Ceylan;
Abimle arabaya bindiğimizde ikimizde susmuştuk. Abim arabayı sürüyor bense yolu izliyordum. Yol kenarına dikilmiş ağaçlar, veya uzun binalar hızlıca gözlerimin önünden geçiyordu bense onları izliyordum. Alperen'i düşünüyordum. Berna'yı, Melisa'yı, Fatih'i...
Şu an napıyorlardı? Meslekleri neydi? Hayallerine ulaşabilmişler miydi? Aklımda onlarca soru dönüyordu. Ben onların yaşadığını varsayıyordum, fakat ya hayatta bile değillerse? Ya bir kaza geçirdilerse? Ya onları kavuşturan ölüm olduysa?
Umarım... diye geçirdim içimden Umarım hepiniz iyisinizdir...
Gözlerim dolmuştu. Nefesim daralıyor, başım dönüyordu. Kendimi çaresizlik okyanusunun içinde, hatta tam ortasında bulmuştum. O kadar çaresiz hissediyordum ki kendimi; anlatılamaz, özetlenemezdi. Tıpkı o yıllarda ki gibi çok çaresizdim.
*****
Umut bu mektubu Ceylan ve Çağrı olgun bir yaşa geldiğinde onlara teslim et.
Sevgili kızım Ceylan, ve sevgili oğlum Çağrı. İkinizi de çok seviyorum. Benim gözümde siz çok değerlisiniz bunu hiç bir zaman unutmayın. Siz çok güçlüsünüz, kuvvetli, dayanıklı ve en önemlisi merhametli, anneniz gibi olmayan çocuklarsınız. Size güvenim, sevgim tam.
Ben birşey yaptım. Babanızı kandırdım, bana olan güvenini boşa çıkardım ama siz yapmayacaksınız, hiç kimseye. Sizi çok ama çok seviyorum. İkinizdende özür dilerim... Beni affedin...
- Sevgili Anneniz Pınar-
Çok küçükken okumuştum bu mektubu. Babamın odasına gizlice girmiş, çekmecede bir kutu bulmuştum. Onun içinden çıkmıştı bu mektup. 6-7 yaşındaydım bu mektubu okuduğumda.
Abim okuldayken bulmuştum bu mektubu. Bağırarak, ağlayarak babamın yanına gidip bu mektubu sorduğumda babam inandırmıştı beni "Annen bir iş kadını kızım bunu sende biliyorsun, beni kandırmadı orada ki kandırmaktan kastı bu mesleği seçip sizden benden uzak kalıp geleceğim geleceğim diyip gelememesiydi." dediğinde inanmıştım. Bunu abime anlatmamıştım. Anlatmaya korkmuştum abim, annem Amerika'da diye biliyordu... En başından beri...
Ama öyle değildi. Benim annem kalpsiz, duygusuz birinin tekiydi. Bunu anladığımda 15 yaşındaydım fakat sesimi çıkarmamıştım. Susmuştum. Yıllardır o duyguyu içimde beslemiştim ama yıllar boyunca anneme duyduğum o nefret dinmemişti. İğreniyordum, tiksiniyordum. Babamsa yıllarca kandırmıştı bizi.
Yıllarca...
Sonunda vefat etmişti babam. Ben 18 yaşındayken.
Bize yıllarca başka bir kadın bakmıştı. O kadının gerçek annemiz olmadığını, annemizin babamı aldattığıysa abim bilmiyordu. Kadının, yani beni yıllarca büyükten bana göre daha da annem olan annemin ismi de Ecrin'di. Babam başka bir kadınla evlenmişti. Ve Ecrin'i yıllarca gerçek annemiz gibi göstermişti. Aynı zamanda da süt annemiz oluyordu.
Yol boyunca bunları düşündüm. Abime döndüm.
Anlatmalı mıydım? Bu gerçekleri öğrenmeli, benim gibi her gece bu acıyla yatmalı mıydı?
