Ada:
Hislere inanır mısınız? Ben her zaman inanmıştım. Canımı çok yaksalarda her zaman inanmıştım onlara. İstemsizceydi bu.
Bana boşuna İnci Göz demiyorlardı. Hisleri anlıyordum, yalanı anlıyordum. Birçok şeyi anlıyordum.
"Ada."
Arkamdan gelen, buruk erkek sesinin sahibi olan Yusuf'a döndüm. Fatih ve Alperen mangalı yakıyordu. Bense biraz yalnız kalacağımı söyleyip uzaklaşmış ve gölün üstünde, duran boş çardağa oturmuş ayı izliyordum.
Gece herşeydi benim için.
Yusuf gelip yanıma oturduğunda "Efendim." dedim. "Fatih," dediğinde sesi her zaman olduğundan fazla buruktu. "ona ne dedin?" diye sorduğunda tekrar ona döndüm. Uzaklara dalmıştı, sesinde olan burukluk, gözlerinde olan pişmanlığın sebebi, canımı yakıyordu. "Hiç birşey demedim." dediğimde göz göze geldik. Uzun uzun baktım o gözlere.
Birşey vardı. Hissetmiştim.
O gün beni istemediğini haykıran Yusuf'la şimdi ki Yusuf aynı bakıyordu.
Hayır, hayır. İçimden bir ses, o Yusuf bu Yusuf diyordu ama inanmıyordum. İnanmak istemiyordum.
Bu adam çok iyiydi...
Yusuf bir cani iken, benim sevgilim öyle bir insan değildi. İkisinin arasında ki fark çok fazlaydı. Ama yine de susmuyordu o iç sesim. Her zaman inanmıştım, haklı çıkmıştı o ses, ama bu sefer inanmıyordum. İnanmak istemiyordum. Onun hayatında da Ada diye bir kız vardı. O Ada'nın ben olmadığını defalarca kez söylemişti ama bir ihtimal daha vardı, ve ben o ihtimale inanmak dahi istemiyordum.
O gözlerde bir şey vardı.
Bir sır...
Sormak için can atıp, cevabı için korkup sustuğum bir sır.
Hayır. Aşk bu değildi. Sevgi bu değildi. Sevdiğin insanda, yanlış bir şeyler hissetmek sevgi olamazdı.
"Neden, beni gördüğünde gülümsedi?"
Cevabı tahmin etmek benim için zor değildi. Her ne kadar şikayetçi olsada beni anlamak istiyordu. "Çünkü beni anlamaya çalışıyor." dediğimde hemen "Ada." dedi. Cevap isteyen simam ile ona döndüm. "Ben seni çok seviyorum." dediğinde gözlerim doldu. Ben de onu seviyordum. Uzun zaman sonra ilk defa birini seviyordum, ve böyle şeyler hissetmenin burukluğu içimi dolduruyordu.
Göz yaşım yanağımdan sürüldüğü anda Yusuf'a sarıldım. Çenesini başıma koymuş, onun da gözleri dolmuştu.
Gözlerimi kapatıp huzura kavuşmak istedim, ama bazı anılar engel oldu...
Konferans Gecesi;
Ada:
"Vural Ulus'u buraya davet ediyorum."
Şoktaydım. Büyük bir şoktaydım. Samet büyük ihtimalle bana bunları söylemek için yanıma gelmişti, ve Vural bunu engellemişti.
Yusuf, ayrı bir şoktaydı.
Ne yani? O da mı bilmiyordu ismini?
Vural sahneden inince, çağırdığım kişi Yusuf olmuştu. Sahneye gelince, ödülünü ona taktim ettim, ve büyük bir alkış tufanı koptu.
Sonradan sahneye korktuğum bir diğer ismi daha çağırdım...
"Bu ödülü almamızda emeği geçen, emekli otel müdürümüz Emir Bey'i sahneye davet ediyorum." dedikten sonra ölümcül bakışlara sahip, yaşlı, takım elbiseli bir adam geldi sahneye. Bakışları her, beni bulduğunda gitgide daha da ölümcülleşiyordu bakışları.
Konuşmasını yaptıktan sonra kulağıma fısıldadı.
"Konferans bittikten sonra, beni bul."
Bir kez daha şoka girmemi sağlayan bu cümleyi Yusuf duymuş olacak ki kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
Ona sahte bir şekilde gülümsediğimde, o durumu anlamış olacak ki daha çok kaşlarını çatmıştı. Konferans bittikten sonra onu bulmaya uğraşmamıştım. Vural beni kenara çekmişti çünkü. "Ada'm" dediğinde yüzümü buruşturdum. Ben onun Ada'sı olmamıştım hiç bir zaman. Tokat atmak için elimi kaldırmıştım ki bileğimi tuttuğu gibi döndürmeye başladı. Bir andan da ağzımı kapatmıştı ki çığlık atmayayım.
