
"İlk adım.."
Yusuf Bey gözlerini silip ayağa kalktı. "Ada kalk! Çok işimiz var!" dedi. Sanki asla gözleri dolmamıştı.
Bu Maydanoz Bey nasıl bu kadar duygusuz olabiliyor?
Herkes bize döndü. Onlarla vedalaştıkdan sonra odaya gitmek için Yusuf Bey'le asansöre bindik. Bir anda ışıklar söndü.
LÜTFEN DÜŞÜNDÜĞÜM OLMASIN!
"Has..." diye bir ses yankılandı karanlıkta.. Ben ise telefonumu alıp feneri açtım. Yusuf Bey gözlerini kısarak bana baktı. "Gözüme tutmasan!" diye bağırdığında feneri indirdim. "Ne yani kaldık mı?" dedim bir anda.
Bu Maydanozla burada kalmış olamam!
Aniden çok yüksek bir sesin gelmesiyle ikimizde irkildik. Yusuf Bey aniden belimden tutup beni kendine çekti.
"Sakin ol." dedi etrafa bakarak Birbirimize o kadar yankındık ki vücütlarımız birbirine değiyordu. Etrafa bakması bitince bana döndü. Koyu yeşil gözleri karanlıkta bile belliydi. Uzun süre birbirimize baktıktan sonra konuşmaya başladım. "Ben korkmadım ama siz bilirsiniz."
Bir anda bana dönüp "Ya sana bir şey olsaydı Ada!" diye bağırdı. "Olmadı ama belimi bırakmassanız birazdan ikimize de birşey olabilir."
Bir anda belimi tutan eline baktı.
Yusuf Bey elini yavaşça belimden çekip benden uzaklaştı. "Kusura bakma." dedi. "Evet, sanırım kaldık.." diyerek devam etti konuyu değiştirmeye çalışıyordu, başarmıştı da. "Sanırım mı?" diye sordum dalgayla. "Sus Ada!" diye bağırdı bir anda. "Sen sus!" diye bağırdım bende. Bir kaç kere kapıya vurdu. Birilerini aramaya çalıştım ama telefon çekmiyordu. İkimizde pes edip oturduk. Sırtımı asansör duvarına yasladım. "Az öncesi için özür dilerim.." diyerek lafa girdi Yusuf Bey. "Sorun değil. Belimi tutan çok oldu." diye bir yalan uydurduğumda Yusuf Bey gözlerini pörtleterek bana baktı. "Sen de izin verdin mi Ada?!!" diye bağırdı. Ardından sesimi yükselterek lafa daldım. "Pardon da size ne? Siz iyi misiniz? Belimi tutmalar, kıskanmalar, herkese Deniz dedirttirip bana Yusuf dedirtmeler, sevgili kuralları? Ne oluyor tanışıyor muyuz?!"
Sinirli bir şekilde beni dinliyordu. "Belini yanlışıkla tuttum. Kıskanmadım. Bana Yusuf demeni istedim. Sevgili kuralı da senin için değil. Oldu mu? Rahatladın mı?" diye sordu yükses ses tonuyla.
Ben ise öfkeyle başımı salladım. Bir anda telefonumun ışığı gitti. Telefonu elime aldığımda şarjım bitmişti.
Ne güzel zamanlama!
"Şarjım bitmiş." diye mırıldandım. Elimi yanıma koydum. Yusuf Bey ise kendi telefonunu çıkarmak için elini cebine götürdü fakat çıkartamadığı için elini benim elimin üstüne koyarak benden destek alacakken, durdu. Benim ise bir anda kanım ısındı. Elleri o kadar sıcaktı ki donmuş kanım çözülmüştü.
Asansör neden bu kadar soğuktu?
Yusuf Bey bir soruyla konuşmaya devam etti. "Ellerin neden bu kadar soğuk?"
"Asansör çok soğuk o yüzdendir." diye yanıtladım sertçe. Ardından üstündeki siyah çeketi sırtıma attı. Cebinden telefonunu çıkartıp telefonun fenerini açtı. Işığı tavana vuracak şekilde yerleştirdi.
"Cekete gerek yoktu..." diye mırıldandım. Yusuf Bey "Olsun... Üşüme sen.." dedi.
Uzunca suratını inceliyordum. Sanki bu surat tanıdık geliyordu.
Bu vicdansız! Bu kadar yakışıklı olmak zorunda mı?
Eliyle suratını kapatarak "Ne bakıyorsun?" diye sordu.
"Tanıdık birine benzettim." dememin ardından Yusuf Bey "Benzetmedin. Dön önüne." diyerek beni azarladı. Ben ise onun anlına vurdum. "Beni azarlamayı kes!" diye bağırdım. O ise
"Sabır." diye mırıldanıp önüne döndü.
