İçeriğe geç

Boksör

Bölüm 3 · 4 dk okuma

Boksör

Bölüm 3

Bölüm 3: ilk görüş

Bugün o kadar yorucu geçmiştiki. Bundan sonraki günlerimin de boyle geçeceğini hatırlayınca derince ofladım.Tam çantamı alacakken Selin bana döndü.

"Bu akşam planın var mı ?"

Başımı kaldırdım.

"Yok."

"Harika."

Kaşlarımı çattım.

"Bu kadar sevinmen beni biraz korkutuyor."

Selin güldü.

"Korkulacak bir şey yok. Yeni gelen çalışanlar için bazen dışarı çıkıyoruz."

"Kutlama gibi mi ?"

"Bahane gibi."

Masaların arasından geçen Burak konuşmaya dahil oldu.

"Kutlama desek daha kurumsal duruyor."

"Bahane daha dürüst." dedi Selin. İtiraz edecek bir neden bulamadım. Bir saat sonra hepimiz bir restoranda oturuyorduk. Ortam beklediğimden çok daha rahattı. İş yerinde ciddi görünen insanların mesai bitince tamamen değişebildiğini ilk kez fark ediyordum.Konu sürekli değişiyordu. Trafik, hava durumu, yemekler, şirket. Burak' in yaptığı son şakadan sonra Kahkahalar arasında yasemin koluma dokunarak beni kendine çekti.

"Patronla tanışabildin mi ?"

"Tanışmak sayılır mı bilmiyorum." dedim.

"Ne kadar konuştunuz ?"

"Dört kelime falan."

Masadakiler güldü.

"Bence bu iyi." dedi Burak.

"Neden ?"

"Çünkü o kadar yoğun ki dört kelime bile başarı sayılır."

"Burak abartıyor." dedi Selin.

"Abartmıyorum."

Yasemin de konuşmaya katıldı.

"Geçen hafta yine gece yarısına kadar şirketteydi."

"Bir önceki hafta da."

"Adamın eve gittiğini gören var mı ?"

Masadakiler yeniden güldü. Ben ise daha çok dinliyordum. Şirkette ikinci günüm bile dolmamıştı. İnsanları tanımak için zamana ihtiyacım vardı. Yemek bittiğinde hava çoktan kararmıştı. Herkes tek tek vedalaşmaya başladı. Ben de çantamı omzuma takıp dışarı çıktım.

---

Nisa arabasının yanında bekliyordu. Beni görünce camı indirdi.

"Yaşıyor musun ?" Dedi önceki konuşmamıza gönderme yaparak hafifçe gülümsedim. Kapıyı açıp içeri oturdum.

"Şimdilik."

"Demek iyi geçmiş."

Kemerimi takarken güldüm.

"Neden herkes bunu söylüyor ?"

"Çünkü doğru."

Araba hareket ederken günümden bahsetmeye başladım. Selin'den, işlerden, toplantılardan, öğrendiğim şeylerden. Nisa ara sıra başını sallıyor, ara sıra gülüyordu. Kırmızı ışıkta durduğumuz sırada telefonuna bir bildirim geldi. Ekrana baktığı an yüzü değişti.

"Hayırdır ?"

Telefonu ters çevirip koltuğun yanına bıraktı.

"Eren."

Kaşımı kaldırdım.

"Yine mi yazmış ?"

"Maalesef."

"Ne istiyor ?"

"Bilmiyorum."

"Bakmayacak mısın ?"

"Hayır."

Bu cevabı söylerken o kadar hızlı konuşmuştu ki istemsizce güldüm. Nisa gözlerini devirdi.

"Gülme."

"Gülmüyorum."

"Gülüyorsun."

"Biraz."

Telefon yeniden titreşti. İkimiz de ekrana baktık. Nisa bakmamış gibi davranıyordu.

"Eğer biraz daha yazarsa telefonunu camdan atacağım."

"Bence önce engelle."

"Bu da mantıklı."

Konu çok uzamadan kapandı. Bir süre sessizce ilerledik. Sonra aklıma bir şey geldi.

