Merhabaaa can tanelerim
Nasılsınızzz??
İyi okumalarrr❤️
***
Akşam eve döndükten sonra Rabia teyze beni aradı. Geçen beni sarma yemeye davet etmişti. Sonra balık hafızalı olduğumu bildiğinden hatırlatmak istemişti.
Ben de gri bir eşofman altı üzerine beyaz, salaş bit tişört giyip elime ilk gelen babamın terliklerini ayağıma geçirdikten sonra üst kata giden merdivenleri tırmanmaya başladım. Rabia teyzenin dairesinin karşısına geldiğimde kapıyı belli bir ritim içinde tıklatmaya başladım.
Kısa bir süre sonra kapı açıldığında kocaman gülümseyip kendimi Rabia teyzeye sarılma moduna göre ayarladım. Ama maalesef ki neşeli halimin yerini kısa bir süre içinde şaşkın halim aldı. Çünkü kapıda beni karşılayan Rabia teyze değil Rabia teyzeye hiç benzemeyen biriydi.
Yirmili yaşlarının başında gibi görünen, bir seksen boylarında, kumral bir çocuk duruyordu karşımda. ''Ne istemiştiniz?'' diye sordu durgun sesiyle. Çabucak kendimi toparlayıp ''Rabia teyzenin yanına gelmiştim de...'' deyip daire numarasına baktım. Yanlış gelmemiştim çok şükür.
Bununla ilgili çok korkunç bir anım vardı. Küçükken bir yere gidip eve dönecektim. Bir kapıyı tıklatmıştım. Hiç tanımadığım bir kadın kapıyı açmıştı. Ben de bize misafirliğe gelen biri olduğunu düşünmüştüm. Sonra hiç bozunutuya vermeden eve girmiştim. Salona geçerek kanepeye oturduğumda evin aslında bizim evimiz olmadığını farketmiştim. O kadar rezil olmuştum ki... Kadından özür dileyip koşa koşa evden ayrılmıştım.
Şimdi böyle düşününce ne çok rezilliğim varmış böyle. Ama bu seferki öyle değildi. Adres doğruydu. Çocuk başını anlamış gibi salladı. ''Halam içeride. Girebilirsiniz.'' der demez içeriden Rabia teyzenin sesi geldi. ''Rojin yavrum mu geldi?'' diye sorduğunda az önce silinen gülümsememi tekrar yerine yerleştirip ''Evet Rabia'm. Ben geldim.'' dedim neşeli bir sesle.
Terliği bir yana bırakıp içeri girdim. Çocuk bir şey demeden, kapıyı kapatarak peşimden geldi. Rabia teyze mutfakta sarmayı boşaltıyordu. Hemen yanına gittim. Yanağına sulu bir öpücük kondurduktan sonra havayı şöyle bir kokladım. ''Mükemmel kokuyor Rabia'm. Ellerine sağlık gerçekten de.'' dediğimde tatlı tatlı kıkırdayıp eline bir sarma aldı.
Ağzıma doğru getirdiğinde ağzımı açarak sarmayı kabul ettim. Çok sıcaktı. Kaşlarımı çatarak ısırmaya devam ettim. Of! Çok mükemmel olmuştu. Lokmamı yuttuktan sonra ''Rabia teyzem sen nasıl bir gizli yeteneksin? Sana bir yemek yeri açsak var ya paraya para demezsin.'' dedim.
Rabia teyze yanağımı sıktı. Gülerek ''Beğenmene sevindim yavrum.'' dedi. ''O zaman şimdi sofrayı kuralım. Birlikte yiyelim. Bu arada yeğenimle tanıştın mı?'' diye sordu. Büyük ihtimalle bana kapıyı açan çocuktan bahsediyordu. ''Sayılır.'' dediğimde Rabia teyze çocuğa baktı.
''Kendini tanıtmadın mı yoksa?'' dedi bu durumdan memnun kalmamışçasına. Çocuk bir nefes alıp bana baktı. ''Yiğit ben.'' dedi kısaca. Nazikçe gülümsedim. ''Ben de Rojin. Memnun oldum.'' dediğimde Rabia teyze başını iki yana salladı. Bu tanışma ona yeterli gelmemiş olacaktı ki bir şeyler eklemeye başladı. Bir yandan da sarmayı tabaklara yerleştiriyordu.
