İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 4 · 12 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 4

4. Bölüm🐚

Selamlarrr >

Nasılsınız bakalımm

İyi okumalar dilerimm🤍

***

Erkenden uyanıp hazırlanmaya başladım. Bugün çok sevdiğim iki aradaşımla kahvaltıya gidecektik. Ecrin ve Yağmur. İkisi de lisede tanıştığım çok sıcakkanlı kızlardı.

Onuncu sınıfa kadar aynı sınıftaydık. On birde sınıflar karışınca biraz uzak düşmüştük. Ama iletişimimizi hiç kesmemiştik.

Saçlarımı balıksırtı örmüştüm. Geniş, açık renkli bir kot, üzerine beyaz bir crop giymiştim. Tabii bol bol güneş kremi sürmeyi unutmamıştım. Telefonumu cebime attıktan sonra evden çıktım.

Merdivenleri ikişer üçer atlayarak indim. En ufak şeyde eğlence aramak gerekiyordu sonuçta. Öyle değil mi? Bunu demiştim ki son basamaklarda az daha takılıp düşüyordum. Demek ki her zaman da eğlence peşine düşmemek gerekiyormuş.

Binadan çıkıp otobüs durağına doğru yürümeye başladım. Gözlerim acımıştı yakıcı güneşten dolayı.

Durağın yakınına gelmiştim ki aklıma güneş gözlüğüm geldi. Sırt çantamın bir kolunu indirip yana getirdim. Güneş gözlüğümü bulmak için çantayı karıştırdım. Gözlüğü bulduğum zaman sevinçli bir şekilde gülümseyip onu taktım.

Durağa geldiğimde başımı kaldırıp otobüsün gelip gelmediğine baktım. Tam o sırada durakta bekleyen otobüse binen birkaç kişiye gözüm takıldı. Gözlerim şaşkınlıkla aralanırken gördüklerimin doğruluğundan emin olmak için gözlüklerimi tekrar çıkardım.

Gözlerime inanamıyordum! Otobüse binen son kişi elmas gözlü çocuktu. İlk gördüğüm an hissettiklerimin aynılarını hissediyordum. Yine kilitlenmiş kalmıştım. Kalp atışlarım hızlanmıştı. Heyecandan ellerim titriyordu. Kartını basıp otobüste ilerlemeye başladığında gözlerimi ondan alamadım.

Otobüs hareket ettiği an birden başını camdan dışarı çevirdi ve o an göz göze geldik. Üç saniyeden fazla sürmeyen bakışmamız bir asır sürmüş gibi gelmişti. O üç saniye içinde yüzündeki şaşkınlığı görebilmiştim. Bu demek oluyordu ki o da beni hatırlamıştı.

Otobüs gözden kaybolsa da arkasından bakmaya devam ettim. Kaç dakika boyunca böyle kaldım bilmiyorum. Yanımdan kaç otobüsün geçtiğini saymadım bile. Telefonum titreyince kendime gelebildim.

Ecrin arıyordu. Telefonu açtığımda nerede kaldığımı sordu. Yolda olduğumu söyledikten sonra telefonu kapattım. Bir dakika geçmemişti ki bineceğim otobüs geldi.

Binip kartımı okuttum. Neyse ki otobüs çok kalabalık değildi. En arkaya doğru ilerleyip tekli koltuğa oturdum. Başımı cama yaslayıp dramatik bir şekilde düşüncelere dalmak isterdim ama bu sıcakta alev alev yanan cama, aklı olan kılını bile dokundurmazdı. Ben de aklımı kullanmayı tercih edip böyle bir şey yapmadım.

Acaba onun orada ne işi vardı? Sadece denk mi gelmişti? Bu taraflarda işi mi vardı? İkinci kez karşılaştığımıza göre bunun bir anlamı olmalıydı. Aynen kızım kur kafanda sen. Üçüncü kez görürsem 'Kaderim.' deyip üzerine atlamayı düşünüyordum artık.

Kimsin sen yavrum? Ne yaptın bana böyle?

Bir sürü şey düşünürken dalıp gitmemeye dikkat ettim. Bu sıcakta durağı kaçırıp yürümek istemezdim sonuçta.