Ben dişlerimi sıkarken o döndürmeye devam ediyordu ki bacak arasına tekme attığım gibi koşmaya başladım. Konferans salonu boşalmıştı. Konferans salonunu terk edip Yusuf'un odasına koştum. Bir anda odaya dalıp, kapıyı kapattım ve sırtımı kapıya yasladım. Odaya dalar dalmaz, Yusuf refleks ile hızla ayağa kalkmıştı. "Ada! Ödümü patlattın kızım!" dedi ve ceketini düzeltip tekrar oturdu sandalyesine. "Sizi korkuttuysam ne mutlu bana." dediğimde ters ters bana baktı. "Birşey mi oldu diye sormaya korkuyorum." dediğinde bileğim sızladı. Bileğime baktığımda morartmıştı hayvan herif!
Ayağa kalkıp yanıma geldiğinde ellerimi arkama sakladım. "Ne oldu bileğine?" diye sordu sertçe. Tam elini, arkamda ki koluma uzatmıştı ki geri adım attım. "Birşey yok. Ufak bir kaza." dediğimde kaşlarını çatmıştı. "Bileğine ne oldu Ada?" dediğinde bana zor sabrediyormuş gibiydi. "Kaza dedim ya!" diyip arkama döndüm. Tam gidecektim ki arkamda ki kolumu tuttuğu hem gitmemi engelledi hem bileğime baktı. "Kim yaptı bunu?" dediğinde morarmış yere bakıyordu. "Sen kazadan analmıyor musun acaba?!"
"Ada! Salak mı var karşında?!
"Evet."
Ters ters bana bakarken öfkeyle burnundan solumayı da ihmal etmiyordu uyuz adam.
"Babam denen herif bir şey mi yaptı?" dediğinde sertçe yutkundum. Sahi, o beni çağırıyordu.
"Vural değil mi?" dediğinde tam gidecektim ki bu sefer ben onu durdurdum. "Olmaz. Lütfen. Bir daha yaparsa git öldür ama şimdi olmaz nolursun." diyip hızla oda dan çıktım ve o adamı aramaya başladım. En aşağı katta gezinip adamı dışarı çıkarken görünce dışarıya koştum.
"Emir Bey!"
O ise hemen arkasına döndü ve ters ters bana baktı. "Beni çağırmıştınız."
dediğimde bütün bedenini bana döndürdü ve lafa girdi.
"Yusuf'dan uzak dur. Aksi taktirde ölümle burun buruna gelirsin."
Bu söylediklerinden sonra sesli bir şekilde güldüm. "Öyle mi? Çok beklersiniz Emir Beyciğim. Ben bir iki tehtitden korkmam. Siz Ada Sönmez'i tanımamışsınız." dedim kısa saçımı savurarak. "Baban Batuhan? Yaşıyor mu? Sence onu kim öldürdü?"
dediğinde kaskatı kesilmiştim. Bedenimin soğuduğunu, dengemi kaybettiğimi anlamak zor olmadı. Midem bulanıyor, felaket bir şekilde başım dönüyordu. Fakat onca şeye rağmen sertçe yutkunup bedenimi doğrulttum. "Allah seni bildiği gibi yapsın! Şerefsiz, adi köpek. Ayrıca, Yusuf'dan uzak falanda durmuyorum!" diyip hızla otele yürümeye başladım. Otele girer girmez yalpalamıştım. Bir çalışan beni görüp "Ada Hanım, iyi misiniz?" diyip beni tekrar doğrultmuştu. Dizlerimin üstüne çöktüğüm gibi ağlamaya başladım.
Şimdi;
"Oooooo!" diye bir ses duydum. "Bir, iki, üç!" diyip Yusuf ve benim üstüme atlayan Bizimkilerin sesi ortalığı inletiyordu. "Geri zekalılar!" diye bağırıp onlardan kurtulmaya çalıştım. Yusuf "Ağzınıza ben sizin! İki dakika romantizm yaşatmıyorsunuz!" diye bağırınca bütün bunları başlatan Fatih'e döndü Yusuf. Fatih ellerini teslim oluyormuşcaşına kaldırdı ve "Benim suçum yok! Görkem ve Samet beni gaza getirdi!" diyip küçük bir savunma yapınca Yusuf, Görkem ve Samet'e döndü.
Görkem ve Samet aynanda ellerini kaldırınca Samet "Görkem." dedi. Görkem "Ne var lan!?" diyince "Kaç, geri zekalı kaç!" diye bağırıp koşmaya başladı Samet. Samet koşunca Görkem'de koşmaya başladı. Yusuf, ikilinin arkasından koşmaya başlayınca Samet'in çığlıkları duyuldu. "Allah seni bildiği gibi yapsın Fatih!"
Herkes kahkahalara boğuldu. Alperen "Ya, ben Yusuf'u mu tutsam? Canım atraksiyon çekti." diyince Melisa lafa atladı. "Salak! Telefonda, az daha dört tane güvenliğe yakalandığınızı söyledin! O yetmez mi!?"
