_Bilseydim, eğer bilseydim kadar geç kalmazdım kardan soğuk Kar Kızı._ 💣 "Bombalar ardında kayıplar bırakır..." Mustafa Alparslan Tanyeli "Kadının son görüldüğü yer burası, " diyordu Albay Özçelik. "Ondan sonrasında tam bir ay görülmüyor. Ancak... " Projeksiyona yansıtılan görüntü değiştirildi. Bu sefer ise açık bir alan vardı, alanda ise prefabrik bir bina vardı. "Son bir hafta içerisinde ulaşılan görüntülerden birisi ise bu. Rusya Federasyonu sınır bölgesinde yapılan tıbbi destek proje alanı." Görüntü gitti. "Peki, sınır bölgesi etrafında Volodinlere ait herhangi bir iz ya da görüntü belirlendi mi? " diye sordu masadaki komutanlardan birisi. "Elimize sadece bir ses kaydı ulaştı." Dedi Albay Özçelik. "Ve bu ses kaydı operasyonun başlangıcı ve kararı için büyük bir öneme sahip. " Albay arkasındaki askere baktığında asker elindeki ses kayıt cihazını taktı. Öncesinde bir cızırtı duyuldu. Ve kayıt başladı. "En son sınır bölgesinde görülmüş, " dedi bir adamın sesi. Fazlasıyla gür bir sesti ve sigaradan dolayı o hâle geldiği açıktı, Rusça konuştuğu anlaşılmıyordu fazla, ancak netti. Arkada kadın sesleri vardı. "Bizim koz inatçı çıktı, abi. " Ve bir ses daha. Bir adamın sesi daha. Onun da sesi kalındı. Onun Rusça aksanı diğer adama göre daha netti. "Ne olursa olsun sonu önceki gibi olacak, Mari. Bırak bizimle cebelleşmeye devam etsin. Sadece teslim gününü bekle, o gün en çok keyif alacağın gün olacak, kardeşim. " "Öyle diyorsun da bu gidişle bizi de öldürür bu, Dimitri. Ben sana söyleyeyim. Karı bizden de dişli." Karı değil kadın, embesil, diye geçirdim içimden. Kayıt devam etti. "Böyle bir şeyi yapmaz , yapsa da ilk sana yapar. Erken kurtulursun, merak etme Mari. Hem fena, güzel bir karı tarafından geberirsin. İstediğin bu değil mi zaten? " Karı değil kadın , önce o üslubu düzelt geberesice mal. Ayrıca, isteğinizi... İç sesimi susturdum. Susması gereken konular vardı. Kayıta tekrar odaklandım. "O da az değil, " dedi Mari denen adam. "Kadın fazla güzel, abi. O saçlar, o fizik, gözleri..." "Güzel olduğu kadar itaat etseydi, şu an tüm dünyaya hakimdik Mari." Derin bir nefes verdi Dimitri. "Bu kadını yola getirmemiz gerek. Önemli, değeri yüksek." Önemli. Değeri yüksek. İnsan hayatını paranın maliyeti gibi değerlendirecek kadar düşüklerdi işte. "Abi bu kadının değeri niye bu kadar yüksek? " diye sordu Mari denen adam. "Sana ve yengeme zorluk çıkarmaktan baika bir işi yok. Ayrıca sizin diz çöktüremediğiniz, öldürmediğiniz tek kişi. Hani, size normalde değil öyle davranmak, bir kelime bile edemezler. Bu kadın bir kelimeden fazlasını yapıyor gibi." "Sen anlamazsın, " dedi ve konuyu değiştirdi Dimitri. "Sınır bölgesine biraz geç gideceğiz." "Onun için mi? " diye sordu Mario. "Hayır, " dedi Dimitri. "Sevkiyat var, gerizekalı. Onun için niye gidelim? Ha, sevkiyatı yapacağımız kişi oysa söyle. " "Yok abi, sordum sadece. Ne zaman?" "Bir ay. " Kayıt kapandı. Komutan konuştu. "Bu görevi devralacak kişi her kimse bu adamlara karşı iki şey yapacaktır, " dedi. Sesi aynı sertliği taşıyordu. "Ya onları gizliden izleyecek ya da aralarına sızacak. Hangisinin daha iyi olduğuna dosyayı alan kişi karar verip üstlerine bildirecek, " gözleri hepimizin üzerinde gezindi. "Anlaşıldı mı? " "Anlaşıldı! " "Detayları bildiğinizi