İki durak sonra varacağım yere gelmiştim. Otobüsten indikten sonra kızların beni bekledikleri lokantaya doğru yürüdüm. Kızları cam kenarında gördüğümde kocaman gülümseyerek el sallamaya başladım. Onlar da bana gülümsediklerinde Yağmur eliyle 'E hadi gir.' işareti yaptı.

Neşeli adımlarla içeri girdim. İkisi de ayaklanıp bana tek tek sarıldılar. ''Çok özlemişim kızım.'' dedi Yağmur. Onun yanağından makas aldığımda kaşlarını çatıp yüzünü buruşturdu. ''Bu ne be!? Böyle hareketler yapma bana. Bak karizmam çiziliyor. Bizim de bir adımız bir sanımız var sonuçta.'' dedi yanağını ovuştururken.

Biraz keko bir kişiliği olsa da tipi çok sevimliydi. Mesela utandığında yanakları kızarıyordu. Ama bunu bir türlü kabullenmeyip 'Sıcaktan.' diyordu hep. Bu olay kışın ortasında geçse bile cevabı asla değişmiyordu. Ben de onunla uğraşmaktan çok keyif alıyodum haliyle.

''Oy oy çenin karizman mı var çenin? O karizmanı yerim ben.'' dedim sesimi incelterek. Bebeklenmekten nefret ettiğini biliyordum. Yine de bu onunla uğraşmama bir engel değildi. Ağzıma bir tane yapıştırmak üzereydi ki vazgeçti. ''Bir kıza vurmam ben. Racona ters.'' deyip sandalyesine yerleşti. Sanki kendisi erkekti. Kızlara vurmazmışmış. Bacaklarını açarak görebileceğiniz en rahat şekilde oturdu.

Ecrin ona bakıp kıkırdadı. ''Bir on yıl sonra yine aynı kalacaksın gibi geliyor Yağmur.'' dedi düşüncelerini ifşa ederek. Yağmur'un yanındaki sandalyeye oturuken Ecrin'i onayladım.

''Bunun kekoluğunu damardan vermişler. Sittin sene geçse de değişmez.'' dediğimde Yağmur dudağının kenarını kıvırdı. Dürüst olmak gerekirse bu hareketi onu çok karizmatik gösteriyordu. ''Ben halimden memnunum. Siz şikayetçi misiniz?'' diye sordu kaşının tekini kaldırarak. Onu her haliyle sevdiğimizi biliyordu. Bunu diyerek bize sadece takılıyordu. Tabii iltifat alıp egosunu şişirme amacını gözardı edemezdik.

Omzuna hafifçe vurdum. ''Senin gibi delikanlı bir dostum var. Nasıl şikayetçi olabilirim ki? Sen varken sırtımız yere gelmez evelallah.'' dediğimde sırıtışını genişletti. Genişletir tabii! İstediğini almıştı sonuçta.

Ecrin de bana katılıp birkaç iltifat daha yağdırdı ona. Şimdi Yağmur'umuzun keyfine kimse değmesin. Ecrin bana bakıp ''Eee? Ne var ne yok bal kız?'' diye sordu.

''Ne olsun? İyilik sağlık çok sükür. Asıl sizden ne haber? Sınav falan derken pek görüşemedik.'' dedim. Ecrin derin bir nefes aldı. ''O günleri düşününce bile fenalaşıyorum. Gerçi o günler falan dedim ama daha bir hafta bile olmadı kurtulalı. Yine de çok zorlu bir süreçti. Çok yorulduk.'' deyip omuzlarını düşürdü.

Ecrin tıp istediği için hepimizden çok daha fazla çalışmıştı. Çoğumuz çalışmayı on ikinci sınıfa ertelesek de o, dört yıl boyunca düzenli olarak çalıştı. Emeklerinin karşılığını alacağından emindim.

''Ama sonunda bitti.'' dedim sevinçle. Sınavdan kurtulduktan sonra gelen mutluluk ve rahatlık kadar güzel az şey vardı gerçekten.

Yağmur oflayıp ''Evet, bitti ama ben de bittim. Sınav bitse bile hâlâ sınava girecekmişim gibi hissediyorum. Bu çok can sıkıcı.'' dedi yüzünü buruşturarak. Omzunu pat patladım. ''Merak etme koçum. Yakında geçer bu his.'' diyerek ona destek vermeye çalıştım.

