Okula yetişme telaşıyla tüm yaşadıklarımı bir anlığına zihnimin derinliklerine itmiştim. Annemin geç kalışımı öğrenmesi, benim için dünyanın sonu demekti. Son sürat, ciğerlerimde kalan son nefesle okulun kapısından içeri daldım. Neyse ki öğretmen henüz gelmemişti. Sınıfın orta kısmındaki en arka sıraya kendimi attım.
Cam kenarındaki en arka sırada oturan çocuk bana pis pis sırıtarak bakıyordu. Yanındaki “yapışkan” arkadaşları da ona katılmış, kulaktan kulağa fısıldaşıp gülüşüyorlardı. Onları umursamamaya çalışarak önüme döndüm; zihnim tekrar o depodaki olaylara, o tuhaf hisse kaydı. Tam derin düşüncelere dalmıştım ki, sınıfın kapısı sertçe açıldı. İçeriye yakışıklı, iri yapılı ve kaslı bir adam girdi. Kürsüye çıkıp tüm sınıfı sarsan tok bir sesle konuşmaya başladı:
"Günaydın. Ben biyoloji öğretmeniniz Miguel O'Hara. Şimdiden uyarayım; burada geçici bir süre görev yapacağım, asıl öğretmeniniz birkaç hafta sonra dönecek. Şimdi, herkes defterlerini çıkarsın."
Sınıf, ilk günden ders işlenecek olmasına homurdanarak tepki verdi. Ben ise hala yaşadığım şokun etkisindeydim. Elimle çantamı yokladım, defterimi almak için hamle yaptığım sırada parmak uçlarımda keskin bir acı hissettim. Refleksle elimi hızla geri çektim ve ağzımdan istemsizce bir küfür koptu:
"Hassiktir!"
Tüm sınıf bir anda bana döndü. Miguel O'Hara’nın delici bakışları üzerime kilitlendi. Sert bir ses tonuyla, "Hey, sen!" diye seslendi. Arkama baktım ama duvar dışında kimse yoktu. Tekrar ona döndüğümde, "Ben mi hocam?" diye mırıldandım.
"Evet, sen. Buraya gel."
Gözlerim dehşetle büyüdü. Bacaklarım titreyerek yavaş adımlarla kürsüye, yanına gittim. Miguel, gözlerimin içine dik dik bakarak, "Yaptığının ne kadar saygısızca olduğunu biliyorsun, değil mi?" dedi. Utancımdan yerin dibine girmiştim, cevap veremedim. "Bir daha olmasın," diye ekledi. Sessizce özür dileyip yerime döndüm.
Miguel tekrar sınıfa döndü: "Evet, herkes kendini tanımlayan altı satırlık bir kompozisyon yazsın. Hemen şimdi, ders sonunda istiyorum. İtiraz istemiyorum."
Herkes harıl harıl yazmaya başladı. Ben ise aklıma takılan, o sabahki depo olayını ve örümcek adam takıntımı yazmaya başladım. Aslında yaşadıklarımı anlatmak istiyordum ama Miguel’in buna asla inanmayacağını bildiğim için konudan sapıp sadece obsesyonlarımdan bahsettim. Zil çaldığında herkes kağıdını teslim edip çıkmıştı. Sınıfta tek başıma kalmıştım. Miguel yanıma gelip kağıdı almak için uzandı, ben ise "Hocam, durun, az kaldı!" diyerek kağıda asıldım.
"Ders bitti, yeter yazdın zaten!" diyerek kağıdı çekiştirdi. Ama kağıt parmaklarımdan ayrılmıyordu, adeta derime yapışmıştı.
"Hocam, bırakamıyorum!" dedim panikle. Miguel güçlenince, kağıt yırtıldı ve elim doğrudan Miguel’in göğsüne yapıştı.
Elimi kurtarmaya çalıştıkça daha da kenetleniyordu. Miguel sinirle beni kendinden uzaklaştırmaya çalışırken, büyük bir kuvvetle gerildim. Bir anlık hamlemle Miguel’in gömleği yırtıldı; elimde bir kumaş parçası, karşımda ise yırtık bir gömlek duruyordu. Miguel öfkeden deliye dönmüştü, bağırmaya başladı. Ancak benim tüm odağım, gömleğin yırtığından görünen o sert göğüs kaslarındaydı. Miguel’in bağırışları kulaklarımda çınlıyordu ama gözlerimi o bölgeden alamıyordum.
Bir an sustu, bakışlarımı fark etti ve hiddetle, "Nereye baktığını sanıyorsun sen!" diye kükredi. Yine de bakışlarımı kaçıramıyordum. "Seninle sonra konuşacağız," dedi, yırtılan yeri eliyle kapatarak sınıftan hızla çıktı.
Olayın şokunu sindirmeye çalışırken teneffüs bitti. Sınıf dolmaya başladı. Bir süre sonra Miguel kapıda belirdi; üzerinde bir hırka vardı. Öğrencilerden biri, "Hocam, bu sıcak havada neden hırka giydiniz?" diye sorunca, Miguel sinirli ve kısık bir sesle, "Hava sıcak olabilir ama ben üşüyorum," dedi.
Ders boyu göz göze gelmemek için önümdeki arkadaşımın arkasına saklandım. Ama o, yavaşça sırama doğru yürüdü. Yanımda durup, "Senin adın ne?" diye sordu.
"Zuk, hocam," dedim sesim titreyerek.
Miguel masama bir tahta kalemi bıraktı. Şaşkınlıkla hem kaleme hem de ona baktım. "Daha ne bekliyorsun? Çözsene soruyu! Tahtaya çık ve çöz!" diye bağırdı.
Korkuyla kalemi kaptım, tahtaya koştum ama biyoloji sorusu karşısında beynim durmuştu. Çözemiyordum. Miguel yanıma gelip kalemi sertçe elimden aldı, "Yerine geç," dedi. Sırama geri dönerken, cam kenarındaki en arkada oturan çocuk bana bakıp "Ucube," diye fısıldadı. Sınıf kahkahaya boğuldu. Utançla başımı sıraya gömdüm, yerin dibine girmek istiyordum.
