İçeriğe geç

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 11 · 8 dk okuma

Bizimkiler (Döngü Serisi 1)

Bölüm 11

11. Bölüm

Fatih;

Fatih müdürün odasına girdiğinde müdür Hazal hocaya dönerek "Noldu?" diye sordu Haza hoca "Hocam hastaymış az önce yere düştü." diye yanıtladı. Müdür "Hazal sen çıkabilirsin." dediğinde Hazal hoca dışarı çıktı ve kapıyı kapattı. "Fatih bu ne?" diye sordu müdür. Fatih müdürün eline baktığında gözleri fal taşı gibi açıldı. "Ho-hocam siz nereden buldunuz onu?" diye sordu Fatih. "Senin değil mi?" diye sordu müdür emin olmak için. Fatih hızlıca başını salladı. Müdür saati Fatih'e geri verdiğinde "Kim çaldı biliyor musun?" diye sordu müdür. Fatih olumsuz anlamda başını salladı. "Bir arkadaşın bir arkadaşının çantasında bulmuş." dedi müdür. Fatih "Kimin çantasında bulmuş hocam?" diye sorduğunda. İbrahim hoca iç çekti "Çağrı."

Fatih "Ne?!" diye bağırdı. "Hocam Çağrı ne alaka yapmaz o öyle şey!" diye bağırdı. "Şaka yaptım lan!" diye bağırdı müdür. Fatih 'oh' çekti. Müdür "Ama bir arkadaşın çantasında buldum." dediğinde "Kim?" diye sordu Fatih. "Vural.. 2 gün önce azar yemişti şimdi disiplin yedi." dediğinde Fatih 'oh' çekti. "Hastanede miydin?" diye sordu İbrahim hoca meraklı ve Fatih'e acır gibi bakan gözlerle.

Fatih başını salladı. "Çok sağolun hocam. Çok teşekkür ederiz." dedi Fatih, ardından odadan çıktı. Müdür ise arkasından gülümsedi.

Fatih çocukların yanına giderken başı eğik gidiyordu bir anda birine çarptı. Fatih dönem başını tutarak başını kaldırdığında karşısında Görkem vardı. "Dikkat etsene lan." dedi Fatih. Görkem "Sen dikka- Fatih sen iyi misin?" diye sordu. Fatih başını salladı. "İyiyim.. Turp gibiyim." Görkem Fatih'in suratını göstererek "Oğlum betin benzin atmış bulut gibi bembeyazsın lan ne iyisi. Ayrıca... Fatih o ses... Zaten kalın sesin daha da kalınlaşmış maşallah. Korku oyununda ki canavarların sesine dönmüş." dedi Görkem. Fatih'e acıyarak bakıyordu. Fatih "Sus lan." dedi halsiz kalın sesiyle. "Geçmiş olsun." dedi Görkem. Fatih başını, eliyle tutarak salladı.

Gözleri kapanmak üzereydi. O sırada Alperen ve Çağrı geldi. Fatih düşecek gibi olduğunda Alperen Fatih'i tuttu. "Oğlum gel bir sınıfa çıkalım olmaz bu böyle." dedi Alperen. Fatih başını salladı. "Çok iyi olur. Diğer ders boş mu?" diye sordu. Çağrı "Diğer ders boş sen köşeye geçer uyursun." dedi. Fatih başını salladı ve sınıfa çıktılar...

11 yıl sonra

Saat akşam 18.00

Ada:

İşten erken çıkmıştım. Elim telefonuma gitti. Daha bugün kaydettiğim Fatih'in numarasını ararken Çağrı'nın "Fatih mi?" sorusuyla irkildim. Arkamı döndüğümde Çağrı telefonuma bakıyordu. "Borç isteyen arkadaşın adı.. Fatih." dedim bir anda. Çağrı şüpheli şüpheli bana baktı. "İyi madem. İyi akşamlar." diyerek uzaklaştı. "İyi akşamlar!" diye bağırıp el salladım. Ardından telefon açıldı. "Alo Ada?" diye sordu Fatih.

"Fatih, ben işten çıktım. Nerede buluşalım?" diye sorduğumda önünde durduğum yolda siyah bir araba durdu. Arabanın camı açıldı. Ardından telefondan "Bilmem nerede buluşsak?" diye bir ses geldi. Arabada ki Fatih bana gülümserken telefon kapandı. Fatih yavaşça telefonu kulağından indirdiğin de lafa girdi. "Buyrun prensesim.."

