Ares ertesi sabah elindeki zarfı açmaya karar verir.
Zarfın içinden tek bir anahtar çıkar.
Üzerinde küçük bir etiket vardır.
"B-17"
Başka hiçbir şey yoktur.
Ares gün boyu anahtarı cebinde taşır.
İşten çıkacağı sırada patronu seslenir.
"Depoya inebilir misin? Dün gelen kutular arasında sana ait bir paket var."
"Ben bir şey sipariş etmedim."
"Ben de onu söylüyorum."
Ares bodrum kata iner.
Eski kitap kutularının arasında üzerinde sadece kendi adının yazdığı kahverengi bir koli durmaktadır.
Gönderici kısmı boştur.
Kutuyu açar.
İçinden siyah kapaklı bir roman çıkar.
Kapakta sadece şu yazmaktadır:
Bizi Kim Yazdı?
Ares gülümser.
"Birileri benimle kafa buluyor."
Kitabı açar.
İlk sayfa...
Boş.
İkinci sayfa...
Boş.
Üçüncü sayfa...
Yazılar başlar.
"Bugün Ares ilk kez bu kitabı açtı."
Ares'in gülümsemesi kaybolur.
Sayfayı çevirir.
"Birazdan patronu onu arayacak ve depodan çıkmasını söyleyecek."
Tam o anda telefonu çalar.
Patron
Ares cevap verir.
"Ares, işin bitti mi?"
"...Evet."
"O zaman yukarı gel."
Telefon kapanır.
Ares donup kalır.
Yavaşça bir sayfa daha çevirir.
Bu kez şu cümleyi okur:
"Yukarı çıktığında kırmızı montlu bir kızla çarpışacak."
Ares istemsizce başını sallar.
"Tesadüf."
Merdivenleri çıkar.
Kapıyı açar.
Ve...
Gerçekten kırmızı montlu biriyle çarpışır.
Kitap yere düşer.
Kız eğilip kitabı alır.
Ares ilk kez yüzünü görür.
"İyi misin?" diye sorar kız.
Ares cevap veremez.
Çünkü kitabın açık kalan sayfasında şu satır yazmaktadır:
"Kırmızı montlu kızın adı Nehir değil."
Ares şaşkınlıkla kıza bakar.
"Adın..."
Kız gülümser.
"Merhaba, ben Eylül."