
Alperen;
Kapıda çökmüş ağlarken geçmiş durmadan gözümde canlandı. Babamın bana yaptıkları, ona rağmen okula gitmem, okula gittiğimde bir çocuğun kolumdaki morluğu sorması bile canlandı kafamda.
Peki o çocuk kimdi?
Detaya girmeye çalıştım. O çocuğu hatırlamaya çalıştım.
Ah neydi ya baş harfi V'ydi sanki...
V-Vu
Vural!
Evet Vural'dı ah ne kavgalar etmiştim o çocukla. En sonunda okuldan atılmıştı.
O çocuk neden okuldan atılmıştı ya?
Dövüş müydü..?
Birde biz disiplin yemiştik o da disiplin yemişti...
Biz mi?
Biz...
Benden başka kim disiplin yemişti ki?
Aa dur!
Bir çocuk daha vardı! Hmm neydi adı..?
F-fırat mıydı? Yok Fırat değildi, neydi ki ya?
Furkan, yok o da değildi.
Bir anda başımı kaldırarak Murat'a döndüm. Ağlamam durmuştu.
Ben buydum işte...
Alperen buydu...
Yüzsüz, beceriksiz, duygusuz, ahlaksız, arsız, küfürbaz, sinir hastası....
Alperen buydu...
Tıpkı 'ben okumayacağım' diyen kuduruk erkek çocukları gibiydim.
Okumuştum, bir mesleğim vardı fakat bir çocukluğum yoktu, bir gençliğim yoktu, bir hayalim yoktu benim. Hayelleri daha çok küçükken yok edilmiş bir daha da hayel kurmaya korkmuş bir çocuktum ben. Benim bir ailem, bir yol göstericim, bir annem, bir babam olmamıştı.
Benim yalnızca bolca acım olmuştu... Bolca acı, hüzün, gözyaşı ve morluk...
"Murat.. ben sana adı 'f' harfi ile başlayan bir çocuktan bahsettim mi hiç?" diye sorduğumda Murat donmuştu. Bu soruyu beklemiyor gibi bir hali vardı. Bir anda "O nereden çıktı şimdi?" diye sordu. Tırnaklarımla oynarken 'F' harfinden ad türetmeye çalışıyordum.
Fehmi.. yok değil.
Fuat... yok değil.
Ferit.. yok o da değil.
Murat'a cevap bekleyen surat ifademle döndüğümde başını salladı. "Bahsettin, birkaç ay önce." dedi. Kaşlarımı çattığım da devam etti "Neydi çocuğun adı şey, eee... Fatih! Fatih! Instagramdan tanışmıştın." Başımı sallayarak "Fatih... Fatih..." diye mırıldandım.
Fatih olabilir mi?
Fatih'di heralde...
Fatih... çok tanıdık geldi...
Fatih... güzel isim...
Neden bu kadar tanıdık geliyor...?
Fatih...
Fatih...
Murat "Hatta şey demiştin 'bu çocuğun yazma tarzı bile tanıdık geliyor.' hatırlamıyor musun?" diye sorduğunda başımı salladım. "Hatırlıyorum da... O Fatih o Fatih olabilir mi?" diye mırıldandım kendi kendime. Murat "Hangi Fatih hangi Fatih olabilir mi?" diye sordu.
Düşünceli düşünceli "Instagramdan tanıştığım Fatih benim çocukluğumda ki o çocuk olabilir mi?" diye mırıldandım.
Murat kaşları çatık meraklı meraklı lafa girdi. "Sen üniversitede bana 'Ben çocukluğumu silip attım.' demiştin çocukluk nereden çıktı şimdi?"
Saçlarımı karıştırdım ve ayağa kalktım.
"Babam yüzümden geçmişe gittiğimde konu bir şekilde okula gitti ve aklıma o çocuk geldi. O çocukla çok yakındık. Ama baya yakındık. Baş harfi 'f'ydi bir tek onu ve simasını hatırlıyorum. Sen Fatih deyince Fatih ismi çok tanıdık geldi bende dedim ki acaba çocukluğumda ki Fatih'le, Instagram'dan tanıştığım Fatih, aynı kişi olabilir mi?"
Murat 'hmm' diye mırıldanmaya başladı.
