İçeriğe geç

Boşluk

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Boşluk

Bölüm 2

🎬 BOŞLUK – 2. BÖLÜM

Otobüs aniden durur.

Kapılar açılır.

Kız hızla yerinden kalkar ve dışarı fırlar.

Tam arkasından kapılar kapanır.

Otobüs hareket ederken, kız kaldırıma son anda sıçrayarak kurtulur.

Az kalsın altında kalacaktır.

Ayağı kötü bir şekilde burkulur.

Yüzü acıyla buruşur ama durmaz.

Topallayarak yürümeye devam eder.

Ailesine ulaşmalı.

Kardeşine... ulaşmalı.

Okulun demir kapısından içeri girer.

Koridorlar sessiz.

Ayak sesleri boğuk yankılarla duvarlara çarpar.

Tiyatro bölümüne yönelir.

Kalbi, yerinden fırlayacak gibi çarpmaktadır.

Sahneye açılan kapının önünde durur.

Perdeler aralanmak üzeredir.

Gösteri başlamak üzeredir.

Küçük kız kardeşi, sahnede heyecanla yerini almıştır.

Bir anda bakışları kapıya kayar.

Gözleri parlar.

Gülümseyerek el sallar.

Anne ve baba, ön sıradaki koltuklarında oturuyordur.

Kızlarının sahnede onlara el salladığını düşünürler.

Gururla gülümserler ve karşılık verirler.

Ama...

Bir şey fark ederler.

Küçük kız, onlara değil...

Kapıya doğru el sallamaktadır.

Kızın babası başını çevirir, arkaya bakar.

Boşluk.

Kapıda kimse yoktur.

Bir anlık duraksama.

Sonra annesi fısıldar:

“Arkadaşına el sallıyordur herhâlde...”

Umursamazlar.

Perde aralanır.

Ama o anda...

Başrol kızımızın dizleri çözülür.

Olduğu yere çöker.

Ellerini ağzına kapatır.

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başlar.

Birisi onu görmüştür.

İlk defa...

Gerçekten biri.

Ve o kişi...

Kız kardeşidir.

Sahnedeki küçük kız, bir an ne yapacağını bilemez.

Ablasının ağladığını görünce, kendisi de ağlamaya başlar.

Seyirciler arasında mırıldanmalar başlar.

Öğretmenler fısıldaşır.

Anne ve baba panikler.

Kızlarının sahne korkusu tuttuğunu zannederler.

Koşarak sahneye çıkarlar.

“Ne oldu kızım?”

“Bir şey mi var? Neden ağlıyorsun?”

Sorular üst üste gelir.

Ama küçük kız, cevap veremez.

Sadece ağlamaktadır.

Gözyaşları yanaklarından süzülürken bakışları hep kapıdadır.

Ama orada kimse yoktur artık.

O sırada...

Kız, gözyaşlarını siler.

Ayağa kalkar.

Kardeşinin yanına yürür.

Kimse onu görmez.

Kimse duyamaz.

Ama küçük kız...

Hâlâ hisseder.

Kız, eğilir kardeşinin göz hizasına gelir.

Sakin bir sesle fısıldar:

“Ben buradayım. Sakın ağlama.

Gösteri başlamak üzere...

Ben seni izlemeye geldim.”

Elini uzatır, kardeşinin yaşlarını siler.

Sonra yavaşça arka sıralardan bir koltuğa geçer.

Sessizce oturur.

Ve sahnedeki kardeşini izlemeye başlar.

Kız, tiyatro salonunda sessizce oturur.

Işıklar solmuş, sahnedeki gösteri sona yaklaşmaktadır.

Kız kardeşi, onu fark etmişti. O gerçekti.

Gösterinin bitmesine dakikalar kala...

Kız, sahneye doğru küçük bir öpücük yollar.

Kardeşi fark eder.

Yüzünde sıcak bir gülümseme belirir.

Küçük bir baş selamı ile karşılık verir.

Kız, sessizce salonun arkasından çıkar.

Yavaş ve huzurlu adımlarla okulun bahçesine yönelir.

Bir banka oturur.

Yüzü sakindir.

İçinde uzun süredir hissetmediği bir şey vardır: huzur.

Gökyüzü açıktır.

Rüzgâr tenine nazikçe dokunur.

Bir an için... her şey normale dönmüş gibidir.

Ta ki...

