İçeriğe geç

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 4 · 8 dk okuma

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 4

4. Bölüm

11 yıl sonra

Bir anda "İyi misin, Ada?" sesiyle irkildim. Evet anlamında başımı salladım. Yusuf Bey, Çağrı'yı hafifçe kenara ittirdi. "Aşkınızı dışarda yaşayın Ada, kapının ağzında değil." dedi hızlı adımlarla içeri geçerek.

Bu adam neden bu kadar uyuz?

"Aşk yaşamıyoruz, normal insanlar gibi sohbet ediyoruz, siz anlamıyorsanız orası ayrı." dedim bir anda. Yusuf Bey "Çağrı sen gidebilirsin." dediğinde Çağrı başını salladı ve odadan çıktı. Kapı kapandığı sırada Yusuf Bey ayağa kalkıp yanıma geldi. Ellerini cebine koyup "Laflarına dikkat et." dedi ciddi surat ifadesini yanına ekleyerek. Bu cümlenin ardından kaşlarım kalkıp indi "Öyle mi beyefendi?" dedim ellerimi belime koyarak.

"Öyle hanımefendi." dedi Yusuf Bey. İkimiz de birbirimize kin besliyorduk. "Senin sevgilin yok mu ya? Bana bulaşmasana!" diye bağırdı bir anda.

Allah'ım sen sabır ver!!

Öyle iç ses öyle..

"Ne?" Yusuf elleri cebinde göz devirerek kafasını başka bir yöne çevirdikten sonra tekrar bana baktı.

"Sevgilin diyorum! Buraya birlikte geldiğin varlık."

Sırf bu adamla konuşmamak için Çağatay'ı sevgilim olarak gösterebilirdim. "Varlık derken?" Bana doğu bir adım atıp. "Sana kim baka-"

Sözünü keserek ona...

Tokat attım...

"Kes sesini!" diye bağırdım.

O kim de benimle böyle konuşabiliyordu!

"Ben senin asistanın olmak için yalvarmıyorum!" diye bağırdım o ise kapıyı göstererek "Git o zaman!" diye bağırdı.

"Zorundayım! Çok istiyorsan kov, dava aç, ne yapmak istiyorsan yap! Bana karışma!"

Diyip odadan çıktım.

Yusuf;

Ada odadan çıktıktan sonra sinirle etrafı dağıtmaya başladım.

Bu kız harbiden aptal hayatımda gördüğüm en salak, en aptal kız olabilir!

Delireceğim?! O kim benimle bu şekilde konuşabiliyor?! Bu kız kendini ne sanıyor!?

Sinirle masaya oturdum. Bir yandan küfürler savuruyor bir yandan etrafı dağıtmaya devam ediyordum. İçimden şöyle dedim;

'Bu kız hep böyleydi zaten!'

Ada:

Sinirle otelin kafeteryasına gittim. Orada oturmuş kahve içerken yanıma Çağrı geldi. "İyi misin?" diye sorduğunda sinirle evet anlamında başımı salladım. "Ne oldu?" diye sordu bende iç çekip "Neymiş benim onun asistanı olmamı istemiyormuş! Git o zaman ben çok mu istiyorum!?" diye bağırdım.

Çağrı sırtımı sıvazladı. Çağrı'yla arkadaşlığımız ortaokula dayanıyordu. İkimizde aynı okuldaydık. O benden bir yaş, bir sınıf büyüktü. Ortaokulda olan arkadaşlığımız, lisede farklı şehirlere gitmemiz sebebiyle kısa bir ara verdikten sonra üniversite de tekrar başlamıştı. Ama Çağrı'yla bir haftadır konuşmamıştık "Onu boşver de sen uzun zamandır ortalıkta yoksun?" diye sordum merakla, Çağrı ise biraz kem küm ettikten sonra "Hiç.. Sadece biraz kafa dinledim." diyerek geçiştirdi. Anlaşılan birşey vardı ama benim bilmemi istemiyordu. "Anladım." dedim ne olabileceğini düşünürken ardından Bahar yanımıza geldi. "Merhaba, oturabilir miyim?" diye sorduğunda Çağrı sandelyeyi gösterdi. Bahar gülümseyerek oturduktan sonra konuşmaya başladı. "Ada Hanım, bir iki ay sonra otelimizde Deniz Bey'in ödül töreni olacak ve Deniz Bey'in babası Emir Bey'de gelecek, bunun için ufak bir konuşma yapılacak, bunu yapacak kişi siz seçildiniz, tabi isterseniz." kaşlarımı çatıp "Nasıl yani?" diye sorduğumda Bahar bana bir kağıt uzattı "Saygı değer çalışanlar, asistanlar ve saygı değer müdürüm. Bu gün burada Sayın müdürümüz Yusuf Bey'in ödül törenini kutlamak için buradayız.

