Selaaaammm
Yeni bölümle karşınızdayımm
Keyifli okumalarrr❤️
***
Akşama kadar kendi kendimle dertli dertli oturdum. Film izlemeye çalıştım ama izlediğimden bir şey anlamadım. Çünkü aklım tamamen onda kalmıştı. Çöpü atıp dönene kadar kapıda beklemiştim onu. Her adım sesi duyduğumda o mu geldi acaba diyerek kapının deliğinden bakmıştım.
Geldiğinde son derece sakin bir şekilde kapıyı açıp içeri girmişti. Ondan sonraysa evinden hiç ses gelmemişti. Büyük ihtimalle tek başına yaşıyordu. Yoksa bu kadar sessizlik olmazdı.
Televizyondaki bir dizi kendi kendine oynarken ben boş gözlerle onu izliyordum. Ta ki telefonum çalana kadar... Arayan Adel'di. Aramasını cevaplayıp telefonu kulağıma götürdüm. ''Alo?'' dedim en cansız sesimle. Birkaç saniye geçmişti ki Adel, ''Alo? Hazır mısın Rojin?'' diye sordu.
Ah! Doğru ya! Nasıl unuturum? Bugün gençlerle buluşacaktık. Ama benim hiç moralim yoktu ki. Sıkıntılı bir nefes verdim. ''Ben gelmesem olur mu?'' diye sordum kısık bir sesle. Adel'den bir süre ses gelmeyince şaşırdığını anladım.
''Kızım 'Gelmesem olur mu?' ne demek? Sen ısrar etmedin mi gitmek için? Şimdi hayırdır?'' Adel, doğru diyordu ama başıma gelenleri bilmiyordu ki. Yine de şu an ısrarla 'yok' desem hoş olmazdı. ''Neyse... Hazır değilim daha. Hazırlanıp haber veririm.'' dedim. Bir şey diyecek gibi oldu ama konuyu değiştirmekle yetindi.
''Yarım saate geliyoruz biz Gül'le. Çabuk hazırlan.'' dediğinde ''Tamam.'' deyip telefonu kapattım. Sıfır moralle arkadaşlarımla nasıl takılacaktım şimdi? Onları da depresyona sokardım kesin. Ama neyse... En azından sahil havası iyi gelirdi.
Odama geçip dolabıma şöyle bir göz attım. Mavi, kot şortumu giydim. Mavi mi dedim? Ah be mavi gözlü çocuk! Kızım sus artık ya! Ne abarttın? Başımı iki yana sallayarak düşüncelerimden kurtuldum. Askılı beyaz cropumu da üstüme geçirdikten sonra saçlarımı dağınık, ev topuzu yaptım. Yüzümde zaten sabahtan sürdüğüm makyaj duruyordu. Tazeleme ihtiyacı da duymadım.
Topuksuz sandaletimi ayaklarıma geçirdim. Bizim kızlar gelene kadar kedilerle dertleşecektim. Merdiveni yavaş yavaş inmeye başladım. Maalesef basamakları atlaya atlaya inecek enerjim yoktu bu sefer.
Bahçeye çıkıp arka tarafa doğru ilerlemeye başladım. Kedilerin miyavlama sesleri duyulmaya başladığında içimi tatlı bir his kapladı. Hayvanların, ruhları iyileştirme yetenekleri vardı gerçekten de. Onların olduğu yerde huzur olurdu, mutluluk olurdu.
Onlara doğru yaklaştığımda miyavlamaları arttı ve aynı anda bacaklarıma dolanmaya başladılar. Yavaşça eğilip onları sevmeye başladım. İkisini kucağıma alıp bağdaş kurarak yere oturdum.
Anneleri de yanıma geldiğinde onu da kucağıma aldım. Nazikçe tüylerini okşarken ''Nasılsınız bakalım bebeklerim?'' diye sordum. Onlar, soruma karşılık olarak sadece miyavladılar. Tabii ki miyavlayacaklardı. Dile gelip konuşacak halleri yoktu ya!
