Omzuma vurulan yastıkla irkilerek gözlerimi açtım. Bir an nerede olduğumu anlamaya çalıştım. Tavana baktım. Sonra karşımdaki kişiye. Nisa yatağımın yanında durmuş bana bakıyordu.
"Uyaaan!"
Sesim uykudan çatallı çıkmıştı.
"Saat kaç?"
"Geç kalıyoruz."
Bu cevap hoşuma gitmedi. Telefonumu elime alıp ekrana baktım. Birkaç saniye boyunca saate bakıp durdum. Sonra yeniden baktım.
"Allah Allah..."
Nisa kollarını göğsünde birleştirdi.
"Aynı tepkiyi ben de verdim."
Yorganı üzerimden atıp yataktan kalktım.
"Neden daha önce kaldırmadıın."
"Yetişkin bir birey olduğuna inandım."
"Bu hatayı bir daha yapma."
Nisa'nın kahkahası ben banyoya girerken koridorda yankılandı. Yarım saat sonra mutfak masasının başında oturuyordum. Karşımda kahve. Yanımda kahve. Ruhumun her köşesinde kahve. Buna rağmen hâlâ uykum vardı. Nisa telefonuna bakarken önümdeki fincanı iki elimle tuttum.
"İlk iş günüm olmasa şu an yatakta olurdum."
"İlk iş günün olduğu için şu an buradasın zaten."
Haklıydı. Bu can sıkıcıydı. Pencereden dışarı baktım. Şehir çoktan uyanmıştı. Karşı apartmanın balkonunda çamaşır asan bir kadın vardı. Sokakta insanlar bir yerlere yetişmeye çalışıyordu. Ben ise birkaç gün önce büyükannemin evinde denizi izliyordum. Hayatın insana oyun oynadığına dair güçlü şüphelerim vardı. Başımı Nisaya doğru çevirirken,
"Neden öyle bakıyorsun?"
"İşe gitmek istemiyorum."
"Ben de istemiyorum."
Başımı çevirdim.
"Gerçekten mi?"
"Hayır."
"Kötü bir insan oldun sen!"
Elimdeki peçeteyi ona fırlattım. Nisa son anda eğilince peçete arkasındaki sandalyeye ççarptı. Nisa şirketi pek sevmezdi, yani bana her zaman sorunlarından bahseder çıkmak istediğini söylerdi ama hiç bir zaman istifa mektubunu veremedi. Ne kadar zor da olsa maaşı ve ortamı çok iyi olan bir yer olduğunu söylerdi. Bana da girmem için burayı öneren oydu. Bu fikri verdiğinde her açıdan çok mantıklı gelmişti. Hem aynı evde yaşadığım kişi ile gidip gelmek hem de orada tanıdığım biri olması beni daha çok rahatlatırdi ve maaşı da zorluğuna eş oranda çok iyiydi. İşi almam goruşmelerde sseçilmem biraz uzun sürdü ama bir kaç ayin sonunda seçildim. Düşüncelerimi Nisanin sesi böldü.
" Şirket beni değiştirdi."
................
Hazırlanıp evden çıktığımızda sabah havası beklediğimden sıcaktı. Asansörde geçen sessizlik bile kısa sürmedi. Aşağı indiğimizde Nisa'nın arabasına bindik. Yol boyunca birkaç kez çantamı kontrol ettim. Telefon, anahtar, cüzdan, kulaklık sonra tekrar telefon.
"Neyi kaybettiğini bilmiyorum ama çantanın içinde olduğuna eminim."
"Kontrol ediyorum."
"Altıncı kontrolün."
"Yedinci."
Nisa başını salladı. Trafik düşündüğüm kadar yoğun değildi. Arabada hafif bir müzik çalıyor, ben de camdan dışarıyı izliyordum. Şehrin bu tarafına daha önce pek gelmemiştim. Binalar yükseldikçe içimdeki heyecan da yükselmeye başladı. Şirket binasını gördüğümde bunu daha net anladım. Fotoğraflarda büyük görünüyordu. Gerçekte daha büyüktü.
"İşte geldik."
Nisa arabayı girişe yakın bir yere park etti. Birkaç saniye boyunca yerimden kıpırdamadım. Sonra derin bir nefes alıp kemerimi çözdüm.
"Nefes alışını duydum."
"Çünkü nefes aldım."
"Stresli misin."
"Hayır."
"Peki."
"Tamamm, çook stres oldum."
Nisa güldü. Arabadan birlikte indik. Binaya doğru yürürken elimi çantamın askısına biraz daha sıkı doladım. Giriş kapısının önüne geldiğimizde durduk. Nisa kartını çıkardı.
"Öğle arasında yaz."
"Tamam."
"Kaybolursan da yaz."
"Biraz güven kırıcı konuşuyorsun."
"Binayı gördün mü?"
İstemsizce arkamdaki dev yapıya baktım. Haklıydı.
"Bunu bir tehdit olarak algılıyorum."
"Destek olarak algıla."
Gülümseyerek içeri girdi. Ben de birkaç saniye sonra peşinden yürüdüm. İlk iş günüm resmen başlamıştı. Girişte görevliye ismimi söyledikten sonra beni üst katlardan birine yönlendirdiler. Asansörün kapıları açıldığında kendimi uzun bir koridorun ortasında buldum. Henüz nereye bakmam gerektiğini bile bilmiyordum. Tam telefonumu çıkarıp gelen mesajlara bakacakken önümde duran kadın bana doğru gülümsedi.
