İçeriğe geç

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 17 · 10 dk okuma

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 17

17. Bölüm

Bazen o kadar çaresiz hissedersiniz ki cidden yüreğinizin yandığını hissedersiniz.

Canınızın yandığını, yüreğinizin sızladığını...

Bu hayatta sıkça dile getirdiğim ve kendimi avuttuğum bir cümleye çıkıyordu herşey...

"Bu dünyada herşeyin bir sebebi vardır...

Olup olamayacak herşeyin. Mantıklı da olsa mantıksız da, herşeyin bir sebebi vardır."

Herşeyin bir sebebi vardı...

Kimisi korkmuştu, kimisi istememişti, kimisi kabullenememişti ve birşey yapmıştı.

Bir hata, bir yanlış belki bir yalan...

Fatih; (saat öğlen 4.30 suları)

Yeni işim buradaydı. Bir lokantada çalışıyordum. Garson olarak.

Personel odasına gittiğimde masada bir mektup vardı.

Ne yaptığını biliyorum Fatih. Eğer bunu bir hafta içinde anlatmassan sonuçlarına kardeşinle birlikte katlanırsın.

-Ölü Prens-

Mektubu katladım ve arka cebime koydum.

Ölü Prens...

Diye mırıldandım.

Tabi ya, başından beri oyun oynuyordun.

Peki senin açığın yok muydu?

Ben gidip herkese herşeyi söyleyemez miydim?

Söylerdim.

Elim telefonuma gitti. O numarayı aradım.

Numarasını biliyordum. Ada'nın telefonunda görmüştüm.

Numarayı çevirdiğimde anında telefon açıldı.

"Fatih..."

Şerefsiz...

"Ölü Prens..."

"Noldu açıklama kararı mı aldın?"

"Evet. Ama seninkini."

"Kime ne anlatacaksın Fatih? Ne sanıyorsun kendini?"

"Ada'ya. Herşeyi bilecek. Ve ömrü boyunca senden nefret edecek."

"Fatih..."

"Ne var lan halsiyetine soktuğum?!" diye bağırdım bir anda.

"Yaparsan bende yaparım. Olan kardeşine olur."

"Bende yaparım. Senin kardeşin yok mu sanki?"

"Fatih... Berke..."

"Sakın!"

"Neden sakladın yıllarca?"

"Sanane?!"

"İyi. Olacaklara hazır ol o zaman."

"Asıl sen hazır ol." dedim arabama binerken. "Ada herşeyi öğrenecek."

"Öğrenirse merak etme. Bende seni ortaya çıkartırım."

Telefonu kapattım. Bir kaç sinirle attığım çığlık benim bile kulağımı ağrıtmaya yetmişti. "Şerefsiz!" diye bağırdım. Ada'nın oteline gittiğimde Ölü Prens kapının önündeydi.

"Ne sanıyorsun lan sen kendini!" diye bağırdıktan sonra yakasına yapıştım ardından bir yumrukla yere düşürdüm. Yüzü, benim her yumruğumda daha çok morarırken insanlar bizi ayırmaya çalışıyordu. Bir topluluk Ölü Prens'i bir topluluk beni kenara çekmişti.

"Sen dur! Ada herşeyi öğrenecek. Yaptığın hiç bir karaktersizlik yanına kalmayacak.

diye bağırdığımda bir anda bir sesle yanımda duran kişiye döndüm.

"Fatih..."

Evet bu doğruydu. Fatih...

"Ada..." dedim. "Noluyor?" diye sorduğunda Prens'le bakıştım. Olumsuz anlamada başını salladı. Göz devirdim. "Boşver sen. Bu bizim aramızda." dediğimde Ada "Gözümün önünde kavga ettiniz Fatih sebep ne?!" diye bağırdığında. "Tek sorun..." diye lafa devam ettiğinde bana şeytani şeytani bakıyordu. "O sana göre bir insan değil." diyip arabaya bindim ve oradan uzaklaştım.

