İçeriğe geç

Boksör

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Boksör

Bölüm 1

Bölüm 1 : Dönüş

Yaz tatillerinin en kötü yanı bitmeleriydi, özellikle de tatilinizi büyükannenizin evinde geçiriyorsanız. Bahçedeki eski salıncağın üzerinde oturmuş, kahvemi içerken önümde dalgalanan denizi izliyordum. Hafif rüzgâr kızıl saçlarımı dağıtırken gözlerimi kapattım. Tuzlu deniz esintisi yüzüme vuruyordu. Birkaç saat sonra buradan ayrılacaktım. Elimden gelse işe gitmeyi bırak, yerimden kalkmazdı. Bunu düşünmek bile can sıkıcıydı.

"Yıldız !"

Babaannemin sesi düşüncelerimi böldü. Başımı çevirdiğimde elinde kavanozlarla bana doğru yürüdüğünü gördüm. Babaannem o kavonozlar yüzünden çektiklerimi unutmuş gibi yeniden getiriyordu. Gözümün önünden geçen yıl şekerden yapış yapış olmuş güzel çantam ve kıyafetlerim gelince büyükannemi durdurmak için ayağa kalktım.

"Hayır." dedim.

Büyükannemin bakışları beni buldu. "Ne hayırı ?"

O gözlerdeki bakışı çok iyi biliyordum ama yine de şansımı denemek istedim.

"Çantama koymayacaksın."

Yüzüme bakıp kaşlarını kaldırdı.

"Ben daha bir şey demedim."

"Demene gerek yok."

Elindeki kavanozları gösterdim.

"Suçüstü yakalandın."

Büyükannem umursamaz bir tavırla omuz silkti.

"Reçel bunlar."

"Geçen sefer de reçeldi."

"Bu sefer biraz dikkatli olursun, kızım." dedi. En masum bakışlarıyla babamın annemden bir şey isterken yaptığı bakışların aynısıydı bu bakışlar. Babamın en çok kime benzediği belli olmuştu şuan. Biraz sessizlik olduktan sonra yenilgimi ilan etmek zorunda kaldım.

"Peki, büyükanne nasıl istersen ama dökülürse oturur ağlarım."

"Aman kızım dökülmez diyorum ya az dikkatli ol yeter." Çok masumca söylemişti bu sözleri ah babaannem ah sanki yolları bilmiyorsun. Tam son savunmami yapacakken mutfaktan annemin kahkahası duyuldu. Benimle babaannemin bu tartışmaları yıllardır değişmiyordu. Ayağa kalkıp kavanozları elimden almaya çalıştım ama başarılı olamadım.

"Babaanne." dedim onun bakışlarını taklit ederek ama pek işe yaramamış olacak ki.

"Yıldız." dedi sitemle.

"Gerçekten yer kalmadı."

"Yer açılır."

Teslim olmuş bir nefes verdim. Bazı savaşlar kazanılamıyordu. Öğle yemeğinden sonra ev yavaş yavaş sessizleşmeye başladı.Babam arabaya eşyaları taşıyor, annem son kontrolleri yapıyordu. Ben ise verandanın korkuluklarına yaslanmış onları izliyordum.İnsan bazen mutlu olduğu yerlerden ayrılmak istemiyordu. Özellikle işlerim aklıma gelince içimdeki sıkıntı arttı. Babam bana doğru yaklaşmaya başlayınca kafamdaki bütün sıkıntılar dağıldı. Elindeki araba anahtarlarını salladı.

"Son kararın mı ?" Gülümseyerek bana bakıyordu.

"Neyin ?"

"Bizimle birkaç gün daha kalmamanın."

Gülümsedim.

"İşe başlamam gerekiyor." Baba ben de burada yıllarca denizi izleyerek geçirmek istemez miydim sence. Babam kulağıma yaklaşarak,

"İş her zaman bulunur."

"Bu cümleyi annemin yanında söyleme."

Babam hafifçe güldü. Tam o sırada annem kapıdan çıktı.

"Söyledi bile."

Babam masum bir ifadeyle ellerini kaldırdı.

"Ben hiçbir şey yapmadım."

"Tabii."

Annem gözlerini devirdi. Onları izlerken istemsizce gülümsedim. Çocukluğum boyunca böyleydiler. Biri fazla korumacıydı. Diğeri fazla rahat. Çoğu konuda fikirleri hep birbirinden farklı olurdu. Ben ise ikisinin ortasında kalıyordum.Otobüs terminaline geldiğimizde ayrılık vakti gerçekten gelmişti. Annem beni son kez sarılıp bıraktı. Hafif başını bana doğru eğerek her zaman yaptığı o küçük konuşmasına başladı.

"Yemeklerini aksatma."

"Tamaaaam."

"Geç yatma."

"Pekii."

"Telefonlarını aç."

"Annnne." Dedim hafif bıkkınlıkla uzatarak.

