
Gece. Saat 03:00.
Oda sessiz.
Havadaki nem, duvarlarda asılı kalan rüyalar gibi ağır.
Karşı apartmanın sarı sokak lambası, pencerenin arasından içeriye titrek bir huzme düşürüyor.
Bir sineğin gölgesi bile bu ışıkta büyüyormuş gibi.
Genç kız derin uykuda.
Ama birden gözleri açılıyor.
Nefesi kesik kesik.
Kıpırdayamıyor.
Benliğinin farkında, ama bedeni zincire vurulmuş gibi.
Tüm gücüyle kendini fırlatmak istiyor...
O an, her şey tersine dönüyor.
Sanki yatağından değil de... gökyüzünden aşağıya düşüyor.
Midesi boşalacak gibi. Kulaklarında rüzgâr sesi.
Boşluk.
Sonsuz.
Ama sonra — bir anda duruyor.
Gözleri odada dolanıyor.
Evet, burası onun odası… ama bir tuhaflık var.
Sanki... küçülmüş.
Yatak devasa. Lambader bir sokak direği kadar uzun.
Koltuklar dağ gibi.
Her şey çok büyük.
Ya da o... çok küçük.
Korkuyor.
Sağa sola koşuyor ama nereye kaçacağını bilmiyor.
Panikle saçlarını yolmaya başlıyor.
Gözlerinden yaşlar süzülüyor.
Ama birden duruyor.
Titreyen elleriyle yüzünü tutuyor, derin bir nefes alıyor.
“Bu bir rüya,” diyor.
“Rüyadayım. Farkına varmalıyım ki uyanabileyim.”
Gözlerini sıkıca kapatıyor.
İçinden sayıyor.
1... 2... 3...
Açıyor.
Ama... hiçbir şey değişmemiş.
“Rüyalarda acı hissedilmez ya da kan…”
Kendine zarar vermeye çalışıyor, uyanmak için.
Ama... işe yaramıyor.
Acı yok. Kan yok.
Gerçeklik... kırılmış.
Yavaşça yere çöküyor.
Ağlamaya başlıyor.
Küçücük vücudu, dev yatağın gölgesinde kayboluyor.
Gözyaşları yüzünden yastığa damlıyor.
Oracıkta... yeniden uykuya dalıyor.
Sabah. Saat 06:40.
Güneş, yakıcı bir şekilde camdan süzülüp kızın yüzüne vuruyor.
Gözlerini açıyor.
Bir süre hiçbir şey söylemeden tavana bakıyor.
Oda normal.
Mobilyalar normal.
Vücudu eski haline dönmüş.
Ellerini bedeninde gezdiriyor.
Fısıltıyla:
“Her şey bitti mi?.. Düzeldi mi?..”
Ama...
Yatağın diğer ucunda biri yatıyor.
Sırtı dönük.
Derin uykuda.
Kız panik yapıyor.
Çığlık atıyor.
Ama o kişi uyanmıyor.
Yavaşça yaklaşıyor.
Kalbi delice atıyor.
Ve...
Yataktaki kişi... kendisi.
Aynı saç. Aynı pijama. Aynı duruş.
Kız yerinden sıçrıyor, gözleri faltaşı gibi açılmış.
“Bu ne?.. Bu... ben miyim?”
Elleri titriyor.
Ama yataktaki hâlâ uyuyor.
Kıpırdamıyor.
Bu kız hâlâ uykuda.
Sadece bilinci uyanık.
Ve şimdi...
bir bedenin dışından bakıyor kendine.
Ne yapacağını bilemiyor.
Boğazındaki düğüm büyüyor.
Ve bir anda, kapıya yöneliyor.
Elini uzatıyor, kapıyı açıyor ve salona çıkıyor.
Ev... sessiz.
Fazla sessiz.
Zaman durmuş gibi.
Gözyaşları içinde, sesleniyor:
“Anne?”
Cevap yok.
“Baba?”
Yine yok.
“Melis?..”
(Kız kardeşi.)
Yutulmuş gibi oluyor sesi.
Ev... yankılanmıyor bile.
Boş bir tiyatro sahnesi gibi.
Tam o sırada...
Dıt... dıt...
Ev telefonundan bir ses.
Telesekreter.
Kız, cihazın yanına gidiyor.
Parmakları titreyerek düğmeye basıyor.
“Kızım... Biz bugün evde yokuz.
Kardeşinin okulda gösterisi vardı, oraya gittik.
Ama merak etme, yemeğini hazırladık çıkmadan önce.
Yemeyi unutma. Kahvaltını da yap.
Seni seviyoruz tatlım.”
“Mesajınız sonlanmıştır.”
Kız öylece kalıyor.
Sesler normal.
Sözler tanıdık.
