İçeriğe geç

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 1 · 8 dk okuma

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 1

1. Bölüm

+13 yaş ve üstü

Hafif argo, şiddet ve taciz gibi unsurlar içerir.

Okudukça özgürleşenlere...

"Herşeyin başladığı o gün.."

Yaklaşık bir hafta önceye kadar Kardeşim Çağatay'ın yaşadığı şehire taşındım. Çağatay beni sık sık ziyaret etmiş ve evi yerleştirmemde bana yardım etmişti.

Kime sekreterlik yapacağımı bilmiyor, günlerdir merakla o mesajı bekliyordum.

Önceden bir doktorun, bir öğretmenin sekreteriydim. Şimdi kimin sekreteri olacağımı merak ediyordum.

Evim, Çağatay sayesinde çok güzel olmuştu. Çok büyük bir ev değildi.

İki oda bir salon şeklindeydi.

Orta boyutta bir mutfağı, yeşil koltuklu bir oturma odası, yatak odam sevimli bir tuvalet ve balkon vardı.Bunlar benim için yeterliydi.

Başka Ada? Havuz falan(!)

Sen sus iç ses

Bu da herşeyin içinden çıkan iç sesim. Her neyse sıradan bir gün oturmuş telefonumda sosyal medya hesaplarında gezinirken kapı çaldı. Kimin gelebileceğini kısa bir süre düşündükten sonra Telefonumu koltuğa bırakıp ayağa kalktım ve kapıya doğru yöneldim. Gelen YouTuber kardeşim Çâğatay'dı.

Çağatay'ın yüzü gülüyordu. Sevinçle "Günaydın abla!" diyerek içeri girdi. Kardeşimin bir YouTuber olduğunu elinde ki kamera açıklıyor zaten. Anlaşılan yine video çekiyordu. Asık bir suratla "Video mu çekiyorsun yine?" diye sordum. O ise bana hiç bozulmadan cevap verdi.

"Çekeriz diye getirdim...de... Sana birşey mi oldu?"

Sesi yavaş yavaş kısılarak sormuştu bu soruyu. Ardından koltuğa oturdu. Ben ise canım sıkkın onun karşısına oturdum.

"Şu mesajı bekliyorum."

Çağatay kamerasını çantaya koyup daha rahat bir pozisyon aldı ve konuşmaya başladı. "Sen rahat ol! Eninde sonunda gelir."

Çağatay'ın bu sözünden sonra ayağa kalktım. "Birşey içer misin? Aç mısın?" diye sordum. O ise gülümseyerek "Su." diye yanıtladı sorumu. Kafamı sallayıp mutfağa gittim. İki bardağa su koyup tekrar içeri gittiğimde Çağatay evi inceliyordu. "Eee abla nasılsın, nasıl gidiyor?" diye sordu Çağatay. "Şu mesaj yüzünden morelimin bozuk olması dışında iyiyim." dedim canımın sıkkın olduğunu belirten bir iç çekmeyle.

"Abla az sakin olsan eninde sonunda gelecek o mesaj, sen stres yapınca daha hızlı mı gelecek?"

Çağatay'a baktığımda sanki en önemli taş oymuş gibi hissettim. Beni cidden sakin tutmaya çalışıyor ve beni gerçekten sevdiğini hissettiriyordu. "Başka birşey ister misin?" diye sordum buruk bir gülümseyle konuyu değiştirerek.

Çağatay ise kibarca "Hayır." dedi. Saat daha sabahın erken saatleriydi. Burası çok kalabalık bir şehirdi sabah akşam trafik vardı. "Abla balkona geçsek." dedi Çağatay istekli gözlerle. Çağatay'ın yoğun isteği üzerine "Tamam." dedim. İkimizde ayağa kalktık ve balkona geçtik. Çağatay nedense balkonu gördüğü ilk günden beri çok seviyordu. Aslında balkonu mu yoksa manzarayı mı seviyordu tam olarak kestiremiyordum. "Manzara çok güzel, içinde ne kadar çok anlam yatıyor." dedi gülümseyerek. Gerçekten manzara çok güzeldi. Onca dağın onca ağacın, güneşin önünde olmasına rağmen güneş, ışığını yinede bize ulaştırıyordu. Çağatay'a döndüğümde gözleri dolmuştu. Nedense son zamanlarda çok duygusallaşmıştı.

