İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 9 · 13 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 9

9. Bölüm🐚

Selamlaarr

Naber??

Keyifli okumalar dilerimm >

***

Gençlerle geçirdiğim çok güzel bir akşamın ardından eve döndüm. Saat on bire geliyordu. Annem uyuyor olabilir diye kapıyı sessizce açtım. İçeri girdiğimde salonun ışığının açık olduğunu gördüm. Demek ki uyumamıştı. Bu beni şaşırtmıştı açıkçası. Çünkü annem erken uyuyan biriydi. Bu saate kadar çok nadir uyanık kalırdı.

Ayakkabımı çıkarıp içeri girdim. Ardından doğrudan salona geçtim. Beni bekleyen büyük bir sürprizle karşılaşmak beklediğim son şey bile değildi. Babam gelmişti! Onu görür görmez gözlerim parladı. O kadar çok özlemiştim ki... Koşarak ona sıkı sıkı sarıldım.

''Ya ben senin gelmene daha var diye biliyordum. Hatta bugün seni arayacaktım babiş.'' dediğimde saçlarıma bir öpücük kondurdu. ''Minik kuşuma sürpriz yapayım dedim.'' dedi tatlı bir ses tonuyla. Bana sık sık bu şekilde hitap ederdi. Kuşlardan korktuğumu biliyordu oysa. Yine de sevgisini bu şekilde gösteriyordu işte canım babam.

''İyi yapmışsın babacığım. Çok mutlu oldum.'' dedim neşeli neşeli. ''Bu sefer daha uzun süre kalacaksın buralarda, değil mi?'' diye sordum dudaklarımı bükerek. Ondan uzak kalmayı sevmiyordum. Çok özlüyordum.

Babam düşünüyormuş gibi yaptı. ''Hmm, şöyle bir ay falan buradayım.'' dediğinde biraz da olsa mutlu olmuştum. Normalde iş seyahatleri iki haftada bir oluyordu. Epey de uzun sürüyorlardı. Yani bir ay bizimle kalabilecek olması büyük başarıydı.

Kanepeye geçtiğinde ben de hemen yanına oturdum. Kolunu sırtıma doğru uzatarak başımı göğsüne yasladı. İşte burası benim en güvenli limanımdı. Babam; benim koruyucu meleğimdi, kahramanımdı. Bebekliğimden beri ona çok bağlıydım. Geleceği günleri iple çekerdim. Gittiğinde saatlerce ağlardım. Şu an bile değişen bir şey yoktu. Tabii eskisi kadar hıçkıra hıçkıra ağlamıyordum. Yine de her seferinde çok üzüldüğüm bir gerçekti.

''E anlat bakalım prenses. Ben yokken neler yaptın?'' Başımı göğsünden hafifçe kaldırarak ona baktım. ''Pek yeni bir şey yok aslında. Takılıyorum öyle gelişigüzel. Aslında bir işe girsem çok güzel olmaz mı? Hep evde otur otur sıkılırım ben.'' dedim bir süredir aklımda olan konuyu açarak. Babam, büyük ihtimalle bunu kabul etmeyecekti. Yine de ben çalışmak istiyordum. Onu ikna etmeye çalışacaktım.

Başını iki yana sallayarak bu fikri hoş karşılamadığını belirtti. ''Senin çalışmana gerek yok ki bebeğim.'' dediğinde köpek yavrusu bakışlarımı takındım. İşte şimdi buna karşı koyamazdı. ''Ya ama babiş! Bak düzgün bir yerde bir işe gireyim. Hem deneyim olur. Okul başlayınca bırakırım zaten.'' dedim tüm ikna yeteneklerimi kullanarak.

Biraz düşündü. İçimden kabul etmesi için dualar sıralamaya başladım. Bana baktı. Bakışlarında olumlu bir şeyler gördüğümde içim rahatladı. Kabul edecekti! ''İyi bir yer bulursan olur. Ama güvenilirliğinden emin olmamız gerekiyor önce. İyice araştıracağım. Haberin olsun.'' Heyecanla ellerimi birbirlerine çarptım.

Sevinçle ''Yaa! Çok teşekkür ederim canım babam benim.'' deyip boynuna atladım. Kıkırdayarak sırtımı pat patladı. İzni kopardığıma göre sıra iş bulmaya gelmişti. Yarın bir araştırmaya başlayayım. Babamdan ayrıldığımda ''Hadi git uyu artık. Geç oldu. Yarın sabah birlikte kahvaltı yaparız.'' dedi. Ben de onu onayladım.