"Sağolun prensim.." diyerek arabanın ön koltuğuna oturdum. Fatih "Nasılsın?" diye sordu. İlk defa Fatih'i takım elbiseyle görüyordum. Ciddi anlamda çok yakışıklı bir çocuktu. Hele takım elbiseyle...

"İyiyim sağol, sen?" diye sordum. Önüme dönerek. Fatih "Bende iyiyim sağol.." diye yanıtlayıp gaza bastı. Ardından Fatih "Bizimkiler o çocuk kim falan diye sordu mu?" deyince olanları gözümün önünden geçirmeye başladım. "Sordular. 'Bende üniversitedeki bir arkadaşım borç istiyor' dedim bir kaç dakika öncede Çağrı Fatih diye birini kaydetmemden şüphelenince bende 'Üniversiteden borç isteyen arkadaşım.' dedim. O da inandı. Kısacası sıkıntı yok." dediğimde Fatih gülümseyerek bana baktı. Yavaş yavaş batan güneşin ışıkları yüzüme vuruyordu. Ardından Fatih daha hızlı gaza bastı. "Kemerini bağla Ada. Seni çocukluğuna götüreceğim." deyince kaşlarım çatıldı. "Çocukluğum değil çocukluğumuz Fatih bu bir, ikincisi nereye?." dediğimde gülümsedi. "Haklısın bizim çocukluğumuz..." dedi.

*****

Şehirden uzakta kalan ama tam da dışına çıkmayan bütün şehiri gören bir tepenin önünde durdu Fatih. "Fatih burası neresi?" diye sordum camdan etrafı incelerken. Fatih "Hatırlamadın mı? Hadi in aşağı, hadi." diyip arabadan aşağı indi.

Hatırlamadım, söylesen olmaz mı? İlla meraklandıracak.t

Ardından bende aşağı indiğimde Fatih "Yukarı hadi." dedi tepeye çıkarken. "Fatih burası neresi?" diye sordum. Fatih durdu. "Ada mızmızlanma hadi!" diyerek çıkmaya devam ettiğinde Bende arkasından gittim. Burası şehrin çok gelinen bir yeri değildi. Merdivenlerden çıkarken bir anda duraksadım. "Fa-Fatih?..." dedim kekeleyerek. Fatih gülümseyerek bana döndü. "Hatırladın mı?" diye sorduğunda başımı salladım. "Burası çocukken hep buluştuğumuz yer..." dedim.

Bizimkiler...

Burası çok güzeldi. Bütün şehri gören bu yerde buluşurduk hep. Okulumuzda evlerimizde yakındı bu taraflara.

Fatih gözleri dolu başını salladı. Bana işaret parmağıyla bir yeri gösterdi. Gözlerim fal taşı gibi açıldığında buruk bir gülümseme sergiledim Fatih'e. Fatih'te bana gülümsedikten sonra yukarı çıktık.

Yukarı çıktığımızda mükemmel bir hava vardı. Şehrin havası ve buranın havası her zaman farklıydı benim ve bizim gözümüzde. Tepeye çıktıktan sonra bütün şehri izleyebileceğiniz aynı zamanda güneşin batışını da izleyebileceğiniz çam ve meşe ağaçlarının altına oturduk. Tıpkı çocukluğumuzda ki gibi...

Burada ne piknikler, ne muhabbetler dönmüştü.. Oysaki şuan hiç birimiz ortalıkta yoktu ki buraya gelelim...

Gözlerimiz dolmuş gün batımını izlerken sessizliği bozan Fatih oldu. "Ada..."

dedi bana dönerek. Ben bağdaş kurup oturmuş Fatih bacaklarını kendine çekmiş oturuyordu. "Efendim Fatih..." dedim kısık sesimle Fatih'e dönmeden. Fatih iç çekip lafa girdi. "Ada biliyor musun bazen özledim diyemessin ama buluştuğunuz yere gidip saatlerce ağlarsın..." Fatih lafını bitirdiğinde hıçkırarak ağlamaya başladım. Yüzüme vuran güneş o kadar umut veriyordu ki insana. Güneş bile "gelecekler.. Sadece umut ve sabırla bekle.." diyordu ama ben inanmıyordum inanamıyordum geleceklerine. Ben ağlarken Fatih sırtımı sıvazladı. "Geçecek Ada.. Gelecekler sana söz veriyorum." dedi. Bana güven ve umut veren sesin sahibine döndüğümde o da ağlıyordu. Bir anda Fatih'e sarıldım. "Ya gelmezlerse Fatih? Ya unuttularsa bizi.." dedim daha çok hıçkırırken.

