İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 10 · 16 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 10

10. Bölüm🐚

Selammm!!!

Nasılsınsız bakalımm??

Keyifli okumalar dilerimm >

***

Piknikten döndüğümüz gün Bulut'u görmeyi umut etsem de maalesef ki görememiştim. Şimdi de iş için restorana gitmek üzere yola çıkmıştım.

Kısa süren yolculuktan sonra otobüsten inip restorana doğru yürümeye başladım. Hava çok sıcaktı. Restoranın önüne geldiğimde derin bir nefes alarak üstümü hızlı bir şekilde düzelttim.

İçeri girdiğim gibi kasada duran kızın yanına gittim. Birazcık heyecan basmıştı. Kıza yaklaşarak ''Merhaba. İş ilanı için gelmiştim de...'' dedim. Kız, bana içten bir gülümseme yolladıktan sonra ''Kasiyerlik için mi?'' diye sordu. Başımla onu onayladığımda ''Şu taraftan dön. Sağdan ilk kapı patronun ofisi. Oradaysa onunla görüş. Değilse bana haber ver çağırayım.'' dedi tatlı bir şekilde.

Ona teşekkür edip işaret ettiği yere doğru ilerledim. Odanın karşısına geldiğimde derin bir nefes alıp verdim. Kapıyı tıklattığımda anında ''Gir.'' dedi içerideki kişi. Büyük ihtimalle patrondu.

Kapıyı açıp ucundan kendimi gösterdim. Karşımda gördüğüm kişi geçen gün Yağmur'un çağırdığı şefti. Yani şef, bu mekanın patronuydu. Kendi kendime çıkarım yaptıktan sonra adama gelme amacımı açıkladım.

''Kasiyerlik için iş başvurusunda bulunacaktım. Kasadaki kız beni buraya yönlendirdi.'' dediğimde şef, nazikçe gülümsedi. ''Buyur içeri. Şöyle otur.'' dedi masanın önündeki koltuklarda birini işaret ederek. Dediğini yapıp oturdum.

''Sen daha önce buraya gelmiştin, değil mi?'' diye sorduğunda onu onayladım. ''Arkadaşlarımla kahvaltı yapmaya gelmiştik.'' dediğimde gözlerini irileştirdi. Hatırladığını belli eden bir ses çıkardı. ''Şu yemeğin gelmesi uzun sürdü diye beni çağırıp azarlayan kızın arkadaşısın sen.'' dedi gülerek.

Keşke öyle demeseydin be şefim! Azarlamak falan ayıp oluyor. Mahcup bir şekilde ensemi kaşıdım. ''Aynen öyle.'' dedim kısık bir sesle. Şef, ''Lise mezunusun, değil mi?'' diye sordu. Başımla onu onayladığımda bir soru daha ekledi. ''Daha önce herhangi bir işte çalıştın mı?'' Bu defa başımı iki yana sallayarak ''Hayır, ilk kez bir iş başvrusunda bulunuyorum.'' dedim.

''Anladım. İyi o zaman. Tebrik ederim. İş senin.'' Dediğiyle birlikte gözlerimi irileştirdim. Deneyimsiz olmama rağmen bu kadar hızlı alınmayı beklemiyordum. Birkaç dakika onu ikna etmekle uğraşacağımı düşünmüştüm. ''Gerçekten mi?'' diye sordum inanamadığımı belli ederek.

Gülümsedi. ''Gerçekten. Kasaya git. Orada sana ne yapacağını öğreteceklerdir. Yarın da iş başı yaparsın. Giriş saatin sabah on, çıkış saatin ise akşam altı. Sana uyar mı?'' Bu da soru mu şefim? Tabii ki uyar!

''Uyar.'' dedim içimde biriken heyecanı gizleyerek. ''Maaşın konusuna gelirsek aylık otuz bin lira olacak. İyi mi?'' Bugün şoktan şoka girme günü falan olmalıydı. Çünkü ben en fazla asgari ücret bekliyordum. Şu an ise asgari ücretin hemen hemen iki katını alacaktım.