''Yiğit benim kardeşimin oğlu. Normalde Ankara'da yaşıyordu ailesiyle. Ama bu sene üniversiteyi kazandığını farzediyoruz. Burada okuyacak ve benimle yaşayacak.'' dediğinde başımı olumlu anlamda salladım. Demek öyle Yiğit bey. Artık komşuyuz desene.
Rabia teyze kaşlarını çatarak çocuğa baktı. ''Hangi bölümü istiyordun yavrum?'' diye sordu. Yiğit ''Hukuk.'' dedi kısaca. Fazla mı sıcakkanlıydı (!) ne? İki çift laf etmiyordu doğru düzgün. Varlığımdan rahatsız olduğunu düşünsem de böyle görünmüyordu. Yapısı bu diye düşündüm.
''Sınava girdiğin ilk sene miydi?'' diye sordum Rabia teyzenin doldurduğu tabakları masaya koyarken. Başını olumsuz anlamda salladı. ''İkinci kez girdim sınava.'' dediğinde anladığımı belli edecek şekilde başımı salladım.
Ayranları da Yiğit doldurduğunda masa tamamdı. Üçümüz yemek yerken bir yandan da sohbet ediyorduk. Daha doğrusu ben ve Rabia teyze sohbet ediyorduk. Yiğit bizimle pek muhattap olmuyordu. ''Baban ne zaman gelecek yavrum?'' diye sordu Rabia teyze.
Dudaklarımı bükerek ''Birkaç gün sonra geleceğini söyledi annem.'' diye cevap verdim. ''Gelsin artık. Bu seferki yolculuğu uzun sürdü sanki. Özledik onu. Geldiğinde mangal yapalım birlikte.'' Teklif ettiği şeyle gözlerim ışıldadı. Hep birlikte mangal yaptığımız günler aşırı eğlenceli oluyordu. ''Ay çok güzel olur.'' dedim duygularımı dışa vurarak.
Tıka basa doyduğumda Rabia teyzeye baktım. ''Senin yüzünden panda gibi olacağım az kaldı.'' dediğimde Rabia teyze kıkırdadı. ''Panda bile olsan çok güzel olursun be yavrum.'' dedi beni utandırarak. Kolayca iltifat eden bir insan olsam da biri bana iltifat ettiğinde çok fena utanıyordum.
''Yaa deme öyle Rabia'm.'' dedim şımararak. Rabia teyze omzuyla hafifçe omzuma vurdu. ''Hoşuna gittiğini biliyorum kız.'' diyerek beni daha da utandırdı. Bu defa yorumsuz bırakmıştım.
Yemek seansımız bittikten sonra üçümüz birlikte sofrayı topladık. Bulaşıkları, bulaşık makinesine dizmek için tezgaha geçmiştim ki Yiğit hemen yanımda belirdi. ''Sen zahmet etme. Ben hallederim.'' dediğinde biraz şaşırmıştım açıkçası. Erkekler genelde ev işlerinden kaçmak için ellerinden geleni yaparlardı. Bunu nereden mi biliyordum? Çok sevgili kardeşimden.
Daha önce bahsetmemiştim ama benim bir kardeşim vardı. Adı Umut'tu. Benden dört yaş küçüktü. Çocukluğundan beri futbola çok merak saldığından babam onu, profesyonel eğitim görmesi için İngiltere'ye yollamıştı.
Yiğit'e gülümseyip ''Yardım edeyim en azından. İçim rahat etmez yoksa.'' dedim. Yiğit fazla ısrar etmeden ''O zaman ben durularım sen makineye diz.'' dediğinde onu onayladım. Birkaç dakika kadar süren işlemden sonra Rabia teyzenin demlediği çayı içmek üzere salona geçtik.
''Bugün yeni kiracım taşınıyordu. Gördün mü hiç kızım? Sizin karşınızdaki daireye yerleşti.'' Rabia teyzenin sorusuyla sabahki teorimin doğruluğundan emin oldum.