Ertesi gün:
Murat bu gece bende kalmıştı. Ben ise gece boyunca balkonda oturup o çocuğu düşünmüştüm. Bir yandan da tonlarca bardak çay içmiştim.
1
2
3
4
5...
O kadar çay içmiştim ki hem o çocuk, hemde o çaylar uyutmamıştı beni. Murat uyanmış, pijamalarıyla balkona geldiğinde yanıma oturmasıyla irkildim. Kulaklığı çıkartıp Murat'a döndüm.
Ha bir de tüm gece kulaklıklaydım...
Murat "Tüm gece burada mıydın? Uyumadın mı?" diye sorduğunda "Keşke uyumasaydım Murat, uyuyamadım ki.."
dedim. Elini omzuma koydu ve bir soruyla devam etti. "O çocuk yüzünden mi?"
Başımı salladım. Bir gün boyunca o çocuğu düşünüp yalnızca bir kaç birşey hatırlamak canımı yakıyordu. Nasıl geçmişim de bu kadar yakın olduğum çocuğu şimdi hatırlayamıyordum?
Nasıl...?
Melisa;
Davadan çıktığımda çok sinirliydim. Nasıl kaybederdik bu davayı?! Nasıl onlar haklı çıkabilirdi?! Kafamı dağıtmam gerekiyordu yoksa delirecektim. Hızlı adımlarla arabama binip motoru çalıştırdığımda telefonum çaldı. Arayan Berna'ydı.
Telefonu açtım.
"Alo?"
"Melisa."
"Efendim?"
"Sinemaya gidelim mi ya? Çok sıkıldım."
Yüzümde bir gülümseme oluştu.
"Valla çok iyi olur, ben dışardayım zaten."
diye yanıtladım Berna'yı.
"Tamam o zaman ben giyiniyorum."
"Beş dakikaya kapının önündeyim."
"Tamam."
Telefonu kapatıp yanımdaki koltuğa attım.
Berna'nın evine yöneldiğimde Berna aşağı inmiş telefonla oyalanıyordu. Berna telefondan başını kaldırdığında bana gülümsedi. Arabayı kapının önünde durduğumda ön koltuktan telefonu aldım ve çantama koydum. Ben çantamı yanıma koyarken Berna yanımda ki koltuğa oturmuştu bile. "Naber?" dedi aynayı açmış uzun saçını düzeltirken. "İyi senden?" dedim. Berna bana döndüğünde kaşlarını çattı. "Kız bu tip ne? Saçın başın dağılmış al şu tarağı." dedi bana elindeki siyah küçük tarağı uzatırken. Çantamda ki el aynasını çıkartıp sırtıma kadar uzanan saçlarımı taradım. Ardından Berna'ya tarağı uzattım. Berna tarağı alıp çantasına koydu. Gaza bastığımda lafa girdim. "Sinemaya mı gideceğiz? Bence başka bir yere gidelim."
Berna camdan bakarken "Sen bilirsin ben sinema derken örnek vermiştim sadece."
dedi. Bende "Sahile gidelim mi?" diye sordum. Parmağını şıklattı ve "Bak bu güzel fikir!" dedi. Bende gülümsedim ve gaza bastım.
****
Berna elini çenesine koymuş dışarıyı izliyordu. Ardından eli telefonuna gitti ve telefonunu arabaya bağladı. Bir şarkı açtı.
Bu şarkı insanı anında bambaşka bir ruha sokuyordu. Bazı sözleri ciddi mâna da birilerinin ağzından yazılmıştı sanki. Bu şarkı bana geçmişi hatırlatıyordu...
Sana kanmıştım.
Sokakta boşlukta dalmışım.
Gözlerine, sözlerine, dudaklarına, bebeğime.
Söyle bana yine nerdesin?
Bu gece kiminle birliktesin?
Duymak istiyorum sesini.
Aç telefonu son bir defa.
Son bir defa, aç...
Son bir defa...
Son bir defa...
Son bir defa
Çıkıp gittin hayatımdan
İstiyordun aslında bunu şaşırmam
Eskisi gibi değilim bir bilsen...
Tanır mısın beni bir görsen?..
Bazen birkaç şarkı bizler için yazılıyordu ve resmen bizi anlatıyordu.
Çocukken birlikte olduğunuz ama büyüyünce birbirinizin sesini bir kez bile duyamadığınız insanlar ve sizin için...
