Yağmur giderek şiddetleniyordu.
Sundurmadan dışarı taşan damlalar ayakkabılarına sıçrarken ikisi de yerinden kıpırdamadı.
Chanyeol, Baekhyun’a bakmıyordu.
Çünkü bakarsa sekiz aydır kurduğu bütün duvarların yıkılacağından emindi.
Baekhyun ise gözlerini yere dikmişti.
“…Bunu burada konuşmayalım.”
Chanyeol acı bir tebessüm etti.
“Ne zaman konuşacağız?”
Sessizlik.
“Çünkü sekiz aydır hep bunu söylüyorsun.”
Baekhyun cevap veremedi.
Tam o sırada telefonu çaldı.
Ekranda Jongin’in adı yazıyordu.
“Alo? Siz hâlâ orada mısınız? Yağmur iyice arttı. Chanyeol, Baekhyun’u bırakır mısın? Taksi bulamaz şimdi.”
İkisi de aynı anda itiraz edecekti.
Ama Jongin konuşmaya devam etti.
“Tamamdır, güveniyorum size. Görüşürüz.”
Telefon kapandı.
Baekhyun iç çekti.
“Sanırım başka çarem yok.”
“Benim de.”
Arabanın içi rahatsız edici derecede sessizdi.
Eskiden…
Eskiden bu arabada hiç sessizlik olmazdı.
Baekhyun şarkılara eşlik ederdi.
Chanyeol yanlış notalara bilerek basar, onu sinir ederdi.
Kırmızı ışıkta beklerken el ele tutuşurlardı.
Şimdi ise sadece sileceklerin ritmik sesi vardı.
Baekhyun camdan dışarı bakıyordu.
“Yeni şarkın güzel olmuş.”
Chanyeol kısa bir bakış attı.
“Dinlemişsin.”
“Kaçamam ki.”
“Anlamını da çözmüşsündür.”
Baekhyun dudaklarını birbirine bastırdı.
Şarkının sözleri ayrılıktan değil…
Geride bırakılmaktan bahsediyordu.
“Bana mı yazdın?”
Chanyeol hafifçe güldü.
“Gerek var mıydı? Zaten herkes senin hakkında olduğunu düşündü.”
Baekhyun’un boğazı düğümlendi.
“O kadar nefret ediyor musun benden?”
Bu kez Chanyeol hiç düşünmeden cevap verdi.
“Hayır.”
Baekhyun başını çevirdi.
İlk kez göz göze geldiler.
“İşte sorun da bu.”
Baekhyun’un apartmanına geldiklerinde yağmur biraz hafiflemişti.
Emniyet kemerini çözdü ama kapıyı açmadı.
“Bir şey soracağım.”
Chanyeol direksiyondan ellerini çekti.
“Sor.”
“O gün…”
Baekhyun’un sesi titredi.
“…Bana neden engel olmadın?”
Chanyeol kaşlarını çattı.
“Neye?”
“Giderken.”
Arabadaki hava ağırlaştı.
“Çünkü sen kararını vermiştin.”
“Hayır.”
Chanyeol ilk kez ona tamamen döndü.
“Ne?”
Baekhyun gözlerini kapattı.
“Kararımı vermemiştim.”
“O zaman neden…”
“Çünkü sana yük olduğumu düşünüyordum.”
Bu cümle Chanyeol’un nefesini kesti.
Baekhyun devam etti.
“Turneler, kayıtlar, röportajlar…”
“Her gün daha fazla yoruluyordun.”
“Ben de sürekli seni bekliyordum.”
“Sonra bir gün düşündüm…”
“Ben gidersem belki rahat edersin.”
Chanyeol birkaç saniye hiçbir şey söyleyemedi.
Sonra istemsizce güldü.
Ama bu öfkeli bir gülüştü.
“Baekhyun…”
“Sen gerçekten beni bu kadar mı tanımıyorsun?”
Baekhyun’un gözleri doldu.
“Ben her gün eve dönebilmek için çalışıyordum.”
“Çünkü evde sen vardın.”
“Sen gidince…”
Cümlesini tamamlayamadı.
Başını direksiyona yasladı.
“…Eve gitmenin hiçbir anlamı kalmadı.”
Baekhyun’un gözünden ilk damla süzüldü.
Sekiz aydır ilk kez ağlıyordu.
O sırada Chanyeol’un telefonu yeniden çaldı.
Ekranda bu kez grup sohbeti belirdi.
Jongdae: “Eve vardınız mı?”
Sehun: “Kavga etmeyin.”
Jongin: “Yarın mangal var. İkiniz de geleceksiniz.”
Baekhyun ekrana baktı.
İstemsizce güldü.
“Biz gerçekten bu arkadaş grubundan asla kurtulamayacağız.”
Chanyeol da hafifçe gülümsedi.
“Galiba.”
İkisi de aynı anda sustu.
Çünkü ikisi de aynı şeyi düşünüyordu.
Belki de sorun, aynı arkadaş grubunda olmak değildi.
Sorun, birbirlerinden hiç gerçekten kopamamış olmalarıydı.