''Görmedim aslında. Ama sabah kapı aralıktı. Ben de birinin taşındığını tahmin ettim.'' diye cevap verdim. ''Çok efendi birine benziyor.'' diyerek kiracısını övdü. Rabia teyzenin insanlar hakkındaki görüşleri çoğu zaman doğru çıktığından dediği gibi biri olduğundan emindim. Yani Rabia teyze insan sarrafıydı.
Çayımı içtikten sonra ayaklandım. ''Ben müsaadenizi isteyeyim artık.'' dediğimde Rabia teyze saate baktı. ''Erken daha kızım. Otursana.'' Erken dediği saat, ondu.
''Yok teyzeciğim gideyim artık ben. Tekrardan ellerine sağlık. Görüşürüz inşallah yine.'' dediğimde daha fazla ısrar etmedi. Ayaklandığına onu durdurdum. ''Beni geçirmene gerek yok Rabia teyze. Yabancı mıyım sanki?''
''Ondan değil ki yavrum. Seni daha uzun süre görmek için.'' dediğinde kıkırdadım. Bunu az önce ürettiğine kalıbımı basardım. Bu teyze öyle güzel bir teyzeydi ki içinin güzelliği direkt diline yansıyordu. Ne demiş Mevlana? Kalp denizdir, dil de kıyı. Denizde ne varsa kıyıya o vurur. Ne güzel demiş öyle? Bunun en güzel örneği de Rabia teyzemdi bence.
Yiğit de beni geçirmek için ayaklandığında gülümsedim. İkisiyle de vedalaştıktan sonra merdivenleri inmeye başladım. Ayağıma en az altı numara büyük olan babamın terlikleri olduğu için düşmemek için ayrı bir özen gösteriyordum.
Rabia teyze de elime saklama kabına koyduğu sarmaları sıkıştırmıştı. Ben de el mahkum onları da taşıyordum.
Son basamağa doğru gelmiştim ki ayağım kaydı. Elimdeki saklama kabı havaya uçarken düşmemek için dengemi sağlamaya çalıştım. Gözlerim korku içinde irileşirken bir yandan da saklama kabını takip ediyordu. Vay benim güçlü reflekslerim! En ihtiyacım olduğunda yok oluyorsunuz.
Kap, tam yere çakılacaktı ki biri onu tuttu. Merdiveni mahvetmediği için sevinirken kabı tutan kişiye baktım. Ve sürpriz! Elmas gözlüm tam karşımda duruyodu.
Gözlerim şaşkınlıkla aralandı ve yine olduğum yerde donup kaldım. Bakışlarını kaptan ayırarak bana baktı. Onun gözleri benimkiler kadar şaşkınlık barındırmıyordu. Sanki beni burada bulacağını biliyormuş gibiydi. Tabii bu kendi kafamda kurduğum bir şey de olabilirdi. Kim bilir?
Hayatımda gördüğüm en güzel gülümsemelerden birini bana sundu. Elindeki saklama kabını bana uzattı. Tabii ben neye uğradığımı şaşırdığım için bedenimdeki tüm organlar işlevlerini yitirmişlerdi. Allah'ım bana ne oluyordu yine?
Elmas gözlüm tek kaşını havaya kaldırarak kabı biraz daha yukarı kaldırıp dikkatimi çekmeye çalıştı. Ama bilmiyordu ki benim gözlerimin onun gözlerinden başka bir şey göremez olduğunu.
Daha fazla rezil olmak istemediğim için titreyen elimi kontrol altında tutmaya çalışarak kaba uzandım. Kabı elime sağ salim teslim edip güvende olduğundan emin olduktan sonra kalbimi eriten gülümsemelerinden birini daha yerleştirdi o güzel çehresine.
''Merdivenler kaygan olabiliyor. Dikkat edin lütfen.'' dedi perileri kıskandıran meleksi sesiyle. Benim için endişelendiğini mi söylemişti şimdi? E beni bugün de uykusuz bırakacak mesele belli olduğuna göre artık gönül rahatlığıyla Hakk'ın rahmetine kavuşabilirdim.