''İnşallah bacım inşallah. Lan o değil de yemek nerede kaldı be? Sipariş vereli ne kadar oldu?'' Aniden değişen tavrına karşılık kıkırdadım. Deli kız!

Ecrin saatine bakarak ''Yarım saat oluyor.'' diye cevap verdi Yağmur'a. Yağmur'u yarım saat bekletmek mi? Hangi canına susamış şahıs yaptı bunu? Bir de Yağmur açsa yandı yandı.

Yağmur, kaşlarını çattı. Böylece bundan hoşnut olmadığını en güzel şekilde belli etmiş oldu. Sandalysinde hafifçe kayarak arkasına döndü. Gözüne garsonu kestirip ''Kardeşim baksana bir.'' dedi yüksek sayılan bir sesle. Garson, onu farkedince yavaş yavaş yanımıza gelmeye başladı.

Yağmur, sabır dilercesine gözlerini kapatıp iç çekti. Yavaş hareket eden insanlara pek katlanamıyordu. Garson, hemen yanı başımda durdu. Yağmur'a bakarak ''Buyurun?'' dedi sorarcasına. Yağmur, ''Kardeşim biz bir saattir yemeğimizi bekliyoruz. Kuzu çevirme falan da sipariş etmedik ki o kadar geciksin. Nerede kaldı kahvaltımız?'' diye sordu agresif bir tavırla.

Bu kızın sabır denen şeyden haberi yoktu. Bundan emindim. Garson, mahcubiyetle başını eğdi. ''Siparişiniz hazırlanıyor efendim.''

Yağmur, yerinden doğrularak ''O şefe söyle, her kimse gelsin benimle konuşsun.'' dediğinde ben ve Ecrin şaşkınca ona baktık. Şef çağırmak da neyin nesiydi şimdi? Bu sadece filmlerde olurdu. Hem de onu yapanlar zengin kişiler olurdu genelde. Bizim gibi orta gelirli, sıradan insanlar değil! Bu kız racon işini abartmaya başlamıştı.

Garson da bizden farksız bir şekilde, şaşkın bakışlarla Yağmur'a bakarken Yağmur, ''Kardeşim, ne bakıyorsun yüzüme? Ayı mı oynuyor? Dediğimi anlamadın mı? Şefi çağır diyorum.'' dedi agresif tavrını sürdürürken. Şaşkınlığımdan sıyrılıp elimi koluna getirerek hafifçe sıktım.

''Ne gereği var canım böyle şeylerin? Gelir işte şimdi yemek.'' dedim dişlerimin arasından. Sözlerimin arkasındaki tehdidimi anlamasını umdum ama yok! İlla olay çıkaracaktı. Garson başını sallayıp ''Çağırıyorum.'' diyerek yanımızdan ayrıldı.

Ecrin, Yağmur'a hayretle bakıp ''Kızım şefi çağırıp ne yapacaksın? Ne diyeceksin ona?'' diyerek çok mantıklı sorular sordu. Yağmur arkasına yaslanıp kollarını birbirlerine bağladı. Bu rahatlığı beni verem edecekti bir gün. ''Yemeği neden bu kadar geç hazırladığını soracağım.''

''Bunun için adamı ayağımıza çağırmaya gerek yoktu.'' Evet, Ecrin'im çok mantıklı konuşuyordu her zamanki gibi. Yağmur omuz silkmekle yetindi. Şef gelince dönecek olan olayı merak ederek sessizliğe gömüldüm.

Birkaç dakika sonra uzun boylu, esmer, kaslı ve de yakışıklı bir adam geldi. Üzerinde önlük vardı. O önlük sayesinde onun şef olduğunu anlamıştım. Eğer dışarıda görseydim net model ya da oyuncu falan derdim. Hoy maşallah yani gerçekten! Allah sahibine bağışlasın.

Bizim masaya yaklaşıp bakışlarını üzerimizde tek tek gezdirdi. Tek kaşını kaldırıp ''Beni çağırmışsınız sanırım?'' dedi sorarcasına. Yağmur, yerinden hafifçe doğrulup adama baktı. Görünüşünden pek etkilenmişe benzemiyordu. Bu demek oluyordu ki ağzına ne gelirse sıralayacaktı. E hadi bakalım! Başlasın film.