Yanındaki bankta bir grup genç kahkahalarla oturana kadar.

Üç kişidirler.

Aralarında yüksek sesle konuşurlar, şakalaşırlar, gülerler.

Dünya dönüyordur onlar için.

Kız kıpırdamaz.

Ama bakışları yavaşça buharlaşır gibi boşluğa kayar.

Bir kahkaha daha duyulur.

Sonra bir başkası.

Derinlere işleyen bir yalnızlık çöker üstüne.

Birden… gözleri dolar.

Ve gözyaşları süzülmeye başlar.

Sakinliği yerini sessiz bir fırtınaya bırakır.

Hüngür hüngür ağlamaya başlar.

İçindeki her şey... dökülür o bankta.

Gençler kalkar, uzaklaşırlar.

Kahkahaları bir süre havada asılı kalır...

Sonra tamamen kaybolur.

Bahçede yalnız kalır.

Derin bir sessizlik...

Bir yaprak bile kıpırdamaz.

Gökyüzü bile onunla birlikte susar.

Kız, yavaşça doğrulur.

Banktan kalkacak gibidir.

Ama o an...

Yanına biri yaklaşır.

Genç bir adam.

Sakin bir yüz.

Gözlerinde, tuhaf bir bilmişlik.

Ne korkutucu... ne yabancı.

Elinde bir kâğıt bardak.

Yanına oturur.

Sesi yumuşaktır, neredeyse fısıltı:

“Kahve sever misin?”

Bardağı, bankın üzerine bırakır.

Kız donakalır.

Gözyaşları hâlâ yanaklarında.

Bakışları bardakta.

Kalbi... hızla atmaktadır

Kızımız şaşkın bir şekilde kafasını kaldırır.

Gencin yüzüne bakmak ister ama... göremez.

Hiçbir şey yoktur.

Simsiyah.

Sanki yüzü silinmiş gibi.

Bir boşluk bakar ona.

Geri çekilir kız, korku dolu gözlerle banktan kalkmak ister.

Ayağı kayar, dengesini kaybeder.

Tam düşecekken, bir el kolundan tutar.

Genç adam.

Sesi sakindir ama soğuk değildir.

“Dur. Sakin ol. Sana zarar vermeyeceğim,” der.

“Yüzüme bakmak istemiyorsan... bakma.

Ama buradayım.

Anlatmam gereken şeyler var.”

Kız ürkekçe bakar ona.

Oturuverir yeniden bankın ucuna.

Gözleri dolmuştur.

Ellerini yumruk yapar dizlerinin üstünde.

“Sen kimsin?

Bu ne?

Bu nasıl olur?

Yüzün neden yok?

Ben… neler yaşıyorum ben?”

Sesi titrer.

Dizleri titrer.

Gözleri doludur artık.

“Ben kafayı yemek üzereyim.”

"Tamam sakin ol,” der genç adam.

Sesi yine yumuşak ama içindeki yorgunluk gizlenemez.

Kızın gözlerine değil de, daha çok içinden geçen bir şeye konuşuyor gibidir.

Bankta sessizlik olur.

Rüzgâr hafifçe dalları kıpırdatır.

Gölgeler kıza dokunur ama tenine değmez.

“Her şeyi anlatmaya başlıyorum…

Ama nasıl anlatacağım… çok zor bir şey.”

Derin bir nefes alır adam.

“Ben de senin gibiydim.

Yüzüm vardı… hayatım vardı.

Ailem.

Sesim, kokum, gülüşüm…

Hepsi vardı.

Ama…

gitti.

Her şey gitti.

Ve sonra…

bom boş kaldım.

Ben bile hâlâ tam olarak ne olduğunu anlamış değilim.

Ama oldu işte.”

Gözleri yok ama sesi, bakıyormuş gibi dolar:

“Bizim gibi daha çok insan var burada.

Ama dağınıklar.

Kaybolmuşlar.

Kimi ses vermekten vazgeçmiş, kimi ses duyamaz olmuş.

Sen...

sen farklısın.”

Kıza döner.

Bir karanlık, bir boşluk döner ona.

“Ben seni uzun süredir takip ediyorum.

Yeni düştün.

Henüz tam gömülmemişsin bu boşluğa.

Bu iyi bir şey.

Çünkü...

uyanma ihtimalin var.

Geri dönme şansın.

Hâlâ bir yerlerde... unutulmamışsın belli ki.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.