Pazar günü ders çalışma bahanesiyle Demir'in evine gittim. Kapıyı kayınvalidemin ne diyorum ben ya... Demir in annesinin açmasını beklerken uzun boylu dizilerdeki mafyalara benziyen bir adam açtı. bir kolu full dövmeliydi. Diğer kolunda ise sadece bıcak dövmesi vardı.
"Kime bakmıştın"
Sesi çok korkutucu
"Şey ben Demir'in arkadaşıyım"
"Ne tür bir arkadaş?"
"Okuldan"
"Sen Emre'misin?"
Nedemeliyim kızarmı, yoksa hayır diyip kaçmalımıyım...
"Neden cevap vermiyorsun?"
"Şey..."
İmdadıma Demir yetişti. Kapıdan kaşları çatık bir şekilde bana baktı.
"İçeri gel"
Ayakkabılarımı çıkarıp içeri girdim.
Babasıyla hiç konuşmadı büyük ihtimalle araları bozuktu.
Demir'in odasına geçtik. Üzgün görünüyordu ve huysuz
Demir yatağın kenarına oturuyor, çantasını bir köşeye atıyor.
Ben hâlâ kapının yanında duruyorum.
"Bir şey mi oldu?"
"Hayır."
"İyi misin?"
"Kötü mü görünüyorum?"
Ses tonu yine huysuz.
Ama bu sefer farklı.
Sinirli değil… kırgın gibi.
Ben yaklaşmıyorum hemen.
"Demir…"
"Hm?"
Bir an susuyor.
Sonra bana bakıyor.
"Kapıda neden kim olduğunu söylemedin?"
Bir anda duruyorum.
"Ne?"
"Babam sana sordu."
"..."
"Sen cevap vermedin."
Ben kaşlarımı çatıyorum.
"Şey… biraz korktum."
Demir gözlerini kaçırıyor.
Bu kez sesi daha sert ama bağırmıyor.
"Niye?"
"Çünkü… direkt sorguladı gibi hissettim."
Demir iç çekiyor.
Bir süre sessizlik oluyor.
Sonra ayağa kalkıyor.
Pencereye gidiyor.
"Onu öyle görünce korkman normal."
Ben şaşırıyorum.
"Demir…"
"Ne?"
"Bu evde ne oluyor?"
Demir bana bakmıyor.
Sesi daha düşük.
"Babamla aramız iyi değil."
Ben donuyorum.
"Ne demek iyi değil?"
Demir omuz silkiyor.
"Uzun hikâye."
Ben bir adım yaklaşıyorum.
"Yani… o yüzden mi böyleydi?"
Demir başını sallıyor.
"Evet."
Sonra bana dönüyor.
"Sen de kaçtın sandım."
Kalbim sıkışıyor.
"Kaçmadım."
"Kapıda donup kaldın."
"Çünkü adam… biraz korkutucuydu."
Demir bir an bakıyor.
Sonra hafifçe nefes veriyor.
"Anladım."
Ama hâlâ tam rahat değil.
Ben yanına oturuyorum.
"Demir."
"Hm?"
"Ben senden kaçmam."
Bana bakıyor.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Bir an sessizlik.
Sonra Demir çok kısık bir sesle:
"O zaman bir daha kapıda susma."
Ben gülümsüyorum.
"Tamam."
Demir başını eğiyor.
Ama bu sefer biraz daha yumuşak.
"Bir de…"
"Ne?"
"Babamla ilgili bir şey görürsen… yanlış anlama."
Ben direkt söylüyorum:
"Sen anlatırsan yanlış anlamam."
Demir bir an duruyor.
Sonra çok hafif:
"Anlatmam zor."
Ben omuz silkiyorum.
"O zaman ben yanında kalırım."
Demir gülümsedi o an onu öpmek istedim. Ona doğru yaklaştığımda geri çekildi
"Ne oldu?"
"Şey... Ben seni aniden öptüğüm içinmi korkuyorsun benden"
"Ne? Hayır tabikide senden korkmuyorum...yoksa bu beni öpmemek için bir bahanemi?"
"Hayır yani beni biliyorsun ben seni seviyorum"
Yakasından tutup sertçe öptüm dudağını
"Bir daha bunu yapma eğer benden kaçarsan... Sonuçlarına katlanırsın"
Demir gülümseyerek kafasını salladı.
-Mutfak -
Mutfaktan bir ses geliyor.
Tık tık.
Kaşlarımı çatıyorum.
"Ne yapıyorsun?"
"Hiç."
"Demir."
"Gelme."
"Niye?"
"Gelme dedim."
Bu cümle hiç iyi değil.
Ama yine de gidiyorum.
Mutfak kapısını açıyorum.
Ve donuyorum.
Demir orada.
Önlük giymiş.
Saçları biraz dağılmış.
Tezgâhın üstünde un, çikolata, krema…
Ve ortada bir pasta.
Gerçekten pasta.
Ama biraz yamuk.