Samet;

Aşağıda ki birkaç bağırışı duyduktan sonra aşağı indim.

Ölü Prens'in yüzü mosmordu. Yıllardır ona böyle hitap ediyordum. Yaklaşık 1 yıldır bu oteldeydim ama o kadar sessiz ve yavaş ilerliyordum ki o plan takır takır işliyordu.

Ölü Prens'i batırma taktiği. O bugün batacaktı.

Ben Samet, bir çok kişinin gözünde masum ve sessiz bir çocuğum.

Herşeyi biliyorum Ölü Prens'in ne çevirdiğini, o gelen çocuğun Fatih olduğunu Alperen'inse evli olduğunu.

Bütün otel çalışanları ve sakinleri yavaş yavaş içeri geçtiğinde Ada Bahar'la konuşuyordu. Full siyah takım elbisem ve maskemle Ada'nın yanına gittiğimde şöyle dedim. "Ada Hanım birşey konuşabilir miyiz çok uzun sürmez."

Ada ise "Tabi." dedi. Ardından birlikte Bahar'dan uzaklaştık.

"Buyrun, eee Samet Bey'di değil mi?" diye sorduğunda maskemi çıkardım ve çöpe attım. Başımı salladım.

Ada gözlerini kısarak bana baktı. "Çok tanıdık geldiniz..."

Etrafa bakarken "Tanıdığınım da ondan Ada." Ada kaşlarını çatarak bana baktı.

Soru soran gözlerle bakmaya devam edince öfleyip lafa girdim. "Samet ben ya. Samet Aktaş. O sessiz çocuk."

Ada şaşkınlıkla bana baktığında sesimi alçalttım. "Ada bizim senle uzun uzun konuşmamız gerekiyor. Aynı zamanda Fatih'lede. Ada bir anda sesini yükseltti. "Samet noluyor?" Elimle ağzını kapattım.

"Saat akşam beşte o kafede buluşalım." Ada yalnızca şaşkınlıkla başını sallamakla yetindi. Bense devam ettim. "Fatih'de gelsin." başını salladı...

Alperen;

Sosyal medyada gezinirken bile o çocuğu hatırlamaya çalışıyordum ama olmuyordu.

Birkaç birşey hatırlamıştım.

O kavga.

O hasta olduğu gün ve buluştuğumuz bir kaç günü.

Bir kaç kişi daha vardı yanımızda. Kızlarda vardı. Simaları zihnimdeydi ama adları yoktu zihnimde.

Ceylan vardı. Birde Fatih onları çok net hatırlıyorum. Biri daha vardı. Hatta çocuğa Prens diyorduk.

Neydi?

Hmm...

Dur hatırladım!

Ölü Prens...

Evet Ölü Prens...

Aşıktı İnci Göz'e...

İnci Göz'se ona... Ama saklıyordu ikiside birbirinden. Adı üstünde Ölü Prens. Duygularını ifade edemiyordu. Sevse de güvensede kimseye gösteremiyordu.

Tıpkı benim gibi. Ben az çok gösteriyordum belki ama o asla gösteremiyordu.

Beceriksizkiğiydi işte.

11 yıl önce;

"İnci Göz!" diye bir sesle arkasına döndü Ada. Ölü Prens'ti sesin sahibi. Ona döndüğünde merakla dinliyordu Ada. "Bugün çok güzelsin." dedi Ada'yı baştan aşağı süzerken. "Eyvallah da bir sıkıntı mı var?" diye sordu. Ölü Prens başını salladı "Bana adımla hitap etmek yerine neden Ölü Prens diyorsunuz?" diye sorduğunda Ada gülümsedi. "Ölü gibisin bir yandan da prens gibisin. O yüzden."

Ölü Prens sırıttı. "Gerçek adımı unutup unutmadığınızdan şüpheleniyorum."

Ada güldü. "Yok unutmadık. Ama Ölü Prens'te adın gibi." dedi.

"Ona bakılırsa sana da İnci Göz diyorlar."

dedi Ölü Prens.

