İçeriğe geç

Biz Bize Yeteriz (Döngü Serisi 2)

Bölüm 19 · 6 dk okuma

Biz Bize Yeteriz (Döngü Serisi 2)

Bölüm 19

12. Bölüm

Mabet Matiz'in Haram Geceler şarkısını mırıldanıyordum kendi kendime.

Aklım başımda değil ki

Sebebini bilmiyorum

Bize nazar değdi, inan

Adım gibi biliyorum

Yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yanıyorum, yanıyorum

Ah yanıyorum, yanıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Hatıralar gözlerimde

Dalıp dalıp gidiyorum

Acımasız dertlerimle

Yapayalnız yaşıyorum

Yine başım belalarda

Senin için ağlıyorum

Yâr yine başım belalarda

Senin için ağlıyorum

Yanıyorum, yanıyorum

Ah yanıyorum, yanıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yanıyorum, yanıyorum

Ah yanıyorum, yanıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum

Yâr yine bana haram geceler

Senin için ağlıyorum...

Bu şarkı mı beni anlatıyordu, sözleri mi bilmiyordum. Ama yaşadıklarım bu şarkıda gizliydi. 1 hafta olmuştu ve ben duvara çizgiler atarak anlıyordum bunu. Son üç gündür karın ağrısı, ve kan kusmalarımın ardı, arkası kesilmiyordu. Vural'ı da o günden sonra hiç görmemiştim. Kan kusuyordum ve kendimi sakinleştirmek için bu şarkıyı mırıldanıyordum.

Kendi kendimi iyileştiriyordum...

Adam hala başımda bekliyordu ve sürekli ona sataşıyordum. Belinde silah vardı, ben uzanıp onu vurabilirdim. Evet bu şu an aklıma gelmişti. Bir haftadır Yusuf'u, Ceylan'ı düşünmekten kaçmaya hiç odaklanamamıştım.

Ya da arka cebinde ki telefon...

Bu halde nasıl bir şey yapacaktım bilmiyordum çünkü ayakta zor duruyordum.

Lavabodan çıktım ve yalpalaya, yalpalaya adama doğru yürüdüm. Yürürken düşmemek için bir yere tutunmayı ihmal etmiyordum.

"Hey!" dedim zar zor. Adam bana dönmemişti. Ama herşey dönerken ona bakmam imkansızdı.

"Neden ben ha?" dediğimde dönen herşey biraz düzelmişti. "Neden ben! Herşeyi ben çekiyorum! Allah sizi bildiği gibi yapsın adi insanlar! Ben ne yaptım size! Ben ne yaptım?" diye çöküp ağlamaya başladım. Gerçekten, ben ne yapmıştım ki onlara?

Babam ölmüştü ama benim suçum neydi? Yıllarca ben neden onun acısını çekmiştim.

Yusuf'u sevmek suç muydu? Ya Vural? Napmıştım? Beni geçtim, Ceylan'ın suçu neydi? Ben belki bu dünyaya geldiğim için suçluydum, ama Ceylan? Ceylan Neden suçluydu! Benim belamı o neden çekiyordu! Neden?!

Sessizce ayağa kalkıp telefonuna uzandım. Almayı başarmıştım! Telefonu cebime attım ve diz çöküp ağlamaya devam ettim.

Herşeyin vakti, zamanı şimdiydi işte!

Sesli bir şekilde öğürdüm ve hızla ayağa kalıp lavaboya yöneldim. İşte! Şimdi Yusuf'u arayabilirdim. Yusuf'u mu?

Hayır. Onu aramayacaktım. Ya kimi arayacaktım? Vural'ın bağırışını duyunca telefonu aynanın arkasında ki boşluğa koydum ve öğürmeye devam ettim. Şimdi gerçekten kan kusuyordum. "Sevgilim!" diyen neşeli sesini duyunca bir kez daha öğürdüm.