''Ben çağırdım.'' dediğinde adam ona bakıp nazikçe gülümsedi. Vay be! Hem yakışıklı hem kibar demek. Yani en azından verdiği ilk izlenim buydu. ''Buyurun.'' dediğinde Yağmur eliyle masayı işaret etti.

''Yaklaşık bir saattir bekliyoruz ama siparişimiz hâlâ gelmedi. Neden bu kadar geciktiğini öğrenebilir miyim?'' diye sorduğunda adam daha ciddi bir tavra geçti. ''Kusura bakmayın. Ne desem bahane olacak. Ama en kısa zamanda hazır olacak yemek. Kusurumuz adına kahvaltınız müesseseden olsun.'' dediğinde gözlerim şaşkınlıkla irileşti. Yok artık! Beleşe kahvaltı mı yapacaktık şimdi?

Yağmur kaşlarını çatıp ''Buna gerek yok. Bundan sonra daha dikkatli olursanız yeterli olur.'' dedi ciddi bir tavırla. Ben mi yanlış anladım yoksa az önce bu deli kız beleşe gelecek olan kahvaltıyı elinin tersiyle mi itti? Beleş mala 'yok' denir miydi be!?

Ecrin, tek bir şey bile söyleyememişti. Haklı şimdi kız. Şokun etkisiyle konuşamamıştır. Şef, yüzüne nazik gülümsemesini tekrar kondurdu. Bu yaptığıyla çekik gözleri birazcık kısılmıştı. Mavi gözlü çocuk olmasa şu an 'Aşık oldum ulan' diye gezebilirdim. Ama o vardı. Benim de gözüm artık ondan başkasını görmezdi.

Ben az önce ona aşık olduğumu mu kabullenmiştim? İki kez sadece birkaç saniye gördüğüm birine bu kadar anlam yüklememeliydim. Kafayı yemiş olmalıydım! Mavi gözlü çocuk seni bir elime geçirsem var ya tüm bunların hesabını soracağım. Bekle sen.

''Lütfen kabul edin. İçimden geldi. Kabul ederseniz gönlüm daha rahat olur.'' Israr etmesini beklemiyordum açıkçası. Sonuçta kim verdiği paranın ona geri verilmesini reddederdi ki? Doğal olan o parayı hemen geri cebe atmak olurdu. Şefin bu ısrarından sonra bir tek benim için böyle olduğunu düşünmeye başladım.

Yağmur ne diyeceğini bilemez duruma gelmişti. Belli ki kabul etmek istemiyordu. Ama şef ısrarıyla onu zor duruma düşürmüştü. Şu an tüm gözler üzerimizdeydi zaten. Rahatsız olması doğaldı. Şefi çağırırken bu niyetle çağırmadığından adım gibi emindim.

Onun zor durumda kalmasına dayanamadığım için olaya el attım. Şefe bakıp gülümsedim. ''Çok naziksiniz şefim. Ama böyle bir şeyi kabul etmemiz doğru olmaz. Yemekler gecikmiş olabilir. Biz bundan rahatsız olduk. Başka bir kusurunuzu göremedik.'' Aklıma aniden gelen fikirle gözlerim ışıldadı. ''Şöyle yapalım mı? Kahvaltıyı beğenirsek hesabı olması gerektiği gibi biz ödeyelim. Beğenmezsek de sizden olsun.'' dedim orta yolu bulmaya çalışarak.

Şefin çekik gözleri bana dönerken bir süre duraksadı. Bence kabul edecekti. Kedimi övmek gibi olmasın ama gayet mantıklı bir öneriydi. Çelişkiye düştüğünü farkettiğimde ''Hadi ama şefim! Mantıklı bir öneriydi. Kabul edin lütfen.'' dedim üsteleyerek. Şen şakarak halime karşı şansı yoktu. Bu mevzuyu halledecektim. Başını nazikçe olumlu anlamda salladı.

''Öyle olsun madem. Ama bir şartla.'' dediğinde ne isteyeceğini merak ettim. Kaşlarımı merakla çatarak devam etmesini bekledim. Kızların da benden farklı bir durumda olmadıklarından emindim.