Yanağına bir öpücük kondurduktan sonra ''İyi geceler.'' deyip odama geçtim. Pijamalarımı üzerime geçirerek yatağa geçtim. Telefonumu elime aldığımda Adel'den mesaj geldiğini gördüm. Büyük ihtimalle bugün ortadan kaybolmamın sebebini soracaktı.

Beni ortamın içinde zor durumda bırakmayıp bu tarz şeyleri baş başayken sorması o kadar çok hoşuma gidiyordu ki...

Adel: Rojin, ne yapıyorsun?

Rojin: Uzanıyorum öyle. Babam gelmiş bu arada! Sürpriz yapmış.

Adel: Gerçekten mi? Hoş gelmiş. Selamımı söyle.

Rojin: Aleyküm selam güzelim.

Adel: Bugün neden ayrıldın yanımızdan? Pek iyi de görünmüyordun.

Rojin: Ya aniden duygusallığım ağır bastı. Kontrol edemedim.

Adel: Ne oldu da bir anda bu kadar duygulandın?

Rojin: Şu elmas gözlü çocuk var ya...

Adel: Eeee?

Rojin: Ben galiba ona çok fena aşık oldum. Ondan bu hallerim.

Sana da söylemeyi unuttum ama bizim karşı dairemize taşındı.

Bu akşam da tek başıma sahilde yürürken karşılaştık. Yanıma falan geldi. Resmi olarak tanıştık.

Adel: Demek ki başta üzüntüden seni kahreden kişi ve akşam yüzündeki sırıtışın bir türlü silinmemesini sağlayan kişi aynı kişi.

Rojin: Aynen öyle. Adı Bulut'muş bu arada.

Adel: Daha doğru düzgün tanışmadan seni ağlatan birinin adıyla ilgilenmiyorum pek.

Rojin: O ağlatmadı ki... Yani onun için ağladım ama beni ağlatan o değildi. Beni üzen onun yokluğuydu.

Adel: Varlığında bir üzsün baksın neler olacak.

Rojin: Sen varken üzmeye cüret edemez.

Adel: En doğrusunu yapmış olur. Neyse uyuyalım bari. Yarın görüşürüz.

Rojin: Bize mi geleceksin?

Adel: Baban babamları aramış şimdi. Babam da bana yeni söyledi. Yarın piknik yapacakmışız ailecek.

Rojin: Hadi be!

Aslan babam benim be! Hemen de planı yapmış. Adelleri davet ettiğine göre diğerlerine davet etmişti kesin. Bir de Rabia teyzem de net gelirdi. Şimdiden sabırsızlanmaya başlamıştım.

Rojin: O zaman hemen uyuyalım da çabucak yarın olsun.

Adel: Bu tarz şeyler için hâlâ heyecanlandığına inanamıyorum. O yaşı çoktan geçtik diye düşünüyorum.

Rojin: İçimizdeki çocuk henüz ölmedi bacım.

Adel: İyi madem. İyi geceler.

Rojin: İyi geceler Adel'im.

Telefonu kapatıp komodinin üzerine koydum. Gözlerimi sıkıca yumdum. Yüzümde asılı kalan gülümseme ve aklımda dolanan Bulut'umla uykuya dalmaya çalıştım.

🐚🐚🐚

''Yiğit, oğlum şu sepeti de ver bakayım.'' Babam sabahın köründe her şeyi ayarlamıştı. Şu an ben, annem, babam, Rabia teyze ve Yiğit eşyaları arabaya yerleştiriyorduk. Rabia teyzemin hazırladığı yiyecekleri yerleştirmek epey zordu tabii. Bu kadar kişi ancak halledebiliyorduk.

Babam, Yiğit'in ona uzattığı son sepeti de arabaya yerleştirdikten sonra ellerini beline yerleştirerek ''Hadi gidelim.'' dedi. Hepimiz arabaya yerleştiğimizde babam şoför koltuğuna, annem hemen yanına, bense arka koltukta Yiğit ve Rabia teyzemin arasında oturmuştum.