Bu defa şaşkınlığımı belli ederek ''Bir kasiyere bu kadar para veriliyor muydu ya?'' diye sordum. Şef, kahkaha attığında ben de istemsizce ona eşlik ettim. İşe yeni başlayacak birinin bunu sorması tuhaftı tabii. Ama haklı sebeplerim vardı.

''Biraz yoğun çalışman gerektiğinden bence az bile. İstifasını verenler çok oldukları için bir çalışanımızı elde tutabilmek için elimden geleni ardıma koymuyorum.'' Sebebi şimdi belli olmuştu. Demek ki burada çalışmak beklediğimden zor olacaktı. Ama ben de zorlukların kızıydım! Bu işi halledecektim.

''Anladım. O zaman yarın sabah görüşürüz patron.'' deyip ayağa kalktım. Bana elini uzattığında onunla tokalaştım. ''Aramıza hoş geldin. Bu arada en önemli şeyleri unuttuk.'' Neyi kastettiğini anlamaya çalıştığımda beni fazla bekletmeden cevabımı verdi. ''Adlarımızı söylemedik.'' dediğinde ''Ah! Doğru ya! Ben Rojin.'' diyerek kendimi tanıttım.

''Memnun oldum Rojin. Ben de Cengiz. Bana 'Patron' diye seslenmek zorunda değilsin bu arada. 'Cengiz abi' desen yeterli olur. Zaten diğerleri de bu şekilde sesleniyorlar.'' Anladığımı belli edecek şekilde başımı salladım. Belli ki samimi bir ortamda çalışacaktım. Şimdi babam istediği kadar araştırsın. Kızı güzel bir yer buldu sonuçta.

''Ben de çok memnun oldum Cengiz abi.'' dediğimde gülümsedi. Vedalaşıp odasından çıktım. Kasaya doğru ilerlediğimde kasadaki kız bana gülümseyerek baktı. ''İşe alındın, değil mi?'' diye sorduğunda başımı olumlu anlamda salladım.

''Gel o zaman sana yapacağın işlemleri öğreteyim. Adım Nilay bu arada.'' dedi. On gülümseyerek bakıp ''Ben de Rojin.'' dedim. Ardından yanına giderek bana bir şeyleri öğretmesini bekledim.

Birkaç dakika süren öğrenme işinden sonra restorandan çıktım. Şimdi eve dönüp bu güzel haberi vermem gerekiyordu.

Otobüse bindiğimde telefonu çıkarıp kızlara haber verdim.

Kızların Dünyası🌸

Rojin: Ablanız işe alındı!

Gül: Vay be! Tebrik ederim canım.

Rojin: Teşekkür ederim.

Defne: Ayyy! Nerede çalışacaksın?

Rojin: Bir restoranda. Sizi de ziyaretime beklerim ;) .

Adel: Beğendin mi yeri?

Rojin: Evet, çok beğendim. Tüm çalışanlar samimi insanlar. Sevdim.

Adel: İyi, tam senlikmiş o zaman.

Rojin: Aynen öyle.

Konuşmayı daha fazla uzatmadan telefonu kapatıp çantama attım. Eve varmak üzereydim. Otobüsten inip neşeli adımlarla eve doğru yürümeye başladım. Önce kedilerin yanına bir uğradım. Hepsi uyuyorlardı kulübenin içinde. Yarın onların mamasını verme sırası bendeydi. Bunu kendime hatırlatıp binanın içine girdim.

Basamakları neşeyle çıkarken bir yandan da bir şarkı mırıldanıyordum. Evimizin bulunduğu kata gelmiştim ki birine çarptım. Az daha merdiven basamağından kayıp, düşecekken, beni kolumdan yakalayıp refleksle kendine doğru çekti.