''Sizi buraya yine beklerim.'' dediğinde rahat bir nefes verdim. Bu muydu yani? ''Yemeklerinizi beğenirsek müdavim müşteriler kazandığınıza emin olabilirsiniz.'' dedim göz kırparak. Kızım bir dur ya! İlk kez gördüğün bir adama bu kadar samimi davranamazsın.

''Beğenmenizi umuyorum o zaman.'' Tam o sırada garson, yanımıza gelerek masayı dizmeye başladı. ''Afiyet olsun.'' dedi şef. Teşekkür ettikten sonra yanımızdan ayrılacaktı ki gözleri tekrar Yağmur'un üzerinde durdu. ''Gecikme için tekrar özür dilerim hanmefendi.'' dediğinde Yağmur'un yanakları kızardı. Tabii sıcaktan (!). Delikanlı kızlar utançtan dolayı kızarmazlardı asla.

Yağmur, tahminimce içinden bu olayı neden bu kadar büyüttüğünü sorgulayıp kendine küfürler yağırıyordu. Şefe zar zor yüzüne yerleştirdiği gülümsemeyle bakmakla yetindi.

Şef yanımızdan ayrıldıktan sonra üçümüz de rahat bir nefes verdik. Bu ne kadar da saçma bir olaydı böyle? Allah aşkına bunu bizden başka kim yaşayabilirdi?

Ben ve Ecrin ters bakışlarımızı aynı anda Yağmur'a gönderdik. Bakışlarını kaçırıp ''Ne bakıyorsunuz?'' diye sordu kısık bir sesle. Acaba ne bakıyorduk? Bir de masum ayaklarına yatması yok muydu?

Masa tamamen donatılınca olayı bir süreliğine askıya aldık. İlk lokmaları aldığımız gibi üçümüzün de gözleri ışıldadı. Neden geciktiği belli olmuştu. Kesin çok güzel diye sipariş üstüne sipariş geliyordu. Etrafa şöyle bir göz attım. Mekan da epey kalabalık sayılırdı.

''Mükemmel!'' dedi Ecrin ilk itirafı öne atarken. ''Gerçekten de mükemmel. Bu kadarını da beklemiyordum. Şefimiz yetenekliymiş.'' dedim beğeniyle.

Yağmur, yorumsuz bıraktı. Onun yerinde ben olsam ben de yorumsuz bırakırdım tabii. Tıka basa yedikten sonra hesabı ödemek için kalkmıştım ki Yağmur beni durdurdu. ''Benim oturduğum masada benden başka biri hesap ödeyebilir mi sanıyorsun fıstık?'' Kurduğu cümleyle bir anda kahkaha atmaya başladım. Ne farkedecekti Allah aşkına? Tabii o bizim küçük delikanlımızdı. Gururuna yediremezdi.

''Saçmalama Yağmur, ortaklaşa öderiz işte.'' dedi Ecrin. Bu daha mantıklıydı tabii. En azından tüm hesap bir kişinin üzerine yığılmamış olurdu. Yağmur elini olumsuz anlamda salladı. ''Bunu kabul edemem. Bu sefer benden olsun. Uzatmayın gözünüzü seveyim. Tamam mı?''

''Olmaz.'' İtirazımla birlikte Yağmur bana ters bakışlar attı. Tamam, beleşçi olabilirdim ama tüm hesabı da arkadaşıma yığacak hayırsızın teki değildim. İstediği kadar ters ters baksın. ''Ortaklaşa ödeyelim işte. Ne farkedecek ki?'' dedim tatlı bir sesle. Yağmur elini omzuma koyarak oturmamı sağladı.

''Bir daha sözümün üzerine söz söylerseniz çok fena olur. Bu seferki benden diyorsam benden. Uzatmayın işte lan!'' Lanlı lunlu konuşmaya başladığına göre itaatsizlik etme işimiz yaş olmuştu. Ecrin ve ben sabır dilercesine derin bir nefes aldıktan sonra Ecrin, ''Ne yaparsan yap deli kız. Ama bir sonraki buluşmamız benden olacak. Ona göre.'' dedi.