Uzaktan ikiliyi izleyen Fatih ve Alperen şunları söyledi;

"Ölü Prens'in prensesi İnci Prenses."

Ada güldü ve "Evet. İnsanların gözlerine baktığımda ne hissettiğini söylediğim için." dedi. Ölü Prens " Şu an ne görüyorsunuz leydim?" diye sorduğunda Ada gülümsedi ve Ölü Prens'in gözlerine daldı. O simsiyah gözlerde kayboldu.

O zamanlar tahmin edebilmiş miydi acaba? Gelecekte o kişiyle karşılaşacağını ve o kişinin ta dibinde olacağını.

Ada bir anda gözlerini kaçırdı ve "Bilmiyorum." dedi. Ölü Prens merakla ona bakarken lafa girdi. "Biliyorsun ama söylemiyorsun değil mi?" Ada 'yoo' dercesine başını sağ sola salladı. Bir anda arkasından gelen sesle prens arkasına döndü. "Ölü Prens!"

Ölü Prens arkasını döndüğünde seslenen kişinin Alperen ve Fatih olduğunu farketti. "Napıyorsunuz?" diye sordu Fatih. Ada "Hiç, sohbet muhabbet." dediğinde Alperen güldü ve "Ne güzel anlaşıyorsunuz. Allah sohbetinizi arttırsın." dedi. Bunu derken Ölü Prens Ada'yı izliyordu. Ada Ölü Prens'in onu izlediğini farkedince bir anda ona döndü. Prensle göz göze gelince Ölü Prens başını eğdi. Fatih Alperen'in omzuna kolunu koyup "Ne güzel arkadaşsınız siz. Hep berabersiniz." derken arkadaş kelimesinin üstüne basa basa söylemişti. Ada "Sabah seni Berna'nın yanında gördüm Fatih. Ne konuşuyordunuz?" dedi gülerken. Alperen bir anda ciddileşip Fatih'e döndüğünde Fatih "Hiç, birşey konuşmuyorduk. Sadece çıkışta beraber gideceğiz." dedi. Alperen bir anda geri çekildi.

"Ve benim bundan haberim yok!" diye sesini yükselttiğinde prens Ada'ya gülümseyerek baktı. Ada prense göz kırptı.

Fatih "Ya sadece çıkışta beraberiz yok birşey amma abarttın!" diye sesini yükselttiğinde prens lafa girdi. "Aa Fatih! Öyle deme siz hep berabersiniz."

Ben gülerken Fatih prense vurdu. "Sus! Yok öyle birşey!" Alperen "Aynen Fatih! Bağırıyım mı istersen?" diye sordu. Fatih'ten uzaklaşırken bir yandan da bağırıyordu. Fatih uzağında ki Alperen'e bağırdı. "Hele bir bağır!"

Alperen geri geri hızlıca giderken birine çarptı arkasını döndüğünde o kişinin Ceylan olduğunu farketti. Fatih tam Alperen'in üstüne koşacakken Ceylan'ı görünce duraksadı. Alperen "Kusura bakma güzelim yanlışıkla oldu." dediğinde Ceylan olumsuz anlamda başını sağ sola salladı. "Sorun değil de. Sen yine kimden kaçıyorsun?" diye sorduğunda Alperen arkasında ki Fatih'e döndü. Fatih ona gülümseyerek Ceylan'ı gösterince Alperen Ceylan'ın önünden çıktı ve elleri belinde Fatih'i göstererek "Aha şu öküzden kimden olacak." dediğinde Fatih gülümseyerek yanlarına geldi. "Merhaba yenge." dedi Fatih başıyla Ceylan'a selam vererek. Ceylan'da başıyla selam verince Fatih Alperen'e yöneldi "Sen benle bir gelsene." dedi Alperen'e birkaç kere vururken. Alperen'se vurmamayı tercih etti. Fatih bir anda Ceylan'ın dönerek "Yenge Alperen'ini alıyorum iki dakika sıkıntı var mı?" diye sorduğunda Ceylan gülümseyerek "Aa Fatih ayıp ediyorsun, benden önce sen vardın. Alperen ben yokken senindi o yüzden sormamalısın."

