İçeriğe geç

Bloom & Valtor

Bölüm 2 · 3 dk okuma

Bloom & Valtor

Bölüm 2

2. BÖLÜM - KABULLENME

Valtor’un kelimeleri zehirli birer ok gibi havada asılı kaldı. "Küçük kuş" kelimesi, Bloom’un zihninde defalarca yankılandı ve darmadağın olmuş gururuna çarptı. Bir peri olarak varlığının, gücünün ve özgürlüğünün simgesi olan kanatları arkasında cansız ve yırtık bir halde dururken, bu alaycı soru içindeki amansız bir damarı tetikledi.

Bloom, içine düşmeye başladığı o karanlık çaresizlik kuyusundan zorla sıyrıldı. Yaralandığını, kanatlarının artık onu gökyüzüne taşıyamayacak kadar parçalandığını kabul etmek istemiyordu. Bu bir kabus olmalıydı; uyanacağı ve arkadaşlarının yanında güvende olacağı bir kabus. Dişlerini birbirine kenetledi. Çamurlu toprağa batan parmaklarıyla yerden güç alarak, bedeninden yükselen her bir acı çığlığına inat kafasını yukarı kaldırdı. Gözleri, yaşların ardındaki perdenin içinden Valtor’u buldu. Bakışlarında korkudan eser kalmamıştı; artık orada sadece saf, yoğun ve nefret dolu bir yangın vardı.

Valtor, yukarıdan ona bakarken kollarını göğsünde birleştirmişti. Yüzündeki o sinir bozucu, her şeyi kontrol ettiğini bilen muzaffer gülümseme milim kıpırdamadı. Bloom’un gözlerindeki nefreti görmek onu sadece eğlendiriyordu.

"Hâlâ o dik başlı bakışlar..." diye fısıldadı Valtor, adımlarını ağır ağır Bloom’a doğru atarken. "Kanatsız bir peri, yerdeki karıncadan farksızdır Bloom. Bunu ne zaman kabulleneceksin?"

"Asla!" diye haykırdı Bloom. Ses telleri acıyla gerilmiş, boğazından yırtıcı bir ses çıkmıştı.

İçindeki Ejder Ateşi, bu büyük reddedişle birlikte yeniden harlandı. Ancak bu kez yanan şey sadece büyü değil, saf bir öfke ateşiydi. Bloom’un etrafındaki toprak kurumaya, dökülmüş yapraklar kıvılcımlarla tutuşmaya başladı. Bedenini ayağa kaldırmak için hamle yaptı. İşte o an, sırtındaki yırtık dokular gerildi ve omurgasından beynine doğru elektrik çarpması gibi keskin, yakıcı bir acı dalgası yayıldı. Bloom’un çığlığı dudaklarının arasında boğuldu, gözleri acının şiddetiyle büyüdü ve dizleri tekrar toprağa çöktü. Acı o kadar derindi ki, içindeki öfke ateşi bile bir anlığına bu sızıyla körleşti. Alnından soğuk terler süzülürken nefesi kesildi ama bakışlarını bir an bile Valtor’un gözlerinden ayırmadı. Acı çekiyordu, canı yanıyordu ama onun önünde tamamen yıkılmayı reddediyordu.

"İnatçılık, zayıfların son sığınağıdır," dedi Valtor, elini yavaşça havaya kaldırarak. Avucunun içinde karanlık bir enerji küresi yeniden büyümeye başladı. Bloom’un işini tamamen bitirmek için hazırdı.

Tam o sırada, ormanın derinliklerinden gelen güçlü bir büyü dalgası Valtor’un tam önüne çarparak onu birkaç adım gerilemeye zorladı.

"Bloom'dan uzak dur!"

Musa ve Tecna, ağaçların arasından fırlayarak Bloom’un önünde siper aldılar. Musa’nın ellerinden çıkan ses dalgaları havayı titretirken, Tecna’nın oluşturduğu dijital kalkan ikisinin etrafını sardı. Hemen arkalarından, Stella’yı düştüğü gökyüzünden kurtarmış ve bilinci yerine gelen Flora’yı omuzlamış olan Layla belirdi. Kızların hepsinin üstü başı yara bere içindeydi, nefes nefeseydiler ama gözlerindeki kararlılık sarsılmamıştı.

"Yine mi siz?" dedi Valtor, üzerindeki tozu silkerken canı sıkılmış bir tavırla. "Savaş bitti kızlar. Lideriniz artık uçamıyor."

Kızlar dehşet içinde Bloom’un arkasındaki darmadağın olmuş kanatlara baktılar. Flora’nın gözlerinden yaşlar boşanırken, Musa öfkeyle haykırarak ses dalgalarını doğrudan Valtor’un üzerine saldı. Tecna ve Layla da eş zamanlı olarak en güçlü büyüleriyle saldırıya katıldılar. Orman, büyülerin çarpışma sesleriyle sarsılırken, Valtor bu birleşik atağın karşısında daha fazla vakit kaybetmek istemedi.

"Bugünlük bu kadar eğlence yeter," diyerek Valtor karanlık bir portal açtı ve geriye doğru bir adım atarak gözden kayboldu. Onun gidişiyle birlikte ormana ağır, kasvetli bir sessizlik çöktü.

Kızlar hemen Bloom’un etrafına üşüştüler. Flora, titreyen elleriyle Bloom’un sırtındaki yaraya şifa büyüsü uygulamaya çalıştı ama yeşil ışık, yırtılan kanatların üzerinde her parladığında Bloom acıyla inledi. Yara çok derindi; sihirle hemen kapanacak cinsten değildi.

"Bırakın..." dedi Bloom, sesi fısıltı gibi çıksa da içindeki o inatçı öfke hâlâ hissediliyordu. "İyiyim ben. Kalkabilirim."

Ayağa kalkmak için tekrar hamle yaptı, ancak sırtından vuran o amansız sızı bacaklarının bağını çözdü. Arkadaşlarının kolları arasında yeniden yere yığılırken, gözyaşları nihayet yanaklarından süzüldü. Bu gözyaşları sadece fiziksel acının değil, zihninde yavaş yavaş beliren o korkunç gerçeğin gözyaşlarıydı. Ne kadar reddederse etsin, ne kadar öfkeyle yanarsa yansın, bedeninin verdiği bu ağır tepki kaçamadığı bir gerçeği yüzüne vuruyordu.

Bloom, kızların çaresiz ve hüzünlü bakışları arasında, hayatında ilk kez o acı gerçekle yüzleşmek zorunda kaldı: Ağır yaralanmıştı ve kanatları gerçekten gitmişti.

Bölüm sonu

2 yorum

  • Başka kitapların var mı bu kurgudan sonra okuyayımmm

    1Yanıt
  • Yazım dilin dehşet iyi yapay zekaya yazdırmıyorsun değil mi 😭

    1Yanıt