Hemen ardından ben de atıldım. ''Ondan sonraki de benden o zaman.'' Kimse itiraz etmeyince Yağmur hesabı ödemeye gitti. Ecrin'le kısa bir diyalog kurduktan sonra elime uzanıp beni dürttü. 'Ne oldu?' dercesine baktığımda başıyla kasa tarafını işaret etti.

Arkamı dönüp baktım. Bir de ne göreyim? Şefimiz, Yağmur'umuzla konuşuyor. Acaba ne konuşuyorlardı? Onları bu mesafeden duymak imkansız gibiydi. Ben de mimiklerinden bir şeyler anlamaya çalıştım.

Şef, sırıtarak bir şeyler söylerken Yağmur gözlerini kaçırıp duruyordu. Kaç yıllık arkadaşımı ilk defa bu durumda görüyordum. Yanaklarının ne kadar kızardığını buradan görebiliyordum. Şef cebinden bir kart çıkarıp Yağmur'a uzatınca Yağmur, bir anlığına affalasa da kartı elinden aldı. Bir şeyler mırıldanıp yanımıza geldi.

''Ne dedi?'' dedim en muzip bakışlarımdan atarken. Yağmur yüzünü buruşturarak ''Şu değişik ifadeni sil önce yüzünden. Sonra da kalkın gidelim. İyice yerleştiniz. Yatıya mı kalacaksınız?'' dediğinde Ecrin de ben de çantalarımızı kaparak ayaklandık.

''Çıkalım bakalım. Ama kızaran yanaklarınızı görmediğimizi zannediyorsanız çok yanılıyorsunuz Yağmur hanım.'' diye takıldı ona Ecrin. Yağmur ona ters bakışlarından birini gönderirken tam dudaklarını aralayıp bir şey söyleyecekti ki onu elimle durdurdum.

''Dur, ben söyleyeyim.'' Kaşlarını çatarak diyeceğim şeyi söylememi bekledi. ''Sıcaktan!'' diye haykırdığımda Ecrin'le kahkaha atmaya başladık. Yağmur tabii ki de bize eşlik etmedi. Arkasını dönerek yürümeye başladığında peşinden gitmeye başladık.

Ellerini gri eşofmanının cebine koydu. Buradan bakınca tam bir kekoya benziyordu. Ama bu ona değişik bir şekilde çok yakışıyordu.

''Ne dedi sana?'' diye sorduğumda öğrenene kadar vazgeçmeyeceğimi bildiğinden anlatmaya başladı. ''Kartını verdi. Bir dahakine yemekleri daha erken hazırlayacağını söyledi. Onun için gelmeden önce aramamı falan söyledi.'' Ağzım şokla aralandığında ''Kızım bu sana abayı yakmış olmasın.'' diye bağırdım.

Eliyle ağzımı kapattı. ''Yolun ortasında ne bağırıyorsun lan?'' diye sordu sinirle. Kendimi elinden zar zor kurtardım. ''Neden bağıramazmışım? Biri sana aşık olursa karizman mı çizilir hayatım?'' Sorumla birlikte enseme bir tane çaktı hafifçe.

''Bak prensiplerimden caymama sebep oluyorsun.'' dedi uyarırcasına. ''Bana aşık olamaz. İlk bakışta aşk mı olur? Ondan hesap sorduğum için kendini affettirme çabasına girdi sadece.'' diye kendince bir açıklama yaptı.

Ecrin ''İyi. İnanmış gibi yapalım bari.'' dedi alayla. Yağmur, sabır dilercesine başını gökyüzüne doğru çevirdi. ''Gözünüzü seveyim gidin artık evinize. Mümkünse bir aydan önce görüşmeyelim. Tüm dengemle oyandınız lan.'' Söylediği şeyle kıkırdamaya başladık. O kadar tatlıydı ki... Yanağından bir makas aldığımda bana bıkmış gibi bakışlar attı. Ama akıllanmayacağımı kabul etmiş olmalı ki hiçbir şey demeden yürümeye devam etti.

Kısa bir süre sonra vedalaşıp evlerimize dağıldık. Değişik olaylar yaşadığımız bir sabahla başladık güne. Bakalım devamında bizi ne bekleyecekti.

***

Bölümün sonuna geldikkk

Güzel miydi sizcee??

Yağmur ve Ecrin'i sevdiniz mi?

Bölüm sonu

3 yorum