Abim bana döndü, bana gülümsedi ardından bir yola bir bana baktı "Birşey mi oldu?" diye sordu. Olumsuz anlamda başımı salladım ve buruk bir gülümseme sergiledim abime. O da bana gülümsedi önüme döndüğümde o da önüne döndü. Kararsızdım. Çaresizdim. Canım yanıyordu. En nefret ettiğim duyguyu tekrar tekrar yaşamaktan bıkmıştım. Artık ağlamak, bağırmak istiyordum. Çok yorulmuştum. Çaresizlikten, acı çekmekten, özlemekten...
Çağrı;
Ceylan'ı restorantına bıraktıktan sonra arabayı şirkete doğru sürmeye başladım.
Arabayı otelin otoparkına koyup otele girdiğimde otel normalden daha sakindi. Kendi odama girdiğimde odamda Ada vardı. "Ada?" diye sordum. Çekmecelere bakıyordu. Ne arıyordu?
"Yanlış anlama dosya arıyorum." dediğinde kapıyı kapattım. "Ne dosyası?" diye sordum Ada'ya yaklaşarak. Ada ayağa kalktı ve karşıma dikildi. "Geçen haftanın otele kayıt yaptıranlar listesi. Sendeymiş. Yusuf Bey istedi." Elimi anlıma koydum "Haa doğru onu ben Yusuf'a verecektim. Bekle şurada olacaktı." diyip bir çekmeceden anahtar çıkardım. Çıkardığım anahtarla başka bir çekmeceyi açtım ve dosyayı buldum. Anahtarla çekmeceyi tekrar kitledim ardından anahtarı tekrardan yerine koydum. Arkamda duran Ada'ya yönelip dosyayı verdiğimde gülümseyerek "Sağol." dedi.
Ona gülümsedim ve arkamda ki masama yarım bir şekilde oturdum. "Ee napıyorsun alıştın mı işe?" diye sordum. Ada başını salladı "Alıştım alıştım." Gülümseyerek ayağa kalktım ve sandalyeme oturdum. 'Otursana' mânasında Ada'ya karışımda ki siyah koltukları gösterdim. Ada koltuklardan birine oturdu. "Ee..." dedim sandalyemi bir sağa bir sola döndürürken "Yusuf'la aran nasıl?"
Bu soruyu sorarken Ada'yla göz teması kurmamış, alttan alttan sırıtmıştım. Ada bir şeyler kastettiğimi anlamış olacak ki bana öldürecek gibi bakıyordu. Bir anda kahkaha patlattım. Ada "Komik değil!" diye mız mmızlandığında ben hâlâ gülüyordum. Gülmeyi sona erdirip "Hadi ama Ada, aranızda birşeyler var biliyorum." dedim. Ada "Birşey yok!" diye sesini yükseltti. Ardından devam etti. "Asıl senin Bahar'la aranda birşey var!"
Gülümsedim. "Var zaten?" dedim soru sorar gibi. Ada göz devirdi. "Senin Bahar'la bir ilişkin olabilir ama benim Yusuf'la yok!" dediğimde 'inandım' der gibi alayla başımı salladım. Ada bir anda ayağa kalktı. "Ben gidiyorum."
"Yusuf'unun yanına mı?" diye sorduğumda Ada hızlıca yanıma geldi ve kafama vurdu. Ben gülerken Ada bana vuruyordu. "Tamam ya! Sakin ol." diye sesimi yükselttiğimde Ada bana vurmayı bıraktı ve kapıya yöneldi ve "Sonra konuşuruz." dedi. Gülümseyerek başımı salladım.
Ceylan;
Dükkana girdiğimde çok kalabalık değildi ama müşteriler vardı. Çalışanlara özel lavaboya girdiğimde hâla başım dönüyordu, midem bulanıyordu. Elimi yüzümü birkaç defa yıkadım ve kendime geldim. Aynaya baktığımda eski Ceylan canlandı kafamda. Bir anda geçmişe gittim...
11 yıl önce;
Ufak bir sessizlik oluştu. Sessizliği bozan Ceylan oldu. "Fatih neden kalmadı sen kalınca o da kalırdı?" Alperen "Bana ne ondan." dedi sinirle. Ceylan şaşkınlıkla Alperen'e bakıyordu. "Ne?" diye sordu bir anda.
Neden böyle demişti ki?
Yine mi kavga etmişlerdi?