Ortada olmayı sevmememe rağmen yine ortadaydım. İsyanımı dile getirerek ''E ama siz hep beni ortada otutturuyorsunuz.'' dedim. Dudaklarımı büktüğümde Rabia teyze kıkırdadı ve elini gıdığıma getirerek yavaşça gıdıkladı. Huylanarak elinden uzaklaşıp Yiğit'e yaklaştım.

''Yapma Rabia'm ya! Gıdıklanıyorum bak.'' dedim kaşlarımı çatarak. Babam dikiz aynasından bana baktı. ''Rabia'm derken? O senin büyüğün kızım.'' dedi uyarırcasına. Ya baba sen de bir türlü Rabia'mla olan ilişkime alışamadın. Saygıda kusur ettiğim yoktu ki.

Rabia teyze babama doğru bakarak ''Girme bakayım sen benle kızımın arasına. Bana böyle seslenmesi hoşuma gidiyor.''dedi ve bana döndü. ''Güzel yavrum benim.'' deyip yanağımı sıktı. Helal olsun be Rabia teyzem! Nasıl da verdi babama ağzının payını!? Rol modelimsin Rabia'm.

''Canım Rabia teyzem.'' deyip ona sarıldım. Rahatsız edici bir konumda olduğumuzdan dolayı tatlı sarılmamız çok kısa sürdü. Yola birkaç şarkı eşliğinde devam ettik. Eğlenceli geçen yolculuğumuzdan sonra gideceğimiz yere vardık. Zaman çok hızlı geçti gibi geldi bana. Belki de çok eğlendiğimdendir.

Piknik alanına girdiğimizde arabayı parkedip indik. Defne ve ailesi, Adel ve ailesi de çoktan gelmişlerdi. Ama Gül gecikmişti biraz. Adel'in dediğine göre annesinin bir yerde ufak bir işi çıkmıştı. Onu halledip geleceklerdi.

Babam bagajı açarak ''Hadi bakalım gençler boşatın bagajı. Biz de yavaştan kahvaltıyı hazırlayalım.'' dedi. Kızlarla birlikte bagaja yöneldik. Yiğit de peşimizden gelerek eşyaları taşımamıza yardım etti.

Bir sürü eşya olmasından dolayı söylenmeden edemedim. ''Ev mi taşıyoruz ya? Neden bu kadar şey getirdiniz ki?'' dedim somurtarak. Babam halime bakıp kıkırdadı. ''İş istemiyor muydun? Al sana iş!'' Öyle mi oldu şimdi? Tch tch tch ebeveynlik ölmüş. İş derken bunu kastetmediğime yemin edebilirdim.

Adel, bana dönüp ''Çalışmak mı istiyorsun?'' diye sordu. Bu fikri daha önce kimseyle paylaşmadığım için haliyle o da bilmiyordu. ''Evet. Bir süredir düşünüyorum ama nerede iş bulabilirim ki acaba?'' dedim sorarcasına. Bir süre düşündü.

''Bir yer var aslında. Ben de çalışmayı düşündüğümden araştırmıştım. Ama ablam İstanbul'da bana bir iş ayarladı. Ondan dolayı buna gidemeyeceğim. Sen bir git bak istersen. Şartlar sana da uyarsa girersin işe.'' İşi gökte ararken yerde bulmuştum. Hevesle ''Ne işi tam olarak?'' diye sordum. Umarım bana uygun bir iş olurdu.

Telefonunu açıp birkaç şeye tıkladıktan sonra bana mekanı gösterdi. Tanıdık gelen bir restorandı. Daha önce nerede gördüğümü düşünürken Ecrin ve Yağmur'la gittiğim yer olduğunu farkettim. ''Ben bu yeri biliyorum!'' dedim heyecanla. Adel 'Nereden biliyorsun?' bakışı attığında hemen söyledim. ''Daha önce arkadaşlarımla gitmiştim de.'' dediğimde beni başıyla onayladı.

''İşte kasiyer arıyorlar orada. İstersen arayalım, konuşalım şimdi.'' dediğinde başımı olumsuz anlamada salladım. ''Bence yüz yüze görüşsem daha iyi olur. Yarın erkenden giderim.'' dedim itirazımın sebebini bildirerek.

Muhabbetimiz bittiğinde çok sevgili ebeveylerimiz kahvaltıyı hazırlamışlardı. Hepimiz piknik masasındaki yerimizi aldık. Hoş sohbetle geçen bir kahvaltının ardından denize girmenin zamanı gelmişti.