*****
Yaklaşık yarım saatir bu kutunun içindeydik. Üstelik çok susamıştım!
Yusuf Bey etrafı incelerken bende nasıl çıkacağımızı düşünüyordum ki Yusuf Bey'in ayağa kalkmasıyla irkildim. Hızlıca kapıya tekme attı.
"Off" diye bir ses yankılandı karanlıkta. Ben ise bunu normal karşıladım.
Bende normal olmadığım için, bazı delilikleri normal karşılayabiliyorum arada.
O ise devam etti. "Bu lanet yerden ne zaman çıkacağız!?" diye bağırdı. "Birde bu kızla!" diye kısık bir sesle mırıldandı.
Pardon?
Ben sana ölüp bitiyorum ya!
Ayağa kalkıp üstümü silkeleyerek "Telefonda çekmiyor!" diye bağırdım. O ise elleri belinde sırıtarak bana baktı. "Senin sesin bu kadar çıkıyor muydu?"
Bende aynı şekilde ona döndüm. O sırıtıyor ben ise onu öldürecek gibi ona bakıyordum. İkimizde önümüze döndükten sonra yine yüksek bir sesle irkildik. Bu yüksek ses Yusuf Bey'in kapıya vuruşuydu birkez daha kapıya vururken "Açın lan artık şunu!" diye bağırdı.
Ben tekrar eski yerime oturup bacaklarımı kendime çekip kafamı bacaklarıma gömdüm. Yaklaşık on dakika öyle durduktan sonra omzuma dokunulmasıyla irkildim. Kafamı kaldırdığımda Yusuf Bey karşımda duruyordu. "İyi misin?" diye sordu.
Öyle bakmasan vicdansız?!
Başımı sallayıp tekrar kafamı gömecekken tekrar bir soru sordu. "Emin misin?" tekrar başımı salladım. Tam kafamı gömecekken yine bir soru sordu.
Ne istiyorsun be adam?!
"Ne!" diye bağırdım. O ise yanıma oturdu. Kafasını duvara yaslayıp bacaklarını kendine doğru çekti. Kolları ise kucağındaydı. Koyu yeşil gözleriyle bana döndü.
Kabul edelim gözlerinin rengi kadar güzel bir yeşil yok.
"Noldu?" diye sordum gözlerine bakarak.
O yeşil öyle bir yeşildi ki sizi adeta büyülüyordu...
"Birşey mi diyeceksin?" diye sorduğumda olumsuz anlamda başını sallayınca önüme döndüm. Bir anda lafa girdim. "Adı neydi o kızın?"
Evet, bu soruyu bende beklemiyordum.
Onun yavaşça bana dönmesiyle bende ona döndüm. "Hangi kızın?" diye sordu bana dönerek. Hızlıca "Senin geleceğini tamamlayabilecek kızın adı neydi?" diye sordum. Yavaşça önüne döndüğünde bende önüme döndüm "Ada..." dedi.
"Efendim." dedim. Sesimiz boşlukta yankılanıyordu. "Sana demedim. Adı Ada'ydı." Kaşlarımı kaldırarak ona döndüm. O da bana döndü. Bakışlarından yorgunluk akıyordu.
Acaba Yusuf Bey'le kavgalarımızın sebebi o kız ile aynı ismi taşıyor olmam mıydı?
Başımı sallayıp tekrar önüme döndüğüm sırada tekrar bir soru sordum. "Nereden tanışıyordunuz ki?"
Ada fazla merak iyi değildir. Kapa çeneni!
Önüne dönerek "Okuldan, benden bir yaş küçüktü." dediğinde tekrar başımı salladım. O ise devam etti. "Başta onu kaybetmenin bende hiçbir eksiklik bırakmayacağını düşünüp başka bir okula yazılmıştım. İlk okul günümde onun olmaması, boşluk yaratıyordu. Onu sevememiştim ama o böyle bir his bırakmıştı üstümde. Onu unutmaya çalıştım. Oldu, oldu taki onunla karşılaştığım güne kadar. Kalbim titriyordu. O yanımdan yürüyor ben onun yanından yürüyordum. Adeta iki yabancıydık. Beni umursamadı bile. O zaman anladım biriyle ne kadar samimi olursan ol, ona acı bıraktıysan artık onun umrunda bile olmuyorsun."
Ona döndüğümde eli kalbindeydi. Gözleri dolmuş bir yere dalmıştı.
İlk defa, ilk defa haklısın Bay Vicdansız.
