O gece uyuyamadım. Işıkları kapattım. Perdeleri çektim. Yatağa uzandım. Ama gözlerimi kapattığım anda salonun görüntüsü geldi. Masanın başında oturan adam. Sessizliğiyle herkesin sesini kesen o bakışlar. Kuzey. İsmini zihnimde tekrarlamak bile garipti. Sanki bana ait olmayan bir kelimeydi. Sanki yanlış bir cümlede duruyordu. Yorganı üzerime çektim. Kalbim hızlı atıyordu. “Kaçarsan… bulurum.” Bunu söylerken sesi değişmemişti. Tehdit gibi değildi. Daha kötüsüydü. Kesinlik gibiydi. Yan döndüm. Saatime baktım. 02.11. Ev sessizdi. Ama bu sessizlik huzurlu değildi. Daha çok… bekleyen bir şey varmış gibiydi. Sanki ev bile nefesini tutmuştu. Kalktım. Ayaklarım halıya değdiğinde kararımı vermiştim bile. Bu evden çıkacaktım. Nereye gittiğimi bilmiyordum. Ne yapacağımı da. Ama burada kalamazdım. Dolabımı açtım. En sade kıyafetleri seçtim. Koyu renk bir ceket. Spor ayakkabı. Çantamın içine telefonumu, pasaportumu, biraz para koydum. Ellerim titriyordu. Kapıya yaklaştım. Kulak verdim. Ses yoktu. Koridora çıktım. Uzun koridor. Duvarlardaki tablolar bile bana bakıyormuş gibi hissettiriyordu. Merdivenleri yavaşça indim. Her adımda kalbim boğazıma geldi. Arka kapı. Şoförlerin kullandığı kapıydı. Daha az koruma olurdu. En azından öyle sanıyordum. Kapıyı açtım. Soğuk hava yüzüme çarptı. O an özgürlük gibi geldi. Bir adım attım. Sonra bir adım daha. Bahçeye çıktım. Bahçe çok büyüktü. Normalde güzeldi. Işıklandırılmış yollar, heykeller, çiçekler. Ama şimdi… karanlık bir labirent gibiydi. Koşmaya başladım. Ayakkabılarım taşlara vuruyordu. Nefesim düzensizdi. Kapıya ulaşmam gerekiyordu. Dış kapıya. Oradan sonrası bilinmezdi ama en azından buradan uzak olurdu. Kapıya birkaç metre kalmıştı ki… Işıklar yandı. Bir anda. Hepsi. Bahçe gündüz gibi aydınlandı. Donup kaldım. Arkamdan bir ses duydum. “Alessia.” Kalbim duracak sandım. Bu sesi tanıyordum. Çok az duymuştum ama yeterince. Döndüm. Kuzey birkaç adım ötemde duruyordu. Üzerinde koyu renk bir mont vardı. Ellerini cebine sokmuştu. Acele etmiyordu. Koşmamıştı bile. Sanki beni buraya o koymuştu. “Üç dakika.” dedi sakin bir sesle. “Rekor sayılmaz ama fena değil.” Gözlerim doldu. “Beni takip mi ediyordun?” dedim. “Hayır.” dedi. “Kaçacağını biliyordum.” “Beni tanımıyorsun.” dedim titreyerek. “Ben—” “Tanımama gerek yok.” dedi. “Kaçan insanın adımları aynıdır.” Bir adım attı bana doğru. Geri çekildim. “Yaklaşma.” dedim. Durdu. “Düşeceksin.” dedi. “Bırak gideyim.” dedim. “Lütfen.” Bakışı sertleşmedi. Yumuşamadı da. “Gidemezsin.” dedi. “Bu saatten sonra olmaz.” “Neden?” diye bağırdım. “Ben bir insanım! Bir anlaşma değilim!” Bir an sustu. Sonra ilk kez sesinde çok hafif bir değişim oldu. “Biliyorum.” dedi. “Bu yüzden buradayım.” Bacaklarım titremeye başladı. Başım döndü. Nefesim hızlandı. “Ben evlenmek istemiyorum.” dedim. “Ben seni tanımıyorum. Sen kimsin bilmiyorum.” “Bileceksin.” dedi. “Zamanla.” Her şey üstüme geliyordu. Bahçe. Işıklar. Sesler. O adam. “Ben yapamam.” dedim fısıltıyla. Bir adım daha attı. Bu sefer durmadım. Dizlerimin bağı çözüldü. Düşerken kolumu tuttu. Güçlüydü. Çok güçlü. Ama sert değildi. Başım göğsüne çarptı. Kalp atışını duydum. Sakin. Düzenli. “Bak bana.” dedi. Bakmak istemedim. Gözlerimi kapattım. “Olan biteni anlamıyorsun.” dedi. “Bayılacaksın.” “Zaten…” dedim. “…hiçbir şey anlamıyorum.” Dünya karardı. Son hatırladığım şey, beni kollarına alışıydı. Ve sesi. “Tutun.” dedi birilerine. “Düşmesin.”
*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*_*
Naber millet
Nasılsınız iyisinizdir umarım
Bölüm nasıldı düşüncelerini yazinnn
Neyseemmm
Seviliyorsunuzzz milleetttttttt 💙 clap clap clapp