(Alkış..)

(Ödül verilecek)

Deniz Bey'i bu ödülü hak ettiği için tebrik ediyoruz..

Nice daha güzel ödül ve başarılara..."

Devamı çok uzundu, Yusuf Bey'in şirketi, geçmişte yaşadığı zorluklardan nasıl kurtardığı, şirkete ve şehire katkıları yazıyordu.

Bunu mu okuyacaktım. O varlığa saygı değer müdürüm mü diyeceğim? Aa! Düşünmesi bile acı veriyor. "Kabul ediyor musunuz?" diye bir soru geldi Bahar'dan, bir süre olacakları düşünmeye başladım.

Bunu okuyacağım ona çiçek vereceğim...

Aa! Delireceğim!!

Sonra Emir Bey gelecek iş bitecek.

"Ediyorum." dedim bir anda. Bir aksilik çıkmaz zaten diye düşünürken "Ummadık taş baş yarar." sözünün aklıma gelmesiyle ufak bir sırıttım.

"Nerede yapılacak?" diye sordum merakla. "Otelin konferans salonunda."

İçimden o da mı var? diye geçirdim. Ardından tükenmezle yazılmış bu yazıyı yazıcıdan çekmek için asansöre bindim. Asansörden indiğimde kağıtta yazanları ezberlemeye çalışırken birine çarptım. Kafamı kaldırdığımda karşımda Yusuf Bey duruyordu. "Hay.." diye mırıldandım. Tam yanından geçecekken kolumun tutulmasıyla arkama dönmek zorunda kaldım. "Özür dilemeyecek misin?" Göz devirerek arkama döndüğümde biraz ona yaklaşıp "Özür dilemeyi hak edecek bir insan değilsin!" diye sesimi yükselttim. Bu cümlenin ardından kolumu daha sıkı kavradı ve "Özür dile!" diye bağırdı. Bir anda kaşlarımı kalkıp indi ve olumsuz anlamda başımı sağ sola sallarken "Hayır." dedim net bir şekilde. Kolumu daha sıkı kavranmaya başladı. Aniden bacak arasına tekme attım. Yusuf Bey anında kolumu bırakıp acıyla kırvanmaya başladı. Göz devirerek "Bana bulaşma!" dedikten sonra odaya gidip kağıdın fotokopisini çıkarmaya başladım. Yaklaşık saat akşam dokuza kadar çalıştıktan sonra bütün yorgunluğum ve açlığımla eve gittim. Eve gittiğimde çantamı kenara fırlatıp hızlıca üstüme pijamalarımı giyip kendimi yatağıma attım. İçeri gidip Çağatay'ı aramam gerektiği aklıma geldi.. Oflayarak yatağımdan kalkıp, çantama yöneldim. Telefonu çantamdan çıkarttığım sırada kapı çaldı. Telefonu koltuğa atıp kapıyı açtım. Çağatay gelmişti ve yüzü gülüyordu. Uçarak içeri geçtikten sonra yastığı suratına bastırarak bağırmaya başladı. Sesi boğuk boğuk çıksada çok fazla bağırdığı için ses her halükarda duyuluyordu. Gülümseyerek onu izliyordum yanına oturup "Noldu?" diye sordum heyecanla "En yakın arkadaşıymışım!!" diye bağırdıktan sonra yastığı suratına bastırarak tekrar bağırmaya başladı.

Vay be! dedim içimden..

"Ne dedi? Baştan anlat, tam olarak ne dedi?" diye sordum heyecanla. Yavaşça yastığı kenara koyup hızlıca bana döndü. "Bak şimdi biz kafeden sonra lunaparka gittik..."

Çağatay:

Asel'le kafeden kalktıktan sonra onun çok sevdiğini bildiğim bir yere götürmeye karar verdim.

Lunapark

sırasıyla çoğu alete bindik, kahve içtik çok eğlendikten sonra bu günü geride bırakmak zorunda olduğumuzu, bu anın sonsuza kadar süremeyeceğini farkedip lunaparktan çıktık ve onu evine bırakmak için evine kadar yürümeye başladık. Asel bana dönüp gülümsedi bende ona gülümsedikten sonra "Bir sorun mu var?" diye sordum. Nedense bütün gün bana bakıyor ben ona baktığımda gülümseyip bakışlarını kaçırıyordu. Sanki birşey söylemek istiyordu..

Ona iyi olup olmadığını sorduğumda "Sonra söylerim." diye geçiştiriyordu.

Ama bu sefer sadece biz vardık

Biz..

İkimiz..

Çağatay ve Asel..

Asel yürümeyi bırakıp bana döndü. Aynı şekilde bende ona döndükten sonra iç çekti ve konuşmaya başladı.

"Çağatay.." gülümseyerek ona 'Evet?' anlamında başımı salladım.

O ise bana sarıldı. "En iyi arkadaşımsın, her zaman yanımda olduğun için teşekkür ederim, iyiki varsın." Benim gözlerim şaşkınlıktan fal taşı gibi açılmış, ellerim ise havadaydı. Yüzümde bir gülümseme oluştu. Havadaki ellerimi hafifce onun sırtına koydum. "Asel, sen benim ilacımsın. Öylede kalacaksın." diye yanıtladım. O ise bana sarılmayı bırakıp tekrar karşıma geçti. Güm güm atan kalbim konuşmamı hatta nefes almamı bile engelliyordu. "Bence biz birbirimizin ilacıyız." diye yanıtladı. Ona omuzundan sarıldım. O ise benden kısa olduğu için bana karnımdan sarıldı. Sarılmayı bıraktıktan sonra Asel'in evine gidene kadar kimse konuşmadı.

Asel'i eve bıraktıktan sonra vedalaştık ve koşarak ablamın evine gidip olayları anlattım.

Ada:

"Vay be, belki de sana aşıktır." diye yanıtladım. "Ah! Bu kız beni delirtecek."

"Kolay değil bu işler ablacım." diye yanıtladım gülümseyerek. Çağatay bir anda kolunu koltuğun tepesine koyup bana döndü tüm dikkatiyle bana bakıyordu. "O nasıl erkekmiş ya? Öyle isim mi olur!?" diyerek sesini yükseltti Çağatay. Kaşlarımı çattım.

Konu buraya nasıl geldi?

"Konu buraya nasıl geldi?"

Aptal onu içinden söylüyordun dışından değil!

Aptalım...

Hemde çok fazla Ada!

"Nasıl nasıl geldi? Geldi işte sen anlat ne oldu ne bitti?" diye sordu Çağatay.

Bir anda olanları aklımdan geçirmeye başladım. Yaklaşık üç dakika sonra Çağatay'ın beni dürtmesiyle irkildim. Bir anda kendimi, dişlerimi sıkmış, ellerimi yumruk yapmış, damarlarım patlayacak kadar sıkarken buldum.

"Abla iyi misin! Ne oldu anlatsana!" diye bağırdı Çağatay. Kulağımın dibinde.

Lan borazan gibi sesin var ha! Ne bağırıyorsun kulağımın dibinde!

yumruğumu sıkmayı bırakıp dişlerimi rahatlattım. "Hiç anlaşamadık. Aptalın teki." diye yanıtladım. Olanları düşündükçe kafayı yiyordum.

Keşke daha sert tekme atsaydın!

Keşke iç ses.

Diye düşünürken telefonumdan mesaj geldi. Telefonu alıp mesaja baktığımda mesaj Yusuf hanımdandı.

Hızlıca isim değiştirme yerine girip ismi;

Yusuf Bey

Olarak değiştirdim.

Değiştirmesen de olurdu Ada uyuyor bu isim ona!

Haklısın..!

Mesaja girdiğimde Çağatay telefonuma yaklaştı.

Ada

Mesajına yanıt yazdım.

Evet?

Ödül töreninde sen mi görevlisin?

Evet, ne oldu?

Siyah pantolon üstüne beyaz giyinirsen süper olur.

Tamam giyinmeye çalışırım.

Birde...

Evet?

Yazmamın ardından telefonum çaldı. Yusuf Bey arıyordu da... Neden ki?

Telefonu açtıktan sonra

"Yarın seni Görkem'le tanıştıracağım."

dedi. Anlaşılan sesli konuşmak istiyordu.

O kim?

Lise arkadaşım. Erken gel ha. Seni çok merak ediyor.

Beni mi?

Diye sormamın ardından uzun bir sessizlik oluştu. Benden mi bahsetmişti? İyide sabah akşam kavga ettiği birinden niye bahsetsin ki? Çağatay şok içinde bana bakıyordu.

Yani şey... Ee...

Yeni asistanımın kız olduğunu söyledim de... onu merak etti.

Ben ise cevaptan tatmin olmamış bir şekilde başımı salladım.

Anladım.

Senin yanında biri mi var?

Evet.

Ben seni sevgilinle talnız bırakayım.

Sağ olun.

Deyip telefonu kapattım. Ardından bir mesaj geldi.

Telefonu yüzüme kapatma!

Uyarınız için sağolun, bir daha ki ne daha hızlı kapatırım.

Yazdıktan sonra telefonu kenara bıraktım. Çağatay'ın "Klasik ablam." demesinden sonra biraz daha olanları anlattım ardından mutfağa gidip dünden kalan makarnayı ısıtarak karınlarımızı doyurduk.

Çağrı:

Saat akşam dokuz..

Oteldeki çalışmam bittikten sonra otelden çıktım. Etrafıma bakındığımda Bahar Hanım araba bekliyor gibi yolun kenarında duruyor sağ sola bakıyordu. "Bahar Hanım!" diye bağırdıktan sonra yavaş yavaş yanına yürüdüm. O ise arkasını dönüp yanıma geldi. "Çağrı Bey, bir sorun mu var?" karşı karşıya duruyor, gözlerimizin içine bakıyorduk.

Allah'ım bir kadın nasıl bu kadar güzel olabilir?

"Taksi mi bekliyorsunuz?" diye sordum. O ise etrafa bakıp "Evet." dedi gülümseyerek. "İsterseniz sizi eve kadar bırakabilirim." dememin ardından arkasına döndü ve tekrar yola bakındı. "Zahmet olmasın?" diye sordu şüpheli gözlerle. "Olur mu canım ne zahmeti?" dedikten sonra o da "Tamam o zaman." dedi ve arabaya doğru yürümeye başladık. "İşler nasıl Bahar hanım?" diye sordum konu açmak için. "Her zamanki gibi, sizin nasıl?" diye sordu kot elbisesini düzeltirken. "Benimkiler de aynı. Bu arada Bahar Hanım sizin Deniz'le ilgili bir bilginiz var mı?"

Bahar Hanım'ın kaşları çatılınca soruyu biraz daha anlaşılır sormam gerektiğini farkettim. "Yani, normalde dostuz biliyorsunuz ama son zamanlarda nedense değişti sanki." Tekrar önüne dönüp "Ada gelince oldu nedense, tanışıyorlar mı acaba?" diye sordu. "Bilmiyorum ki, ben en iyisi Ada'ya bir sorayım." dedim salağa yatarak. Tamam anlamında başını salladı "Bende Deniz Bey'e sorayım."

dedikten sonra ikimizde arabaya oturduk. Bahar Hanım'ın evine gidene kadar kimse konuşmadı.

Onu evine bıraktığımda Bahar Hanım, evine bırkatığım için bana teşekkür ettikten sonra bende markete yakın bir yere arabamı parkedip markete girdim. Markette en sevdiğim çikolatayı arayıp bulduktan sonra marketten çıkıp eve gittim.

Ada:

Ertesi güne uyandığımda her gün olandan daha hızlı açım gözlerimi.

Esneyerek yataktan kalkıp telefonumdan saate baktım. Saat yediydi. Tekrar esnedikten sonra lavaboya gidip elimi yüzümü yıkadım. Aynaya baktığımda gözlerimin için daldım o gözler beni tekrar geçmişe götürdü...

Bölüm sonu

1 yorum

  • Bu yanlış anlaşılma bir an önce çözülmeli🥰