''Ben pek iyi değilim.'' dedim dudaklarımı bükerek. ''Elmas gözlüm beni terketti.'' Anne kedi bana bakarak miyavladı. Ne diyordu şimdi? 'Daha birlikte olmadığın biri seni nasıl terkedebilir?' diye mi soruyordu?
''Neyse işte... Öyle yani...'' dediğimde yavru kedilerden biri elimi yaladı. Bu beni gıdıklarken gülmeye başladım. ''Dertlerimle bu kadar ilgilenmeniz beni çok duygulandırdı çocuklar.'' dedim alayla. Arkamda bir tıkırtı sesi duyunca başımı oraya çevirdim. Gelen Yiğit'ti.
Beni gördüğünde ''İyi akşamlar.'' dedi durgun bir sesle. Bugün büyük bir yanlış anlaşılmaya sebep olsa da onun bir suçu yoktu. Bu yüzden nazikçe gülümeyip ''İyi akşamlar Yiğit.'' diye karşılık verdim. Bana doğru yaklaştı. Ona baktığımı farkettiğinde açıklama yapma nezaketinde bulundu. ''Az önce kedilerin yanına gelmiştim. Suları bitmişti.'' deyip elindeki şişeyi görebileceğim bir şekilde kaldırdı.
Onu başımla onayladığımda kedilerin kulübesinin yanına gelip su kabını doldurdu. İki tane yavru ona doğru pıtı pıtı yaklaştılar. Yiğit gülümseyerek onları kucağına aldı. Onları nazikçe sevmeye başladı. Yiğit'in bu kadar sevgi dolu biri olduğunu tahmin edememiştim açıkçası. Bu yüzden bu manzara beni birazcık şaşırtsa da aynı zamanda içimi sıcacık yapmıştı.
Kucağımdaki kedileri severken telefonuma bir bildirim geldi. 'Pikatchu' sesi Yiğit'in ve kedilerin ürkmesini sağlamıştı. Bu halleri kıkırdamama sebep olurken telefonu açtım. Adel mesaj atmıştı.
Adel: Biz kapıdayız.
Rojin: Arka bahçedeyim ben de. Geliyorum şimdi.
Mesajı gönderip kedileri kucağımdan indirdim. Ayaklandığımda Yiğit de benimle birlikte ayaklandı. ''Arkadaşlarım gelmiş. Kaçıyorum ben.'' dediğimde başını sakince olumlu anlamda salladı. ''Ben de eve geçiyorum.'' dedi. Nereye gideceğimi veya arkadaşlarımın kim olduğunu sormadı. Gerçi onun bu tarz şeyleri merak eden biri olmadığı belliydi.
Birlikte ön bahçeye doğru yürümeye başladık. Bir şey de konuşmadık hiç. Yiğit, çok sessiz biriydi. Ama tuhaf bir şekilde onun yanındayken sessiz kalmak rahatsız etmiyordu. Yani illa ki konuşmamız gerekiyormuş gibi hissettirmiyordu. Onun yanında rahatça sessiz de kalınabiliyordu. Ki bence bir insanda olabilecek en güzel özelliklerden biri de buydu.
Bahçe kapısının önüne geldiğimizde ''Güle güle.'' demiştim ki Defne arabadan indi. ''Neredesin kızım ya? Bir saattir seni bekliyoruz.'' dedi kaşları çatık bir haldeyken. Arabadan inmeseydi şu an gitmiş olabilirdik ama neyse...
''Geldim işte.'' dediğimde bakışları benden uzaklaşıp Yiğit'e kaydı. Yiğit, kendini tanıtma gibi bir zahmete girmediğinden onu tanıtma görevini ben üstlendim. ''Rabia teyzenin yeğeni: Yiğit.'' dediğimde Defne gülümseyerek elini Yiğit'e uzattı.
Yiğit biraz duraksadıktan sonra o da elini uzattı. Kısa süren bir tokalaşmadan sonra Defne nazikçe gülümseyip ''Defne ben de. Rojin'in arkadaşıyım.'' Yiğit başını sallamakla yetindi. ''İyi akşamlar.'' dediğinde Defne, aniden 'Dur' işareti yaptı eliyle. ''İşin yoksa sen de bizimle sahile gelsene Yiğit.'' diyerek bir teklifte bulundu.
