Evin içi öğleden sonra garip bir şekilde hareketlendi.
Normalde bu saatlerde herkes görevini bilir, kimse kimseye çarpmaz, sesler bile ölçülüdür. Ama bugün… ayak sesleri fazlaydı. Fısıltılar vardı. Kapılar daha sert kapanıyordu. Koridorlardan geçen korumalar sayıca artmıştı.
Ben odamda aynanın karşısında duruyordum.
Üzerimde açık renk, sade bir elbise vardı. Ne çok şık ne çok sıradan. Babam “abartma” demişti. Sanki ben abartmayı bilen biriydim.
Saçlarımı açık bıraktım. Hafif dalgalı. Normalde özel günlerde toplardım ama bugün… içimden gelmedi. Bugün özel bir gün gibi hissettirmiyordu. Daha çok… haber verilmeyen bir cenaze gibi.
Kapı çaldı.
“Evet?” dedim.
Hizmetçi başını uzattı.
“Misafirler az sonra salonda olacak.” dedi.
“Babanız sizi bekliyor.”
“Tamam.” dedim.
Kapı kapandı. Derin bir nefes aldım. Ellerim elbisenin kumaşını sıkıyordu.
Aynı anda hem kaçmak isteyip hem hiçbir yere gidememek böyle bir şey olmalı.
Salona indiğimde ilk fark ettiğim şey sessizlikti.
Salon büyüktü. Yüksek tavan. Uzun perdeler. Büyük pencereler. Ama bugün hava ağırdı. Koltuklar doluydu ama kimse konuşmuyordu. Babam ayakta duruyordu. Yanında tanımadığım adamlar vardı. Takım elbiseli. Sert yüzlü. Gözleri fazla dikkatli.
Onları süzdüm.
Sonra…
O geldi.
Kapının açılma sesi çok normaldi.
Ama içerideki hava değişti.
Bunu nasıl bildiğimi bilmiyorum. Kimse bağırmadı. Kimse “geldi” demedi. Ama herkesin duruşu değişti. Omuzlar gerildi. Bakışlar kapıya döndü.
Ben de döndüm.
Uzundu.
Geniş omuzlu.
Siyah takım elbise. Kravat yoktu. Ceket iliklenmemişti. Yürüyüşü aceleci değildi ama yavaş da değildi. Sanki her adımı önceden planlanmıştı.
Yüzü… sertti.
Ama bağıran bir sertlik değil.
Sessiz bir tehdit gibi.
Gözleri salonda gezdi. İnsanların yüzünde durmadı. Eşyaların yerini ölçer gibi baktı. Sonra… bana baktı.
O an nefes almayı unuttum.
Bakışı kısa sürdü. Çok kısa. Ama içimde bir şey yer değiştirdi.
Sanki beni görmedi.
Ama fark etti.
Babam öne çıktı.
“Kuzey.” dedi.
“Hoş geldin.”
Demek bu…
Bu adam Kuzey.
Kuzey başını hafifçe eğdi.
“Sağ ol, Giordano.” dedi.
Sesi kalındı. Sakin. Ama içinde sert bir şey vardı.
Babam elini bana doğru uzattı.
“Kızım.” dedi.
“Alessia.”
Bakışları tekrar bana geldi. Bu sefer daha dikkatli. Yüzümde durdu. Saçlarımda. Gözlerimde. Sanki bir resme bakıyordu ama beğenmek için değil, ezberlemek için.
“Elessia.” dedi.
İsmimi hafif aksanla söyledi.
“Alessia.” diye düzelttim istemsizce.
Bir an durdu. Dudaklarının kenarı neredeyse fark edilmeyecek kadar kıpırdadı.
“Alessia.” dedi bu sefer düzgün.
Elini uzatmadı.
Ben de uzatmadım.
Aramızda görünmez bir mesafe vardı. Ve ikimiz de o mesafeyi korumayı tercih ettik.
Oturduk.
Masaya geçildi. Büyük masa. Herkes yerini biliyordu. Ben babamın yanına oturdum. Kuzey tam karşıma.
Bu hoşuma gitmedi.
Masaya yemekler geldi. Kimse yemedi. Çatal bıçaklar dizildi ama kimse dokunmadı. Sanki buraya yemek için gelinmemişti.
Babam konuştu.
“Anlaşmanın detaylarını biliyorsun.” dedi.
Kuzey başını salladı.
“Biliyorum.”
“Zaman dar.”
“Farkındayım.”
“Alessia…” dedi babam bana dönerek.
“Bu evlilik—”
“Bir dakika.” dedi Kuzey.
Sesi yükselmedi.
Ama herkes sustu.
Bana baktı.
“Onun bilmesi gerekenleri ben anlatayım.” dedi.
Babam bir an tereddüt etti. Sonra başını salladı.
Kuzey sandalyesine yaslandı. Ellerini masanın üzerine koydu. Parmakları sakindi.
“Bu evlilik bir tercih değil.” dedi bana bakarak.
“Bir zorunluluk.”
Gözlerimi kırptım.
“Yani… gerçekten evleniyor muyuz?” dedim.
Masada hafif bir hareketlenme oldu. Biri öksürdü. Biri başını eğdi.
Kuzey’in bakışı değişmedi.
“Evet.” dedi.
“Ne zaman?” dedim.
“Yakında.”
“Ne kadar yakında?”
“Hazırlanmana yetecek kadar.” dedi.
“Kaçmana yetmeyecek kadar.”
Kalbim hızlandı.
“Ben kaçmam.” dedim hemen.
Sonra durdum.
“Aslında… bilmiyorum.”
Bir an sustu. Sonra ilk kez yüzünde net bir ifade gördüm.
“Kaçarsan…” dedi.
“Bulurum.”
Bu bir tehdit gibi değildi.
Bu bir bilgi gibiydi.
Yutkundum.
“Beni tanımıyorsun.” dedim.
“Ben de seni.”
“Tanımamız gerekmiyor.” dedi.
“Bu bir evlilik. Masal değil.”
Gözlerim doldu.
“Kurallar var mı?” dedim.
Başını hafifçe yana eğdi.
“Var.” dedi.
“Benim kurallarım.”
O an anladım.
Bu adam bağırmayacaktı.
Ama hayatımı sessizce kontrol edecekti.
Masadan kalktı.
“Bu akşam bu kadar.” dedi babama.
“Detayları konuşuruz.”
Bana baktı.
“Dinlen.” dedi.
“Uzun bir yolun var.”
Kapıya yöneldi. Çıkarken arkasına dönmedi.
Ben masada kaldım. Ellerim dizlerimde. Kalbim göğsümde.
Babam elimi tuttu.
“Güvendesin.” dedi.
Ama ben biliyordum.
Artık hiçbir şey güvende değildi.
*_*_*_*_*_*_*_*
Bölüm nasıldı düşüncelerini yazinnn
Çok musayet degilim kuzularrr
Bölüm atamazsam kusura bakmayın
Neyseeee
Seviliyorsunuzzz milleetttttttt 💙 clap clap clapp