"Bu arada."

"Hı ?"

"Yarın maç var."

Nisa'nın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Sonunda önemli bir konu."

Gülmeye başladım.

"Aylardır bekleniyor."

"Biliyorum."

"Kaçırırsan konuşmam seninle."

"Kaçırmayacağım."

Bu konuda oldukça emindim. Uzun zamandır bu kadar merak ettiğim bir maç olmamıştı. Pars çok konuşulan biriydi. Hem tarzıyla hem sessizliğiyle üniversite ye ilk başladığım yıllarda boksa ilgim vardı. Parsı o zamanlarda tanidim. Büyük bir hayran kitlesi olan biriydi ve buna rağmen çok sessizdi. Medyadan çok uzak duruyordu. Yüzünü gören insan sayısı sıfırdı. Tuhafdı ama söylenilen buydu. "Umarım yarın güzel geçer."

" Umarımm."

Nisanin sözlerinin bitmesi ile arabanın kapıda durması aynı anda olmuştu. Beraber arabadan indik ve eve doğru yürüdük.

---

Ertesi sabah Nisa'nın sesiyle uyandım.

"Yıldız."

Yorganı biraz daha üzerime çektim.

"Hıııı."

"Geç kalacağız."

"Hayır."

"Ben gidiyorum o zaman."

Bir gözümü açtım.

"Gıcııkk"

Nisa kahkaha attı. Yarım saat sonra mutfakta kahvaltı yapıyorduk. Nisa telefonunda bir şeylere bakıyordu. Ben ise kahveme.

"Hâlâ uyuyor gibisin."

"Çünkü uyuyorum."

"Bunu fizik kurallarına aykırı buluyorum."

Cevap vermek yerine kahvemden bir yudum aldım. Nisa telefonunu bana çevirdi. Maç haberi açıktı.

"Bu akşam."

"Biliyorum."

"Heyecanlı mısın ?"

"Biraz."

"Biraz mı ?"

"Tamam çok."

Nisa zafer kazanmış gibi gülümsedi.

---

Şirkete geldiğimizde her zamanki gibi girişte ayrıldık. Kendi katıma çıktığımda Selin çoktan çalışmaya başlamıştı. Masasına yaklaşırken telefonda konuşuyordu. Beni görünce eliyle beklememi işaret etti. Birkaç dakika sonra telefonu kapattı.

"Bir şey isteyeceğim."

"Tabii."

Masasının üzerindeki iki fincanı gösterdi.

"Ben şu an çıkamıyorum. Bunları Utku Bey'in odasına bırakabilir misin?"

Başımı salladım.

"Kahve teslimatı görevini kabul ediyoruuum."

Selin güldü.

"Kahramanıım."

Fincanları alıp koridora çıktım. Kapıya ulaştığımda iki kez tıklattım.

"Gel."

Kapıyı açıp içeri girdim. Bu kez odada yalnız değildi. Karşısındaki koltukta bir adam oturuyordu. Kahverengi saçlı, sakin yüzlü biriydi. Ben içeri girince konuşmaları kesildi. Masaya doğru yürüyüp kahveleri bıraktım. Tam geri çekilecekken duyduğum son cümle dikkatimi çekti.

"...dikkatli ol da bana fazla iş çıkarma."

Adam bunu söylerken ciddi görünmeye çalışıyordu. Utku Bey gözlerini masadan kaldırdı.

"Elimden geleni yaparım."

"İşte asıl korktuğum cevap bu." Dedi hafif dikleşerek. Kahveleri bıraktıktan sonra geri çekildim. Tam çıkacakken Utku Beyin gözleri bana döndü. Sadece birkaç saniyeydi. Belki daha kısa. Birkaç saniye beni baştan aşağıya süzdü. Gözleri tekrar beni bulurken başını hafifçe salladı.

"Teşekkürler."

"Rica ederim."

Daha fazla oyalanmadan odadan çıktım. Kapı arkamdan kapanırken içerideki konuşma yeniden başladı.

Bölüm sonu

1 yorum