Bir anda kendimi ona yapışmış halde bulduğum için neye uğradığımı şaşırmıştım. Alnım göğsüne çarpmıştı. Bu biraz canımı yakmıştı doğrusu. Okyanus kokusunu andıran kokusu ciğerlerime dolarken, başımı kaldırıp kim olduğuna baktım. Bu kişinin Bulut olması olmayan dengemi de kaybetmemi sağlamıştı.

Ondan uzaklaşmak adına bir adım attığımda ayağım boşlukta kaldı ve az daha düşecektim yine. Kızım yeter ama! Nesin sen? Yaz dizisinin esas kızı falan mı? Ne bu sakarlık? Kendimi bir güzel azarladıktan sonra odağımı toplamaya çalıştım.

Eli kolumdaki yerini korurken beni bir kez daha kendine doğru çekti. Bu defa az öncekine kıyasla daha sakin bir tepki vererek bir adım geri attı. Böylece aramızda belli bir mesafe oluşmuştu.

Eli nazikçe kolumu bıraktığında ''Daha dikkatli olman gerektiğini söylemiştim. Ya yakalayamasaydım?'' dedi sitem edercesine. Ama sesinde sinir yoktu. Sadece endişe vardı.

Onun önünde yine sakarlığımıın zirvesini yaşamıştım. Utançtan kızardığımdan emindim. Beni kendine çektiğinde... Şşş, sakin ol kızım! Şu an bunları düşünürsem önünde tek kelime bile edemezdim. Kızaran yüzümü gizlemek adına başımı hafifçe öne doğru eğdim.

''Şey... Birden sana çarpında dengem bozuldu. Ondan...'' Bakışlarını üzerimde hissediyordum. Bu durum elimi ayağıma dolaştırıyordu. Dengemi bozan sensin elmas gözlü çocuk. Bu yüzden yorum yapmaya hakkın yok bence.

Bakışlarımı ona ucundan değdirdiğimde yüzünde minik bir gülümseme olduğunu farkettim. Ne kadar da güzel gülümsüyordu öyle kurban olduğum. Bakışlarımı hızla kaçırdığımda ''Anladım. Yine de dikkatli ol lütfen. Bir yerine bir şey olacak diye ödüm kopuyor.'' dedi bir anda.

Söylediği sözler beni bozguna uğratmıştı. Ne dediğinin, arsız kalbime ne yaptığının farkında mıydı acaba? Şaşkınlıkla irileşen gözlerimi ona çevirdiğimde bu defa o, ensesini kaşıyıp başını hafifçe eğdi. ''Şey... Yani-'' Açıklama yapmaya başlamıştı ki merdivenlerden adım sesleri duyduk.

İkimiz de aynı anda gelen kişiye bakışlarımızı çevirdik. İlkay'ı görünce kocaman gülümsedim. O da benzer bir tepki verip hızla yanıma doğru geldi. Bana sarıldı. Sarılışına karşılık verdim ben de. ''Nasılsın İlkay?'' dediğimde benden ayrılıp ''Seni gördüm daha iyi oldum be ablam.'' dedi tatlı bir sesle. Bu çocuğun ağzı gerçekten de çok iyi laf yapıyordu. İleride çok can yakar bu. Benden söylemesi.

''Sen nasılısın?'' diye sorduğunda ''Ben de seni gördüm daha iyi oldum İlkaycığım.'' dedim gülerek. Dudaklarını büzdü. Bu dediğim onu pek memnun etmemiş gibiydi. ''Laf hırsızlığı yaptın. Olmadı.'' Şimdi sebebi belli olmuştu. Bir kahkaha atarak saçlarını karıştırdım.

''Bak abla, ben normalde kimsenin saçlarımı karıştırmasına izin vermem. Bu sana özel. Haberin olsun.'' Şuna da bakın şuna! Saçlarını bir kez daha karıştırdım. ''Onur duydum o zaman küçük bey.'' dedim sırıtarak. Bu çocuk insanı tam anlamıyla tatlılık krizine sokuyordu. İlkay'ın bakışları benden ayrılıp Bulut'a yöneldi.

