İçeriğe geç

Biz Bize Yeteriz (Döngü Serisi 2)

Bölüm 21 · 5 dk okuma

Biz Bize Yeteriz (Döngü Serisi 2)

Bölüm 21

13. Bölüm

Yusuf:

Ada'nın söylediklerinden sonra sarsılmıştım.

Dalmıştım. Kız öylece kucağımda dururken ben ağlıyordum. Ada için. Ada'ya yaptıklarım için. Pişmandım. Çok pişmandım. Ama son pişmanlık neye yarardı ki?

Alperen ambulans çağırmıştı. Ambulansın sesi artınca dalgınlığımı bir kenara attım ve yukarı çıktım. Çağatay'ı Ada'nın yanında gönderdikten sonra Fatih'e döndüm.

"Fatih."

"Ne?"

"Vural söylemiş."

"Neyi?"

"Beni..."

Dediğimde herkes birbirine baktı. Bunu herkes biliyordu ama kimse Ada'ya söylememişti çünkü üzülecekti. Ayrıca bizim tekrar birlikte olmamızı istiyorlardı.

Alperen "Hay ananı avradını ya! Herşey üst üste geliyor!" diye bağırınca herkes derin nefesler aldı.

Samet "O iti bulmadan şuradan şuraya gitmiyorum!" diye bağırdı ve ormana yürümeye başladı ki Görkem onu durdurdu.

"Sakin ol, mantıklı düşünmemiz lazım."

Herkes birbirine bakarken ben lafa girdim.

"Ada ve Ceylan aynı hastanede olacaklar. Ada ameliyata girecek büyük ihtimalle. Çağrı, sen kızlara haber ver. Ada uyanırsa bize söylesinler." dediğimde Çağrı hemen telefonuna yapıştı. "Melisa'ya da konum at buraya gelsin." diyen Alperen'e şok içinde baktım.

"Melisa, çok zeki bir kız. Herşeyi ortaya çıkaracak görürsün." dediğinde Çağrı telefonla konuşmak için uzaklaştı. Herkes uzun bir sessizliğe gömüldü.

Geçmişte Vural'ın köşeye sıkıştırdığı bir kıza ormanları çok sevdiğini söylemesini hatırlar hatırlamaz buraya gelmiştik.

Ada'yı düşündükçe kalbim sıkışıyordu. Vural iti tabii ki kaçmıştı biz gelene kadar. Çağrı yanımıza geldiğinde herkes merakla ona baktı. "Kızlar başında. Ceylan'dan bir gelişme yok. Ada varmamış. Melisa geliyor."

Ceylan bir buçuk haftadır komadaydı. İki kurşun yemişti ve kurtulması mucizeydi. Ada'nın telefonundan yer tespiti yapabilirdim ama telefonu 1 haftadır kapalıydı ve kim eline aldıysa onu açmıştı. Yer tespit eder etmez bizimkileri arayıp buraya gelmiştik.

Yaklaşık 10-15 dakika sonra gelen Melisa'yı görünce hepimizin yüreğine bir su serpilmişti.

Melisa koşarak yanımıza geldi ve "Sorun ne?" diye sordu. Alperen lafa atladı. "Melisa, evi araştırmada bize yardım etmen lazım."

Melisa başıyla onayladı ve eve doğru yürümeye başladı. Melisa avukat olduğu için çok fazla olay yerine tanık olmuştu. Büyük ihtimalle Alperen onu bu nedenle çağırmıştı.

Her zaman tetikte olan kız, tahmin etmiş olacak ki eldiven, ve yanında bir ışık getirmişti. Çağrı "Onlar dedektifte olmaz mı?" diye sorduğunda "Polis bir arkadaşım hediye etmişti." dedi Melisa. Derin bir nefes alarak içeri girdiğimizde Görkem fısıldadı. "Bu evde, cinayet işlenme olasılığı kadar yüksek bir rakam olduğunu sanmıyorum."

Herkes evi merakla inceliyordu. Eve girer girmez Ada'yı kurtarmaya o kadar odaklanmıştık ki etrafa bile bakmamıştık. Herkes bir yerlere dağılmış, bir şeylere bakarken Melisa fısıldadı. "Bir yere dokunmayın."

Herkes, yeterince tedirgindi ve Melisa'nın bu sözlerinden sonra daha tedirgin olmuştu. "Delil 1." diyen Melisa'ya döndü herkes.

Eldivenle kanlı bir bıçak gösteriyordu. Hava gitgide kararıyordu ve ev daha korkunç bir hal alıyordu. Cebinden bir poşet çıkardı ve içine koydu bıçağı. Melisa hepimizi süzdü ve lafa girdi. "Özür dilerim."

Herkes ne dediğini anlamaya çalışırken Samet lafa girdi. "Ne?"

"Bu evde birden fazla cinayet var." dediğinde sertçe yutkundum. "Nereden anladın?" diye sordu Görkem.

"Bir, bıçak. İki..." diyerek bir yer gösterdi. Kırık bir vazo vardı ve yerde kan izleri vardı.