Fatih tam Alperen'e vuracakken o bir anda elleri belinde tekrar Ceylan'a döndü. "Efendim yenge?" diye sordu Fatih. "Bu mu benimdi?" dedi kafasıyla Alperen'i gösterirken. Ceylan gülerek "Eee Fatih, sen benden daha çok yakınsın Alperen'e. Geçmişte de böyle olduğunu tahmin ediyorum." dedi.

Fatih bir anda elinin tersiyle diğer eline vurdu. "Ya yenge sende mi Allah için şu tipe bir bak." dedi Alperen'in suratını gösterirken "Bir de bana bak." diye devam etti kendini göstererek. "Uzaktan bile düşman gibi duruyoruz ne yakınlığı." dedi ellerini beline koyarak. Alperen Fatih'in ensesine vurdu. "Hem ben bunun nesini seveyim. Şunun tipe bak." dedi Fatih'ten uzaklaşırken. Fatih tam vuracaktı fakat vurmak yerine sabır çekti.

Ceylan kıkırdayarak "Yakınlık derken içten yakınlığı kastetmiyorum fiziksel olarak yakınlığı kastediyorum." dediğinde Alperen ve Fatih elleri belinde aynanda birbirlerine döndüler. Ceylan'sa devam etti. "Yani sürekli temas içindesiniz ikinizinde temas bağımlılığı falan mı var?"

Fatih "Biz mi temas içindeyiz?" diye sordu şaşkınlıkla. Alperen başını salladı. "Şimdi boş yere inkar etmek yerine senle takıldığımız anları gözünün ucundan geçir. Ceylan haklı." Fatih kısa bir süre düşündükten sonra "Sürekli sarılıyoruz falan onları mı diyorsun?" diye sordu Ceylan'a dönerek. Ceylan "Sende sadece o mu Fatih?" diye sorduğunda Ada yanlarına geldi. "Napıyorsunuz?" diye sordu. Ceylan "Durmadan temas içinde olduklarını kanıtlamaya çalışıyorum." dedi kollarını göğsünde bağlayarak.

Ada kıkırdadı "Onu da kabul etmiyorlardır kesin." dediğinde Ceylan "Etmiyorlar zaten." dediğinde Fatih "Aman boşver çokta önemli değil." dediğinde Ceylan ve Ada kahkaha attı. "Noldu Fatih açıklanamayacak kadar fazlaymış dimi." dedi Ada. Alperen gülerken Fatih "Ben mi o mu en çok temas eden?" diye sordu. Ceylan "İkinizde." dediğinde Fatih "Her neyse, bir daha böyle birşey olursa söyleyin." dediğinde Ada "Söyledik ya." dedi. Fatih "Hayır, o an söyleyin." dediğinde Alperen Fatih'e arkadan sarıldı. Alperen'in elleri Fatih'in boynunu sarıyordu. Fatih "Alperen!" diye sesini yükseltti. "Kızlar az önce ne dedi!" diye devam ettiğinde Alperen "O kadar umrumda değil ki. Sen kimsin? Fatih. Ben kimim? Alperen. Biz kimiz? Dost. Ben nasıl onların arasına girmiyorsam onlarda bizim aramıza giremez." Ada bir anda kaşlarını kaldırdı "Merak etmeyin Alperen Bey aranıza girmedik sadece biraz gerçekleri yüzünüze vuralım dedik." dediğinde Alperen "Bilerek yapıyoruz Allah Allah biz bilmiyor muyuz sanki aramızda ki ilişkiyi? Dimi Fatih?" diye sorduğunda Fatih'ten cevap gelmedi Alperen tekrar "Dimi Fatih?" diye sorduğunda yine Fatih'ten ses gelmedi. Alperen arkasını döndüğünde Fatih bir yeri izliyordu. Alperen Fatih'in baktığı yere baktığında Ölü Prens'in yanında başka bir kız vardı. Ceylan'da Fatih'in baktığı yere dönünce olayı kavradı ve hemen Ada'ya döndü. Ada tam oraya dönecekken Alperen Ada'nın önüne atıldı. "Ee Ada nasılsın?" diye sordu. Ada "İyiyim Alperen'de ne var orada?" diye sorduğunda