Bazıları zannediyordur belki biz onları unuttuk ama hayır, bende, Berna'da hiç birini unutmadık unutmayacağız da. Ömrümün sonuna kadar onlar kalbimin tam ortasında olacak ve asla oradan silinmeyecek...
Berna;
Bu şarkının her sözünde aklıma Fatih geliyordu... Alperen geliyordu... Ada geliyordu... Bizimkiler geliyordu...
Bilmiyorum, belki çok değiştiler, belki değişmediler. Bildiğim tek şey, benim onları her halleriyle sevmeye hazır olduğumdu. Zamanında onları bir ümitle aramaya kalkan biz, eli boş ve yorgun bir şekilde tekrar oturmuştuk yerlerimize. Düşündükçe canım yanıyor, keyfim bozuluyordu. Fatih'in hasta hasta okula geldiği o günü bile her detayına kadar hatırlıyordum. Hepsini özlemiştim, ama Fatih'e duyduğum özlem çok fazlaydı ve bu özlem benim canımı çok fazla yakıyordu...
Yusuf;
Bugün sabah 06.00'da uyanıp otele gittiğimde otel normalde olduğundan daha sessizdi. Bahar'ı görünce onu durdurdum. "Bahar!" uzağımda kalan Bahar benim ona bağırmamla yanıma geldi. "Buyrun Yusuf Bey?" diye yanıtladı beni. "Çağrı'nın mesai ne zaman başlıyor?"
Bahar'da bütün çalışanların işe başlama ve bitme saatleri vardı. Bu yüzden bu soruyu ona sormuştum. "Çağrı'nın ve Ada'nın 06.30'da mesaisi başlıyor Yusuf Bey." diye yanıtladı beni, elindeki tablete bakarken. "Ada'yı sormamıştım Bahar."
diye yanıtladım sertçe sanki bunu dememi bekliyormuş gibi ışık hızında yanıtladı beni
"Siz şimdi saat 6.30 oldu nerde bu kız der 6'yı 31 geçe bile gelse kızı azalarsınız
ama bakın saat tam 06.30 ve Ada'da Çağrı'da otelde."
Bahar bana telefonundan saati gösterdikten sonra arkama döndüm. Gerçekten ikiside dakika dakikasına buradaydı. Ada bebe mavisi uzun bir elbise giymiş, Çağrı ise şık takım elbise giymişti gülüşe gülüşe otele girmişlerdi.
Ardından Bahar'a döndüm. "Bahar, Çağrı ve Ada'nın molaları ne zaman?" diye sorduğumda Bahar tekrar tabletine döndü. "Yusuf Bey Çağrı'nın bir molası var, o da saat sabah 9'dan 10'a kadar. Ada'nın da bir molası var o da saat akşam 5'den 6'ya kadar."
Tam o sırada arkamdan gelen bir sesle irkildim. "Günaydın Yusuf Bey!"
Sesimi düzeltip arkama döndüm. "Günaydın Ada." diye yanıtladım sert bir biçimde. Ada gelir gelmez bir neşe dolmuştu otele. Sessiz otel canlanmıştı sanki. Ada'nın yanında ki Çağrı ise Bahar'a bakıyordu. "Günaydın Bahar Hanım." diyerek aralarında ki sohbeti başlattı Çağrı. Bahar gülümsedi ve "Günaydın Çağrı Bey." diye yanıtladı. Çağrı "Kahve içer misiniz?" diye sordu Bahar'a. Bahar güldü "Hayır diyemem." Çağrı'da gülünce beraber kafeteryaya yöneldiler.
Ellerimi cebime attım ve Ada'ya "Bugün yoğun olacağız Ada, hızlıca işe başlasak iyi olur." dedim ardından Ada'yla birlikte asansöre yöneldim. Asansördeyken Ada lafa girdi. "Yusuf Bey..."
Ada'ya dönmeden "Evet?" dedim. Ada "Benimle kavga etmenizin sebebi o kız mı?" diye sorunca bir anda Ada'ya döndüm.
Ahh, Ada... Bilmiyorsun ki o kız sensin.
Yanıt vermeden önüme döndüğümde kapı açıldı ve hızlı adımlarla odama yöneldim. Kapıyı açıp ışık hızında yerime oturduğumda Ada arkamdan geliyordu.