Onun duygusallığı benimde canımı sıkıyordu.

"Son zamanlardaki bu duygusallık ne ablacım?" diye sordum. Çağatay iç çekip manzaradan gözünü ayırmayarak cevap verdi. "Bir kız var abla..."

Ne? Şok içinde Çağatay'a bakıyorken o bunu umursamıyordu. Sanki anlayışla karşılayacağımı biliyor gibiydi. Şoku atlatıp "Kim?" diye sordum kısık bir sesle. Çağatay'ın ağzından ilk defa böyle birşey duymak büyük bir şok geçirmemin en büyük sebebiydi.

"Asel.." dedi titrek sesiyle. "Abla b-ben nasıl bu kadar duygusallaştım bilmiyorum. Hayatımda ilk defa birine aşık oluyorum. Onu görünce kalbim titriyor nefes alamıyorum... b-ben"

Titrek bir nefesiyle iç çekip devam etti.

"Korkuyorum abla..." Çağatay'ın gözleri dolmuş, sesi titriyordu. Zor zor nefes alıyor, çıkmaz sokağa girmişçesine endişeli gözlerle bana bakıyordu. "Onu kaybetmekten..." dedi titreyen sesi ve bedeniyle. "Sakin ol." dedim dolmuş gözlerimle. Çağatay'ı böyle görmek canımı yakmıştı. "Arkadaş mısınız?" diye sorduğumda Çağatay burnunu çekti. 'evet' anlamında başını salladı ve bir anda bana sarıldı. "Bu ne zaman biter abla! Kendimi çok zayıf düşmüş hissediyorum!"

Ben gülüyordum. O ise ağlıyordu.

Kıkırdayarak saçlarını okşarken "Kolay kolay bitmez ablacım." dedim. O ise "Komik değil!" diye şikayetlendi. Ona sarılmayı bırakıp ellerimi yanağına koyarak yüzünü ellerimin içine aldım. "Ablacım söyleyeceğim tek şey... Onu asla kaybetme, o senin ilk aşkın..." Çağatay birkaç kez hıçkırdı ve bana tekrar sarıldı. O an Çağatay'ın annesiymişim gibi hissettim. Çağatay bir derdi olduğunda anneme ağlayarak anlatır birbirlerine destek olurlardı. Bir anda gözlerim doldu. Gözlerim dolu manzarayı izliyordum. Sabah olduğunu habercisi olan güneş ışınları yüzüme vuruyordu. Fakat rahatsız olmuyordum.

Gözlerimi silip, sarılmayı bıraktım ve konuşmaya başladım. "Tamam yeter bu kadar duygusallık.

Kim bu kız? Az bahset."

Çağatay düzgün bir pozisyon alıp, uzun bedenini dikleştirdi. Gözlerini sildi ve konuşmaya başladı.

"Kız o kadar güzel, o kadar iyi bir insan ki."

Tüm içtenliğimle başımı salladım. Sonuçta ilk defa aşık oluyordu. Ona destek çıkmam gerekiyor, ablası olarak yanında kalmam gerekiyordu.

"Çok güzel abla, kafayı yersin vallaha ya." diyerek beni inandırmaya ve tatmin etmeye çalışıyordu.

Gülümseyerek "Fotoğrafı var mı?" diye sorduğumda Çağatay bir anda gülümsedi ve "Sence?" diye sordu. "Vardır.." dedim gülerek. Telefonunun şifresini girdi ve kızı gösterdi. Kızı ekran görüntüsü yapmıştı. Kız kısa boylu, balık etli bir kızdı. Kısa koyu kahverengi saçları, ela gözleri, dolgun dudakları ve ince kaşları. Kız gerçekten çok güzeldi. "Güzelmiş... Yengemiz." dediğimde Çağatay kıkırdayarak yanıt verdi. "Kitap hastası."

İşte şimdi sana kanım ısındı kız!

