Sabah uyandığımda ilk yaptığım şey saate bakmak oldu.
09.17.
Normalde çoktan ayakta olurum. Perdeleri açar, balkona çıkar, kahvemi içerim. Ama bugün… sanki yatağın içi beni bırakmak istemiyordu. Yorgan ağırdı. Hava ağırdı. Dün akşam babamın sesi hâlâ kulaklarımdaydı.
Evlilik.
Anlaşma.
Kuzey.
İsim zihnimin bir köşesinde duruyordu. Ne yüzü vardı ne sesi. Sadece soğuk bir kelime gibi.
Tavana baktım.
“Abartıyorsun.” dedim kendime.
“Babam dramatik konuşmayı seviyor. Kesin bir şeyler karıştı.”
Yataktan kalktım. Ayaklarım halıya değdi. O an her şeyin normal olması gerekiyordu. Çünkü bu evde anormal şeyler bana çarpmazdı. Hep duvarlardan sekip geçerdi.
Banyoya girdim. Aynadaki kız bana baktı.
Aynı Alessia.
Saçlarım dağınık, gözlerim uykulu, pijamam pahalı ama ruhum ucuz bir panikte.
Yüzümü yıkadım. Soğuk su iyi geldi. Biraz.
Aşağı indiğimde kahvaltı masası çoktan hazırlanmıştı. Uzun masa. Beyaz örtü. Gümüş çatal bıçaklar. Taze sıkılmış portakal suyu. Omlet. Kruvasan. Meyve tabağı.
Hizmetçiler sessizdi.
Normalden daha sessiz.
Bu da bir detaydı.
“Günaydın.” dedim.
“Günaydın, Alessia Hanım.” dediler hep bir ağızdan.
Otururken sandalyenin sesi bile fazla çıkmış gibi geldi. Portakal suyundan bir yudum aldım. Tadını bile almadım.
Babam masanın başında yoktu.
“Babam nerede?” diye sordum.
“Çalışma odasında.” dedi biri.
Tabii ki.
Hep orada olur. Hayatımın kırılma noktaları hep o odadan çıkar.
Kahvaltımı yarım bıraktım. Ayağa kalktım.
“İsterseniz…” dedi hizmetçilerden biri.
“Hayır.” dedim.
“Sonra.”
Çalışma odasının kapısı kapalıydı. Kapıya baktım. Elimi kaldırdım. Vurdum.
“Gel.” dedi babamın sesi.
İçeri girdim.
Oda her zamanki gibiydi. Koyu renk mobilyalar. Büyük masa. Duvarlarda tablolar. Perdeler açık. Ama hava yine ağırdı.
Babam masasının arkasında oturuyordu. Önünde bir dosya vardı.
Kalın. Koyu renk.
O dosyayı sevmem.
“Günaydın.” dedim.
Başını kaldırdı.
“Otur.”
Oturmadım. Ayakta kaldım.
“Dün…” dedim.
“Dün konuştuğumuz şey ciddiydi değil mi?”
Babam dosyayı kapattı.
“Evet.”
Tek kelime.
Ama bir duvar gibi.
“Ben… anlamadım.” dedim.
“Hâlâ anlamadım.”
Ayağa kalktı. Masanın önüne geçti. Bana yaklaştı.
“Bu dünya masal değil, Alessia.” dedi.
“Senin güvenliğin için bu gerekli.”
“Ben tehlikede miyim?” dedim hemen.
Bir an sustu.
Bu susuş…
İşte bu beni korkuttu.
“Her zaman.” dedi sonunda.
Boğazım düğümlendi.
“Kuzey kim?” dedim.
Babam arkasını döndü. Camdan dışarı baktı.
“Onu bugün tanıyacaksın.”
Kalbim hızlandı.
“Bugün mü?” dedim.
“Yani… şimdi mi? Hazırlanmam gerekmez mi? Ne giyeceğim? O nasıl biri? Konuşur mu? Sert mi? Ya beni sevmezse?”
Babam bana döndü.
“Bu bir tanışma değil.” dedi.
“Bu bir bilgilendirme.”
“Ben bir dosya mıyım?” dedim istemeden.
Bakışı sertleşti.
“Sen benim kızımsın.”
“Öyleyse neden böyle hissediyorum?” dedim.
Cevap vermedi.
Odaya döndüm. Kapıyı kapattım. Yatağın üzerine oturdum. Ellerim titriyordu.
Bugün.
Onu bugün tanıyacağım.
Telefonumu aldım. Sofia yı aradım.
“ALO?” dedi neşeli sesiyle.
“Ben evleniyorum galiba.” dedim.
“NE?”
“Tam emin değilim.” dedim.
“Ama sanırım biri var. Kuzey diye.”
Sessizlik.
“Bu bir şaka mı?” dedi.
“Keşke.” dedim.
“Kim bu adam?”
“Bilmiyorum.”
“Ne demek bilmiyorum?”
“Gerçekten bilmiyorum.”
“Alessia bu normal değil.”
“Ben normal değilim zaten.” dedim.
Derin bir nefes aldım.
“Bugün tanışacağım.”
“Geliyorum.” dedi Sofia
“Şimdi.”
Gülümsedim ilk defa.
“Gelemezsin.” dedim.
“Burası… şey…”
“Mafya evi, biliyorum.” dedi.
“Ama sen benim arkadaşımsın.”
Telefonu kapattım. Aynaya baktım.
Adını bilmediğim bir adam.
Hayatımı alacak biri.
Kapı çalındı.
“Hazırlanın, Alessia Hanım.” dedi hizmetçi.
“Misafirler geliyor.”
Misafirler.
İçimdeki ses fısıldadı:
Hayatına hoş geldin, Kuzey.
*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*
Selammmmmmm
Naberrr milletttt
Nasılsınız , iyisinizdir umarım.
Bölüm nasıldı düşüncelerini yazinnn
Sizceee ne olucakkkkk
Neysseeee ben diğer bölümü yazmaya giderrrrrr
Seviliyorsunuzzz milleetttttttt 💙 clap clap clapp