Yiğit, elini ensesine götürerek mahcubiyetini gösterdi. ''Yok ya... Size iyi eğlenceler.'' diyerek nazikçe reddetti. Ama Defne'nin vazgeçmeye niyeti yoktu. ''Müsaitsen gel lütfen. Çok eğleniriz bak.'' Yiğit, zor durma düşmüş gibi görünüyordu. Ona bakarak ''Yani seni zorlamak istemeyiz ama gönlün varsa bizimle gelmeni çok isteriz.'' diyerek ona bunu yapmak zorunda olmadığını ama yine de gelmesinden rahatsız olmayacağım mesajını verdim.
Bana bir köpek yavrusu bakışı attıktan sonra ''Gelirim.'' dedi durgun bir sesle. Bir anda gözüme çok tatlı görünmüştü nedense. ''Gidelim o zaman.'' dedim olabildiği kadar neşeli çıkardığım sesimle.
Defne bundan son derece memnun kalmıştı. Koluma girip arabaya doğru ilerlemeye başladı. Arabaya geçtiğimizde arka koltukta ben ortada oturuken Defne ve Yiğit iki yanıma oturdular. Yiğit, Gül ve Adel'le tanıştı kısaca.
Ardından yola çıktık. Evimiz sahile yakın olduğundan beş dakika sonra varmıştık. Arabadan indiğimizde Gül, bagaja yöneldi. İçinden bir piknik sepeti çıkardı. Demek ki bol bol abur cubur ve güzel yiyecekler yiyecektik.
''Hadi inelim sahile!'' dedi Gül neşeyle. Ortama ayak uydurarak ''Gidelim!'' diye bağırdım. Ayaklarım kuma bastığında içimi bir huzur kapladı. Bu hissi o kadar çok seviyordum ki... Kum, deniz, dalgalar, batan güneş... Tam anlamıyla her derde devaydı.
Tanerler çoktan gelmişlerdi. Denize yakın bir yerde oturuyorlardı. Onlara doğru yaklaştığımızda bize döndüler. Ayaklanarak bizi karşıladılar. Taner, kollarını açıp ona sarılmamı bekledi. Hızlı adımlarla ilerleyip ona sıkı sıkı sarıldım. Can dostumdu o benim.
''Ne haber kız?'' dedi burnumu sıkarken. Elini ittirip burnumu kaşıdım. Bu hareket beni hep gıdıklardı. ''İyilik. Senden ne haber?'' diye sordum. ''Seni gördüm daha iyi oldum.'' dedi. Ona utangaç bir gülümseme sunduktan sonra ondan biraz uzaklaşıp Ali ve Soner'le de selamlaştım.
Hepimiz kumlara oturduğumuzda Tanerleri Yiğit'le tanıştırdık. Yiğit yine donuk tavrından ödün vermemişti. Biraz sohbet ettikten sonra yiyecekleri ve içecekleri çıkardık. Kızlar, tam anlamıyla döktürmüşlerdi. Bir sürü poğaça, kek, börek yapmışlardı. Ayrıca kısır ve mercimekli köfte de hazırlamışlardı.
Tanerler ise bir sürü içecek ve abur cubur almışlardı. Benim moral bugün sıfır olduğu için hiçbir şey hazırlayamamıştım. O bir yana buluşacağımızı bile unutmuştum. Hepsi elmas gözlü çocuk yüzündendi. Aklıma gelmesiyle bir anda yüzüm düştü.
Taner elini omzuma koyarak ''İyi misin Rojin? Sanki moralin pek yerinde değil gibi.'' dedi merakla. Kardeşim, sen de hemen anlama ama! Biraz izin ver depresyona gireyim. Gülümseyerek başımı iki yana salladım.
''İyiyim. Merak etme. Biraz halsizim sadece.'' Aynen Rojin, at yalanı. Taner üstelemediğinde gözlerimi batan güneşe çevirdim. Öyle hoş bir renk oluşmuştu ki gökyüzünde... Kalbimin ritmini dinleyerek sessizliğe sığınmayı düşünmüştüm ki Soner dikkatimizi çekmek için hafifçe öksürdü.