Büyükler bunu istemezken ben ve kızlar hemen üzerimizdeki salaş tişörtleri çıkarak mayolarımızla kaldık. Yiğit bizimle gelmeyince ona döndüm. ''Gelmiyor musun?'' diye sorduğumda başını kaşıdı. ''Siz gidin. Ben sonra gelirim.'' dediğinde ısrar etmeden ''Nasıl istersen.'' deyip kızların peşinden koştum.

Plaja doğru gidip ayaklarımı suya soktum. Suyun serinliği sıcak havaya zıt olarak çok güzel hissettirmişti. Kızlar çoktan yüzmeye başlamışlardı. Ben de onları takip ederek daha derin yerlere doğru yüzdüm.

Aşırı keyif alırken birden tüm keyfimi sıfırlayan bir şey oldu. Ayağıma kramp girdi. Hareket ettiremedim. Kızların nerede olduklarına bakındım. Onları etrafta göremeyince paniğe kapıldım. Bu tabii ki de iyi bir fikir değildi çünkü su yutup çırpınmaya başlamıştım.

Aslında insan, bu tarz durumlarda sakin kalabilseydi her şey daha güzel olabilirdi ama işte sakinliği korumak epey zordu. Su; ağzıma, burnuma dolmaya devam ettiğinde kendimi boğulacak gibi hissettiğim. Bunun benim için bir son olduğunu düşündüm. Şu an ölecektim. Elmas gözlüme kavuşamadan... Evet, ölüm anında bile ilk düşündüğüm kişi oydu.

Su tamamen genzime kaçtığında artık yavaş yavaş batmaya başlamıştım. Kimsenin beni görme ihtimali de kalmamıştı. Bu beni suçumdu tabii ki. Neden herkesten uzak bir yerde yüzdüm ki? Acı çekiyordum. Gözlerim yavaş yavaş kapandığında biri belimden tutarak beni suyun yüzeyine çıkardı.

Allah'tan bayılacak seviyeye gelmemiştim. Havayı solduğum an öksürmeye başladım. Ağzım, burnum, gözlerim; tuzlu su sebebiyle çok fena yanıyorlardı. Canım acayip acıyordu.

Belimi tutan kişi beni henüz bırakmamıştı. Ben de ellerimi omuzlarına sabitlemiş, yan tarafa bakarak öksürük krizimi atlatmaya çalışıyordum. ''İyi misin?'' Derin bir nefes almayı başardığımda ona baktım. Hayatımı kurtaran kişi Yiğit'ti.

''İ-iyiyim.'' dedim hiç de iyi çıkmayan sesimle. Kaşlarını çatıp söylediğimin doğruluğundan emin olmak istercesine beni süzdü. ''Pek iyi görünmüyorsun. Çıkalım mı?'' diye sorduğunda başımı iki yana doğru salladım. Yüzecek halim yoktu ki.

''B-biraz bekleyelim. Ayağıma kramp girdi. Bir de az daha boğulacaktım. Yüzemiyorum şu an.'' dediğimde ''Bana tutunabilirsin. Çıkmak istiyorsa-'' demişti ki sözünü kestim. ''Bir süre nefes alsam iyi olcak. Sonra çıkarız.'' dediğimde daha fazla ısrar etmedi.

Bir süre daha öksürerek ciğerlerimi temizledikten sonra ona teşekkür etmeyi unuttuğumu farkettim. Telaşla ona baktım. ''Teşekkür ederim. Sen olmasaydın ölmüş olabilirdim.'' dedim minnettar bir şekilde. Yiğit, nazikçe gülümsemekle yetindi. ''Daha dikkatli ol bundan sonra. Hep yanında olamayabilirim.'' dediğinde başımı suçlu bir çocukmuşum gibi öne eğdim. Nedensizce gözlerim doldu. Hayır, Rojin! Şu an bebek gibi ağlayamazsın.

Ama maalesef ki göz yaşlarım benden bağımsız bir şekilde dökülmeye başlamışlardı. Göz yaşlarıma hıçkırıklarım da eklendiğinde Yiğit, bana şaşkınca baktı. Ne yapacağını bilemiyormuş gibi görünüyordu. Bir elini belimden çekerek yüzüme doğru getirdi ama dokunmadı. ''Şşş, ağlama. Geçti. İyiysin artık.'' dedi beni teselli edercesine. Bu ses tonunu ilk defa duyuyordum.