Elmas gözlümün güzel gözleri ayağıma kayınca yüzünde minik, hoş bir gülümseme oluştu. Başta bunun sebebini anlamasam da babamın terliklerini giydiğimden dolayı olduğunu kavramam uzun zamanımı almamıştı. Bu çocuk beni neden hep en berbat halimle görmek zorundaydı ki?
Bir süre sonra ağzımdan hiçbir kelime alamayacağını anlamış olacak ki ''İyi geceler.'' deyip yanımdan uzaklaştı. Ve işte günün ikinci sürprizi! Tam karşımızdaki daireye yönelerek anahtarını kilide soktu. Yani komşumuz gökyüzü gözlüm müydü şimdi? Ay Allah'ım! Bana bir şeyler oluyor galiba. Bana kolonya falan getirin. Bir şey yapın.
Tam içeri girecekti ki yerimden milim kımıldamadığımı farkemiş olacak ki bana döndü. Ne diyeceğini bilemiyor olduğu belli oluyordu. Ama ben ne demek istediğini anlamıştım. Sen konuşmasan da olur güzel gözlüm. Ben seni en sessiz halinle bile anlarım.
Şu an neden orada dikilip kaldığımı sorguluyordu büyük ihtimalle. Yüzüm utançtan kim bilir kırmızının kaçıncı tonuna bürünmüştü? Hemen arkamı dönerek anahtarımı eşofmanın cebinden çıkardım. Onu kilide sokmaya çalışsam da bir türlü başaramadım. Utancım katlanırken arkadan bir kapının kapanma sesi duyuldu. Elmas gözlü çocuk evine girmiş olmalıydı.
Derin bir nefes vererek kendime gelmeye çalıştım. Anahtarı son kez kilide soktuğumda bu defa başarılı olmuştum. Sakin olabilseydim daha önce başarırdım da işte durum ortada. Hemen terlikleri çıkarıp onları içeri aldım. Hızlıca dolaba atarken dalgın dalgın mutfağa doğru ilerledim. Saklama kabını masanın üzerine koydum.
Elim istemsizce kalbime doğru giderken hızını ölçmeye çalıştım. Benim arsız kalbim, bana ihanet ediyorsun yalnız. Adamlığın kaçıncı kitabında yazıyor bu yaptığın?
Şimdi şaka maka elmas gözlümle komşu olmuştum. İlk gördüğümde bana böyle bir şey olacağını söyleseydi yalan söylüyor diye bir sürü laf eder, onunla dalga geçerdim. Ama o gerçek anlamda komşum olmuştu. Yani sabah çöp atmaya giderken karşılaşabilirdik. Ya da aynı saatte marekete ekmek almaya gidebilirdik. Kim bilir belki birlikte çocuklarla maç yapardık? Düşüncesi bile çok güzeldi. Gerçi onun içinde olup da güzel olmayacak bir şey hayal edemiyordu bu aklım.
Onu tanımasam da her şeye güzellik katabilecek potansiyele sahip olduğundan emindim. Çünkü o, o kadar güzel bir insandı ki... Sen nasıl bir şeysin elmas gözlü çocuk? Nereden çıktın karşıma böyle? Nasıl oynadın ayarlarımla?
Odaya geçip kendimi yatağa attım. Saatlerce onu, onunla birlikte yaşayabileceğimiz şeyleri düşünürken telefonumdan bildirim sesi yükseldi. Telefona şöyle bir göz attım. Taner'den gelmişti mesaj.
Taner: Ne yapıyorsun Rojin?
Ne yapayım Tanerciğim? Adını bile bilmediğim, aklımı başımdan alan mavi gözlü bir çocukla ilgili hayaller kuruyorum öyle. Sıradan şeyler yani.
Rojin: Komşudaydım. Eve yeni geldim. Sen ne yapıyorsun?
Taner: Ben de eve yeni geldim. Ali ve Soner'le takılıyorduk dışarıda.
Dedik ki eğer yarın kızlarla müsait olursanız akşam bir şeyler yapalım.
Rojin: Ne gibi şeyler?
Taner: Sahile falan gidelim. Oturur şarkılar falan söyleriz. Voleybol oynarız. Belki yüzeriz.
Rojin: Çok güzel olur aslında. Ben kızlara bir sorup döneyim sana.
Taner: Tamamdır. Haber bekliyorum.
