Taksi uzun bir süre sessiz gitti.
Sonra yavaşladı… tabelada yeni mahalle adı belirdi.
“İşte burası,” dedi şoför.
Kapı açıldı.
İndim.
Hava eski yere göre daha sakindi ama tuhaf bir şekilde daha boş hissettiriyordu. Sanki sesler burada biraz daha geç geliyor, biraz daha yutuluyordu.
Bina uzaktan görünüyordu. Yeniydi, düzgün duruyordu. Ama tam da o yüzden biraz soğuk.
Anahtarlar elimdeydi.
Kapıya yaklaştım.
Her adımda kalbim biraz daha hızlandı.
“Saçmalama,” dedim kendi kendime. “Yeni ev sadece.”
Kapıyı açtım.
Klik.
İçeri ilk adımı attığım an… koku bile farklıydı. Boya, temiz duvar, boşluk.
Ama en garibi şuydu:
Boş olmasına rağmen “iz dolu” gibiydi.
Sanki biri çok kısa süre önce burada durmuş, sonra aceleyle çıkmıştı.
Işık düğmesine bastım.
Oda aydınlandı.
Salon bomboştu. Duvarlar çıplak, köşeler sessiz.
Bir an durdum.
Sonra arkamdan kapı sesi geldi.
TIK.
Donup kaldım.
Yavaşça döndüm.
Kapı kapalıydı.
Ama ben kapatmamıştım.
Yutkundum.
“Rüzgâr…” dedim ama sesim kendimi bile ikna etmedi.
Bir adım attım içeri doğru.
Parke hafif gıcırdadı.
Ve o an fark ettim…
Evde yalnız değildim gibi hissettiren şey ses değildi.
Sanki birinin varlığı, çoktan buraya yerleşmişti.
Ama nerede olduğunu bilmiyordum.
Yine geçiştirerek evi dolaştım ardından eşyaları yerleştirmeye başladım .
İlk gün bütün herşeyi yerleştirmeyi yetiştiremedim.Yorulmuştum , Kartonların kenarına oturup derin bir nefes aldım. O an fark ettim; insan en çok yorulunca değil, durunca yorgunluğunu hissediyordu.
Kalkıp mutfağa gittim. Dolapları açtım—içi bomboştu ama garip bir şekilde içim rahatladı. “Sıfırdan başlamak böyle bir şey galiba” diye düşündüm.
Telefonum çaldı ama açmadım. Kim olursa olsun konuşacak halim yoktu.
Bir süre sonra koridordan hafif bir ses geldi sandım.
Donup kaldım.
Başımı yavaşça çevirdim… hiçbir şey yoktu.
“Yeni ev, yeni sesler” diye kendime gülümsedim ama içimde küçük bir rahatsızlık kaldı. Sanki evin alt katı… ya da duvarların içi… beni dinliyordu.
Akşam olduğunda her şey daha da tuhaflaştı. Işıklar loştu, gölgeler uzamıştı. O kadar yorgundum ki, düşünmek bile ağır geliyordu.
Yatağa uzandım ama gözlerim kapanmadı.
Alt kattan yine çok hafif bir tıkırtı geldi.
Bu kez hayal olmadığından emindim.
Kalbim hızlandı.
Ama kalkıp kontrol edecek cesaretim… yoktu.
Sadece yorganı biraz daha üstüme çekip, kendi kendime fısıldadım:
“Yarın bakarım…”
Ama içimde bir yer biliyordu… bu evde yalnız olmayabilirdim.