Herkes şaşkınlıkla gösterdiği yere bakıyordu. Melisa diğer olay yerine yürüdü ve vazo parçalarını birleştirmeye çalıştı. Çağrı "Napıyorsun?" diye sorduğunda Melisa, "Vazo, birine fırlatıldığında hep ortasından tutulur." dedi. Ve o mor ışığı tek tek parçalara tuttu. Birkaç parmak izi bulunca bir poşet daha çıkardı ve parçaları ona koydu. Bir telefon çalınca Çağrı hemen telefonunu çıkardı ve kimin aradığına baktı. "Bahar arıyor." dedi. Herkes başını salladığında, uzaklaştı. Biz Melisa'yı izlerken Melisa'nın ne kadar zeki bir kız olduğunu anlamamak, cidden elde değildi.

Melisa ayağa kalkıp etrafı süzdükten sonra ikinci kata yöneldi. Biz, onu takip ederken Çağrı telefonu kapattı ve hızla yanımıza geldi.

Merdivenleri çıkarken "Ada varmış, direkt ameliyata almışlar." dedi. Alperen "Ceylan?" diye sordu hüzünle. Çocuk bir buçuk haftadır, ağlıyordu, sinir krizlerine girip duruyordu. Sakinleşmek için ilaç almaya başlamıştı artık. İlaç, her dakika yanındaydı çünkü bu sinir krizinin ne zaman geldiği asla belli olmuyordu. Sinirlenmeye başladığında derin nefesler alıyordu, gözleri koyulaşıyordu, eli ayağı titremeye başlıyordu ayağa kalktığında ki çığlıkları ortalığın anasını ağlatıyordu. Sonra ki evre, ya sinirden ağlaması, ya sinirden gülmesi, ya da burun kanaması oluyordu. Bu cidden bir hastalıktı. Erken durdurulmazsa herşey çok kötüye gidebilirdi.

Biz burun kanama evresine kadar görüp hastaneye gittiğimizde doktor sakinleştirici yazmıştı ve tabii ki bir psikoloğa gitmesi gerektiğini de söylemişti. Doktora gittikten 2 gün sonra bir psikolog bulmuştuk ve Alperen düzenli olarak psikoloğa gidiyordu. Doktoruyla özel olarak konuşan Fatih, bize şunları söylemişti.

"Doktor diyor ki, 'hastalık çok ileride, geri dönmesi fazla zor. Hasta da, bu hastalık çocukluktan beri olmalı çünkü anlattıkları buna işaret ediyor' "

Evet, bu hastalık Alperen'e çocukluktan beri illet olmuş, yapışmıştı resmen. Fakat Alperen bu konuda düşündüğümüzden daha bilinçli çıkmıştı. Doktor ne dese yapıyordu, ilaç içme bilinci ona kazınmıştı. O da bir an önce kurtulmak istiyordu bu hastalıktan. Fatih'de de bu sorun vardı ama kesinlikle Alperen kadar ileri bir seviye değildi. Fatih en fazla bağırıp, etrafı dağıtıyordu ama Alperen'in sinirden burnu kanıyordu, kendine zarar veriyordu, uyku problemleri artıyordu. Bu bambaşka bir ölüm boyutuydu. Son zamanlarda uyuyamadığından çok bahsediyordu. İşin içinde uykusuzluk da olunca hastaneye gitmiştik zaten.

Kızların psikolojisi hiç iyi değildi. Çoğunlukla hastanenin önünde duran arabalarında uyuyorlardı. Ne kadar ısrar etsek de kendi aralarında bir, nöbet sistemi oluşturmuşlardı. Çoğunlukla Çağatay ve Çağrı kızları kontrole gidiyordu. Güneş ve Samet evlendiğinden beri çok konuşamıyorlardı bizim yüzümüzden. Ama yoğunluktan ikiside bunun farkında bile değildi.

Birimizin acısı, hepimizin acısıydı.

Çağrı olumsuz anlamda başını sallayınca Alperen sessizce önüne döndü. Her gün, her saniye ondan bir haber bekliyordu ama yoktu.

Herşey kötüye gidiyordu. Zaten yeteri kadar zor bir şekilde birleşmemiş miydik? Daha ne ile sınanıyorduk?

Bahar:

Ada ameliyata girmişti ve Çağatay onunla gelmişti. Herkes ameliyathanenin önüne oturmuş Ada'nın çıkmasını bekliyordu. Yaklaşık yarım saattir içerideydi. Çağrı dışında kimseden haber yoktu.

Uzun bir sessizlik çökmüştü. En son kahkahalar atıyorduk ve bir anda değişmişti herşey. Herkesin telefonuna aynanda bir mesaj gelince herkes telefonuna bakmıştı.

Gruptandı mesaj.

Fatih: Geliyoruz yoldayız

Güneş: İyi misiniz?

Asel: Kaçmış mı?

Samet: Kaçmış

Görkem: İyiyiz iyi

Melisa: Evde iki cinayet işlenmiş

Berna: Oha

Alperen: Bence daha fazla ama şu an 2 gibi

Ben: Delilleri yok etmiş olabilir

Asel: Bence de

Melisa: Evet bu doğru olabilir

Melisa: Ama biz gelene kadar orayı toplamaya vakit bulamamış kan tam kurumamıştı fakat ceset falan da yoktu.

Çağrı: Yarın biraz daha araştıracağız

Berna: Ya yarın bir daha gelirse

Görkem: Yerini öğrendik daha gelmez

Asel: İnşallah

Samet: İnşallah

Yaklaşık beş dakika sonra bizimkilerde gelmişti ve beraber oturup Ada'nın ameliyattan çıkmasını beklemeye başlamıştık.

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

22. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.