"Ne var ?" Hafif sinirli, endişeli bakışları beni buldu. Gülmemek için dudaklarımı ısırdım. Kendimi bildim bileli yaptığı uyarılarını ezberlemiştim artık.Babam kolunu omzuma attı.

"Merak etme. İki güne kalmaz bizi özleyip geri gelir."

"Olabilir."

"Bak işte."

Annem ikimize de bakıp başını salladı. Büyükannem ise her zamanki gibi dualarını eksik etmedi. Otobüs hareket ederken camdan onlara baktım. El sallıyorlardı. Ben de el salladım. Bir süre sonra görüntüleri küçüldü. Sonra tamamen kayboldular. İçimde tanıdık bir boşluk oluştu. Eve dönüyordum ama insan bazen iki farklı yere ait hissedebiliyordu. Saatler sonra apartmanın önüne geldiğimde yorgunluktan bitmiştim. Midem yol boyunca aldığım kokudan mı yoksa sarsıntıdan mı bilinmez çok bulanıyordu. Valizimi sürükleyerek merdivenleri çıktım.Kapıyı açar açmaz bir çığlık duydum.

"YILDIZ !"

Bir anda üzerime atlayan kişiyi görünce dengemi zor korudum.

"Niissssaaaaa !"

"Hoş geldin !"

"Nefes alamıyorum."

"Abartıyorsun."

"Hayır, gerçekten alamıyorum."

Kahkahalar arasında sonunda beni bıraktı. Valizimi içeri sürüklerken burnuma kahve kokusu geldi. Kaşlarımı kaldırdım.

"Sen kahve mi yaptın ?"

Nisa gururla gülümsedi.

"Yaptım."

"Kahve makinesi sağlam mı ?"

"Çok kırıcı davranıyorsun." Dedi dudaklarını büzerek hafif sinirle. Ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim. Ev bıraktığım gibiydi. Belki biraz daha dağınıktı ama bıraktığım gibiydi. Kendimi koltuğa bıraktım. Nisa hemen karşıma oturdu.

"Anlat." Dedi sırtını dikleştirerek.

"Neyi ?" hafif bir ses tonuyla cevapladım sorusunu.

"Tatili."

"Tatildi işte."

"Bu kadar mı ?"

"Deniz vardıı."

"Yıldız."

"Büyükannem vardı."

"Yıldız !"

Gülmeye başladım. Sonraki yarım saat boyunca tatilimi anlattım. Sevim dikkatle dinledi. Sonunda kahvesinden bir yudum alıp bana baktı.

"Tamam."

"Neye tamam ?"

"Şimdi önemli konuya geçiyoruz."

Şüpheyle gözlerimi kıstım.

"Ne konusu ?" Dedim merakla hafif öne egilirken. Telefonunu eline aldı. Başını telefona eğerek konuşmaya devam etti.

"Sen yokken çok şey kaçırdın ."

"Mesela ?"

Yüzünde sinsi bir gülümseme oluştu. Gözlerimiz bir kaç saniye buluştu.

"Şu meşhur boksör var ya."

Bir anda dikkat kesildim.

"Ne olmuş ?"

Telefonu bana uzattı. Ekrana baktığımda bir haber sayfası açıktı.

YILIN EN ÇOK BEKLENEN KARŞILAŞMASINA GÜNLER KALDI ! ! ! !
Üç gün sonra gerçekleşecek büyük karşılaşma için hazırlıkların tamamlanmak üzere olduğu bildirildi. Kariyeri boyunca medyadan uzak kalmayı tercih eden sporcu hakkında bu kez de basın toplantısına katılıp katılmayacağı belirsizliğini koruyor. Sosyal medyada ise sporcu hakkında çeşitli iddialar ve teoriler konuşulmaya devam ediyor...

Haberi hızlıca gözden geçirip telefonu Nisa'ya geri uzattım.

"İnsanlar yine teori üretmeye başlamış."

Nisa omuz silkti. Telefonunu ellerimden alırken.

""Başka ne yapacaklar ? Geçen ay adamın emekli olacağını konuşuyorlardı. Şimdi de yeni bir şey uydurmuşlardır."

Kahvemi elime alıp arkama yaslandım.

"İnsanların işi gücü yok."

Nisa dudaklarının kenarını kıvırdı. Yüzündeki sırıtışla gözlerini bana dikti.

"Sen de merak ediyorsun."

Kaşlarımı kaldırdım. Telefonumu elime aldım ve ona doğru dönerek,

"Merak etmeyen birileri mi var ?" dedim.

"Yakaladım seni."

"Abartma Nisa azıcık boksa ilgisi olan herkes tanır ."

Kahkahası salonun içinde yankılandı. Başımı sallayıp gülmemeye çalıştım ama pek başarılı olamadım. Bir süre daha oturup sohbet ettik. Tatilden, işten, evden... Konu konuyu açtı. Saatin nasıl geçtiğini anlayamadım. Sonunda boşalan fincanı masanın üzerine bıraktım. Yarın işe dönüyordum. Şimdilik düşünmem gereken tek şey buydu...

Bölüm sonu

1 yorum