"Yıldız Aktaş?"
"Evet."
"Hoş geldin."
Yanıma yaklaşarak elini uzattı.
"Ben Selin."
Elini sıkarken yüzündeki sıcak ifadeyi fark ettim. Üzerindeki rahat kıyafetler ve belirginleşmeye başlayan karnı dikkat çekiyordu.
"Tanıştığımıza memnun oldum."
"Ben de."
Birlikte koridorda yürümeye başladık.
"Açıkçası bugün biraz heyecanlıyım." dedim.
"Bence heyecanlı olması gereken kişi benim."
Şaşkınlıkla ona baktım.
"Neden?"
Gülümseyerek karnını işaret etti. Hamile olduğunu anlamam uzun sürmedi.
"Yakında izne ayrılacağım."
"Anladıım, tebrikleer."
" Tessekurler , merak etme. İlk günler düşündüğünden daha kolay geçiyor."
Bundan çok emin görünüyordu. Ben aynı fikirde değildim. Çalışma alanına ulaştığımızda birkaç masa ve cam bölmelerle ayrılmış ofisler gördüm. Selin beni kendi masasının yanındaki bölüme götürdü.
"Bir süre burada beraber çalışacağız."
Başımı salladım. Bilgisayarı açarken anlatmaya başladı. Telefon görüşmeleri, toplantı planlamaları, dosyalar, mail trafiği, notlar... İlk yarım saatin sonunda beynimin küçük bir kısmı istifa etmeyi düşünmeye başlamıştı. Selin bunu fark etmiş olacak ki kahkaha attı.
"Yüz ifaden her şeyi anlatıyor."
"Bu kadar belli oluyor mu?"
"Biraz."
İkimiz de güldük. Günün ilerleyen saatlerinde birkaç kişiyle daha tanıştım. Muhasebe bölümünden Burak. İnsan kaynaklarından Yasemin ve adını iki kez duymama rağmen aklımda tutamadığım başka biri. İsimleri hatırlamak hiçbir zaman güçlü olduğum konular arasında yer almamıştı. Öğle molasına kadar zaman beklediğimden hızlı geçti. Telefonum titreştiğinde Nisa'dan gelen mesajı gördüm.
"Canlı mısın?"
İstemsizce gülümsedim.
"Şimdiliikk."
Birkaç dakika sonra yemekhanede karşılıklı oturuyorduk.
"Nasıl gidiyor?" diye sordu.
"Henüz kaçmadım."
"Demek iyi gidiyor."
"Sanırım."
Çatalımla tabağımdaki yemeği karıştırdım.
" Selin gerçekten iyi biri."
"Şanslısın. Mert beye denk gelmediğine çok sevindim. Pimpiriklinin teki herhalde gelen her yeni çalışanı iki günde ağlatıyor. İlk geldigim ay onunla çalıştım, saglik sorunları yüzünden izin almasaydı işten bile çıkabilirdim."
" Anlattığını hatırlıyorum ama bu kadar kötü müydü ya."
"Malesef öyleydi. Selin ile aran nasıl?"
"Bana bütün sistemi anlatmaya çalışıyor."
"Birkaç haftaya alışırsın. Selin iyi bir öğretici sen de iyi bir dinleyicisin"
"Bunu herkes söylüyor."
"Çünkü doğru."
Gözlerimi Nisaya çevirdim. Nisa sanki çok bilge bir şey söylemiş gibi başını salladı. Öğle molası kısa sürdü. Bir süre sonra yeniden kendi katıma çıktım. Selin masasında birkaç evrakı düzenliyordu. Beni görünce dosyalardan birini uzattı.
"Bir konuda yardım isteyeceğim."
"Tabii."
"Bu dosyayı toplantı odalarının olduğu koridora bırakabilir misin?"
Dosyayı elime aldım.
"Olur."
Koridordan çıkıp gösterdiği yöne doğru yürümeye başladım. Artık sabahki kadar yabancı hissetmiyordum. En azından öyle sanıyordum. Koridorun sonuna yaklaşırken ileriden gelen sesler dikkatimi çekti. Birkaç kişi konuşarak bana doğru geliyordu. Yolu kapatmamak için kenara çekildim. Grup yaklaştıkça çalışanlardan biri elindeki dosyadan bahsediyor, diğeri yaklaşan toplantının detaylarını anlatıyordu. Aralarında yürüyen kişi ise diğerlerinden daha sessizdi. Konuşmuyor, sadece dinliyordu. Uzun boyu kalabalığın içinde hemen fark ediliyordu. Kahverengi saçları düzgünce taranmıştı. Yüz hatları sert değildi ama mesafeli görünüyordu. Yanımdan geçerken istemsizce başımı kaldırdım. Yeşil gözleri kısa bir anlığına bana çevrildi. Sadece birkaç saniye belki daha kısa. Sonra bakışlarını tekrar önüne çevirdi. Yürümeye devam etti. Ben ise elimdeki dosyayla olduğum yerde kaldım. Kim olduğunu tahmin etmek zor değildi. Sabah geldiğimden beri adını birkaç kez duymuştum.
Utku Karahan.
Başımı hafif onume eğerek hızlıca yanından gectim. Dosyalara tekrar baktım. Sonra yürümeye devam ettim. Patronu koridorda görmek ilginçti ama elimdeki işi teslim etmem gerekiyordu.
......
Öncelikle merhaaabbaaa ben lafee, umarım yeni bölümü sabırsızlıkla beklersiniz. Hepinizi kocamaann öpüyorummm 💖🌸