"Allah kahretsin!" diye mırıldandığım gibi Vural tekrar bağırdı. "Biraz yürüyüş yapalım diyorum. Sende sıkılmışsındır!" diyince öğürmem bitmişti. Peçeteyle ağzımı sildim ve telefonu alıp sutyenimin içine yerleştirdim. Allah'tan üstümde ki tişört boldu. Altımda şort vardı ve günlerdir aynı şeyleri giyiyordum. Dizlerim yara bere içindeydi. Kaçma zamanı gelmişti. Elimi yüzümü yıkadım ve kendime gelmeye çalıştım. Lavabodan çıktığımda hücrenin içindeydi. Beni baştan aşağı süzdüğünde ben ondan uzaklaşmaya çalışıyor, geri geri adımlar atıyordum. Sırtım duvara yasladığında sertçe yutkundum. Üstüme yürüyüp, elini vücudumda gezdirmeye başladığında bacak arasına tekme attım. O karşımda iki büklüm olunca adamı silahını bana doğrulttu. Ellerimi kaldırdığımda Vural "Bunu hücreden çıkarın! Yukarıda beklesin!" diye bağırdı acı içinde. Adam içeri girdi ve beni kolumdan tuttuğu gibi yukarı çıkardı. Yaklaşık beş dakika sonra Vural yukarı gelince, başka adamına işaret yaptı ve diğer kolumu da o tuttu. Üstüme yürümeye başladığında kurtulmak için çırpındım ama olmadı. Silahı karnıma dayandığında "Bu yaramazlıklarını hiç sevmiyorum." dedi ve silahı çekip karnıma sert bir yumruk attı. Nefesim kesilmişti. İkinci yumruğu attığında kan kusmaya başladım. Adamlar beni bıraktığında hem başım dönüyor, hem kan kusuyor, hemde nefes almaya çalışıyordum. "Hücreye götürün bunu!" Adamlar kolumdan tuttuğu gibi beni götürürken ben kan kusmaya devam ediyordum. Başım feci bir şekilde dönüyordu. Adamlar resmen beni hücreye fırlattığında kafam çok acıdı. Elimi kafama koyduğum da elim kan olmuştu. Başımı sert bir şeye çarpmıştım. Yavaş yavaş gözlerim kapanmaya başladı.

☆☆☆☆☆

Uyandığımda Vural birilerine bağırıyordu ve başım sargılıydı. Bacağımda da sargı vardı. Gitgide üstüne basabiliyordum ama hala acıyordu. Adam beni öldürmüyordu, ama yaşatmıyordu da. Ayağa dahi kalkamıyordum. Bu nasıl yaşamaktı ki?

Canım fazlasıyla yanıyordu. Nasıl bu haldeydim bilmiyordum. Lavaboya girip kendime baktığımda o eski Ada kesinlikle yoktu. Yüzümün her yeri kesik kesikti ve ya kanıyordu. Saçlarım çok kirliydi

Gözlerimin rengi bile solmuş gibiydi. O masmavi gözlerimden eser yoktu. Çökmüştüm. Canım yanıyordu. Kalbim sızlıyordu. Yürüyemiyordum. Berbat bir haldeydim. Bir an önce beni bulsalar iyi olacaktı.

Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır ya. Benimkisi buydu işte. Artık Ada, Ada değildi.

Biliyor musunuz ben suçsuzdum. Ben o yaşlarda Vural tarafından taciz edilirken suçsuzdum. Arkadaşlarım beni bırakıp giderken, zorbalanırken suçsuzdum. 12 yaşımdan beri kendimde bir suç aramıştım ama bulamamıştım, çünkü suçsuzdum ben. Evet, ben karnımın ağrısından yerde iki büklüm olmuş, bir yandan kan kusarken bunları düşünüyordum. Ölüyordum. Ruhsal olarak, fiziksel olarak...

Buradan çıktığımda da yaşayacağımı düşünmüyordum kesinlikle, ama bir şekilde yaşamaya devam ediyordum.

Yaşamak ve yaşamak çok farklı şeylerdi.

