Yeni bir bölümle karşınızdayımm
Nasılsınızz bakalımm??
Keyifli okumalarr🩷
***
Konserden sonraki gün evden hiç çıkmamıştım. Bırakın evi yataktan bile çıkmamıştım. Aklım sürekli o mavi gözlü çocuğa kayıyordu. Acaba kimdi? Kalbimi nasıl o hale getirebilmişti?
O gece onunla konuşmak için cesaretimi toplayamamıştım. Gerçi toplasam kaç yazardı? Önünde iki kelime edebilecek miydim sanki? Elim kolum bağlanmıştı. Salak kafam! Bir yabancının beni bu kadar etkilemesi ne kadar doğruydu?
Dünyayla tüm ilişkimi kesmiştim. Sadece onu düşünüyordum. O güzel gözlerini... Ulan deli kız madem bu kadar büyütecektin konuşsaydın işte onunla. Ama yok! İlla kendime acı çektirmem gerekiyordu.
Ama konuşsaydım da ne diyecektim ki? 'Kalbime bir şeyler yaptın. Sorumluluk al.' mı diyecetim? Sonra bana deli muamelesi yapardı mis gibi.
Onunla bakıştıktan sonra arkadaşı olduğunu düşündüğüm bir kişi onu çekiştirip götürmüştü. Ben de bir süre put gibi dikildikten sonra aklımı azıcık da olsa başıma getirmeyi başarmıştım. Sonra bizimkilerin yanına dönmüştüm. Ama ne konsere odaklanabilmiştim ne de başka bir şeye. Eve nasıl geldiğimi bile hatırlayamıyordum.
Acaba içtiğim meyve suyu mu beni çarpmıştı? Ya da tüm hormonlarım aynı anda açığa mı çıkmışlardı?
Bugün bilmem kaçıncı kez oflayıp sırtımı yatakla buluşturdum. Anlamsızca tavanı izlerken o mavi gözleri, bir kez daha geçti gözlerimin önünden.
Yastığı yüzüme bastırıp bir çığlık attım. Bu kadarı da fazlaydı ama! Yakında tımarhaneye kapatılırdım bu gidişle. Kendimi bu durumdan kurtarmak adına duvardaki saate baktım.
Saniyeleri gösteren ibreyi takip etmeye başladım. Saat altıya geliyordu. Evde yine benden başka kimse yoktu. Dürüst olmak gerekirse bu işime geliyordu. Saniyeleri saymaya devam ederken kapı çaldı.
Kimdi ki şimdi? