İçeriğe geç

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 2

2. Bölüm

"O an..."

Ertesi gün

Ertesi günün sabahına gözlerimi açtım. Çağatay bugünlük bende kalmıştı. Misafir odasına gittiğimde Çağatay yatakta değildi. Gülümseyerek balkona gittiğimde tamda tahmin ettiğim gibi Çağatay üstündeki pijamanın üstüne bir hırka geçirmiş kulaklığıyla manzarayı izliyordu. Dalmış bir şekilde hafiften müziği mırıldanıyordu. Sessizce yanına gidip yanağına bir buse kondurdum ve arkadan sarıldım. Çağatay fazla bir şekilde irkilerek hızlıca kulaklığını çıkarttı ve arkasına döndü. "Ödüm koptu." diye mırıldandı. "Benim ya." diye şikayetlendim. Çağatay ayağa kalkıp yanağıma bir buse kondurduktan sonra "Mutfağa baktın mı?" diye sordu. Hayır anlamında başımı sallayıp mutfağa gittim. Çağatay ise arkamdan geliyordu.

Mutfağa girer girmez gözüme çarpan ilk şey masanın üstünde ki kahvaltıydı. Çağatay'a döndüğümde o kendiyle gurur duyuyormuş gibi kahvaltıya bakıyordu. "Helal olsun bana, çok güzel hazırlamışım." diyerek kollarını göğsünde birleştirdi. Çağatay'ı yalandan alkışladım. "Ben her gün aynısını yapıyorum!" diyerek kaynayan çayın altını kapattım. Çağatay beni zorla otturup çayları döktükten sonra benim işte stres yapmam için birkaç tüyo verdi. Saate baktığımda saat 10.02'ydi. Odama gidip üstüme yandan büzgülü, kolları tül siyah bir elbise giydim, bir iki maskara sürdüm, dudağıma kırmızı bir ruj sürüp kısa ama bağlanan saçlarımı açtım. Saçlarımı iyice tarayıp boynuma sarı zincir bir kolye takıp parfüm sıktım ve tekrar saate baktım. Saat 10.47'ydi. Telefonumu siyah el çantama koyup. Çağatay'a hazırım diye seslendim. Çağatay yanıma geldiğinde üstüne bol, uzun beyaz bir tişört altına ise siyah bir eşofman giymişti. "Çok güzel olmuşsun." dedi beni baştan aşağı süzerken. Gülümseyerek "Ne zaman değilim ki?" diye sordum egomla. Arada kendimi övesim tutuyordu...

Kapının önüne çıkıp ayakkabılarımızı giydikten sonra kapıyı kitleyip asansöre bindik. Aparmandan çıkıp Çağatay'ın arabasına bindikten sonra Çağatay "İlk rotamız Krallar ve Kraliçeler oteli!" diye bağırarak motoru çalıştırdı. Yüzümde bir tebessüm vardı fakat çok stresliydim.

"Sakin ol abla lütfen elini ayağın dolaştırıp birşey devirme." Tamam anlamında başımı salladım.

Tabi... Sakarlıktan...

Artık otelin önündeydik. İkimizde arabadan aşağı indiğimizde dikkatimizi fazlasıyla çeken ilk şey otelin ne kadar lüks gözüktüğüydü. Otelin içine girdiğimizde ilk işimiz etrafı incelemek oldu. Her yer ışıl ışıl ışıklarla parlıyordu , birkaç yerde oturma yerleri, resepsiyon, çalışanlar... derkeeeen bir anda sade kot elbiseli bir kadın yanımıza geldi. "Ada Sönmez, siz misiniz?" diye sorduğunda moda girdim ve duygusuzca cevap vermeye çalışarak

"Evet. Benim." diye yanıtladım.

"Yanınızdaki beyefendi kim?" diye sorduğunda

Çağatay'a baktım. Tam Çağatay cevap verecekti ki lafını kestim. "Sizi ilgilendiren bir konu olduğunu düşünmüyorum." dedikten sonra kadın samimiyetiyle gülümseyerek "Elbette ilgilendirmiyor, sadece müdürümüz asistan ve sekreterlerin herhangi erkek arkadaşı yüzünden şirkette olay çıksın istemediği için otele bilinmeyen erkek arkadaşları almamaya dikkat ediyoruz." Kaşlarımı kaldırıp karşımda duran kadına baktım.

Allah için, bu kadın aptal mı? Bu kuralı koyarken ne düşünmüş olabilir? Bu ne biçim kural! Anlaşılan çok aptal bir kadın.

Çağatay'ın elini tuttum. "Onunla gideceğim." diye yanıtladım. Kadın "Siz bilirsiniz ama azar yerseniz benden değil." dediğinde başımı salladım ve Çağatay'la beraber içeriye doğru yürümeye başladık.

Azar yemek mi?

O kim de beni azarlıyor?

Asansöre bindiğimizde hala Çağatay'ın elini tutuyordum. O ise sırıtıyordu. Asansörden çıktığımızda iki takım elbiseli adam bizi karşıladı.

Anlaşılan bunlar otelin korumalarıydı. Müdürün odasının önündeydik. Kadın "Ben Bahar, müdürümüzle olan görüşmeniz bittiğinde size oteli gezdireceğim." dedikten sonra Çağatay'a bakıp "Çağatay sen git istersen." dedim. Çağatay gülümseyerek "Bende biriyle buluşacağım zaten." diyip yanağıma bir buse kondurdu. Bende onu yanağından öptükten sonra kulağıma "Stres yapma sakın!" diye fısıldadı. Gülümseyerek onu onayladım. Çağatay asansöre bindi ve gözden kayboldu. Stresle iç çekip kapıyı tıklattım. "Gir!" diye bağıran sesin ardından içeri girdim. Kapıyı kapatıp. Müdürü süzmeye başladım.

Ne?

Bir saniye?

Bir terslik var...

Bu şaka falan mı?

Müdür erkek...

NE?

Gözlerim saşkınlıktan kocaman olmuştu. "Ne? Bir saniye siz..."

diye sessizce mırıldadım. "Erkek arkadaşını bir daha buraya sokmazsan. Sevinirim Ada." dedi.

O Çağatay'ı nerden gördü?

"Bu kural çok saçma!" diye itiraz ettim. "Ada, Kural kuraldır!" diye bağırınca Tamam anlamında başımı salladım. Müdürü kız zannedip erkek çıkmasının şokunu hala yaşıyor, şok geçirmiş bir şekilde ona bakıyordum. Bir anda konuşmaya başlad. "Öncelikle, ilk defa bir kadın sekreterim olacak, nasıl davranmalıyım bilmiyorum. Belki hayatımda ilk defa bir kadınla iletişimin oluyordur. Ölüm kalım meselesi yoksa lütfen benimle irtibata geçme. Adıma gelecek olursak, Deniz'i kullanmıyorum. Yusuf." Odada ufak bir sessizliğin ardından Yusuf Bey tekrardan konuşmaya başladı. "Otursana." Dalmış yeri izlerken bir anda irkilerek siyah koltuklara oturdum. Telefonumu müdür masasında kendime yakın bir yere koydum. Oturmuş etrafı izlerken bir anda telefonum çaldı.

Yusuf;

Ada oturmuş etrafı izliyor, ben ise bana gönderilen mesajı bulup Ada'nın numarasını kaydetmeye çalışıyordum. Numarayı bulduktan sonra bulduğum numaranın Ada'ya ait olup olmadığından emin olmak için telefonu çaldırdım.

Ada'nın telefonuna baktığımda telefon çalıyordu beni ne olarak kaydettiğini merak edip baktım.

'hanım' kelimesini görünce bir anda kaşlarım kalkıp indi. Dilim dişlerimin arasında geziniyor, gülmemeye çalışıyordum.

Ada telefonunu ışık hızıyla kendine çekti.

Ada;

Arayan Yusuf'tu büyük ihtimal numaramı kaydetmek için beni aramıştı.

Bir saniye ben...

Yusuf Bey'i nasıl kaydettim?

Bir anda Yusuf Bey'e döndüğümde

Dilim dişlerinin arasında geziniyor, saçlarını karıştırıp, gülmemeye çalışıyor, dönen sandalyeyi bir sağa bir sola çeviriyordu. Işık hızında telefonumu alıp aramayı reddettim. Yusuf'u nasıl kaydettiğime baktığımda

Deniz Y. hanım yazıyordu.

Aferin Ada... İyi halt yedin..

Sus iç ses... Sus

Bu kadar rezillik yeter Ada, kalk artık.

Ayağa kalkıp hafif eğildim sonra dikilip konuşmaya başladım.

"Yusuf Bey, ben artık gideyim. Daha oteli tanıyacağım" dedim.

O ise hâla sırıtmasını durdurmaya çalışıyordu. Saçlarını karıştırarak ciddileşti ve ayağa kalkıp karşıma geçti. "Tabi, Ada hanım." takım elbisesinin kravatı düzeltirken söylemişti bunu.

Bunu alay olarak mı algılamam gerekiyordu? Yoksa saygı için söylediği birşey miydi tam olarak kestiremiyordum.

Yalandan gülümseyip hızlıca gülümsememi sona erdirdim. Arkamı dönüp tam kapıyı açacakken bana seslenilmesiyle arkama dönmek zorun da kaldım...

Bölüm sonu

3 yorum