Melisa Sözen:

11 yıl sonra..
Geçmişten çıktığımda herkes herşey aynıydı. Ama önümde duran bir çocuk vardı karşımda.
Yanıma baktığımda bizimkiler o çocuğa bakıyordu. Siyah şapkası yüzünü kapatıyor şapkası dışındaki siyah herşeyi onu gizemleştiriyordu.
"Sen kimsin?" diye sordum. Ayağa kalkıp bana baktı. Aynı şekilde siyah maskesi de vardı. Görkem ayağa kalktı.
Ayy yeter her dakika bir olay oluyor! Bir günüm güzel geçmeyecek mi?
"Hayırdır birader, sorun mu var tanışıyor musunuz?" diye sordu çocuğun üstüne yürüyerek. Yusuf Bey ayağa kalktı. "Ada kim bu tanıyor musun?" diye sordu. 'hayır' anlamında başımı sağ sola salladım. Çocuktan bir ses çıktı. "Ada..."
Bu kim?
Ayağa kalktığımda Görkem bizi sinema dışına yönlendirdi. Sinemadan çıktığımızda Yusuf Bey benim yanımda, Görkem ve Çağrı çocuğun üstüne yürüyordu.
Görkem ve Çağrı'yı durdurdum.
Çocuğa yaklaşıp "Beni nereden tanıyorsun?" diye sordum. Sessizlik herkesi ürkütmüştü. Diğerleri ise kollarını sıvıyorlardı.
Aniden bana yaklaştı ve elimi tuttu. "Ada bana yardım et..." dediğinde gözlerine bakıyordum.
Çok tanıdık gözlerdi bunlar...
Yusuf Bey'in çocuğa olan yumruğu ile ayrıldık. Ardından Çağrı ve Görkem'de girişti. Yaklaşık beş dakika insanlarla beraber ayırmaya çalıştık. Yusuf Bey kanayan dudağıyla yanıma gelip kafamı, ellerinin içine aldı. "Kim o şerefsiz! Sana ne hakla dokunuyor!!" diye bağırdığında Titreyen sesimle "Bilmiyorum." dedim. O ise kafamı sarstı. "Sana benden başka kimse dokunamaz! Bunu sok kafana!" kafamı bıraktı.
Oldu başka?!
Ben ise lafa girdim. "Sizden başka?" diye sordum kaşlarımı kaldırarak. O ise elleri yanda bana döndü. "Evet Ada!"
diye bağırarak yanıma geldi. Ben onun bu cümlelerine şaşırmaya zaman bile bulamamışken o beni şaşırtmaya devam etti. "Ben tutarım belinden, başkasına gerek yok." dedi gözlerime bakarak. Nefesi nefesime karışacak kadar yakındı. Resmen sinir küpüne dönmüştü. "Siz iyi misiniz?" diye sordum.
Ne bu kıskançlık? Üç gün anca oldu!
Yusuf Bey "Değilim!" diye bağırdığın da Görkem yanımıza gelmişti bile "O kimdi?!" diye sordu bana dönerek. Ben "Bilmiyorum ya! Ben de sizin gördüğünüzün aynısını gördüm kap kara giyinmiş bir adamdı işte!"
diye bağırdım sinirle. Uzun bir sessizlik oluştu herkesin elleri yanda yerlere bakıyordu. Bir anda Görkem'in kafası kalktı. Herkesle tek tek göz göze gelirken beni sona bırakmış şüpheli bakışlarla en son bana bakmıştı. Görkem'in bakışlarıyla beraber herkesin bakışları bana döndü ben 'ne oldu?' anlamında başımı sağ sola salladım. Herkes aynı şeyi düşünüyor gibi şüpheyle bana bakarken Yusuf Bey şeytansı bakışlarını benden esirgememişti.
Görkem yavaşca konuşmaya başladı. "Senin sevgilin yok değil mi?" diye sordu.
Ben tekrar herkesle göz göze geldim. Hızlıca 'hayır' anlamında başımı sağ sola salladım. Görkem "Neden göz temasından kaçınıyorsun?" diye sorduğunda çok sinirliydim.
"Yok sevgilim falan!" diye bağırdım.
Çağrı lafa girdi. "Yok yani?" diye sordu. Başımı salladım. Yusuf Bey lafa girdi. "Niye yalan söylüyorsun?!"
diye sordu bağırarak.
"Yalan söylemiyorum!" diye bağırdım.
Allah'ım, ben sınanıyorum bugün!
Yusuf Bey "Telefonla konuşurken biri sana aşkım demişti o da arkadaşın değil mi!?" diye sordu bağırarak.
Ne? Ne?
"Ne?" diye sordum şaşkınlıkla.
Yusuf Bey "Sevgilin var!" diye bağırdı.
Herkes bana bakıyordu. "Öyle birşey yok!" diye bağırdım.