Ada kapıyı kapatıp karşımda ki sandalyelere oturdu. Ada "Yusuf Bey sorumu yanıtlar mısınız?" dediğinde ayağa kalktım. Benim ayağa kalkmamla Ada'da ayağa kalktı. Tam kapıdan çıkacakken bileğimde hissettiğim el gitmemi engelledi. "Yusuf Bey... Bilmiyorum ben size o kızı mı anımsatıyorum, bilmiyorum beni görünce aklınıza o gelip sinirleniyor sonra o siniri benden mi çıkarıyorsunuz ama benim bir suçum yok... İsterseniz sizinle çok iyi de anlaşabiliriz ama siz istemiyorsunuz." dedi Ada, ardından bileğimi kavrayan elini yavaşça çekti.
Arkama döndüğümde Ada bana bakıyordu. "Hayır Ada, sen suçlu değilsin. Suç bende, ama inan bana sana olan bakış açım nasıl birşey onu bile bilmiyorum." dediğimde Ada anında yanıtladı beni. "Çünkü beni hiç iyi görmeye çalışmadınız."
Bir adım Ada'ya yaklaştım. "Ben mi?" diye sorduğumda Ada başını salladı. Ada'nın omzuna elimi koydum. "Sen öyle san."
Ada'nın kaşları kalkıp indiğinde devam ettim. "Asıl sen beni iyi görmeye çalışmıyorsun." dediğimde Ada kollarını göğsünde bağlayarak "İyi yanınız olsa görürdüm." dedi.
Gülümsedim. "Görüyorsun Ada ama ses etmiyorsun." dediğimde kafasını başka bir yöne çevirdi Ardından kinle sırıttı ve "Neden ses etmeyeceğim pardon?" diye sordu. İşaret parmağımla anlına vurdum. "Aşıksında ondan aptal!"
Ada "Kim ben mi? Sana! Yıldırım çarpması bile daha güzel!" dediğinde Ada'ya yaklaştım ve "İnanayım hadi." dedim. Ardından Ada "Aşıkmışım! Diyene bak! Bana yaklaşmaya bahane arıyor." dedi.
"Kim ben mi? Niye sana yaklaşayım be?!"
dedim sırıtarak.
Ardından Ada işaret parmağıyla anlıma vurdu. "Aşıksında ondan aptal!" dedi gülerek. Ben sırıtırken Ada benden uzaklaştı ve masamda ki kağıtların yanına gitti. Ben sessizce arkasına gittiğimde Ada hâla kağıtlarla uğraşıyordu. Birkaç kağıt alıp arkasına döndüğünde irkildi ve kağıtlar yere düştü. Ada baş parmağını dişine koyarak başını kaldırdı. Tam kağıtları toplamak için eğilecekken onu durdurdum. Aramızda mesafe olmadığından Ada masaya yaslanıyordu. "Yusuf Bey biri görecek!" dediğinde sırıttım. "İnsan içinde olmadığımız sürece Bey demene gerek yok Ada."
Beni ittirmeye çalıştı. "Tamam ama bunu söylemek için bu kadar yaklaşmanıza gerek yoktu!" dedi. Daha çok yaklaştığımda başını sağa çevirdi. Elimle başını kendime çevirdiğimde Ada gözlerini kaçırdı alttan alttan sırıtıyordu. "Sana kolay gelsin benim biraz işim var." dediğimde "Nereye?" diye sordu.
"Kardeşimin yanına uğramam lazım."
dedim önüne düşen saç tutamını kulak arkası yaparken. "Kardeşinin asistanını kıyıda köşede sıkıştırdığından haberi var mı?" diye sordu Ada. "Yakında olur merak etme." dedim. Ada bana gülümserken ben sol elimi masaya koymuştum.
"Yusuf Bey izninizle kağıtları alabilir miyim?" diye sordu Ada. Eğilip kağıtları topladım ve Ada'nın eline verdim.
"Buyrun." dedim. Ada kağıtları aldığında "Sağolun." dedi ve beni ittirerek kendi tarafına geçti. Kendi tarafına geçtiğinde gülüyordu. Onun gülmesine karşılık bende yüzümdeki sırıtmayla odayı terk ettim.

