Bölüm 4 – Plan
“Ben artık dayanamıyorum.”
Jongin salondaki herkese tek tek baktı.
“Ne oluyor?”
Minseok koltuğa yaslandı.
“Şunlar oluyor.”
Jongin telefonu masaya bıraktı.
Ekranda az önce çekilen grup fotoğrafı vardı.
Herkes gülümsüyordu.
Ama en arkada…
Chanyeol ve Baekhyun birbirlerine bakarken yakalanmıştı.
Öyle bir bakıştı ki…
Ayrılmış iki insanın değil, birbirini hâlâ unutamamış iki insanın bakışıydı.
Kyungsoo derin bir nefes verdi.
“Artık müdahale etme zamanı.”
Sehun sırıttı.
“Sonunda.”
Jongdae kaşını kaldırdı.
“Planınız ne?”
Jongin ayağa kalktı.
“Haftaya benim dağ evine gidiyoruz.”
“Ve?”
“İki gün.”
“Ve?”
“İki oda.”
Salonda birkaç saniye sessizlik oldu.
Sonra herkes aynı anda gülmeye başladı.
“Sen şeytanın vücut bulmuş hâlisin.”
Bir hafta sonra.
“Arabalara bölünün!”
Jongin anahtarları havada salladı.
“Dört araba var.”
İsimler tek tek dağıtıldı.
Herkes bir arabaya geçti.
En son geriye iki kişi kaldı.
Baekhyun.
Chanyeol.
Baekhyun gözlerini kıstı.
“Tesadüf mü?”
Sehun yüzünü başka tarafa çevirdi.
“Evet.”
Kyungsoo öksürdü.
“Kesinlikle.”
Jongdae gülmemek için dudağını ısırıyordu.
Baekhyun derin bir nefes aldı.
“Tamam.”
Yol yaklaşık iki saat sürdü.
İlk yarım saatte tek kelime konuşmadılar.
Sonra radyoda eski bir şarkı çalmaya başladı.
Baekhyun istemsizce mırıldandı.
“…Hâlâ ezberindeymiş.”
Chanyeol’un sesi yumuşaktı.
Baekhyun utanıp sustu.
“Unutmaya çalıştım.”
“Olmadı.”
“Olmadı.”
Bu kez ikisi de aynı anda konuşmuştu.
İlk kez…
Aynı anda gülümsediler.
Dağ evine vardıklarında hava çoktan kararmıştı.
Jongin anahtarı çevirdi.
“Herkes odasını seçsin.”
Üst kata koştular.
Bir dakika sonra Sehun’un sesi duyuldu.
“Şey…”
“N’oldu?”
“Bir problem var.”
Herkes yukarı çıktı.
Koridorun sonunda iki oda vardı.
Birinde çift kişilik yatak.
Diğerinde üç tek kişilik yatak.
Sehun başını kaşıdı.
“Galiba rezervasyon karışmış.”
Baekhyun şüpheyle baktı.
“Gerçekten mi?”
“Tabii.”
Jongin hiç göz kırpmadan yalan söyledi.
“Çok ilginç.”
Kyungsoo tiyatro oyuncusu gibi davranıyordu.
“Ne yapacağız şimdi?”
Minseok sözde düşünüyormuş gibi yaptı.
“Üç kişilik odada biz kalırız.”
“Çift kişilik odada da…”
Sessizlik.
“…Chanyeol ve Baekhyun.”
Baekhyun anında itiraz etti.
“Olmaz.”
“Neden?”
“Biz…”
Cümleyi tamamlayamadı.
Jongdae omuz silkti.
“Siz yetişkinsiniz.”
“Hem sadece uyuyacaksınız.”
Sehun kafasını salladı.
“Evet.”
“…Aynı yatağın iki ucunda.”
Baekhyun gözlerini kapattı.
“Ben sizi bir gün öldüreceğim.”
Odaya girdiklerinde kapı arkalarından kapandı.
İkisi de uzun süre olduğu yerde kaldı.
Oda küçüktü.
Tek yatak.
Tek koltuk.
Tek pencere.
Baekhyun valizini yatağın en uzak köşesine bıraktı.
“Ben koltukta yatarım.”
“Hayır.”
“Chanyeol.”
“Boyun ağrır.”
“Sen yat.”
“Olmaz.”
Beş dakika boyunca aynı tartışmayı yaptılar.
Sonunda Baekhyun pes etti.
“Tamam.”
“Yatağın ortasına yastık koyarız.”
Chanyeol hafifçe güldü.
“Lisedeki gezi gibi.”
Baekhyun da istemsizce güldü.
“Evet.”
Ama ikisi de biliyordu.
O yastık…
Asıl aralarındaki mesafeyi kapatmayacaktı.
Gece yarısı.
Fırtına çıktı.
Gök gürültüsü bütün evi titretti.
Elektrikler bir anda kesildi.
Baekhyun istemsizce irkildi.
Karanlıkta sadece yağmurun sesi duyuluyordu.
Sonra…
Bir şimşek çaktı.
O an Chanyeol, yatağın diğer ucunda Baekhyun’un oturduğunu fark etti.
“İyi misin?”
“…”
“Baekhyun?”
Sessizlik.
Sonra çok kısık bir ses.
“…Gök gürültüsünden hâlâ korkuyorum.”
Chanyeol’un kalbi sıkıştı.
Biliyordu.
Yıllardır biliyordu.
Ne zaman fırtına çıksa Baekhyun uyuyamazdı.
Eskiden…
Her gök gürlediğinde Chanyeol elini uzatırdı.
Baekhyun da hiç düşünmeden o eli tutardı.
Sekiz ay sonra…
İlk kez aynı karanlık odadaydılar.
Ve Chanyeol’un eli, istemsizce yatağın ortasındaki yastığa doğru ilerledi.
Ama durdu.
Artık buna hakkı var mıydı?
Tam o sırada…
Karanlığın içinden Baekhyun’un titreyen sesi geldi.
“…Bir kere…”
Chanyeol nefesini tuttu.
“…Sadece bu gece…”
“…Elimi tutabilir misin?”
Odanın içinde zaman durmuş gibiydi.