Hepimiz ona baktığımızda elini yanındaki gitar çantasına attı. ''İstek şarkısı olan var mı? Biraz da şarkı söyleyeyim.'' dediğinde Defne ellerini birbirlerine çarptı. ''Ay çok güzel olur.'' diye şakıdı. Soner ''O zaman söyle bir şarkı, onu söyleyelim.'' dedi.
Defne dudaklarını büzerek düşünüyormuş gibi yaptı. ''Hmm... Heh aklıma geldi!'' dedi heyecanla. ''Sonsuza Dek, Doğan Canku'nun şarkısı.''
Soner onu onayladığında gitarı sabitleyerek çalmaya başladı. Güzel sesi, şarkıya başlamasıyla duyulurken dizlerimi kendime çekerek başımı onlara yasladım. Kendimi hoş müziğe vererek sözlere odaklandım.
Sokaklar geçiyorum sızım, hüznüm, gölgem benim
Caddeler aşıyorum göz yaşlarım en sessizliğim
Asılsız çarelerle yürüyorum işte böyle
Zamanı geriye çeviririm diye
Acılar yaşıyorum kavuşmak bedeliyle
Bekliyor biliyorum az ötemde sessizce
Adımlarım yaklaştı görüyorum orada işte
Kayboluverdi yine sokaklar arasında
Elbet bir gün yollar çaresizce tükenip son bulacak
Zaman işte yeniden başlamış olacak
İnanırım kalbim onunla sonsuza dek yaşayacak
Kaybolup gidecek maziyle birlikte
Şarkının çok hoş bir tınısı vardı. Müzikte ayrı, sözlerinde ayrı kayboldum. Soner şarkı söylemeye devam ederken Taner yerinden kalkıp elini bana uzattı. ''Bu dansı bana lütfeder misiniz hanımefendi?'' dediğinde başta şaşırsam da bozuntuya vermeden ''Seve seve beyefendi.'' dedim elimi eline uzatarak.
Bir eliyle elimi tutarken diğeriyle nazikçe belimi kavradı. Ritme göre hareket etmeye devam ederken Ali de Defne'yi dansa kaldırdı. Kıkırtılar eşliğinde dans ettik. Şarkı bitince yerlerimize oturduk.
Soner, içeceğinden bir yudum alıp ''Bu defa hep birlikte bir şarkı söyleyelim.'' dedi. Hepimiz onu onayladık. ''Bu defa hangi şarkı olsun?'' diye sordu. Aklımda bir şarkı belirdiğinde elimi söz almak istermiş gibi kaldırdım.
''Benimle Kayboldun, Kaan Boşnak'tan.'' dediğimde Soner başını 'Tamam.' anlamında salladı. Boğazını temizleyip gitar tellerine dokunmaya başladı. Şarkıya başladığında heyecanla şarkıya eşlik ettim. Bu şarkının bendeki yeri çok ayrıydı. Sanki beni ve elmas gözlümü anlatıyordu.
Hem gündüzüm hem gecem
Her saniyem her bir hecem
Her cevabım sensin
Hem de her bilmecem
Umarım seninle ilgili sorularıma bir gün cevap bulabilirdim elmas gözlü çocuk. Umarım benim için sadece bilmece olarak kalmazsın.
Durup baktın göz ucuyla
Başka biri vardı yanında
Sakin kalamazdım
Benim olacağını bilmesem
Gerçekten de benim olabilecek misin? Gözlerinin ta en içine bakarken 'Benimsin' diyebilecek miyim hiç?
Bilmem kaç yüz kişi içinden
Gördüm deli gözlerini birden
Belki tanımazdım seni
O konsere gelmesen
O gözlerini gördükten sonra başka bir şey düşünemez oldum. Her gecem seni düşünerek geçti. O gökyüzünü aratmayan gözlerin, beni içlerine hapsettiler. Bir daha da salmadılar. Ki ben yerimden memnundum. Ömrümün sonuna kadar orada kalabilirdim.
O gün, o konsere gitmeseydik seni göremezdim belki. Belki de hayatımız boyunca hiç karşılaşamazdık. Seninle tattığım duyguları kalbim, hiçbir zaman bilemeyebilirdi. Bunu düşünmek bile kalbime tarif edilemez bir acı veriyordu.