Birini özlediniz mi hiç?

O özlem hissini yaşadınız mı?

Eğer yaşadıysanız bilirsiniz, dokunmak isteyip dokunamama, görmek isteyip görememe, tekrardan yaşamak isteyip yaşayamama acısını ve o çaresizlik hissini...

Fatih ellerini saçımda gezdirirken ben omzunda ağlıyordum. Fatih "Gelecekler Ada... Söz veriyorum." dedi. Ardından omzundaki başımı kaldırıp yüzümü ellerinin arasına aldı. "Ağlama..." dedi Fatih göz yaşı yanağından kaydığı sırada.

Buruk bir gülümsemeyle "Sen ağlama." dedim. Fatih buruk bir gülümsemenin ardından göz yaşlarını sildi ve lafa girdi.

"Ağlarsan ölürüm Ada.."

"Ölürsen ağlarım Fatih.."

Fatih buruk bir gülümseme sergiledi.

"Ada..."

"Efendim?"

"İyi ki varsın."

Fatih'e döndüğümde o sözler canlandı kafamda.

"Ben kimseye kolay kolay iyi ki varsın demem..."

Fatih'e gülümsedim, burnunu çekerken bir kaç saç tutamım önüme geldi. Karşımda duran Fatih saç tutamlarımı kulak arkası yaptı. "Güzelliğini kapatıyorlar." dedi ve gülümsedi bende ona gülümsedim. "Sen bu kadar kibar mıydın Fatih?" diye sordum. Fatih kaşlarını çatıp "Evet, ben hep kibardım." dedi. Kaşlarımı kaldırdım gülümseyerek. "Sen?" diye sorduğumda Fatih güldü. "Haklısın geçmişte biraz öküzdüm."

Kaşlarım kalktı. "Biraz mı?" diye sordum gülerek. Fatih kahkaha attı. "Biraz değil çok fazla." dediğinde bende kahkaha attım. "Alperen'de çok öküzdü, sadece ben değildim." diye lafa atladı Fatih. Başımı salladım. "Evet, o da çok öküzdü." diyerek Fatih'i onayladım. Fatih lafa atladı. "Alperen evlenmiş, en sevdiği şeylerden ve en sevdiği kişilerden vazgeçmiş. İnanabiliyor musun Ada?"

Başımı olumsuz anlamda sağ sola sakladığım da Fatih iç çekti. Ardından "Olgunluk Fatih... İnsan olgunlaşıyor her sene, her ay, her hafta, her gün, her saat.. Bir ayda bile ne kadar değişiyoruz, 10 yılda bir insanın ne kadar değiştiğini düşünebiliyor musun Fatih? Özellikle çocukluğunu silip atmış bir insanın 10 yıl içinde ne kadar değiştiğini bir düşün.."

Fatih başını sağ sola salladı. "Akıl almıyor gerçekten..." Fatih bana döndü. Ellerimi tuttuğunda lafa girdi. "Ada, neden bir insan özlediğini farketmez? O yokluğu, o boşluğu yaşamaz, farketmez hissetmez mi bir insan?" Fatih'in gözleri dolmuş bana merak dolu gözlerle bakarken benimde göz yaşlarım boşalmaya başladı. "Bilmiyorum Fatih... Bildiğim tek şey, bazı insanların geçmişi unutmak için kendini zorlaması." diyip devam ettim.

"Hatırlıyor musun Fatih? Alperen ile bir olay yaşayıp bu olaydan 2-3 ay sonra o olayı ona tekrar hatırlattığımız da çok zor hatırlıyordu ama konu acı içeren bir olay olduğunda 1 yıl sonra bile hatırlıyordu. İşte bu insan hafızası, çok acı çekiyorsa unutmaz bir insan onu. Biz Alperen'in mutlu yıllarıydık bizi hatırlamaması çok normal fakat geçmişte ki ailesi ve babasını hatırlaması çok normal hele ki Alperen kadar acı çeken bir çocuk için..."