Birkaç dakika geçmişti. Yiğit, ağlamamı durdurmak için başka bir girişimde bulunmamıştı. Ama sonunda sakinleşebilmiştim. Ona baktığımda yüzünde belli belirsiz bir gülümseme gördüm. Gözlerim omuzlarında olan ellerime kaydığında ellerimin onun omuzlarını fazla sıktığını farkettim. Stresin etkisiyle çok kasılmışlardı. O da beni tutmaya devam ediyordu ama onun tutuşu çok daha yumuşaktı. Canımı yakmıyordu. Bense onun aksine acıtmış olmalıydım.

Ellerimi gevşeterek ''Özür dilerim. Acıttım mı?'' diye sordum telaşla. İçimi bir suçluluk duygusu kapladı. Yiğit, başını olumsuz anlamda sallarken ''Acıtmadın.'' dedi kısa ve net bir şekilde. Dudaklarımı birbirlerine bastırıp gözlerimi kaçırdım.

''Çıkalım mı?'' diye sorduğumda beni başıyla onayladı. Ondan uzaklaşmıştım ki ''Benden uzaklaşma. Ne olur ne olmaz. En azından biraz daha sığ yere geçene kadar bana tutun.'' dediğinde epey şaşırmıştım. Yiğit'in düşünceli biri olduğunu zaten anlamıştım. Ama bu kadar korumacı bir kişi olduğunu bilmiyordum.

Sözünü ikiletmedim ve boynuna iyice sarıldım. Yüzmeye başladığında nedense utanmıştım. Fazla yakındık ve ben az önce rezil olmuştum. Az daha boğuluyordum. O da yetmezmiş gibi önünde bebek gibi ağlamıştım. Bana olumsuz bir şey söylememişti. Yine de ne bileyim insan bir utanıyordu.

Ayaklarımın yere değdiğini hissettiğimde benden uzaklaştı. ''İyi misin artık?'' diye sordu bir kez daha. Bu çocuğun bu kadar düşünceli olması... Gülümseyerek ''İyiyim. Teşekkür ederim tekrardan.'' dediğimde başını 'Önemli değil.' dermiş gibi sallayarak dudağının kenarını hafifçe kıvırdı.

Gözlerimi kaçırıp, şakağımı kaşıyarak ''Sen istersen yüzmeye devam et. Bundan sonrasını tek halledebilirim zaten.'' dedim utangaç bir şekilde. Bu mahcubiyeti üzerimden atmam kolay olmayacaktı galiba. Onunla bir süre göz göze gelmesek iyi olacaktı.

''Yüzmeyi pek sevmiyorum.'' durgun bir sesle söylediği şey beni çok şaşırtmıştı. Gördüğüm birçok insandan daha iyi yüzüyordu çünkü. Şaşkın bakışlarımı ona çevirerek ''Ama çok iyi yüzüyorsun.'' deyip hayretimi belirttim. Yani Allah aşkına kaç sıradan yüzücü, biri boynuna sarılmış durumdayken rahatça yüzebilirdi ki?

''Yüzmeyi biliyorum. Ama sevmiyorum.'' dediğinde yüzünde anlam veremediğim bir ifade oluşmuştu. Nasıl desem? Pişmanlık? Özlem? Bir ad veremedim ama hoş duygular yansıtan bir ifade değildi. Bundan emindim.

Yine de üstelememin yanlış olacağına kanaat getirip konuyu kapattım. Defne ve Adel yanımıza doğru geldiklerinde Adel bana bakarak ''Nereye kayboldun sen?'' diye sordu meraklı bir şekilde. 'Boğuluyordum.' desem kesin bana çok kızardı. Ben de pembe yalana başvurarak ''Biraz uzakta yüzdüm.'' dedim.

Defne, bir bana bir Yiğit'e baktı. Yüzünde imalı bir sırıtış oluştu. 'Hayır Defo! Öyle değil.' Bunu demek istesem de şu an ona açıklama yapmam doğru olmazdı. ''Birlikte mi yüzdünüz?'' diye sorduğunda 'görünen köy kılavuz istemez' atasözü aklıma geldi. Bu sebeple sessizliğimi korumayı tercih ettim.