Taner'le olan sohbetten ayrılıp kızlarla olan grubumuzu aradım. O an aklıma bir şey takıldı. Acaba bir gün elmas gözlü çocuğun numarası da bende kayıtlı olacak mıydı? Böyle gezinirken onun da ismine buralarda denk gelecek miydim? Ya da birbirimize 'İyi geceler.', 'Günaydın.' gibi mesajlar atıp birlikte planlar yapabilecek miydik?
Rojin! Şu an düşüneceğin şey bu olmamalı. Hemen kızlara yaz deli kız seni.
Kızların Dünyası🌸
Rojin: Selam kızçeler! Nasılsınız bakayım?
Adel: İyi sayılır.
Rojin: 'Sen nasılsın?' diye sormayı unuttun bebeğim.
Adel: Doğru ya. Sen nasılsın?
Rojin: İyiyim ben de.
Gül: Ben de iyiyim. Sen de iyiymişsin. Tekrar sormaya gerek yok diye düşünüyorum :D .
Defne: Ben de iyiyim. Senin de iyi olmana sevindim Rojin.
Rojin: Her şey tamam da bu cümle fazla resmi olmadı mı sence de Defocuğum.
Neyse konuyu dağıtmayayım. Tanerler diyorlar ki yarın sahile gidelim.
Adel: Pek ilgimi çekmedi.
Rojin: Ya yapma kızım öyle. Bak çok eğleniriz.
Gül: Bana uyar.
Defne: Az önce de Ali bana yazdı. Bana da uyar yani.
Rojin: Ooo Defne hanım, Ali beyle işler iyi gidiyor galiba :) .
Defne: Arkadaşım sonuçta. Neden kötü olsun ki? İyi tabii.
Rojin: İyi iyi. Hep iyi olur inşallah :) .
Defne: Ne ima ediyorsun kız?
Rojin: Orası da bana kalsın ;) . Neyse... Taner'e hepimizin geleceğini söylüyorum o zaman.
Adel: Peki.
Rojin: Öptüm seni Adelciğim.
Adel: :)
Taner'le olan mesajlaşmamıza dönüp yarın geleceğimizi söyledim. 'Yarın görüşürüz.' yazdıktan sonra kapattım telefonu. Artık kendimle ve düşüncelerimle tamamen baş başa kalmıştım.
Saatlerce onu düşünüp durdum. Ama hayallerim bir iki çift laf etmenin ötesine geçmedi nedense. Nedense mi? Çocuğun önünde tek bir kelime bile edemediğinden dolayı olabilir mi acaba deli kız?
🐚🐚🐚
Ertesi sabah gözümü açar açmaz mutfağa girip çöpün dolu olup olmadığına baktım. Annem çöpü atmış olmalıydı. Çünkü tek bir çöp bile yoktu. E biz de yaparız o zaman.
Odama gittim. Kullanmadığım, eski olan ne kadar yırtık pürtük şey varsa arayıp çıkardım. Aldığım abur cuburları tabaklara boşaltarak onların poşelerini çöpe attım. Ardında bir muz yedim ve kabuğunu attım. Bence şimdi yeterince çöp birikmişti. E bu halde bırakmak olur mu? Hemen gidip atmam gerekiyordu.
Önce odama geçip en sevdiğim kıyafetlerimden birini üzerime geçirdim. Saçlarımı güzelce taradıktan sonra yüzüme hafif bir makyaj yaptım. Ne olmuş yani? Çöp atmaya giden herkes böyle yapmıyor mu?
Kendimi şöyle bir süzdükten sonra kapıya doğru gelip delikten baktım. Kimse görünmüyordu. Ki gördüğüm tek şey koca bir karanlıktı zaten. Şimdi sen oradan çıkana kadar ben seni mi bekleyeceğim elmas gözlü çocuk?
Dakikaları sayarak evden çıkmasını bekledim. Ama bir türlü çıkmıyordu. Saate baktım. Yediyi on geçiyordu. Fazla mı erkenciydim acaba? Daha mı geç çıkardı? Birkaç dakika daha sabırla beklemeye çalıştım. Bir saat kadar sonra yine çıkmadığını görünce pes ederek sırtımı kapıya yasladım ve yere çökerek bağdaş kurdum.