Yusuf Bey "Hâla Ada!" diye bağırdı.
Ben ise lafa girdim. "Ya sevgilim falan yok! O adamın sevgilim olma ihtimali bile yok!" diye bağırdım.
Gerçekten bilmiyordum. O adam kimdi?
Görkem elleri belinde "Heh Ada! Bize bir yalan söylemediğin kalmıştı! O da oldu!" diye bağırdı. "Lan bana bakın yok ya sevgilim falan! Olsa ilk işim sizle tanıştırmak olurdu bilmiyor musunuz sanki?!!" diye bağırdım. Yusuf Bey yanıma geldi. "Ada bir çocuk sana aşkım dedi diyorum! Kimdi o!"
"Aşkım mı dedi? Akşam olmasın o!!"
diye bağırdığımda herkes Yusuf Bey'e döndü. "Nerde o çocuk şimdi?" diye sorduğumda Görkem "Orada" dedi kafeteryayı göstererek. Kafeteryaya yürümeye başladığımda Yusuf Bey bileğimden tuttu. "Ada nereye!" diye bağırdı. "Geleceğim..." dedim ve orada oturan çocuğun yanına gittim. Karşısına oturdum. "Merhaba." dediğimde başını kaldırdı başında buz vardı. "Tanışıyor muyuz acaba?" diye sorduğumda buzu masaya bıraktı ve maskesini açtı...
Bir dakika ne!?
Yok artık!
Ciddi miyiz?
FATİH!
diye bağırdığımda eliyle sus işareti yaptı. O okuldan en yakın arkadaşımdı canım ciğerim, abimdi. "Noldu? Onlara neden sen olduğunu söylemedin? Ya da benle ne alakası var konunun?!" diye art arda soru yağdırdım. Fatih sessizce
"Ada... Ben onlara bunu söyleyemem." dedi.
"İyide neden?" diye sordum merakla. "Ada, Alperen..." diye mırıldandıktan sonra iç çekti.
Ben meraklı gözlerle ona bakarken Fatih susmuş başını eğmişti. Fatih fazla susup devamı getirmeyince ben lafa girdim. "Ee Fatih noldu Alperen'e?" diye sorduğumda uzun bir süre cevap gelmedi. Bir anda;
"Ada, Alperen evlendi..." dediğinde şoka girdim.
Ne?
Ne?
Ne...?
Alperen...
"Ciddi misin?" diye sorduğumda gözlerim dolmuştu.
Ulan Alperen... hani evlenecektin bu kızla? Söz vermiştin lan söz... Gözlerimin önünde "Senle evleneceğim kız söz... Hayatımı başlatıp bitiren tek kadın sen olacaksın.. . Söz veriyorum..." demiştin.
Oğlum, yapmış olamazsın ya...
Fatih başını salladığında göz yaşlarım masaya düştü. "Ama kavgalılar Ada.." dediğinde eğik başım kalktı. "Alperen kızdan nefret ediyor boşanacak gibiler." dediğinde suratımda buruk bir gülümseme oluştu.
"Kız boşanacak mı peki?" diye sorduğumda Fatih olumsuz anlamda başını salladı. "Hay beynine sokayım o kızın!" diye sesimi yükselttiğim de Fatih "Ada... Alperen Ceylan'ı unuttu. Kendi verdiği sözleri de.." dediğinde ağlamaya başladım. Ağlayan yüzümü Fatih görsün istemiyordum. Alperen nasıl böyle birşey yapardı? Nasıl unutabilirdi Ceylan'ı? Nasıl unutmuştu bizi? Nasıl evlenmişti? Nasıl? Nasıl? Nasıl?
NASIL ALPEREN? NASIL?..