Alperen "Hiç, hiç Ada. Hiç birşey yok. Fatih yine Berna'yı izliyor her zaman ki gibi." dedi. Ada ise Alperen lafını bitirir bitirmez "Neden yalan söylüyorsun?" diye sordu. Alperen çok iyi yalan söylerdi. Ama bu sefer olmamıştı. Ya olmamıştı ya da Ada İnci Göz olduğu içindi...

Alperen "Yalan söylemiyorum." dedi en ciddi ve dürüst tavrını takınarak. Ada "Yalan söylüyorsun." dedi Alperen'in gözlerinin içine içine bakarken. Ada yalanı çok çabuk kavrayabilen bir insandı. Onun gözünde yalan söyleyen herkesin göz bebeği büyür veya küçülürdü. Her insanın göz rengi değişirdi. O kadar belli ediciydi Ada'nın gözünde.

Fatih baktığı yerden gözlerini ayırmayarak mırıldanmaya başladı. "Faydası yok Alperen. Eninde sonunda öğrenecek." dediğinde Alperen geri çekildi ve Ada'nın o manzarayı görmesine izin verdi. Ada kısa bir süre çocukla olan ilişkisini düşündü.

Çıkışta beraber gidiyorlardı.

Şakalaşıyorlardı.

Sürekli birbirlerine gelip gidiyorlardı.

Ders çalışıyorlardı.

Selamlaşıyorlardı.

İltifat ediyorlardı.

Bu kadar şeyin hiç mi değeri yoktu? Bu kadar kolay mıydı? Bu kadar basit, bu kadar hızlı mıydı Ada'yı yarı yolda bırakması?

Ada bir anda arkasına döndüğünde "Ada!" diye bir ses geldi. O çocuğun sesiydi bu. Ölü Prens'in sesi...

O zaman ki Ölü Prens'in sesi...

"Çıkışta beraber miyiz?" diye sordu çocuk Ada'nın arkasında dikilirken. Ada yanağından düşen göz yaşını sildikten sonra "Olmaz." dedi. "Bugün olmaz. Fatih'le gideceğim." çocuğun ufaktan suratı asıldığında başını salladı.

11 yıl sonra;

Samet;

Akşam beş gibi o kafeye gittiğimde Ada ve Fatih bir masada oturuyordu. Fatih beni görür görmez ışık hızında ayağa kalktı. Bana sarıldığında "Samet..." diye mırıldandı. Sarılmasına karşılık verdiğimde devam etti. "Seni çok özledim oğlum neredesin sen?"

Sarılmayı bıraktığımız da hızlıca masaya oturdum. Fatih'te oturduğunda "Onu bunu boşverin. Bana herşeyi anlatmak zorundasınız."

Fatih'le Ada birbiriyle bakıştıklarında Fatih "Neyi anlatacağız?" diye sordu.

Ada başı eğikken lafa girdi. "Boşuna uğraşma Fatih. Herşeyi biliyor."

Fatih şaşkınlıkla bana döndüğünde "Ne-nereden biliyorsun?" diye sordu.

Lafa girdim. "Ada'yla konuştuğunuz ilk gün ben sizin yanınızda ki masada oturuyordum..."

Fatih "Vay vay. Pekâlâ başka ne biliyorsun?" diye sorduğunda "Sana gelen mektubu..." diye

yanıtladım. Fatih kekelemeye başladı. Ada ise bir anda Fatih'e döndü. "Ne- nereden biliyorsun."

Ada bir anda "Ne mektubu?" diye sordu...

Bölüm sonu

3 yorum