Defne'nin kafasında bir şeyler kuracağını biliyordum. Yine de oturup Yiğit'in önünde bir açıklama yapma girişimim hoş olmayacaktı. Bu yüzden kız kıza kalacağımız zamana sakladım söyleyeceklerimi.

Yiğit, biraz daha uzaklaşıp ''Ben çıkıyorum.'' dedi gideceğini belirtme nezaketinde bulunarak. ''Ben de geliyorum.'' dediğimde kızlar bana hayretle baktılar. Bunun iki sebebi olmalıydı. Bir: Denize girdiğimde çıkmam en az üç saatimi alırdı normalde. İki: Defne, Yiğit'le aramda bir şeyler olduğunu düşündü. Büyük ihtimalle Adel birinci sebepten dolayı, Defne ise ikinci sebepten dolayı şaşırmıştı.

Onlara sadece masum bir gülümseme göndermekle yetinip Yiğit'i takip ederek denizden çıktım. Ailelerimizin oturdukları yere geldiğimizde salaş tişörtümü üzerime geçirdim. Babam çayından bir yudum aldıktan sonra bana baktı. ''Kızım? Sen normalde üç saatten önce çıkmazdın denizden. Hayırdır?'' Sorusuyla birlikte bir nefes verdim. Tüm sevdiklerim beni çok iyi tanıyorlardı. Bu yüzden hepsine her zaman açıklama yapmak zorunda kalıyordum. İyi bir şey miydi, kötü bir şey miydi kestiremiyordum bir türlü.

''Sadece biraz yoruldum.'' dedim kestirip atarken. Babam buna şaşırsa da başka bir şey demedi. Bunu fırsat bilerek çantamdan son günlerde okuduğum kitabı çıkardım. Hamağa doğru yaklaşıp onu aşağıya doğru çekerek kendimi üzerine bıraktım. Kitap okumak sakinleşmeme yardım edebilirdi. Olayın şokunu henüz atlatamamıştım maalesef.

Kitabımda kaldığım yeri açıp okumaya başladım. Tabii ki de her satırda elmas gözlümü gördüm. Bugün boğulurken bile ilk düşündüğüm kişi oydu. Satırların arasında da onu görüyordum. Onu düşünmek bana iyi gelmişti. Bu çocuğa ne ara bu kadar bağlanmıştım hiç bilmiyordum gerçekten.

İlk sayfayı henüz bitirmemiştim ki Yiğit'in yanıma geldiğini farkettim. Başımı kitaptan kaldırarak ona baktım. Elindeki su şişesini bana uzattı. ''Az önce çok korkmuş olmalısın. Su içersen iyi gelir diye düşündüm. Hem tuzlu su da yutmuştun.'' Yaptığı açıklama gülümsememe sabep oldu. Dışarıdan çok soğuk biri gibi görünüyordu. Ama içi sıcacıktı.

Onunla ilk tanıştığımda böyle biri olduğuna asla ihtimal vermezdim. İşte ön yargı... Zor olsa da o ön yargılardan kurtulmaya çalışıyordum. Yine de bu hiç kolay değildi.

''Teşekkür ederim.'' deyip elindeki su şişesini aldım. Dudağının kenarını kıvırıp yanımdan uzaklaştı. Suyu kana kana içtikten sonra kapağını kapatıp yanıma koydum. Dediği gibi iyi gelmişti. Ardından kitabımı okumaya devam ettim.

Günün geri kalanı ise son derece sakin geçmişti. Gül ve ailesi geldikten sonra biraz mangal keyfi yapmıştık. Sohbet muhabbet falan derken çoktan akşam olmuştu.

Etrafı topladıktan sonra çöpleri attık, eşyaları, boş tabakları, bardakları falan da arabaya yerleştirdik. Herkesle tek tek vedalaştıktan sonra evin yolunu tuttuk.

Acaba bugün elmas gözlümü görebilecek miydim? Bir şey farkettim. Adını öğrensem bile ona hâlâ 'elmas gözlü çocuk' diye sesleniyordum. Bunu alışkanlık haline getirmiştim. Bu alışkanlıktan kurtulmaksa belli ki hiç kolay olmayacaktı.

***

Bir bölüm sonu dahaaa

Bu bölümde Bulut'u göremedik maalesef...

Nasıldı sizcee?? Beğendiniz mi?

Kendinize güzel bakınnn🤍🤍

Sizi çok seviyorum🩷

Bölüm sonu

1 yorum