varsayıyorum, " dedi. "Şimdi, " Tuğgeneral'e döndü. "Komutanım... " "Anlatma zahmetine girdiğin için teşekkürler Özçelik, " dedi. Sesi ağırdı. "Gerisini ben hallederim. " önde o vardı, Albay Özçelik arkada kaldı. Boğazını temizledi ve söze başladı. "Bildiğiniz üzere hedefimiz Volodin' lerin başında olduğu VOLOGON adı altında yapılan silah ticaretini ve Volodinleri ortadan kaldırmak. Ayrıca... " derin bir nefes verdi. "Kod adı ALKO olan kadını, Harçana Alina Kalovski' yi sağ bir şekilde almak. " Dikkatim daha da kesildi. Gerçek adı söylenmemişti. "Gerçek adı Ayana Aliev, " diye ekledi. "O kadın sadece bir görev dosyası değil, öncelikle lütfen bunu dikkate alınız. Kalbinde bulunan bilgiler ise dünya üzerindeki çoğu ülke için büyük önem taşıyor. O çipi almak zorundayız. Ayrıca dosyayı alacak kişi şahsım tarafından seçilecektir. " Albay Özçelik Tuğgeneral' e kalın bir dosya uzattı. "Bu dosyada ne var, biliyor musunuz? " Ses çıkmadı. "Hepiniz hakkında tüm bilgiler, " dedi. "Şu an bu masada oturan her bir komutanın tüm bilgileri bu dosyada. Bu bilgileri kontrol ettim ve bu göreve en uygun olan kişiyi seçtim." Sessizlik hakimdi. Sonra Tuğgeneral' in gözleri hepimizde gezindi. "Yüzbaşı Kurt, " dedi. Gözleri bendeydi. Askeriyede de çoğunlukla kod isimlerimiz kullanılırdı. "Emredin, komutanım. " "Dosya size devredildi, " dedi. Ve o an, operasyonun ismini ilk kez duydum. Tuğgeneral "BOMBANIN ARDINDAKİ KAYIPLAR Operasyonu artık size ait. Operasyonun yöneticisi siz olacaksınız. " dedi. "İtiraz eden, sebebi olan ya da operasyonla ilgili bir sıkıntısı varsa şimdi söylesin. " Ve bir yüzbaşı konuştu. "Ben varım." "İtirazınızın sebebini sorabilir miyim, yüzbaşı? " "Öncelikle bir şey sorabilir miyim, komutanım? " dedi aynı yüzbaşı. "Dinliyorum. " "Dosyada verilen bilgilere kadın tam on sene boyunca orada. Ancak herhangi bir zorla alıkoyma durumu gerçekleşmemiş. Ayrıca yurt dışı izinleri de görülüyor, kendisi de yurt dışına çıkmış. " "Dedikleriniz doğru, " dedi Tuğgeneral. "Herhangi bir yanlışınız yok, ancak nereye varacağınızı anlamakta zorlanıyorum. Daha açık konuşunuz. " "Zorlayan birisi olmamasına rağmen Türkiye Cumhuriyeti' ne gelmeyip orada kalması ve onun, Volodin' in işlerini yapması tarafını seçmiş olduğu anlamına gelmez mi? " Tuğgeneral’in bakışı sertleşti. O an odadaki hava birkaç derece düştü sanki. “Bu cümleyi tekrar etmeni öneririm, Yüzbaşı,” dedi. Sesi sakindi ama o sakinliğin altında ezici bir tehdit vardı. “Çünkü az önce taraf seçmek gibi bir ithamda bulundun.” Yüzbaşı bir an duraksadı. Geri adım atmadı, ama sesi ilk kez titredi. “Komutanım, sadece ihtimalleri söylüyorum. On yıl… Zorla tutulmayan biri için uzun bir süre.” Masadaki sandalyem gıcırdadı. Hareket ettiğimi fark ettiğimde çok geçti. Parmaklarım dosyanın kenarına gömülmüştü. Tuğgeneral bakışlarını benden çekmeden konuştu. “On yıl boyunca bir insanın nefes alması, özgür olduğu anlamına gelmez Yüzbaşı.” Sonra yavaşça başını çevirdi. “Bazı insanlar kaçmaz. Çünkü kaçarlarsa, arkalarında kalanlar ölür.” Sessizlik. “Harçana Alina Kalovski,” dedi tekrar, bu kez daha yavaş. “Ya da gerçek adıyla Ayana Aliev… Bu kadın bir tercih yapmadı. Ona seçenek sunulmadı.” Projeksiyon yeniden açıldı. Bu kez bir rapor akıyordu ekranda. Kırmızı satırlar, karartılmış cümleler, eksik tarihler. “Yurt