Ardından Fatih bana bir kart verdi "Bu benim numaram istediğin zaman ara. Ama sakın benim Fatih olduğumu söyleme Ada..." dediğinde burnunu çektim. Ardından yanağıma akan göz yaşlarımı silip lafa girdim. "Alperen nerede şu an, Fatih?" diye sorduğumda, Fatih "Bende bilmiyorum Ada, Instagram hesabından buldum onu. Ona yazdım konuştuk birkaç ay, ardından hesabını sildi." dediğinde masaya vurdum "Ne yaşıyor ya bu çocuk! Ceylan'a aşıktı, evlenmiş, Instagram manyağıydı, hesabını kapatmış. Sende bir kere nerede olduğunu sormadın mı Fatih?" diye sordum yüksek sesimle. Fatih "Sordum Ada sordum da söylemedi..." dediğinde tekrar masaya vurdum. "Alperen senin beynini..." dediğimde Fatih maskesini örtüp ayağa kalktı. "Ben gidiyorum Ada. Ağzında bir şey kaçırma nolur. Bunların hiç birini yaşamadın tamam mı? Nolur." dediğinde onu durdurdum. "Fatih, sen nereye gidiyorsun? Nerede oturuyorsun?" diye sorup ayağa kalktım. Fatih "Kastamonu'da.." dediğinde gözlerim kocaman oldu. "Peki neden buradasın?" diye sorduğumda Fatih bana yaklaşıp yüzümü ellerinin içine aldı. "Artık buradayım Ada... Senin ve sizin yanınızda.. Sizi asla bırakmayacağım, yemin ederim..." dediğinde gözlerim dolmuştu ona sarıldım o da bana sarıldı. "Evimi barkımı satıp sizin yanınıza geldim... Artık buradayım bu şehirde..." dedi. Burnumu çekerken lafa atladım. "Fatih... Ev bulman uzun sürer. Bende kalabilirsin." dediğimde Fatih'le sarılmayı bıraktım. Fatih "Zahmet olur..." dedi endişeli sesiyle. "Olmaz, olamaz Fatih, ev bulana kadar bende kal." dediğimde birbirimize gülümsedik, Fatih "Çok sağol Ada çok teşekkür ederim.." dediğinde buruk bir gülümseme sergiledim Fatih'e.
"Fatih, benim mesajımı bekle. Akşam benim söylediğim yerde buluşuruz oradan eve geçeriz." dedim gülümseyerek. Fatih lafımı bitirir bitirmez "Eve uğramayacağız Ada, ondan önce bir işimiz olacak, her neyse akşam görüşürüz..." dedi ve gözden kayboldu.
Ne olacak?
Keşke söyleyip gitseydin geri zekalı! Ben akşama kadar bunu mu düşüneceğim?
Dolmuş gözlerimi silip kendimi sakinleştirdim. Ardından bizimkilerin olduğu yere yönelttim bedenimi. Bizimkilerin yanına yürürken göz yaşlarım yanağımdan akıp yere düşüyordu ve aklımda binlerce soru dönüyordu..
Alperen.. Neden yaptın..? Yaparken canın yanmadı mı? Bizi nasıl unuttun? Ceylan'ı nasıl unuttun Alperen nasıl..?
Yanlarına vardığımda ağladığım belli olmayacak kadar sakinleştirmiştim kendimi. Yusuf Bey yanıma gelip "Kim o kansız piç?" diye sorduğunda aslında Fatih'e sövdüğü için gözlerimi devirdim. "Aslında iyi bir çocuk, kendisi üniversiteden arkadaşım. Borç istedi." dediğimde herkes oh çekti, sanırım inanmışlardı.
Bilmiyorlardı ki o kişi Fatih'di
Ada...
Ne var iç ses
Fatih ne kadar değişmiş...
Gerçekten evrim geçirmiş... Baya yakışıklı olmuş.
Herşey o kadar beklenmedik oluyordu ki... Zamana ayak uyduramıyordum.. Aslında tamamlanıyorduk yavaş yavaş..
Önce Çağrı..
Sonra Görkem..
Sonra Fatih...
4. Kimdi? Melisa neredeydi? Alperen neredeydi? Ölü Prens neredeydi? Berna neredeydi? Samet neredeydi? Bizimkilere göre Fatih neredeydi?
Hiç biri yoktu.. Onlar öylesine kaybolmuşlardı ki arkalarından kalan bir toz bile yoktu..
Fatih buradaydı ama bizimkiler bunu da bilmiyordu. Fatih'in burada olmasından korkuyordum aslında..
Ya Fatih sözünü tutmaz bir daha giderse iç ses?
Gitmez Ada...
Ya giderse iç ses... Onu tutan hiç birşey yok ki...
Biz varız Ada...
Zamanında bizi bırakıp giden adam ikincide bırakıp gitmeye zorlanmaz ki...
Haklısın...
"İyi bari.."
Yusuf Bey "Ada, özür dilerim.." diye lafa atladı. Kaşlarımı çattıp "Ne için?" diye sordum. Yusuf Bey "Hem otelde olan şey için hem de az önce üzerine geldiğim için..." dediğinde "Sorun değil... Ama artık beni çocuk gibi azarlama!" diye bağırdım. "Bana sesini yükseltme!" diyerek üstüme yürüdü. Çağrı aramıza girdi. "Yeter! Çocuk gibi dövüşmeyi kesin!"
Yusuf Bey tüm asaletiyle ve yakışıklılığıyla elleri cebinde, ciddi surat ifadesi ve öldürücü bakışlarıyla bana bakarken bende aynı bakışı ona sergiliyordum.
Ceylan bir anda yanıma geldi.
"Sakin ol ya ne bu agresiflik?" diyerek sırtımı sıvazladı ve beni köşeye götürdü. Çağrı'da Yusuf Bey'i köşeye götürdü. Bahar benim yanımda Görkem ise Yusuf Bey'in yanındaydı.