Gece sonunda kayboldun
Baktım sana yok olmuştun
Sakin kalamazdım
Benim olacağını bilmesem
Emindim zaten gelceğinden
Bense kaçtım gerçeğimden
Sen gördüm beni merceğinden
Benimle kayboldun
Benimle kayboldun
Bana gelecek misin okyanus gözlüm? Senin sayende ritmi bozulan kalbimi dizginlemeyi bana öğretebilecek misin? Şarkının sözleri henüz bitmemişti ki ayağa kalktım. Nedense gözlerim dolmuştu. Bu tarz ihtimalleri düşünürken çocuğun benimle ilgili ne düşündüğünü bile bilmiyordum. Bu duygu nedense bir anda çok ağır gelmişti.
Adel'e biraz denize yaklaşacağımı ve tek kalmak istediğimi söyledikten sonra hızlı adımlarla oradan uzaklaştım. Gözümden bir damla yaş aktı. Bu onun için döktüğüm ilk göz yaşımdı. Ama nedense bu bile bana hoş gelmişti.
Ben ne ara bu kadar bağlanmıştım ona? Ne zamandır onunla ilgili ciddi bir şekilde düşünür oldum? Beni bilmeyen biri için kalbimin beni bu kadar zorlaması normal miydi?
Denize bakarak derin nefesler alıp vermeye başladım. Hemen kendime gelmem gerekiyordu. Bu durum bu şekilde devam etmemeliydi. Kendimi hemen toparlamam gerekiyordu. Başka çarem yoktu.
Gözümden dökülen bir damlayı elimle sildim. Derin nefes almak işe yaramıştı. Biraz sakinleşebilmiştim. Yanımda bir hareketlilik hissettiğimde başımı hafifçe çevirip kimin geldiğine baktım. Neye uğradığımı şaşıracak duruma gelmiştim. Az önce uğruna göz yaşı döktüğüm kişi hemen yanımda duruyordu.
Hiçbir şey demeden bana baktı uzun uzun. Bir şeyleri anlamaya çalışıyor gibiydi. Sessizliğini korurken elini cebine attı ve bir mendil çıkardı. Bana uzattığında bu defa çok da aptalca davranmadım. Onu çok bekletmeden titreyen elimi uzatıp mendili aldım. Gözlerimi usulca sildim.
Kumlara oturdu. Eliyle yanını işaret ederek ''Oturmak ister misin?'' diye sordu nazikçe. Bu olay o kadar duygusal bir anıma denk gelmişti ki gerçek mi hayal m ayırt edemiyordum.
Sorusunu cevaplama gereği duymadan hemen yanına oturdum. Aramızda en fazla yirmi santim vardı. Ona bu kadar yakındım ki... Bu yakınlık kalbime zarardı. Kontrol edilemeyecek kadar hızlı atıyordu. Umarım sesini duymuyorsundur gökyüzü gözlüm.
Elmas gözlü çocuk gözlerini bana çevirdi. ''İyi misin?'' diye sordu kalbimi, güneşin dondurmayı erittiği gibi eriten sesiyle. Başımı olumlu anlamda sallamakla yetindim. Zaten onun yakınındayken sesimi bir türlü bulup iki kelime edemiyordum ki.
Ela gözlerim okyanus rengi gözlerinde takılı kaldı bir süre. Hava çoktan kararmıştı. Yakamoz, güzelim gözlerine yansıyordu. Bana o kadar hoş bir manzara sunuyordu ki bu manzarayı dünyanın en güzel manzaralarına değişmezdim.
''Bir sorun varsa bana anlatabilirsin.'' dediğinde kendi söylediğine gülüp ensesini kaşıdı. ''Beni doğru düzgün tanımıyorsun. Bunu bu şekilde söylemem saçma oldu biraz.'' dedi mahcup bir şekilde.
Elimi olumsuz anlamda salladım. ''Sorun değil. İyi biri olduğunu düşünüyorum.'' Vay be Rojin! Sen konuşmayı bilir miydin ya? Allah'ım sana binlerce şükürler olsun. Sonunda çocukla bir rezillik yaşamadan konuşabildim.