dışı çıkışları,” dedi Tuğgeneral. “Evet, var. Peki dönüşlerinde ne oluyor, baktınız mı?” Kimse cevap vermedi. “Her dönüşte bir sevkiyat hızlanıyor. Her dönüşte bir sınır hattı daha sessizleşiyor. Ve her dönüşte… bir ülkenin dosyası kapatılıyor.” Gözleri tekrar bana döndü. “Bu kadın Volodinler için çalışmadı,” dedi. “Volodinler onun hayatta kalmasına izin verdiği sürece yaşadı.” Boğazım kurudu. “Ve şunu iyi dinleyin,” dedi Tuğgeneral. “Kalbindeki çip, sadece bilgi taşımaz. Aynı zamanda bir sigortadır. Onun ölmesi demek, zincirleme bir kaos demektir.” Yüzbaşı başını eğdi. “İtirazım yok, komutanım.” “Güzel,” dedi Tuğgeneral. “Çünkü bu operasyonda itiraz değil, omurga gerekir.” Dosya önümdeydi. Kırmızı kapaklı. Tehlike seviyesi siyah. Tuğgeneral son kez konuştu: “Yüzbaşı Kurt. Bu kadın düşman değil. Ama kurtarılmayı bekleyen bir masum da değil. Onu alacaksınız. Canlı. Ve ne pahasına olursa olsun… Volodinlerden önce.” Dosyayı kapattım. Ve o an şunu anladım: Bu operasyon bir kurtarma değildi. Bu, unutulan bir kadının hatırlanma savaşıydı. Ve bombanın patladığı yer… henüz görünmüyordu. 💣 Günler sonra, Rusya Federasyonu- Sınır bölgesi Harçana Alina Kalovski "Yirmi dört saat boyunca gözetim altında tutmalıyız, " dedim ve prefabrik binadan sıvıştım. Bildiğin sıvıştım. Bir bitmiyordu. Tam iki haftadır Rusya sınırlarında saha sağlık personeli olarak bulunuyordum. Buraya tamamen gönüllü gelmiştim, beni zorşayan birisi yoktu. Bunu kabul ediyordum mesela. Ama dört günlük nöbet de vermezsin ya! Dört gün. Bildiğin dört gündür nöbetteydim ve tüm suçlu ekip arkadaşımdı. Tam dört gün önce dosyadaki bir kelimeyi yanlış söylediğim için -tabiri caizse - eşek gibi anıran ekip arkadaşım ve onu susturmaya çalışırken ekip başkanının önünde argo kelime kullandığımdan dolayı ceza nöbetindeydim. Ve bugün ceza nöbetimin son günüydü. Geberiyordum. Açık alana doğru ilerlerken bahsettiğim gerizekalının sesini duydum. "Hocam! " diyordu saygı amaçlı. Normalde Alo demeyi biliyordu ama! Eğer açık alanda olmasaydık enseme yapıştırmak için depar atacağına yemin edebilirdim. Kanıtlardım da. Gerçi kanıtlamama da gerek yoktu, kendisi zaten görünüşünden gerizekalı embesil olduğunu belli ediyprdu. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım. Ulan İvan, Türk olsaydın sana bir söverdim var ya nefes alamazdın. Gel gör ki Türk değildi işte. Türklerin siniri ve küfürleri bir ayrıydı. Yanıma vardı. "Naber, Alo ? " Dedi Rusça. Rusçana edeyim İvan. Şerefi eksik, hatta belki de olmayan köpek. Rusça cevap verdim. "Ben sana bana bir daha Alo dersen dişini kırarım, deneniş miydim? " dedim. "İlla ki döveyim mi İvan? " "Ağzımdan kaçtı be Alina, sinirlenme hemen. " dedi. "İyi misin? Kafan bin beş yüz olmuş sanki... " Nöbette anırarak gülen ve dört günlük nöbet cezası alan, ayrıca aynu elemanla nöbete çıkıp onun sadece uyuduğunu fark etsen senin de kafan bin beş yüz olurdu, adi herif! Sesli söyleyemedim tabii. "Bir tık öyle. " "Saçların kabarmış, " dediği gibi kilitlendim. Yorgunluktan olmuş olmalıydı. "Boşver et, kimse tedsvi olurken kafamdaki saça bakmıyor ya, " dedim. "Yüzüm önemli, yüzüm. Harbi, makyajım nasıl? " "Bunu soruyor musun cidden? " "Evet. " "Üstümüzden bomba geçiyor, ikinci patlama gelme ihtimali var, sen hâlâ makyajım nasıl diye soruyorsun! Manyaksın