Alperen Ceylan'la göz teması kurmaktan kaçınıyordu. Bunu söylediğine pişman olmuş gibiydi. Ceylan "Alperen?" diye mırıldandı. Alperen cevap vermeyince Ceylan tekrar lafa girdi. "Kavga mı ettiniz?
Alperen öfkeyle başını salladı. Ceylan "Ne zamandan beri?" diye sorduğunda Alperen "Bir hafta." dedi. Ceylan bir anda "Ne?!" diye bağırdı. "Ne için kavga ettiniz? Bir dakika, sizin kavgalarınız bir tenefüs anca sürüyordu şimdi noldu? Ölüm kalım meselesi falan mı?" diye artarda soru yağdırınca Alperen "Git ona sor, bakalım hatasını anlamış mı?" dedi öfkeyle. Resmen içinden çocuğa sövüyordu. Dişlerini ve yumruklarını sıkıyor çocuk karşısında olsa düşünmeden dövecekmiş gibi davranıyodu. Peki Fatih? Geçen hafta Fatih sınıftan dahi çıkmamıştı. Ceylan ya da Ada Fatih'i her gördüğünde Fatih camın önünde oturmuş dışarıyı izliyordu. Alperen yüzünden mi bozuktu moreli? Bir hafta boyunca hiç yan yana dahi gelmemişlerdi, konuşmamış, birbirlerine dahi bakmamış aksine sınıfın tam ortasında bağırışmışlardı.
Arkadaşlarıysa ikisinin ses tonuda okulu inletmesine rağmen bunu normal karşılaşmıştı.
İyi ama neden? Birbiriyle çok iyi anlaşan bir dakika dahi birbirinden ayırmayan iki dost neden şu an böyleydi?
Alperen, gözünde ki koca morluğu sokakta kavga ettim diye açıklamıştı Fatih'se gözümü kapıya çarptım diye. Ceylan bir anda "Yoksa ikinizde ki o morluk..." diye mırıldandı. Alperen başını salladı ve "Kavga ettik." dedi. Ceylan bir hışınla ayağa kalktı. "Neden ya? Neden Alperen? Neden?" diye sorduğunda Alperen'in gözünde Fatih'in o sözleri canlandı...
"Egoist, duygusuzun tekisin!"
"Senden nefret ediyorum iğreniyorum senden!"
Alperen'in gözleri dolmuştu. Onu derinden etkileyebilecek nadir kişilerden biriydi Fatih.
Alperen sakinleşirse Fatih sayesinde olurdu, Alperen dövüşürse Fatih'e sataştıkları için olurdu, Alperen ne yaparsa Fatih istediği için, Alperen ne yapmazsa Fatih istemediği içindi. Hayatını Fatih'e adamıştı. Hayatı Fatih'ti...
Ceylan Alperen'e sarıldı. "Tamam tamam. Üzerine gelmeyeceğim. Ama neden Alperen? Neden kavga ettiniz? Bunu bilmek istiyorum..." dedi Ceylan Alperen'e merak dolu gözlerle bakarken. Alperen'den cevap gelmiyordu, sarsılmıştı sanki. Çok ağır şeyler yaşamış, çok ağır şeyler işitmişti. Aynı zamanda işittirmişti de Fatih'e bir sürü şey söylemiş normalde gram umursamadığı, öyle kabul ettiği kusurlarını Fatih'in yüzüne vurmuştu. Ağır konuşmuştu.
Sinirden...
Yalnızca sinirden...
Bunu normalde yapmazdı... Sadece sinirdi...
Sinir insanı ne hale getiriyordu...
Berbat birşeydi sinir... Sinir yüzünden insanları kırıyor, bir daha da iyileştiremiyorduk.
Ama doğruydu.
"Kırık kalpten özür dilemek, koparılmış bir çiçeği suya koymak kadar gereksizdi."
Bu doğruydu.
Peki özür neydi o zaman?
Özür dilemek gereksiz birşeyse neden insanlardan özür bekliyorduk?
Çünkü özür dilemek;
Hatanı anlamaktır...
Hatanı kabul etmektir...
Bizse insanlardan bunu bekledik... Hatalarını anlamalarını ve bunu kabul etmelerini. Oysa hata yapmak kötü birşey değildi. Her insan yapardı...