Nazikçe gülümsedi. ''Teşekkür ederim hakkımda güzel düşündüğüm için. Sen de çok iyi bir kıza benziyorsun. Seni üzen her neyse takma kafana lütfen. Kötü şeyler gelir geçer. Sen önündeki mutluluklara bakmalısın.'' Sözleriyle birlikte gülümsedim. Ona, onun için ağladığımı söyleyemezdim ki.
''Anlık gelen duygu patlamasıydı sadece. Kötü bir şey olmadı yani.'' dediğimde bir nefes vererek gülümsedi. Rahatlamış mıydı o?
Başını önüne eğip ''Sevindim.'' dedi kısık bir sesle. Ne diyeceğimi bilemediğimden bakışlarımı denize çevirdim. Ufak dalgalar hoş bir ritimle kıyıya vuruyorlardı. Yakamozun güzelliği gözleri kamaştırıyordu.
''Deniz çok güzel, değil mi?'' diye sorarken buldum kendimi. Helal kızıma! Nasıl da öğrenmiş konuşmayı?
Gökyüzü gözlüm bakışlarını denize çevirdi. Bir şeyler mırıldandı ama ben duyamadım. Duyamadığımı belli etmek istercesine başımı yana eğdim.
Gülümseyerek ''Çok güzel.'' dedi gözlerimin en içine baka baka. Bir an içimi görecek diye ödüm koptu ve istemsizce gözlerimi kaçırdım.
Aramızda kısa bir sessizlik oluştu. Ardından bana dönderek ''Bir türlü tanışma fırsatımız olmadı.'' dedi. Heyecanımı gizleyemeden ona doğru döndüm. Sonunda adını öğrenebilecektim sanırım. ''Ben Bulut.'' Bulut... Demek adı Bulut'tu. Gökyüzü gözlümün adı bile gökyüzüyle ilgiliydi. Bundan sonra en sevdiğim bulut sensin Bulut'um.
Adını öğrenmenin verdiği sevinçle kocaman sırıttım. Kendimi tanıtmama kabalığında bulunmadım elbette. Heyecanıma rağmen ''Ben de Rojin. Memnun oldum.'' dedim kısık çıkan sesimle. O kadarı da olsun en azından ama değil mi? Yani her şey çok güzel halledildi. Sesim biraz kısık çıktıysa ne olmuş yani?
''Biliyorum.'' O da bunu kısık bir sesle söylemişti. Adımı biliyor muydu? Gerçi bir ara duymuş olmalıydı. Aklında tutmuştu adımı. Bu delirmem için yeterli bir sebepti. Bu gece bol bol tepinecektim yatakta. Bunun için yüzlerce sebebim vardı artık.
''Ben de çok memnun oldum Rojin.'' diye eklediğinde ona gülümsedim. Gözleri arkama doğru kaydığında ne olduğunu anlamak için arkamı döndüm. Yiğit buraya doğru geliyordu.
''Erkek arkadaşın geliyor sanırım.'' dedi zar zor duyabildiğim bir sesle. Biraz da hoşnutsuz gibi çıkmıştı sanki sesi. Emin değildim yine de. Ama bu yanlış anlaşılmayı ortadan kaldırmak için mükemmel bir fırsattı.
Gözlerimi ona çevirdim. ''Erkek arkadaşım değil.'' diyerek yanlış anlaşılmayı düzelttiğimde güzel gözleri gözlerime tutundu. O kadar derin bakıyordu ki... O bakışlarına uzun süre karşılık veremedim ve gözlerimi kaçırdım. ''Yanılmıyorsam taşındığın ev var ya?'' dedim sorarcasına. Başını olumlu anlamda salladı.
''İşte ev sahibinin- Yani Rabia teyzenin yeğeni o.'' dediğimde bana anladığını belli eden bir şekilde gülümsedi. ''Anladım.'' dediğinde gülümsemesine karşılık verdim. Bu sırada Yiğit yanımıza vardı.