İyice yanıma yanaşıp eliyle yaklaşmamı söyledi. Biraz eğildiğimde kulağıma fısıldadı. ''Sevgilin mi abla?'' diye sorduğunda gözlerim irileşti. İlkay senin yapacağın işi seveyim be ablacığım! Nereden çıkardın şimdi sen bunu? Bulut'un bunu duyup duymadığını teyit etmek için ona kaçamak bir bakış attım. Sırıtıyordu. Ona baktığımı farkettiğinde başını diğer tarafa doğru çevirdi. Ama yüzündeki sırıtış hâlâ yerini koruyordu.

Bu çok fena utanmamı sağlarken İlkay'ı biraz köşeye çekip ''Hayır İlkay, yok öyle bir şey. Bunu da nereden çıkardın?'' diye sordum azarlarcasına. İlkay, bir bana bir Bulut'a baktı. Yüzünde yaramaz bir gülümseme oluştu. ''Ne bileyim? Öyle gibi geldiniz. Baksana, yakışıyorsunuz bence.'' dediğinde şaşkınlığıma şaşkınlık katıldı. Bulut, tüm bunları duymadıysa ben de bir şey bilmiyordum.

''Öyle bir şey değil. Yanlış anladın. Git tanış, doğrusunu öğren.'' dedim net bir sesle. Utancımı dizginlemek için biraz zamana ihtiyacım olduğundan bu yönteme başvurmuştum. İlkay, Bulut'a yaklaşarak elini uzattı. ''Ben İlkay. On yedi numaralı dairede yaşıyorum.'' Bulut, az önceden kalma sırıtışını silmeden İlkay'ın elini sıktı.

''Ben de Bulut. On bir numaralı dairede yaşıyorum. Memnun oldum İlkay bey.'' İlkay, bu hitap şeklinden çok memnun kalmış gibi görünüyordu. Omuzlarını dikleştirerek ''Ben de çok memnun oldum Bulut bey. Bugün akşam işiniz yoksa bir maç yapar mıyız?'' diye sordu hevesle. Erkeklerin yakınlaşma hızı beni her seferinde şaşırtacaktı. Bunlar iki saate 'Kanka' diye kol kola gezmelerse ben de bir şey bilmiyordum.

Bulut, ''Seve seve.'' diye cevap verdiğinde İlkay, çok mutlu oldu. Bu her hareketinden belli oluyordu. İlkay, parlayan gözlerini bana çevirdi. ''Senin de bir maç sözün vardı Rojinciğim. Hatırlatayım.'' Vay be! 'Abla' kelimesi buhar olup uçmuştu demek. Ayrıca sözümü hatırlatarak itiraz etmeye hakkım olmadığını söylemeye çalışıyordu.

Benim de itiraz edecek halim yoktu zaten. Elmas gözlümle maç yapacaktık. Nasıl 'Hayır.' diyebilirdim ki? Bu benim hayalini kurduğum şeylerden biriydi. ''Evet, sözüm vardı. Ama tutacağım ne malum?'' diyerek onunla biraz uğraşmak istedim. Tepkisini merak ediyordum.

İlkay, öz güvenli tavrında ödün vermeden ''Sen verdiğin tüm sözleri tutarsın ama.'' dedi. Gülmemek için yanağımın içini ısırdım. Haklıydı. ''Tamam o zaman. Akşama görüşürüz.'' dediğimde zafer kazanmış gibi bir ifade takındı.

Sonra aklına bir şey gelmiş gibi ''Ya abla! Benim şu an acil bir işim var da sana zahmet olmazsa Rabia teyzen'in yeğenine, yani Yiğit abiye de maçı haber eder misin? Bugün Ahmet gelemeyecek. Ondan bir kişi eksik oluyoruz. Bir şekilde onu ikna etmen gerekiyor yani. Olur mu?'' diye sordu. Bu yaştaki bir çocuğun ne tarz acil bir işi olabilirdi merak etsem de sormadım. Yiğit de geleceğine göre kadro epey geniş olacaktı o zaman. Rekabet dolu bir maç... İlgi çekici gibi görünüyordu.