Ben bu hallere düşecek kız mıydım? Beni bu hale düşürmek adamlığa sığar mıydı be? Hüzünlü bir kedi yavrusu gibi yerlerde sürünürken kapı çaldı. Aniden telaşa kapıldım. Elmas gözlü çocuk olabilir miydi? Hızla yerimden kalkıp üstüme başıma olabilecek en hızlı şekilde çekidüzen verdim.
Derin bir nefes alıp kapıyı açtım. Ama ne yazık ki kapıda olan kişi beklediğim kişi değildi. Gelen Yiğit'ti. Hayal kırıklığımı gizleyerek ona gülümsedim. ''Günaydın.'' dedi hayatımda duyduğum en düz sesle. ''Günaydın.'' diye karşılık verdim onun aksine neşeli bir şekilde.
Ensesini kaşıyıp elindeki tabağı bana uzattı. O uzatana kadar elinde bir tabak olduğunu görmemiştim bile. Tabakta en sevdiğim poğaça ve börekten vardı. ''Halam bunu sana gönderdi. Seviyormuşsun.'' dedi. Sesi çok mahcup çıkıyordu. Zorla komşuya gönderilen çocuk gibiydi aynı. Gözlerim ışıldarken elindeki tabağı aldım.
''Çok teşekkür ederim.'' dediğimde bir kez daha ensesini kaşıdı. ''Bir şey değil.'' deyip göz teması bile kurmadan merdivenlere yönelmişti ki karşı komşumuzun kapısı açıldı yavaşça. Elmas gözlü çocuk elinde çöp poşetleriyle dışarı çıktı. Gözleri anında beni buldu.
Gülümseyecek gibi oldu ama sonra Yiğit'in varlığını fark etti. Bu defa güzelim gözleri ona kaydı. Az önce yüzünde oluşan gülümseme belirtisi bir anda yok olmuştu. Elim ayağım yine birbirlerine dolaşmaya başladıklarında elimdeki tabak kayacak gibi oldu.
Neyse ki Yiğit bunu hemen farkedip tabağı eliyle sabitledi. Ardından kahverengi gözlerini bana çevirip ''İyi misin?'' diye sordu. Ya ne demezsin!? O kadar iyiyim ki fazlası zarar yani. Elmas gözlüm yanlış anlamış olamazdı, değil mi?
Hiçbir şey demeden kapısını kapattı. Ardından bakışlarını üzerimizden çekerek merdivenleri inmeye başladı.
Yiğit, elini kaldırıp gözümün önünde salladı. ''İyi misin Rojin? Daldın sanki.'' dedi kısık bir sesle. Derin bir nefes alarak ''İyiyim. Teşekkürler.'' dedim kısaca. Yiğit de başını hafifçe sallayıp anladığını belirtti.
''O zaman ben çıkıyorum.'' dediğinde onu onayladım. Aklım başka yerde olsa da ''Rabia teyzeye teşekkürlerimi ilet lütfen.'' demeyi unutmadım. Yiğit beni onaylayarak basamakları çıkmaya başladı. Ben de içeri girip kapıyı kapattım.
Az önce ne olmuştu böyle? Ah be Rabia teyze! Sabahın köründe poğaçayla börek göndermek oldu mu şimdi? Bunu desem de börekten bir ısırık aldım. Çok güzeldi! Aklım yine az önceki olaya kaydı. Çocuk net yanlış anladı. Üstüme şöyle bir baktım. Bir de süslenmiş püslenmiştim. Şansımı seveyim ben! Ne yapsam elime yüzüme bulaşıyordu. Elmas gözlüme kavuşamadan onu kaybetmiştim sanırım.
İçimi derin bir hüzün kaplamıştı. Yine de hemen pes etmek olmazdı. Öyle değil mi? Belki zamanla her şey çok daha farklı olabilirdi. Kim bilir?
***
Veee bir bölüm sonu dahaaa
Umarım sevmişsinizdirrr
Yiğit'i sevdiniz mii, ay bunu çok merak ediyorumm
Kendinize çoook güzel bakınnn🤍
Sizi seviyorum❤️