Şahsen ben Melisa'ya hak verdim, ama Alperen'in Melisa'nın ağzına ökünmesi ona hak vermediğinin bir göstergesiydi. Telefonumu çıkarıp saate baktığımda saat on bir olmuştu. Ve biz sabaha kadar buradaydık. Buranın, parkı, trambolinleri vardı ve sabaha kadar durmamız için bir sebep yoktu açıkçası. Herkes çardağa yürümeye başladığında Fatih ve Alperen aynanda birbirine döndü. "Etler!" diye aynanda bağıran ikilinin, bu hafızayla bu yaşa nasıl geldiğini düşündüm. Berna, Güneş'in asistanı olduğunu öğrendiği dakikadan beri cok iyi anlaşıyorlardı. Yusuf nefes nefese çardağa gelip, bulduğu bir su şişesini kafaya dikince Alperen Fatih'e bağırdı. "Allah'ın sevgili, mümin kulu, senin yüzünden etler yanmış!"
Fatih Alperen'e vurup "Asıl senin yüzünden!" diye bağırınca Yusuf pet şişeyi hızla masaya vurdu ve derin bir nefes aldı. Yusuf Güneş'e dönüp "Şu, yakında nişanlın olacak adamı al başımdan, geberteceğim yoksa!" diye bağırdı. Görkem ve Samet kahkahalarla, nefes nefese çardağa geldiğinde Asel lafa girdi. "Samet abi, sizin nikah ne zaman?"
Samet sinsice sırıtıp, komik bir bakış attıktan sonra "4 Haziran yeğenler." dedi.
Yani yaklaşık bir buçuk ay vardı.
"Hazırlıklar nerde ayıptır sorması?" dedi Çağatay. Asel ve Çağatay aynı yaştaydı fakat Çağatay erkeklerin hiç birine abi demiyordu çünkü erkeklerde bunu istemiyordu. Kızlara ise yenge diyordu, ve tabii ki bana abla. Asel'de diğer kızlara dediği gibi bana da abla diyordu. Ama bunun aramızda ki samimiyeti bozduğuna çok emindim bu yüzden bana abla dememesini istedim. O, her ne kadar bunu istemesede ne yapıp edip ikna etmiştim. Sonra Ceylan, Melisa, Berna ve diğer kızlarda bunu istemedi. "Biz varız ya." dedi Berna. Başımı sallayıp ve onu onayladığım sırada bir kadın bize seslendi. "Görkem, oğlum." diyen saçları ağarlaşmış kadına döndü Görkem.
"Anne?" dedi Görkem soru sorar gibi. Gidip kadına sarıldığında herkes kaşlarını çatmış kadına bakıyordu. Kadının gözü Ceylan ve Çağrı'da kalmıştı. Dolu gözlerle uzun, uzun onlara bakmıştı. "Senin burada ne işin var?" diye sordu Görkem. "Oğlum, biz teyzenle şehir dışına çıkacağız. Ondan önce vedalaşmak istedim. Merhaba çocuklar!" diyip bize el salladı kadın Sırıtarak Melisa'ya döndüğümde Melisa'nın eli ayağı birbirine dolanmıştı resmen. Melisa hızla ayağa kalktı ve kadının elini öpüp anlına koydu.
"Merhaba, ben Melisa." diye kendini tanıtan Melisa benden daha uzundu ve kadın ondan kat kat kısaydı, bu yüzden onun boyuna eğiliyordu. Görkem'le göz göze gelen Melisa'nın iyice elinin ayağına dolaşmasının tek sebebi Görkem'in sırıtarak ona göz kırpmasıydı.
İşte bu! Görkem'den bir adım!
"Merhaba kızım," dedi, Görkem'in omzuna vurup Melisa'yı gösteren kadın. Melisa'nın gitgide eli ayağına dolaşıyordu. "Anne, kız çok güzel değil mi?" diye sordu Görkem!
Görkem'den ikinci adım!
Melisa anlında ki teri elinin tersiyle silip, bur bardağa su doldurdu. Kadın;
"Maşallah, gelinim mi yoksa?" diyince su içen Melisa bir anda öksürmeye başladı.
"Allah korusun, Görkem'e bir ömür katlanamam." diye mırıldandı Melisa. Biz kıkırdarken Görkem bunu duymuş olacak ki homurdanmıştı.
Demek ki Görkem hala Melisa'yı seviyordu.
Bence, Melisa'da onu seviyor ama naz yapıp onu peşinden koşturtmanın peşinde. Yoksa yıllarca katlanır Görkem'e. Hem Görkem'in nesi varmış? Gül gibi çocuk işte. Sadece sulu şakaları bitmiyor o kadar. Bu işte bir şey var arkadaş!
Kadın Görkem'e veda ettikten sonra kadın uzakta ki bir arabaya binip uzaklaştı. Görkem somurtan tipiyle hızla yanımıza gelip Melisa'ya döndü.
"Ne demek, Görkem'e katlanamam ya?"
"Katlanamam işte, hem sen onu nasıl duydun?"
"Katlanamayacağını bende biliyorum, çünkü bende sana katlanamam. Ama bunu annemin yanında söylemesen iyi olurdu!"
He, inandım bende. Salağız biz zaten!
"Söyledim, iyi oldu."
Görkem göz devirip az ilerde ki hamağa oturdu.