''Tamamdır hayatım. Ben Yiğit'i çağırırım.'' dediğimde bana minnettar bir şekilde baktı. ''Çok sağ ol abla. Akşama görüşürüz.'' deyip bana ve Bulut'a el sallayarak merdivenleri indi.

Şimdi Bulut'la yeniden baş başa kalmıştık. Bu, tekrar gerilmemi sağladığında çaktırmamaya çalışarak ona baktım. ''Şey... Görüşürüz o zaman.'' dediğimde bakışlarıma karşılık verdi. Tatlı bir şekilde gülümseyerek ''Akşama görüşürüz. Umarım aynı takımda oluruz. Çünkü karşı takımlarda olursak hiç acımam. Kazanmak için elimden ne geliyorsa yaparım.'' Bir saniye. Bu bir uyarı mıydı? Şu an tam anlamıyla bana meydan okuyordu, değil mi? Bu durum tüm utancımın ve gerginliğimin yerle bir olmasını sağladı.

Bulut'un yeni bir yönünü keşfetmenin heyecanını bir yana bırakarak olabilecek en kibirli tavrımı takındım. ''Ben de aynı şekilde... Maçı kolayca sana vereceğimi düşünme sakın.'' dedim meydan okumasını kabul ederek. Rekabet ortamı oluştursak da akşam aynı takımda olursak bu sözlerin hiçbirinin anlamı kalmayacaktı. Bunun farkında olsam da bunu sürdürmek istedim.

''O zaman bakalım kim kazanacak Rojin hanım.'' dedi yüzüne kibirli bir sırıtış yerleştirerek. Bu sırıtşı bile öyle güzeldi ki... Hayır kızım! Erimek yok! Ben de ona benzer bir ifade takınıp ''Bakalım bakalım Bulut bey.'' dediğimde kıkırdadı. Dudaklarımı birbirlerine bastırarak gülüşünü izledim bir süre. Öyle güzeldi ki...

''Kendine iyi bak o zaman. Akşama ciddi bir maç var.'' dediğinde onu onayladım. Hâlâ gülüşünde takılı kalsam da ''Sen de kendine iyi bak.'' deyip arkaya doğru birkaç adım attım. O ise merdivenlerden inmeye başladı. Ama gözleri hâlâ üzerimdeydi.

Bir anda ayağı kayacak gibi olduğunda telaşla ona doğru uzanmaya çalıştım. Ama tabii aramızda iki metre kadar bir mesafe olduğundan onu tutmam mümkün değildi. Neyse ki dengesini sağlayıp kıkırdamaya başladı. O kıkırdama sesine kalbimi bıraktım. ''Galiba sakarlığın bulaşıcı.'' dediğinde ağzımı şok olmuşçasına açtım. Ayıp oluyor ama böyle Bulut bey!

''Aşk olsun ya! Böyle mi oldu şimdi?'' dedim isyan edercesine. Dudağının kenarı hafifçe kıvrılırken ''Olsun.'' dedi kısık bir sesle. Neye 'Olsun.' demişti ki şimdi? Anlamadığım için sessiz kalırken o son kez ''Görüşürüz.'' deyip merdivenleri indi. Apartmanın kapısının kapanma sesi geldiğinde ben de eve girdim.

Önce elimi yüzümü yıkayıp ardından Rabia teyzemlere çıkacaktım. Annemler evde değillerdi. Güzel haberi geceye kadar saklamam gerekecekti. Üzerimdeki resmi kıyafetlerden kurtulup daha rahat bir şeyler giydim. Yırtık, akua renginde bir pantolon, üzerine ise beyaz salaş bir tişört hiç fena bir seçenek değildi.

Aynaya bakarak az önce yaşananları düşündüm. Aramızda ilk defa bir temas olmuştu. Kolumu tutmuştu. Konuşmuştuk. Akşama birlikte maç yapacaktık. Her şey o kadar güzel gidiyordu ki... Bu mutluluğumun bozulmasndan korkar hale gemiştim. Düşüncelerimden sıyrılıp derin bir nefes aldım.