Ama bunu fark edip, telafi etmeye çalışmayı her insan yapamazdı... Bu yalnızca erdemli insanlara ait bir özellikti. Özür dilemek hiç bir zaman zor gelmemeli insana, özür dileyen insan küçümsenmemeli hiç bir zaman. Asıl özür dilemeyenler veya o özürü kabul etmeyenler küçümsenmeli...
"Fatih..." diye mırıldandı Alperen. Ceylan susmuş merakla Alperen'i dinliyordu. "Çok kırdım onu... Çok ağır konuştum... Fatih'le küstüğüm ilk gün şey dedim kendi kendime 'Çok ta önemli değil zaten o olmadan da yaşayabilirim.'
Yaşanmıyormuş Ceylan...
Fatih olmadan olmuyormuş...
O bir hafta hiç geçmedi sanki sonsuzdu.
Sadece bir hafta...
Bir hafta...
O kadar özledim ki Fatih'i... Aynı sınıftayım, aynı okuldayım fakat, sanki birbirimizi tanımıyoruz.
Napacağımı, ne diyeceğimi bilmiyorum Ceylan... Çok çaresiz hissediyorum kendimi... O yokken... Olmuyor..."
dedi Alperen. Gözleri dolmuş, bir yere dalmıştı. Ceylan bir anda sınıfın kapısına baktı kapı açıktı. Fatih kapının önünde duruyordu. Gözleri dolmuş Alperen'e bakıyordu. Ceylan bir anda ayağa kalktığında Alperen arkasına döndü. Kapıdakinin Fatih olduğunu fark ettiğinde tekrar önüne döndü ve göz yaşlarını sildi.
Ceylan Fatih'in karşısına geçmişti fakat Fatih gözleri dolmuş bir şekilde Alperen'e bakıyordu. Ceylan kafasıyla Alperen'i işaret etti. Fatih başını salladı. Ardından Ceylan sınıftan çıktı ve kapıyı kapattı.
Fatih Alperen'in önünde ki bir masaya oturdu ve sustu. Alperen Fatih'le göz teması kurmuyordu. Aynı şekilde Fatih'te Alperen'le.
Fatih lafa girdi. "Alperen..." uzun bir sessizlik oluştu. Alperen eğik başını kaldırıp Fatih'e döndü.
İkiside gözleri dolmuş birbirine bakıyordu.
"Az önce Ceylan'a dediklerini duydum..." dedi Fatih. Alperen birşey demeden başını eğdi. Ardından devam etti. "Bende aynısını yaşıyorum merak etme. Sensiz olmuyor, sensiz günleri bırak, dakikalar geçmiyor. Seni çok kırdım farkındayım. Ama sinirdendi. Sende biliyorsun sinirli Fatih gerçek Fatih değil. Beni tanıyorsun 7-8 yıldır. Ben buyum Alperen, senin de dediğin gibi 'Ahlaksız, terbiyesiz, aptal, tembel, işe yaramaz, sadece zarardan ibaret' ben böyle bir..."
Alperen Fatih lafını bitirmeden lafa girdi. "Hayır Fatih. Sen böyle biri değilsin..."
Başını kaldırmış Fatih'e bakıyordu Fatih olumsuz anlamda başını sağ sola salladı.
"Sen haklıydın Alperen." dedi Fatih "Ben buyum..."
Alperen dolu gözlerle başını sağ sola salladı "Değilsin..." diye mırıldandı kısık sesle. Fatih'de dolu gözlerle "Buyum..." dedi. Alperen ayağa kalktığında Fatih'te ayağa kalktı. Alperen "Özür dilerim..." dedi. Fatih buruk bir şekilde gülümsedi "Bende özür dilerim..." Alperen Fatih'e sarıldığında Fatih'te ona sarıldı. İkiside göz yaşlarına boğulmuştu. Fatih sarılır bir yandan da ağlarken sayıklıyordu. "Bir daha olmayacak... Bir daha olmayacak... Söz veriyorum..." Alperen "Bende söz veriyorum... Bir daha olmayacak..."
dedi. Alperen "Seni çok seviyorum Fatih..." dediğinde sarılmayı bırakmışlardı. Fatih "Bende seni Alperen." dedi ikiside birbirine gülerken Alperen Fatih'e vurdu. Fatih'te Alperen'e. İkisinin sembolü haline gelmişti birbirlerine vurmak.