Toprak rengi gözleri doğruca gözlerime sabitlenirken ''Rojin, arkadaşların seni çağırıyorlar. Telefonunu yanına almamışsın galiba. Ondan ben geldim haber vermek için.'' dedi düz bir sesle. Yiğit'in bu ses tonuna alışmış gibi hissediyordum. ''Geliyorum.'' dediğimde yavaşça ayaklandım. Ama nasıl becerdiysem arkaya doğru bir adım attıım an ayağımı sert bir taşa çarptım. Acı bir inleme firar etti dudaklarımın arasından.
Yiğit ve Bulut aynı anda telaşla bana uzandılar. Yiğit elimi tutup beni sabitleyerek düşmeme engel oldu. Bulut ise ''İyi misin?'' diye sordu endişeyle.
''İyiyim. Sadece bir taşa çarptım sanırım. Ayağım biraz acıdı. Ama iyiyim. Merak etmeyin.'' dedim. Bir yandan da ayağımı yavaşça hareket ettirdim. Ciddi bir acı yoktu. Zaten nasıl çarpmayı becerdiysem?
Bulut, ''İyi olduğundan emin misin?'' diye sorduğunda ayağımı öne uzatarak hafifçe bir sağa bir sola hareket ettirdim. Bu şekilde acımadığını kanıtlamış oldum.
Bulut, rahatlayarak derin bir nefes alıp verdi. ''Çok şükür bir şey olmadı.'' dedi. Benim için gerçekten de endişelenmişti. E ben bu çocuğa aşık olmayayım da kime olayım? Bulut'un gözlerinin Yiğit'le birleşik olan elime kaydığını farkettiğim an hemen Yiğit'in elini bıraktım.
''Teşekkür ederim Yiğit.'' dedim gülümseyerek. Yiğit bir şey demedi. Sadece dudağının kenarını hafifçe kıvırdı. Bu, Yiğit dilinde 'Rica ederim.' demekti galiba. Bulut, bana bakarak ''Ben gideyim o zaman. Sen de arkadaşlarının yanına gideceksin zaten.'' dedi, bir adım geri atarken. Sesi bunu pek istemiyormuş gibiydi. Yine mi kafamda kuruyordum acaba?
Aklıma gelen fikri hemen dile getirdim. ''Sen de bize katılsana.'' dedim hevesle. Bulut başını olumsuz anlamda sallayarak ''Belki başka zaman.'' dedi. Israr etmem hoş olmazdı. Ben de dudaklarımı birbirlerine bastırıp ''Nasıl istersen. Görüşürüz.'' dedim. Benim sesim hep bu kadar ince miydi, şimdi mi incelmişti?
Bulut, ''Görüşürüz.'' dediğinde ona el salladım ve arkamı dönerek arkadaşlarımın yanına doğru yürümeye başladım. Yiğit de hemen yanımda yürüyordu. Birkaç adım daha attıktan sonra elmas gözlümün gidip gitmediğini görmek için başımı arkaya doğru çevirdim hafifçe. Gitmemişti. O da bana bakıyordu.
Allah'ım! Ben nasıl bir şeyle sınanıyordum öyle? Kalbim duracaktı yakında. Bundan emindim artık. Düşmemek için tekrar önüme döndüğümde sırtımda güzelim bakışlarını hissetmeye devam ettim. Arkadaşlarımın yanlarına geldiğimde bir kez daha onun olduğu tarafa baktım.
Bu defa gitmişti. Kaybomuştu. Ama onu tekrar göreceğimden emin olduğum için yüzüme en aptalca sırıtışlarımdan birini yerleştirerek arkadaşlarımla eğlenceli vakit geçirmeye devam ettim. Artık her şey daha bir zevkli geliyordu. İşte bana en az bu kadar iyi geliyordun Bulut. Bir yandan beni ağlatırken bir yandan da dünyanın en mutlu insanı benmişçesine güldürebiliyordun. Nasıl bir etkin vardı senin böyle güzel gözlüm?
***
Veeee bölüm sonuuuu
Nasıldııı?? Beğendiniz mi??
Elmas gözlü çocuğun da adını öğrenebildik sonunda. Adını sevdiniz mi bakayımm?
Kendinize güzel bakınnn
Öpüldünüzzz😙