Evden çıkıp merdivenleri tırmandım. Rabia teyzenin evinin önüne geldiğimde kapıyı her zamanki gibi bir ritimle tıklatmaya başladım. Böyle yapınca Rabia'm benim geldiğimi hemen anlıyordu.

Çok beklemeden kapı açıldı. Rabia teyzeyi görünce ona anında sıkı sıkı sarıldım. ''Nasılsın Rabia'm?'' diye sorduğumda ''İyiyim yavrum benim. Hoş geldin. Geç bakalım içeri. Sen nasılsın?'' diye cevap verdi tatlı sesiyle.

''Ben de iyiyim Rabia'm. Hatta çok iyiyim.'' deyip ayakkabılarımı çıkardım. Onları hafifçe yana ittirerek içeri girdim. Rabia teyze kapıyı kapatırken bir yandan da ''Hep iyi ol güzelim. Ama güzel haberler mi var yoksa sadece mutlu bir gün mü?'' diye sordu tek kaşını merakla kadırarak.

Aslında mutlu bir gün olmasını sağlayan çok şey vardı. İşe girmiştim. Bu beni mutlu eden bir olaydı. Sonra Bulut'umla hiçbir rezillik yaşamadan güzelce konuşabilmiştim. Merdivenden düşme ihtimalimi görmezden gelecektim tabii. Rabia teyzeme de sadece işi söyleyecektim. ''İşe girdim ben. Bu yüzden çok mutluyum.'' dediğimde Rabia teyze bana bakarak ''Hayırlı olsun güzelim. Umarım güzel bir yerdir?'' dedi sorarcasına.

''Evet Rabia'm. Çok iyi bir yer. Kasiyer olarak çalışacağım. Seni de beklerim bir gün.'' dediğimde kıkırdayarak mutfağa yöneldi. ''Gelirim inşallah bir gün. Sen salona geç. Ben böreği getireyim.'' Börek mi!? Of of! Kesin yine çok mükemmel olmuştu. Ben de yine hayvan gibi yeyip şişecektim.

Rabia teyzenin söznünü ikiletmeden salona doğru ilerlemeye başladım. O sırada hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaştım. Yiğit, duştan yeni çıktığını belli eden ıslak saçlarıyla ve üstsüz haliyle beni karşılamıştı. Beni gördüğüne o da şaşırmıştı. Bu mimiklerinden rahatça belli oluyordu.

Bir anda telaşa kapılarak bakışlarımı kaçırdım. Onu daha önce denizde üstsüz görmüştüm. Ama şimdi, böyle bir durumda ne tepki vereceğimi bilememiştim. Normal bir durummuş gibi davranmam mantıklı olabilirdi. Ama bu epey zordu. Sonuçta tam önümde... Neyse...

''Hoş geldin.'' Yiğit'in donuk sesiyle bakışlarımı tekrar ona çevirdim. Utancımı bir yana bırakarak ''Hoş buldum.'' demeyi başardım. Bence gayet büyük bir başarıydı. Gözlerimi kaçırsam da kısacık anda istemsizce gördüğüm şeyler vardı elbette. Mesela kaslarının epey belirgin olduklarını faketmiştim. Vücudunun kimi yerlerinde hâlâ su damlaları süzülüyordu bir de. Altına giydiği pantolon benim pantolonumun rengiyle aynıydı. Bu kadar! Daha fazla incelemedim.

Deli kız! Ne saçmalıyorsun sen? Boğazımı temizledim. ''O zaman ben şey yapayım... Salona geçeyim.'' dediğimde sakin bir şekilde başını olumlu anlamda salladı. Hızlı adımlarla salona girdim. Hava bir anda daha mı sıcak olmuştu ne? Çok utanmıştım. Sık sık utanacağım durumlara düşsem de bir türlü alışamamıştım.