kızım sen! " Patladım. Makyaj kırmızı çizgimdi. "Sana ne lan! İstediğimi sorarım sana ne! Ben sana olmayan saçjnı nasıl düzleştiriyorsun diye soruyor muyum? Manyak olan sensin. Başkana söyleyeceğim, sana dört gün daha yazsın. Bıktım lan senden! " "Kız tövbe de! " dedi İvan. "Dönmemize iki hafta var, yapma ne olur. Bir de bunu çekemem ben! " "Ben çektim ama! " "Bin çiktim imi, " taklidimi yaptı. "Bir git şurd- " "Sen git ulan! " diye yükseldim. "Git lan yanımdan! Yalnız kalacağım ben. " "Alina- " Öyle bir baktım ki susup gitti. Hele şükür! Hiç gitmeseydin? Gerizekalı. Biraz yürüdükten sonra güneşin doğmak üzere olduğunu gördüm. Bir süre durup izlemek istedim. Güneş karların üzerine yavaşça ışığını yansıtıyordu, günlerce karanlığın etkisinde kalan karı aydınlatıyordu. Güneş doğuyordu. Ama bana değil. Herkese doğan güneş, bir bana doğmuyordu mesela. Herkese kardan gelen aydınlık, bir bana gelmiyordu. Kendi kendime Türkçe mırıldandım. Telaffuzum senelerce konuşmadığım için çok da iyi değildi. "Gergin uykulardan, kör gecelerden, bir sabah gelecek kardan aydınlık, " derin bir mefes aldım. "Sonra düğüm düğüm bilmecelerden, bir sabah gelecek kardan aydanlık... " Kardan aydınlık herkese gelmişti. Ama bir bana gelememişti sanırım. Belki de hiç gelemeyecekti. Sen Kar Kızı' sın , Kar Kızı' na aydınlığın geldiğini nerede gördün? Dedi zihnimdeki o pis ses. Volodin. Adı bile nefretten ürpermeme neden oluyordu. Savaştan sonra ülkenin insanları toplanmıştı, herkes sanki savaş yaşanmamışcasına yaşamaya devam ediyordu. En çok da bu sinirimi bozuyordu, insanlar her şeyi yaşattıktan sonra, masumları kirletip kaldırdıktan sonra kalanlara saavaş yokmuş gibi yaşanmasını söylüyor, insanlar da bu zihniyete uyuyordu. Derin bir nefes verdim. Elim kolyemdeydi. Kapaklı, pusula şeklinde olan kolyem. O lanet günden kalan, o günden alabildiğim tek şey. İçindeki iki taraf da siyahtı, burada tanıdığım kimsenin bunu hak ettiğini sanmıyordum. Derken bir araba. Hayır, araba değil. Tank. Bildiğin asker tankı. Rusya'ya ait değildi. TÜRKİYE. TÜRKLER. İçimde bir umut kıpırtısı oynadı. Belki de... Hayır. Bölgede Türk saüşık ekipleri de vardı, onlar için gelmiş olmalıydılar. Ama anlatsam? Denesem? Dedim içimden. Belki dinlerler, belki dalga geçmezler. Belki silinmez dosyalar. Ama bunlara inanmazlardı. Çadıra doğru tekrar ilerlerken ,ok tanıdık bir ses duydum. "... Sadece bir hafta buradayız. " Dur. Geri dönüp baktığımda çok ama çok tanıdık bir sima vardı karşımda. "Bölgeyi korumak zorundayız. " diyordu. Gözlerim bir süzdü onu. Uzun boyluydu, 1. 92 boy net vardı. Kaslarının fazlalığı üniformadan bile belli oluyordu. Mesleğinin hiçbir koşulu beyaz teninin bronzlaşmasına sebep olamamıştı. Açık kahverengi saçları subay tıraşı ile kesilmişti, fazla uzun süre olmadığı açıktı. O olabilir miydi? Mustafa Alparslan Tanyeli, burada olabilir miydi? Yüzüne dikkatle baktığımda uzaktan yakından alaka olmadığını gördüm. Sol kulağındaki beni görene kadar. Oydu. Derken bir ıslık sesi kulaklarımızı doldurdu. Ve ardından patlama uzak bir noktada gerçekleşti. Derken İvan' ın sesini duydum. "Hocam, acil tahliye yapıyoruz. " 💣 OKUNAN HİÇBİR ŞEY GERÇEK DEĞİLDİR.
Bölüm 3
2. BOMBA
Bölüm sonu
3 yorum
Son mükemmeldi aktı gitti
1YanıtOha sonu şaka mı
Oha sonu şaka mı
1Yanıt

