bir şeyler mırıldanıyorum:“Bugün güçlü ol, İnci. Hiç kimseye kendini ezdirme.”Yolda pek konuşmuyoruz. Okul binası göründüğünde arabadan iniyorum. Binaya baktıkça karnıma bir düğüm oturuyor. Beton ve cam… Soğuk, yabancı, dev gibi. Kapıdan içeri girerken ilk defa kendimi bu kadar yalnız hissediyorum.Sınıfımı bulmam uzun sürmüyor. Koridordan yürürken başımı eğmiş, ayak seslerimi dinliyorum. Sınıf kapısının önünde durup derin bir nefes alıyorum. Sonra içeri giriyorum.Sınıf kalabalık. Gürültü, kahkahalar, sandalye gıcırtıları. Herkes kendi grubu içinde kaynaşmış. Ben bir köşede, duvar dibindeki sıraya oturuyorum. Kimse bana bakmıyor gibi ama eminim göz ucuyla süzüyorlar. Yeni gelen her zaman dikkat çeker.Çantamı sıraya koyup etrafa bakıyorum. O sırada bir kız yanımdaki sıraya oturuyor. Uzun saçlarını at kuyruğu yapmış, gözlerinde samimi ama meraklı bir ifade. Bana dönüp konuşuyor.“Yeni misin?”“Evet.”“Ben İlayda. Senin adın ne?”“İnci.”Kısa ve kesik cevaplar veriyorum. Kız garipsemiyor, sırıtarak başını sallıyor.“Boşver, hepimiz bir zamanlar yeniydik. Öğretmen geldiğinde ön sıralardan uzak dur. Kafasına göre sorular soruyor.”“Tamam…” diyorum, hafif gülümseyerek. Biraz rahatlıyorum. Belki de bu kadar kötü değildir burası.Tam o sırada sınıfın kapısı sertçe açılıyor. Kısa boylu ama ciddi bir havası olan bir kadın giriyor içeri. Kızıl dalgalı saçları omuzlarında, ince çerçeveli gözlüğünü burnunun ucuna doğru itiyor.“Günaydın çocuklar. Ben Türkçe öğretmeniniz Asuman Hoca. Herkes yerinde otursun!”Sınıf bir anda sessizleşiyor. Tahtaya adı yazılıyor, defterler açılıyor. Dersi dinlemeye çalışıyorum ama kelimeler boğuk geliyor. Sanki zihnim camın arkasından duyuyor her şeyi.“Asuman Hoca’nın sesi biraz fazla tiz değil mi?” İlayda kulağıma fısıldıyor. Hafifçe gülümsüyorum. Sınıfın geri kalanı çoktan not almaya başlamış. Kalemimi çıkarıp bende yazmaya başlıyorum.Bir anda hocanın sesi yükseliyor.“Sen, evet sen. Siyah tişörtlü. Söyle bakalım, bu cümlede yüklem hangisi?”Kafamı kaldırdığımda herkes bana bakıyor. Kalbim ağzıma geliyor.“Ee… şey…”Sınıfın ortasından kıkırdamalar yükseliyor. Alaycı bakışlar…“Yüklem, yüklem… Hani en kolay şey…”“Bilmiyorum,” diyorum utanarak.Asuman Hoca dudaklarını büzüyor ama bir şey demeden devam ediyor. Kendimi aptal gibi hissediyorum. İçimden bağırmak istiyorum: İlk günüm! Biraz insaf!Teneffüste sınıftan çıkmıyorum. Kalıyorum köşemde. İlayda yanıma geliyor.“Çok kafana takma, burada herkes öyle. Ama alışırsın, merak etme.”“Teşekkür ederim.”“Ne olacak, biz kızlar birbirimize destek olmazsak kim olacak?” diyor ve elini omzuma koyuyor. Samimi.Ama bu samimiyet çok uzun sürmüyor. Çünkü o an sınıfın kapısı açılıyor ve beş kişilik bir grup içeri dalıyor. Hepsi uzun boylu, gösterişli, özgüven patlaması yaşıyor gibi. İçlerinden biri, Baran, gözlerini bana dikiyor. Sert adımlarla sırama yaklaşıyor.“Hey, bu bizim yerimiz,” diyor ve çantamı masadan alıp yere bırakıyor.Şaşkınlıkla bakıyorum. “Ne yapıyorsun? Bu senin sıran falan değil.”Kaya isimli biri araya giriyor. “Yeni gelenler kuralları bilmiyor demek…”Diğerleri, Yiğit, Bora ve Sarp da kahkahalarla izliyor.“Bak tatlım, bu sınıfta biz nereye istersek oraya otururuz. Sen de ayağını denk al.”Sakin kalmaya çalışıyorum ama içimden bir ses bağırıyor: Bunlar baş belası.Sıradan kalkıp diğer tarafa geçiyorum, ama dişim sıkılı. Bu sadece başlangıç.Öğle teneffüsünde kantine inmiyorum. Okulun arka bahçesinde, pek öğrencinin gitmediği sessiz bir köşe buluyorum. Başımı duvara yaslayıp gözlerimi kapatıyorum. Sessizlik. Sonunda yalnızım.Ama çok sürmüyor.Ayak sesleri yaklaşıyor. Gözümü açtığımda beşli grup tam karşımda duruyor.“Bakın bakın, minik ceylan nereye saklanmış,” diyor Yiğit.“Sen bizi tanımıyorsun galiba,” diyor Baran.Kalkmak istiyorum ama Sarp beni geri iter.“Bırakın,” diyorum.“Ne dedin?” diye bağırıyor Bora.Bir anda Baran karnıma sert bir tekme atıyor. Nefesim kesiliyor. Yere yığılıyorum.“Durun… yapmayın…” diyemiyorum bile. Bir tekme daha, sonra biri saçımı çekiyor. Suratıma yumruk atılıyor. Ağzımın kenarı patlıyor. Kaşımda sıcak bir yanma… sonra damla damla bir şey akıyor. Kan.Duyularım karışıyor. Sadece ayak sesleri, küfürler ve kendi iç sesim kalıyor: Kalk İnci. Kalk. Kalkmalısın. Onlara bunu yapmalarına izin verme.Ama kalkamıyorum.Zorba grup uzaklaşırken Baran arkasına dönüp tükürüyor. “Okula hoş geldin, prenses.”Ben yerde, gözüm morarmış, kaşım açılmış, dudaklarım kan içinde, nefes alamaz halde kalıyorum. Sonra yavaşça ayağa kalkıyorum. Dizlerim titriyor ama geri dönüyorum sınıfa. Her adımda acı içimi yakıyor ama içimdeki yangın çok daha büyük.Sınıfa girdiğimde herkes susuyor. Herkesin gözleri bana dikiliyor. İlayda kalkıp yanıma koşuyor.“İnci… ne oldu sana?!”Hiçbir şey demiyorum. Sırama oturuyorum. Sınıf sessiz. Ben ise sessizliğin ortasında en büyük çığlığı atıyorum içimden.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.