"Yaa.." dedim telefonu Çağatay'a vererek. "Beraber okuruz. Sorun olur mu, kıskanır mısın?" diye sordum alayla. Çağatay kahkaha attı. Onun kahkasıyla beraber benim yüzümde de ufak bir gülümseme oluştu. "Ben bir çay yapıp geleyim." dedim ayaklanarak. Çağatay gülümseyerek başını salladı. Ben ise mutfağa çayları yapmaya gittim. Önce bardakları hazırlayıp bir tabağa da fırından çıkardığım kurabiyeleri koydum. Tam o sırada Çağatay içerden bana bağırdı. "Abla! Mesaj geldi!" Gözlerim parlamaya başladı. Hızlıca içeri koşup telefonu Çağatay'ın elinden alıp mesajı okumaya başladım. O kadar heyecanlanmıştım ki kalbim çıkacak gibiydi. Çağatay'la beraber oturup mesajı okumaya başladık.

"Merhabalar sevgili Ada Sönmez. Uzun zamandır kime sekreterlik yapacağınız konusunda araştırma yapıyorduk. Eğer sizde uygun görürseniz bir otel müdürünün sekreterliğini yapacaksınız. Otelin ismi Kral ve Kraliçeler. Müdürümüzün adı

Deniz Y. Kılıç

Yarın saat on birde otelimize gelip işe başlayabilirsiniz.

Bu da müdürümüzün numarası:"

Aşağıda bir numara yazıyordu. Yeni sekreteri olacağım kişinin kız olması içimi rahatlatmıştı. Bir anda kahkalarla boğuldum. "Yaşasın!" diyerek numarayı kaydettim.

'Deniz Y. hanım'

İkinci ismini çok merak ediyordum.

"İkinci ismi ne abla?" diye sordu Çağatay, kısa bir süre düşündükten sonra "Yağmur, Yıldız falandır herhalde" diyerek geçiştirdim. Mutlulukla Çağatay'a sarıldım. "Çok heyecanlıyım!" diye bağırdım ellerimi çırparken.

Çağatay bana sarılmayı bırakıp "Bunun şerefine sana yemek ısmarlıyayım!" dedi yüksek sesle "YES!" diye bağırdım ve bir anda yerimden zıpladım. Çağatay "Abla sakin ol. Hadi sen hazırlan." dediğinde mutlulukla başımı salladım ve hazırlanmak için odama gittim. Üstüme bol bir tişört altıma ise şort giydim kısa ama toplanabilen saçlarımı toplayıp Çağatay'la beraber evden çıktık.

******

Çağatay'la gideceğimiz yere yürüyerek gitmeye karar verdik. "Çağatay, sence anlaşabilir miyiz?" diye sordum omzuma tek kolunu takdığım çantayı düzelterek.

Önceki sekreteri olduğum insanlar hep kadındı ve her defasında onlarla çok iyi anlaşırdık.

"Anlaşırsınız, senin anlaşamadığın insan olmadı doğru düzgün ama, biraz sakin ol abla, ummadık taş baş yarar."

Çağatay lafını bitirir bitirmez kafama çok sert birşey geldi.

Kafamı tutarak arkamı döndüğümde arkamda elinde sapan olan küçük bir çocuk vardı. "Pardon abla. Kuşa vuracaktım." diye yanıtladı. Çağatay bir anda kahkalara boğuldu. "Ummadık taş baş yarar." diyerek gülmeye devam etti. Bir anda bende kahkalara boğuldum. Sonra kahkalar içinde tekrar yavaşça yürümeye başladık. "Harbiden öyleymiş" diye gülerek mırıldandı Çağatay. Gülerek, havadan sudan konuşarak restorana vardık. Cam kenarında bir yer şeçtik ve oturduk. Konuşup yemeklerimizi yedik ve akşam yürüyüşüne çıktık.

"Abla."

Gülümseyerek Çağatay'a döndüm.

"Efendim?"

Yürümeyi bırakıp birbirimize döndük.

"Seni Asel'le tanıştırmak istiyorum."