Ama bir şey... çok yanlış.
Mutfakta yemek hazır.
Masada bekliyor.
Ama buharı yok.
Isı yok.
Koku yok.
Ev... yaşamıyor.
Zaman durmuş.
Ve o yalnız.
Sadece bilinci açık.
Ve artık, her şey daha sessiz.
Daha tuhaf.
Sanki... bir şey yanlış hatırlanmış bir gerçeklikte yaşıyor.
Kız sandalyeyi çekip masaya oturuyor.
Masa boş.
Aile yok.
Bir süre boş boş duvara bakıyor.
Ve bir resim görüyor.
Aile fotoğrafı.
Ağlamaya başlıyor.
Sanki bir daha hiç yanlarında olamayacakmış gibi hissediyor.
Boğazına bir şey düğümleniyor.
O an, karın gurultusu bu ağır anı paramparça ediyor.
Çok acıkmıştı.
Sanki günlerce yemek yememiş gibi.
İçinde koca bir boşluk.
Ve o boşluğu, bir nebze olsun doldurmak ister gibi dolaba yöneliyor.
Atıştıracak bir şey çıkarıyor.
Yavaş yavaş, mutsuz bir şekilde yemeye başlıyor.
Kendi kendine, fısıltıyla:
“Bu böyle olmaz.
Dışarı çıkıp neler olduğunu anlamalıyım.
Her şey benim için sonlanmış olamaz.
Öldüm mü, yaşıyor muyum?..
Böyle bitemez.
Böyle bir boşlukla olmaz...”
Kız korkar bir şekilde evin dış kapısına doğru gider.
Adımları çok yavaş.
Sanki bilmediği, tanımadığı yerlere gidiyor gibi.
Oysa ki her gün aynı kapıdan çıkıp girerdi.
Okula, işe, gezmeye...
Ama bu sefer farklı.
Adımları parke zeminde yankılanıyor.
Hol... uzadıkça uzuyor.
Bitmeyecek gibi.
Ama her şeyin sonu olduğu gibi bu yolun da sonu var.
Kapının kolunu çevirecekken...
Duruyor.
Anahtar.
Birden hatırlıyor.
“Bedeni hâlâ içeride.
Bir şey olmasına izin veremem.”
Anahtarı alıyor.
Kapıyı kilitliyor.
Sanki bir kapıyı değil, kendi geçmişini kapatıyor.
Hızlı adımlarla merdivenlerden iniyor.
Ve dışarı çıkıyor.
Güneşli sokaklar.
Gülen çocuklar.
Otobüse yetişmeye çalışan insanlar.
Hayat... devam ediyor.
Kız durup bakıyor.
“Bu mümkün olabilir mi?..”
“Neden sadece ben?..
Gerçekten öldüm mü acaba?..
Ne olacak şimdi?..”
“Sokağa çıkmanın bana faydası ne?..
Nereye gideceğimi bile bilmiyorum.
Sokakta boş boş dolanamam da...
Kimse görmüyor.
Duymuyor.
Hissetmiyor bile.”
Ve o, kalabalığın ortasında bir hayalet gibi yürümeye devam ediyor...
Kız yürümeye devam ederken bir şey hatırlar:
Kız kardeşi Melis bugün okulda gösterideydi.
Anne ve babası da oradaydı.
Birden içini bir telaş kaplar.
Neden hâlâ buradayım?
Ya hâlâ zamanım varsa?
Koşmaya başlar.
Ayak sesleri kaldırımda yankılanır.
Nefes nefese kalana kadar koşar.
Birkaç sokağı geçer, ama sonra yavaşlar.
Durur.
Ellerini dizlerine koyup nefes almaya çalışırken kendi kendine fısıldar:
“Salak mıyım ben? Neden koşuyorum ki?
Kimse beni görmüyor zaten...
Bin şu otobüslerden birine.
Kimse anlamaz, para da vermezsin zaten.”
Kararlı bir şekilde en yakın otobüs durağına yönelir.
Durakta bekleyenlerin arasına karışır.
Otobüs gelir.
İnsanlar sırayla binerken kenarda bekler.
Kimse fark etmez onu.
Sırası gelince o da biner.
Şansına boş bir koltuk vardır.
Oturur.
Kısa bir süre sonra otobüs durakta durur.
Yeni yolcular biner.
Bir erkek, kıza doğru yaklaşır.
Neredeyse kızın üstüne oturacakken kız kalkar ve otobüsün çıkış kapısının önünde beklemeye başlar.
İnsanlar duraklarda inerken kenara çekilir.
En iyisi bu...
Çünkü insanlar hissetmese bile, kız biraz rahat hissetmektedir böyle.
Otobüs, okulun durağına yaklaşana kadar yolculuk devam eder.
(Biri onu gördü.)