Rabia teyze elinde bir tepsi dolusu börekle girdiğinde ona hayretle baktım. ''Rabia'm beni file çevirmeye çalışıyorsan hemen itiraf et lütfen. Tüm bu börekleri tek başıma yememi beklemiyorsun, değil mi?'' diye sorduğumda kıkırdadı.

''Bir deri bir kemik kalmışsın zaten. Ye işte. Ne olacak?'' Bir deri bir kemik dediği halim elli beş kiloydu. Boyum da çok uzun olmadığından bence gayet de ortalama bir kilom vardı. Fazlası zarar olurdu.

Rabia teyzem yüzüme dikkatlice bakınca 'Ne oldu?' dercesine ona baktım. Yüzümde bir şey mi vardı acaba? ''Yüzün neden bu kadar kırmızı olmuş kız?'' Bu soruyu sorduğu an Yiğit içeri girdi. Ve hayırlı olsun! Bir rezillik daha. Yiğit'in dudağının kenarı kıvrıldı. Bu kısa sürse de farketmiştim. Ardından bozuntuya vermeden çaprazımda kalan koltuğa yerleşti.

Rabia teyzeye bakıp ''Çok sıcak ya? Ondandır.'' dedim. Rabia teyzem anlayışla başını sallayıp ''Yiğit, oğlum şu klimanın ayarını düşürsene. Bak kız sıcaklamış.'' dediğinde Yiğit, yanağını ısırıp sırıtışını gizlemeye çalıştı. Ama ben çoktan görmüştüm! Yalnız çok ayıp oluyor Yiğit bey. Yakışıyor mu hiç size benim gibi bir garibanla dalga geçmek?

Yiğit, Rabia teyzenin sözünü ikiletmeden klimanın ayarını düşürdü. Böreklerden biraz yedikten sonra utancımı biraz olsun yok etmeyi başarmıştım. Yiğit'e bakıp ''İlkay, seni akşamki maça davet ediyor. Bir kişi eksikmiş.'' dedim aniden konuya dalarak.

Yiğit, lokmasını yutup biraz düşündü. ''Tamamdır. Gelirim.'' dedi. Ardından ''Sen de gelecek misin?'' diye sordu. Başımı aşağı yukarı sallayarak onu onayladım. ''İlkay'a sözüm vardı zaten. Bulut da gelecek.'' dediğimde Rabia teyzem ''Şu efendi çocuk mu?'' diye sordu.

''Evet Rabia teyzeciğim. O.'' Rabia teyze memnun bir şekilde gülümsedi. Belli ki yeni kiracısını çok seviyordu. Yani elmas gözlümü sevmeyecek biri var mı? Sanmam.''O zaman size iyi eğlenceler şimdiden.'' dediğinde ''Teşekkür ederim Rabia'm. Ellerine de sağlık. Yine fazlasıyla doydum.'' diye karşılık verdim.

Tabağı önüme ittirerek ''Biraz daha ye. Yemedin bir şey.'' dedi. Gözlerimi irileştirdim. ''Bir tane daha yersem ölürüm.'' Elini hafifçe ağzıma vurarak ''Sus kız! 'Ölüm' deme şu gencecik yaşında.'' Rabia teyzem 'Ölüm' kelimesinden hiç hoşlanmazdı.

Bana anlattığı kadarıyla henüz çok gençken çok sevdiği bir genç varmış. Onunla evlilik hayalleri bile kurmuş. Ama o, genç yaşında kansere yakalanmış. Aylarca tedavi görmüş, çok acı çekmiş. Rabia teyzem hep yanında olmuş. Ama başaramamış ve vefat etmiş. O gençten sonra Rabia teyzem bir daha kimseye aşık olmamış, evlenmemiş. Bu zaman kadar kendini yalnızlığına mahkum etmiş. Ama bana bunları anlattığında 'Bir daha olsa on bir daha severdim.' demişti.