"Sonra hiç konuştun mu o kızla?" diye sordum. "Çok denedim. Ama artık çok geçti. Komşuyduk aynı zamanda da binlerce kez ona misafirliğe gittik bir kere odasından çıkmadı. Hata çok iyi hatırlıyorum bir kere ben onun odasına gitmiştim. Her yer kitaptı. Resmen odası kütüphaneydi. İçeri girdiğimde kitap okuyordu. Göz göze geldik fakat o kitaba devam etti. Onunla konuşmaya çalıştım kabul etmedi." dedi kısık bir sesle.
Ardından Yusuf Bey bana döndü. "Peki senin ilk ve son aşkının adı neydi Ada?"
Duraksadım, yutkundum.
Neden bu konuları konuşuyorduk ki?
"Adı bende kalsın.." dedim. Ardından başını salladı. "Ben o çocukla Alperen sayesinde tanıştım..." dediğimde bana döndü şaşkınlıkla. "Nasıl yani?" diye sordu. "Ben o çocuğa bakmaya utanırken Alperen beni kolumdan tutup o çocuğun yanına götürmüştü. Onunla öyle tanışmıştım..." dedim. Yusuf Bey şaşkınla başını salladı.
"Fatih diye bir çocuk varmış o kimdi Çağrı çok bahsediyordu.."
İç çektim. "Fatih Kaya... Kendisi en yakın arkadaşımdı o da benden bir yaş büyüktü ama çok iyi anlaşıyordum. Tıpkı Çağrı, Alperen gibi.."
Yusuf Bey'in kaşları çatıldı. "Bana şu çocuktan bahseder misin?" diye sorduğunda başımı salladım. "Fatih Kaya. Çok uzun çocuktu daha o yaşlarda. Esmerdi. Zayıf bir çocuktu ama spor konusunda çok iyiydi. Her türlü sporda başarılıydı. Çok iyi ve komik bir insandı. Yaşıtlarına göre aşırı olgun bir çocuktu ama mizahtan anlardı..." dediğimde bir anda asansör aşağı düşer gibi hızlıca aşağı inmeye başladı. İkimizde irkildik. Aşağı inerken ışıklar geldi. İkimizde ayağa kalkıp saçımızı başımızı düzelttik, üstümüzü silkeledik. Kapı açıldığında neredeyse bütün otel çalışanları kapıdaydı. Çağatay'da dahil. Asansörden çıkıp Çağatay'a sarıldım.
Çağatay "Abla, iyi misin?" diye sorduktan sonra başımı sallayıp "İyiyim." dedim. Bizimkilerde Yusuf'un yanındalardı. Ceylan yanıma gelip. "İyi misin?" diye sordu.
"İyiyim, sağol." deyip ona da sarıldım. Kısa bir süre daha konuştuktan sonra bu sefer merdivenlerden müdür odasına gittim. Şarj aleti çıkartıp telefonumu şarja taktım.
******
Halletmem gereken birkaç birşeyi halledip tekrar masanın başına oturduğum da ilk işim telefonumun şarjına bakmak oldu. Şarj kırktı. Telefonu açtığımda
+99 bildirim..
Yazısıyla karşılaştım. Bildirimlere baktığımda otuz civarı Çağatay'a , otuz civarı Ceylan'a, otuzdan fazlası Görkem'e aiti.
Gülümsememe engel olamadım. Bir anda kapı çaldı. Gelen Ceylan'dı. "N'apıyorsun?" diye sorup yanıma geldi. Ben ise ona gülümsedim. Ona telefonumdaki bildirimleri gösterip "Bu ne?" diye sordum. "Çok merak ettim seni." diye yanıtladı.
Görkem.
Yusuf ve Ada asansörden çıktığında ilk işimiz onun yanına gitmek oldu.
"İyi misin? Nasıl kaldınız?" gibi soruların cevabı havada kalıyordu.
Yusuf Ada'ya uzun süre baktıktan sonra bizimle konuşmaya başladı. Lafa dalmış olmalıyım ki etrafıma baktığımda yanımda Ceylan yoktu. Uzun bir süre etrafıma baktım ama yoktu. Aradığımda telefonu kapalıydı. "Ceylan nerede?" diye bir soru çıktı ağzımdan.
Herkes etrafa bakındıktan sonra göz göze geldik ve Ceylan'ı aramaya başladık..
Ada
Ceylan karşıma oturmuş beraber sohbet ediyorduk. "Çağatay'ın numarasınıda abimden aldım." dedi Ceylan. Kaşlarım çatıldı. "Çağrı Çağatay'ı tanıyor muydu?" diye sordum şaşkınlıkla. Ceylan başını salladı. Ayağa kalkıp "Ceylan! Kalk seni bir yere götüreceğim!" diye bağırmamın ardından hızlıca çantalarımızı alıp otelden çıktık.