Fatih göz yaşlarını sildi. "Yani diyorsun ki biz Alperen'e iyi geliyorduk bizi o yüzden hatırlamıyor ama ona acı çektiren babasını, canı yandığı için hatırlıyor..."

Başımı salladım. "Aynen öyle Fatih."

Fatih "Bu olayı sadece ikimiz biliyordu.." dediğinde tekrar başımı salladım. Fatih iç çekti "Ada... Belki de bizi unutmamıştır ha? Belki o da bizi arıyordur.

Belki yanında Melisa'da var Berna'da var hâla konuşuyorlardır belki, hep beraber bizi arıyorlardır belki ha?"

Göz yaşlarım boşalırken çimlere bıraktım kendimi. Fatih'te kendini çimlere bıraktığında lafa girdim. "Sanmıyorum Fatih. Bizi arasalardı eğer hesabını kapatıp seninle konuşmayı kesmezdi." diye yanıtladığımda Fatih "Neden kapatmış olabilir ki?" diye sordu.

Alperen;

Saat 18.27- 18.32

Ertesi gün üniversiteden arkadaşım Murat'la oturmuş film izlerken kapı çaldı.

Kapıyı umursamadığımda Murat "Açsana kapıyı Alperen." dedi. Boşver anlamında elimi sallayınca kapı tekrar vuruldu. "Hay senin kapını s.." diyip bir hışınla ayağa kalktım. Delikten dahi bakmadan kapının kilidini açarken hâla söyleniyordum. "Senin kapını... Kimsin lan!" diye bağırdığımda kapıyı açtım. Kapıda bir adam vardı. Yaklaşık 50-60 yaşlarında ama hala yaşına göre genç duran bir adam. Fazla uzamış sakalları ve bıyıkları yüzünün bir çoğunluğunu kapatıyordu.

"Buyrun kimsiniz?" diye sorduğumda Murat yanıma geldi. Adam konuşmaya başladı. "Oğlum... Alperen.."

Kaşlarım çatıldı. "Anlamadım? Beni nereden tanıyorsunuz?" diye sorduğumda adam. "Annen.." diye mırıldandı. "Ne olmuş anneme?" diye sorduğumda adam ise devam etti. "Sana çok acı çektirdim oğlum. Hepsi benim yüzümdendi benim bir kaç aylık ömrüm kaldı bu yüzden bunları bilmeni istedim. Özür dilerim.."

Bir anda "Ba-ba?" dedim. "Lan bana bak! O birkaç aylık ömrün şu an sonlansın istemiyorsan kapımın önünden bas git!"

diye bağırıp devam ettim. "Çocukluğumu mahvettin! Gençliğimi mahvettin! Hayatımı mahvettin! Şimdide gelmiş benden özür mü diliyorsun!? Annem senin elinden ne çekti sen biliyor musun?! Ha! Ben neler çektim duygularım yok oldu lan benim! Hepsi senin yüzünden lan! Yemin ederim şu an kendi ellerimle öldürürüm seni! Gerekirse bir ömür yatarım yine de öldürürüm seni! Eskiden bir bana bir de anneme yetiyordu gücün dimi! Ya! Ama artık o eski çocuk yok karşında! O eski Alperen yok karşında!

Bana bak ya şuan arkana bakmadan siktir olur gidersin ya da ben seni birkaç aya gerek kalmadan bir iki saniye içinde diğer tarafa yollarım!" diye bağırdığımda babam denecek herifin yakasından tutmuş bağırırken buldum kendimi. Murat beni izliyordu fakat ayırmaya çalışmıyordu. Bir anda Murat "Bana bak! Yeter bu çocuğu ağlattığın, yeter bu çocuğa çektirdiklerin bas git!" diye bağırdı. Ardından babam denen herif arkasına bakmadan kaçtı. İçeri girip kapıyı kapattığım da kapıya yaslandım. Göz yaşlarım akmaya başladı bir anda. Yere çöküp ağlamaya başladım. Yüzümü kapatmış hıçkıra hıçkıra ağlıyordum. Uzun zaman sonra...

Bölüm sonu

2 yorum