Aşk budur belki. Sonunun seni ateş çukuruna iteceğini bilsen bile seve seve onu kabul etmendi. 'Bir tercih hakkım daha olsa yine onu seçerdim.' diyebilmendi. Önceden bu tarz cümleler bana sadece abartı gibi gelirdi. Bir kez olsun gerçek anlamda birini sevebileceğimi düşünmezdim. Ama hayatın bizi neyle yüzleştireceği belli olmuyordu hiç. Ben de çoktan bir kara sevdaya tutulmuştum. Sonunun nasıl olacağını kesiremiyordum. Yine de her şeye rağmen yaşayıp görmeye vardım.

Düşüncelerimden sıyrılıp ''Ben müsaadenizi isteyeyim artık.'' diyerek ayaklandım. Rabia teyze, ''Biraz daha otur.'' deyip ısrar edince onu kıramadım. Tabii bu döngü epey sürünce akşama kadar beni bir yere göndermeyeceğini anlamıştım.

Birkaç saat sonra Rabia teyze yemek pişireceğini söyleyerek mutfağa gitti. Ben de ona yardım etmek istemiştim. Ama kesin bir dille reddettiği için el mahkum koltuğa yapışıp kaldım. Yiğit'le birbirimize bakarak sıkıldığımızı bakışlarımızla belli ettik. E on saat öylece oturan herkes sıkılırdı tabii.

''Sen tüm gün böyle kös kös mü oturuyorsun?'' diye sordum. Yiğit bıkkın bir nefes verip ''Maalesef.'' diye cevap verdi. ''Sıkılmıyor musun?'' Sorumla birlikte bana 'Sence?' bakışı attı. Kıkırdayarak ''O zaman şöyle yapalım. Ben bir işe girdim bugün. Yarın ilk günüm. Eğer başka bir çalışan daha arıyorlarsa sana haber vereyim. Olur mu? İster misin?'' diye sordum.

''Çok iyi olur aslında. Hem para kazanırım hem de sıkılmam.'' dediğinde dudaklarımı birbirlerine bastırdım. ''O zaman yarın haber veririm ben sana.'' Beni başıyla onayladı. ''Ama şimdi yapacak bir şeyimiz olmadığına göre Tom ve Jerry izleyelim mi?'' Sorumla birlikte gözleri ışıldadı. ''Sever misin?'' diye sordu meraklı bakışları eşliğinde.

''Bayılırım.'' dediğimde şu ana kadar gördüğüm en belirgin gülümsemesini yerleştirdi yüzüne. Ardından kumandayı alarak televizyonu açtı. ''Ben de çok severim. Ama herkes büyüdüğüm için böyle şeyleri izlememi tuhaf karşılıyor.'' Onu anlıyordum. Ben de benzer şeylerden muzdariptim.

Ama neyse ki biz, diğerleri gibi düşünmüyorduk. Bence bir insanın bir şeyi sevmesi yaşıyla bağlantılı değildi. Zevkler ve renkler tartışılamazdı sonuçta. İsteyen istediği yaşta istediği şeyi sevebilirdi. Kimsenin bunu yargılamaya ya da buna karışmaya hakkı yoktu.

Yiğit, Tom ve Jerry'yi açtığında hemen rahat bir pozisyon alıp televizyona dikkatimi verdim. Kimi yerde kahkahalar atarak, kimi yerde dalga geçerek saatlerce keyif yaptık. Bu eğlencemiz Rabia teyze bizi yemeğe çağırana kadar sürdü.

Yiğit'i ilk defa bu kadar enerjik bir halde görüyordum. Bu beni mutlu etmişti. Tam bir çocuk ruhlu soğuk adamdı. Onunla çokça zaman geçirecek gibiydim. Kim bilir? Belki çok yakın arkadaşlar olurduk bir gün.

***

Bölüm sonuna geldiiiiik

Nasıldıııı?? Beğendiniz mi bakayımm can tanelerim??

Veee günün sorusu: Yiğit mi, Bulut mu?

Kendinize çooook iyi bakınnnn 🧡 💛

Bölüm sonu

3 yorum