Yavaşça yürümeye devam ettim. "Tanışırız ablacım ama önce sen bu kıza güvendiğini onu sevdiğini ona hissettir." dediğinde Çağatay "Kızdan gözümü alabilseydim hissetirirdim zaten." diye mırıldandı kısık sesle. Benden uzun kardeşimin omzuna kolumu koyup "Sen yaparsın." diye yanıtladım. Düz yürürken Çağatay çaprazımıza doğru bir yere yöneldi. Bende merakla onun arkasından gittim. Eliyle parkın duvarını göstererek "Buraya çıkıp kolunu omzuma atabilirsin." dedi dalga geçerek. Dediği gibi parkın duvarına çıktım, omzuna kolumu atmak yerine sırtına atladım. "Aa!" diye bir sesten sonra ikimizde yere düştük. Kahkalarla birbirimize gülüyorduk. Çağatay "Sırtıma çık dememiştim!" diye kahkalarla söylendi. "Boyuma laf attırmam." diyerek kahkama devam ettim. O da kahkahasını attıktan sonra üstümüzü başımızı silkeleyerek ayağa kalktık. Yürümeye devam ettik. Kısa bir sessizliği bozan Çağatay oldu.

"Abla, Sen birini sevmiyor musun?"

Bu soru ardından duraksadım. Anılar gözümde canlanmaya başladı. Gözlerim doldu. Nefesim kesildi...

11 yıl önce...

Yine bir okul günü.

Ada sınıfa girdi ve sırasına oturdu sıra arkadaşının çantası buradaydı ama kendisi yoktu. Bir anda sıra arkadaşı Aylin sınıfa girdi ve Ada'nın yanına geldi. "Selam."

Ada gülümseyerek "Selam." diye yanıtladı.

"Ada, senin saatinden aldım. Kalp atışını da ölçüyor." Ada ayağa kalkıp "Bakabilir miyim?" diye sordu. Evet anlamında başını sallayan Aylin kolundaki saati çıkartıp Ada'ya verdi. Ada kolu takmadan önce "Koridorun sonunda ki sandalyelere oturalım orada bak." dedi. Ada bu teklifi kabul etti ve koridorun sonundaki sandalyelere doğru yürürken Aylin'e çaktırmadan kalp atışını ölçtü.

74

Koridorun sonundaki sandalyelere oturdukların da Aylin "Ölç bakalım."

dedi. Ada kalp atışını tekrar ölçmek için saati hafifçe koluna bastırdı. O sırada gözü son zamanlarda ilgisini çeken bir çocuğa takıldı. Ada sadece ona odaklanmıştı. Çocuk kendinden bir yaş büyüktü, başka bir sınıftaydı ama çocuğun ismini biliyordu. Ada bir anda bir bağırışla irkildi.

"Oha!"

Ada Aylin'e dönüp "Kaç?" diye sordu.

"119..."

119...

"Ne?" Ada şok geçirmişti. "Nasıl ya?"

Bir anda gözü az önceki çocuğa kaydığında kalbi çıkacak gibi atmaya başladı..

11 yıl sonra

"Abla iyi misin?" başımı sallayıp "Geçmişte kaldı.." diye mırıldanarak dolu gözlerimi sildim. "Anlatmak ister misin?" Hayır anlamında başını sağ sola sallayıp "Önemli değil..Karaktersizin tekiydi..." diye mırıldandım. "Sen işine odaklan abla, karaktersiz diye kendi ağzınla söylüyorsun. Senin göz yaşlarına değmezdi o p... neyse."

Çağatay'a gülümseyip sırtına vurdum. "Eve gidelim artık." Çağatay gülümseyerek başını salladı ve yavaş yavaş eve yürümeye başladık.

Bölüm sonu

7 yorum

  • Merhaba🫠Kitabıma göz atmak ister misin?🥀🫀 -Ortak Yalan- Lara Ayza ve Eliz.Üç yakın arkadaş.Bir cinayet.Cinayete kurban giden adamın Bir Mafya olduğunu ve bu adamın Bir sağ kolu olduğunu düşünün.Sizce Mafya olan adamın sağ kolu olan adam intikam için gelecek mi?En önemlisi Lara kendini ve arkadaşlarını koruyabilecek mi? Bu arada sizce Lara yani diğer adıyla Alara bu kitapta kötü olacak mı?ya da iyi olmaya devam mı edecek ?Yoksa hep kötü müydü?