Ceylan sınıfa tekrar girdiğinde ikisinide gülerken gördüğü için çok mutluydu. Cıvıldayarak yanlarına gitti. "Barıştınız mı?" diye sordu gülümseyerek. Fatih Alperen'e vurdu. "Barıştık yenge barıştık."
Alperen bir anda Fatih'e döndü. Ve uyaran gözlerle Fatih'e baktı. Ceylan bir anda "Yenge?" dedi soru sorar gibi. Fatih Alperen'in bakışlarına rağmen başını salladı. "Evet yenge. Alperen'in karısısın ya hani." dediğinde Alperen Fatih'e vurdu. "Abartma Fatih." dedi öksürerek. Fatih "Ya tamam şu an sadece sevgilisinin belki ama gelecekte karı kocasınız yani." dedi. Alperen Fatih'e vurdu. "Fatih!" dedi iğneleyici ses tonuyla. Fatih "Yalan mı?!" diye sesini yükselttiğinde Ada sınıfa girdi. "Ooo gençler bakıyorum uzun zaman sonra birliktesiniz?" dedi onlara yaklaşırken. Fatih ve Alperen birbirine baktıktan sonra Fatih, kolunu Alperen'in omzuna attı. "Evet evet ufak bir kavga sonra şu an beraberiz." dediğinde Ceylan kaşlarını kaldırarak "Ufak?" diye sordu. Alperen ve Fatih güldüğünde Ada "Her neyse şu an iyi anlaşıyorsunuz ya o bize yeter." dediğinde Görkem sınıfa girdi. "Selamün aleyküm kardeşler." dediğinde Fatih "Aleykümselam kardeş." diye yanıtladı. Alperen "Hayırdır kardeş fazla mutlusun?" diye sordu gülerek. Görkem "Ben her zaman mutluyum." dediğinde Ceylan "Tabi tabi canım tabi." diye mırıldandı. Görkem hafifçe Ceylan'ın kafasına vurdu "Sus kız. Çok bilmiş." dedi.
Ceylan'da Görkem'e vurdu. "Sensin lan çok bilmiş." dedi. Görkem elleri belinde konuyu değiştirdi. Merakla Fatih ve Alperen'e bakarken ikisinide baştan aşağı süzdü. Kaşlarıyla ikiliyi işaret ederek "Noldu aklınız başınıza geldi barıştınız mı?" diye sordu. İkiside kısa bir süre birbirine baktıktan sonra Görkem'e dönüp başını salladı...
11 yıl sonra;
Asel;
Çağatay camları temizleyip tekli koltuklardan birine oturdu. Rahatlamış bir şekilde iç çekti. Meraklı ve endişeli gözlerle abime bakıyordu. Abim biraz kıpırdanıp yavaş yavaş gözlerini açtığında hızlıca yanına gittim. "Abi iyi misin?" diye sorduğumda gözlerini kısmış ışığa alışmaya çalışıyordu.
Abim Çağatay'ı gördüğünde "Noldu bana?" diye sordu. Çağatay yalnızca abime bakıyordu. Abime kitlenmişti.
İyi de neden ki?
Abim cevap vermedi sadece daldı.
Bir kaç dakika sonra Çağatay'a döndüğümde Çağatay hala abime bakıyordu ama bir farklılık vardı...
Nefretle bakıyordu...
Abimi tanıyor muydu? İyide çok önceden zaten görmüştü... O zaman bir tepki vermemişti... Şimdi neden böyle davranıyordu? Abim vücudunu dikleştirerek arkasında ki sandalyeye baktı. "Çağatay..." diye mırıldandı abim.
Ne..?
Çağatay'ı tanıyor muydu?
Çağatay sesini düzeltti ve lafa girdi. "Efendim." dedi. O nefret dolu
bakışları hala silinmemişti yüzünden.
Benim bilmediğim bir olay dönüyordu...
Ama ne?
