Gün bitmişti. Okuldan hızla çıktım, arkamdan Miguel’in bana seslendiğini duydum ama korkumdan arkama bile bakmadan koşmaya başladım. Eve vardığımda doğrudan odama çıktım, domuz kumbaramı parçalayıp içindeki tüm parayı kaptığım gibi kendimi sokağa attım. Lüks bir alışveriş merkezine girip Miguel'in o heybetli bedenine uygun şık bir gömlek aramaya başladım. Aradığım gibi bir model buldum; ancak kasaya geldiğimde dijital ekranda gördüğüm "9.000 $" etiketi karşısında nefesim kesildi.
"Çüş! Oha, bu gömlek bu kadar etmez ki!" diye bağırdım. Kasadaki adamın sinirli bakışları altında mağazadan kovulunca, daha mütevazı bir yere girip benzer, siyah, sade bir gömlek bulabildim. Eve döndüm, kimseye görünmeden odama çıktım ve gömleği hediye paketine sardım. Unutmamak için çantama yerleştirmeye karar verdim. Çantanın fermuarını açtığımda, o renkli örümceği çantamın içinde görünce donup kaldım.
"Iyy, bu da ne? Neden bu kadar renkli?" diye mırıldandım. Sabahki acının kaynağının bu yaratık olduğunu anlamıştım. Parmağıma dikkatlice bakınca küçük, kızarık bir ısırık izi gördüm. Panikle odada koşuştururken ayağım örümcek adam figürlerinden birine takıldı ve yere kapaklandım. Gerisi karanlıktı...
Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Ailem başımda endişeyle bekliyordu. Doktor ciddi bir durum olmadığını söyleyip beni taburcu etti. Eve döndüğümüzde, normalde pek ilgilenmeyen ailem üzerime titremeye başladı. Annem ve babamı zar zor odamdan çıkarıp neler olduğunu anlamaya çalıştım. Uzun uğraşlar sonucunda dört saat önce bayıldığımı ve o örümceğin beni ısırdığını hatırladım. Hemen çantama sarıldım; içinde sadece Miguel için aldığım hediye ve kitaplarım vardı. Örümcek yoktu. Saat gece iki olmuştu. "Erken uyumazsam yarın okula yine geç kalırım," diyerek kıyafetlerimle yatağa girdim ama uykunun beni bulması saatler sürdü.
Sabah alarmın sesiyle uyandığımda okulun çoktan başladığını gördüm. Telaşla odamdan fırladım ama annem kapıda yolumu kesti: "Nereye gidiyorsun? Bugün okula gitmek yok, doktor dinlenmen gerektiğini söyledi."
"Anne, gitmem gerek!" desem de dinletemedim. Annem mutfağa geçer geçmez fırsatı değerlendirip evden kaçtım. Kendi kendime, "Sadece okul için mi evden kaçıyorum? Bana neler oluyor?" diye sorgularken, yola sağıma soluma bakmadan atladım. O an kulaklarımı sağır eden bir korna sesi duydum. Korkuyla gözlerimi yumdum, çarpılacağımı sanıyordum ama hiçbir şey olmadı. Gözlerimi açtığımda, bir binanın çatısında olduğumuzu ve ağlarla süzüldüğümüzü fark ettim! Ama bu, tanıdığım örümcek adam değildi.
"Sen kimsin?" diye bağırdım. Gizemli kahraman sessizliğini koruyordu. "Örümcek adam nerede? Ona bir şey mi yaptın?" diye haykırarak ona yumruk atmaya başladım.
Okulun çatısına indiğimizde yine saldırdım, ama bu sefer yumruklarımı havada yakaladı. "Bırak beni, şerefsiz!" diye bağırdım. Yumruklarımı sertçe sıkınca acıyla inledim. "Tamam, tamam! Özür dilerim, dur!"
Beni bıraktığında ellerimi acıyla salladım. "Of, çok acıdı! Şimdi beni indir, değişik kılıklı, kaslı örümcek adam çakması!" Beni belimden kavrayıp nazikçe yere bıraktı. Tam arkamı dönüp teşekkür edecekken çoktan gitmişti.
Hızla sınıfa daldım. Kapı açıktı, hoca henüz gelmemişti. İlk dersin biyoloji olduğunu gördüm. "Disiplin abidesi Miguel bile geç kaldı demek," diye düşünürken arkamdan bir öksürük sesi duydum. Arkamı döndüğümde Miguel tam arkamdaydı.
"Zuk, yerine geç. Ders çoktan başladı."
"Özür dilerim hocam." Hızla sırama geçtim. Dersin sonlarına doğru Miguel sınıfı erken serbest bıraktı ve bana seslendi: "Zuk, teneffüste benimle gel."
Dersteki o son beş dakika, beş saat gibi geçti. Zil çalar çalmaz çantamı kapıp peşine takıldım. Biyoloji laboratuvarına girdiğimizde ortam çok garipti; her yerde kavanozların içinde canlı örümcekler vardı. Tiksinerek, "Bu kadar örümcekle ne yapıyorsunuz hocam?" diye sordum.
Sorumu görmezden geldi. "Dün okul çıkışı sana seslendim, neden dönmedin?"
"Şey... duymamışım hocam, kusura bakmayın."
"Hiç duymamış gibi değildin... Her neyse, seni neden çağırdığımı biliyorsundur." Yüzüm kızardı, gözlerimi kaçırdım. "Hocam, kusura bakmayın. Kağıdı bırakmak istedim ama elime yapıştı. Siz de ani hareket yapınca gömleğinize... Ama size bir özür hediyesi aldım!"
Çantamdan paketi çıkarıp uzattım. Miguel merakını gizlemeye çalışarak yavaşça elini uzattı, ancak hediye yine elime yapışmıştı. "Sanki hediyeyi vermeye pek niyetin yok gibi," dedi.
"Hocam, yine yapıştı! Gerçekten anlamıyorum, hiçbir yapıştırıcı sürmedim!"
Miguel elimi tuttu, avuç içimi incelerken gözleri öfkeyle irileşti. Birden elimi bırakıp beni boğazımdan yakaladığı gibi havaya kaldırdı. Çığlık atmaya çalıştım ama nefesim kesilmişti. Laboratuvarın kapısı kapalıydı, kimse bizi duymuyordu. Çırpınırken parmaklarımın arasından garip bir parlama yayıldığını gördüm. Yüzüm morarıyor, bilincim kapanıyordu ki, kulağımda o tiz, değişik melodi çınladı.
Aniden yere düştüm. Başımı kaldırıp baktığımda Miguel’in yerde yattığını, elleriyle kulaklarını kapatıp acı içinde kıvrandığını gördüm. O dehşetle laboratuvardan nasıl çıktığımı bile hatırlamıyorum. Tek bildiğim, hayatta kalmak için oradan olabildiğince uzağa koşmam gerektiğiydi.