Demir bana bakıyor.
"Ne bakıyorsun?"
Ben hâlâ konuşamıyorum.
"Sen… pasta mı yaptın?"
"Evet."
"Sen mi?"
"Evet."
Bir saniye susuyorum.
Sonra:
"Demir… sen yemek bile yapmazsın."
"Yapıyorum işte."
"Bu bir mucize."
"Abartma."
Pastaya yaklaşıyorum.
Üstünde kremayla yazılmış bir şey var:
“Emre”
Yanında küçük bir kalp.
Ben bir süre bakıyorum.
"Bu… ne için?"
Demir omuz silkiyor.
"Sevgililer Günü."
Ben başımı kaldırıyorum.
"Sen… bunu kendi ellerinle mi yaptın?"
"Evet."
"Neden?"
Demir bana bakıyor.
Bir an duruyor.
Sonra çok basit söylüyor:
"Çünkü hazır almak kolaydı."
"..."
"Ama ben yapmak istedim."
Ben o an hiçbir şey diyemiyorum.
Demir eliyle pastayı gösteriyor.
"Beğenmedin mi?"
"Hayır, beğendim."
"Yüzün öyle demiyor."
Ben hemen gülüyorum.
"Yüzüm şokta."
Demir hafif gülüyor.
"Çok mu kötü?"
Ben pastaya bakıyorum.
Yamuk.
Bir köşesi biraz çökmüş.
Ama…
"Hayır."
Demir bana bakıyor.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Sonra ekliyorum:
"Çok güzel."
Demir bir an susuyor.
Sonra başını çeviriyor.
Ama kulakları biraz kızarmış gibi.
Bir süre sonra oturuyoruz.
Pasta dilimlenmiş.
İlk lokmayı alıyorum.
Demir bakıyor.
"Nasıl?"
Ben yutuyorum.
Sonra direkt:
"Çok iyi."
Demir rahatlıyor.
"Gerçekten mi?"
"Evet."
Ben gülümsüyorum.
"Sen bunu benim için mi yaptın?"
Demir kısa bir süre sessiz kalıyor.
Sonra çok net:
"Evet."
Ben bir şey demiyorum.
Sadece ona bakıyorum.
O da bana bakıyor.
Pasta bittikten sonra Demir “odaya geç” diyor.
Ben de gidiyorum.
Oda yine aynı: dağınık, ama garip şekilde düzenli gibi.
Demir yatağa uzanıyor, ben sandalyeye oturuyorum.
Bir süre sessiz kalıyoruz.
Sonra Demir çantasını karıştırıyor.
"Ne arıyorsun?"
"Hiç."
"Demir."
"Bekle."
Sonra elinde bir şeyle dönüyor.
Bir lolipop.
Kırmızı.
Ben hemen dikiliyorum.
"Onu nereden buldun?"
"Annem almış."
"Ver."
"Hayır."
"Demir ver."
"Ben yiyeceğim."
"Ben daha çok hak ettim."
Demir kaş kaldırıyor.
"Neye göre?"
"Ben pasta yedim."
"Ben yaptım."
"Ben övdüm."
"Sen mecburdun."
Sessizlik.
Demir yavaşça kalkıyor.
Lolipopu saklıyor.
"Alamazsın."
Ben de ayağa kalkıyorum.
"Demir."
"Hm?"
"Ver onu."
"Hayır."
Ben bir adım atıyorum.
O geri çekiliyor.
Oda içinde saçma bir kovalamaca başlıyor.
"Demir!"
"Emre!"
"Saçmalama!"
"Sen saçmalıyorsun!"
Ben uzanıyorum.
Demir eğiliyor.
Lolipop havada.
Bir an ikimiz de aynı anda tutuyoruz.
Sessizlik.
Göz göze geliyoruz.
Ben:
"Bırak."
Demir:
"Sen bırak."
Ben:
"Demir."
Demir:
"Emre."
Ve bir anda…
Ben refleksle:
"LOLİPOBU VER."
Demir donuyor.
Sonra pat diye gülmeye başlıyor.
Ben de istemeden gülüyorum.
"Az önce ne dedin?"
"Hiç."
"Emre az önce emir verdin."
"Stres anıydı."
Demir hâlâ gülüyor.
Sonra lolipopu bana uzatıyor.
"Al."
Ben alıyorum.
Ama hemen ekliyor:
"Paylaşacağız."
"Demir bu çocuk mu işi?"
"Evet."
Ben gözlerimi deviriyorum ama gülüyorum.
Aynı lolipop.
Aynı an.
Demir bana bakıyor.
"Bak."
"Ne?"
"Barıştık."
Ben gülümsüyorum.
"Biz kavga etmedik ki."
Demir:
"Etmiş gibiydik."
Ben:
"Sen başlattın."
Demir:
"Sen bağırdın."
Ben:
"LOLİPOP YÜZÜNDEN BAĞIRMAK NORMAL."
Demir kahkaha atıyor.
