İçeriğe geç

Bloom & Valtor

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Bloom & Valtor

Bölüm 3

3. BÖLÜM - ALFEA'YA DÖNÜŞ

Ormanın içindeki kasvetli sessizlik, kızların ağır adım sesleriyle bozuluyordu. Alfea’ya giden o her zamanki tanıdık, huzurlu yol, bu kez bitmek bilmeyen bir işkence koridoruna dönüşmüştü. Layla ve Musa, Bloom’un iki koluna girmiş, onun her adımda acıyla kasılan bedenini taşımaya çalışıyorlardı. Bloom’un ayakları toprağa sürtünüyor, sırtından yükselen o keskin, yakıcı sızı her kıpırdanışında nefesini kesiyordu. Tecna ve Flora ise arkadan geliyor, Stella’nın dengede durmasına yardım ederken bir yandan da çevrelerini kolaçan ediyorlardı. Zafer çığlıklarıyla ayrıldıkları bu yoldan, şimdi darmadağın olmuş bir halde, adeta sürünerek dönüyorlardı.

Alfea’nın büyük kapısından içeri adım attıklarında, okulun o her zamanki neşeli havasından eser yoktu. Avluda yürüyen birkaç öğrenci, Winx’in bu acınası halini görünce dehşet içinde fısıldaşarak geri çekildi.

Müdür Müdire Faragonda, merdivenlerin başında belirdiğinde yüzündeki endişe anında derin bir korkuya dönüştü. Hızla kızlara doğru adımladı, gözleri her birinin üzerindeki yara berelerde gezindi.

"Kızlar! Ne oldu size? Valtor mu yaptı?" diye sordu Faragonda, sesi titreyerek. Bakışları tek tek kızların üzerinde gezindi, bir açıklama bekliyordu. "Biri bana ne olduğunu söylesin!"

Ancak hiç kimseden ses çıkmadı. Musa başını öne eğdi, Stella gözyaşlarını gizlemek için yüzünü yana çevirdi. Kızlar, kelimelerin bittiği o yerde, sadece derin, hüzünlü ve çaresiz bakışlarla ortalarında duran Bloom’a baktılar. Faragonda’nın bakışları kızların gözlerini takip ederek Bloom’un arkasına kaydı. Tecrübeli müdire, Bloom’un darmadağın olmuş, parıltısını kaybetmiş ve acımasızca yırtılmış kanatlarını gördüğünde nefesi boğazında tıkandı. Elini ağzına götürdü, gözleri dolmuştu. Bir perinin kanatlarını kaybetmesi, ruhunun yarısını kaybetmesi demekti.

O sırada kızlar, savaşın ve dönüşümün getirdiği o ağır yükü daha fazla taşıyamayarak derin bir nefes aldılar. Büyülü ışıklar etraflarını sardı ve sırayla normal, sivil kıyafetlerine geri döndüler. Peri formundan çıkmak, tükenen enerjilerini toplamak için tek yoldur.

Ancak Bloom, olduğu yerde çakılı kalmıştı. Dönüşümünü sonlandırmayı reddediyordu.

İçini kemiren korkunç bir şüphe vardı: Kanatları peri formundayken yırtılmıştı. Eğer şimdi normal formuna, yani insan haline dönerse sırtına ne olacaktı? O derin, kanayan yaralar fiziksel bedenine nasıl yansıyacaktı? Belki de bir daha asla peri formuna geçemeyecekti. Bu bilinmezliğin getirdiği korku, fiziksel acısından çok daha baskındı. Kendini olabildiğince peri formunda tutmaya, o kırık kanatların acısına katlanmaya zorladı.

"Bloom, peri formunda kalamazsın," dedi Tecna endişeyle, elindeki dijital panelden Bloom’un enerji seviyesini kontrol ederken. "Enerjin kritik seviyenin altına düşüyor. Bu şekilde hücrelerine zarar vereceksin."

"Hayır... Hayır, dönemem," diye fısıldadı Bloom. Dişlerini sıkıyor, peri formunu korumak için içindeki Ejder Ateşi’nin son kırıntılarına tutunuyordu.

Ancak telefonunda, yani bu büyülü formda kalmaya devam ettikçe, bedenini ayakta tutan o sihirli enerji hızla tükeniyordu. Alnından süzülen ter damlaları gözyaşlarına karıştı. Görüşü yeniden bulanıklaşıyor, bacakları titriyordu. Peri formu, onun tükenmiş bedenini bir vampir gibi emiyordu.

"Bloom, lütfen kendini zorlama. Bize güven," diye yalvardı Flora, onun titreyen elini tutarak.

Bloom’un vizyonu kararmaya başladı. İçindeki o büyük direniş, bedeninin sınırlarına yenik düşüyordu. Sonunda, büyü enerjisi tamamen sıfırlandı. Vücudunu saran parıltılı Enchantix ışıkları, onun isteği dışında, zorla etrafında dönmeye başladı. Bloom acı içinde haykırdı. Dönüşüm geriye doğru akarken, peri kıyafetleri ve sırtındaki o darmadağın olmuş kanat dokuları yavaşça silindi.

Işık söndüğünde, Bloom normal kıyafetleriyle, savunmasız bir insan olarak yerde buldu kendini. Sırtında, kanatlarının koptuğu tam o iki noktada, kıyafetinin üzerinden bile belli olan morarmış, derin yara izleri kalmıştı. Kanatları gitmişti ama çektirdiği acı insani bedenine de mühürlenmişti.

Bloom, bilincini kaybetmeden hemen önce, sırtındaki o korkunç hafifliği hissetti. Arkasında onu göklere uçuracak hiçbir şey yoktu artık. Alfea’nın soğuk zeminine yığılırken, zihni tamamen karanlığa teslim oldu.

Bölüm sonu

2 yorum