Herkes yaşardı ama herkes yaşayamazdı.

Her ayakta duran yaşamıyordu, her ayakta duran iyi olmuyordu. Bazıları ayakta bile duramıyordu mesela. Yukarıdan gelen silah sesleri, yine bir şeyler olduğuna işaretti ama ben onu bile bilmiyordum çünkü yavaş kapanıyordu gözlerim.

"Ada!" diye bir ses duyduğumda bu Fatih'in sesiydi. "Ada!" diye acı içinde haykıran Samet'i duydum. Ağlıyorlardı. Bir silah sesi daha gelmişti. Yanımda ki o adamı vurmuş olmalıydılar. Fatih anahtarla kapıyı açarken uyku fena şekilde bastırmıştı. Kan kusmuyordum, ama yerde öylece yatıp tavana bakıyordum. "Abla! Abla iyi misin?! Ses ver!" diye bağırıdı Çağatay beni sarsarak. Yavaşça gözlerimi araladığımda Çağatay salya sümük ağlıyordu.

"Çağatay..."

"Yaşıyor, Yusuf'u çağırın! Söyle abla dinliyorum ben seni, sen hep konuş."

"Eğer yaşarsam, söz veriyorum gideceğim. Söz. Sizi bu beladan kurtaracağım. Eğer, yaşamazsam... Bizimkiler, önce Allah'a, sonra sana emanet." diye mırıldandığımda gözlerim kapandı.

Çağatay'ın acı içinde "Abla!" diye bağırdığını duymak, yüreğime bir hançer daha saplamıştı. Hissediyordum bir kez daha. Ölüm, yaklaşıyordu. Bir kez daha o hislerime güvenmiştim. Ölüm çok yakındı.

Son duyduğum ses Yusuf'un sesiydi. "İyileşeceksin söz veriyorum Ada!"

Hayır. Yusuf'un bir sözünü daha kaldıramayacaktım. O bana verdiği hiç bir sözünü tutmamıştı. Güçlükle bir kez daha konuşmaya başladım.

"Yusuf, yaşarsam... Seni asla... Affetmeyeceğim."

O dakikadan sonra hiç bir şey ne duyuyordum ne de bir şey yapabiliyordum.

11 yıl önce;

Ada:

"Yusuf."

Yusuf bir anda bana dönüp "Efendim." demişti. Okulun bahçesinde oturuyorduk beraber. Ama başka bir yerdeydik sanki. İkimizde dalıp gitmiştik o gün. Beni, herkesin önünde zorbaladığı günün, üç gün öncesiydi. Çok net hatırlıyorum. "Beni bırakmazsın değil mi?" diye sordum elim çenemin altında, gülümseyerek. Ya, o günlerde de olgunduk falan ama, yine de çocukmuşuz ya. Ne kadar olgun olursak, olalım çocuk olunca bazen salak gibi kanıyormuş insan.

O gün gözlerimin içina bakıp, söz veren çocuk 3 gün sonra vazgeçmişti o sözden. Ve ben salak gibi de inanmıştım. İşte, bu olgunluk falan değildi. Çocukluğun getirdiği akıldı.

"Söz." demişti, gözlerimin içine baka, baka gülümseyen, içimi ısıtan çocuk. Ben çok yanlış birini sevmiştim. Çok yanlış bir seçim yapmıştım.

Bütün işaretler Yusuf'u gösteriyordu. Hislerim inadına söylüyordu ama ben inanmak istemiyordum ya. İşte, ben her zaman inanıp, kazandığım hislerime inanmayarak bu sefer kaybetmiştim. Ben sevilmemiştim. Babam beni çok severdi ama Yusuf'un babası öldürmüştü onu. Ailecek verdiği hasalrlar bitmiyordu. Yusuf bir kadınla evlenip, boşandığını söylemişti değil mi? Kesin o da birşeyler yapardı. Annesi? O da yapacak bir şeyler bulurdu. Bunlar ailecek karaktersizdi.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.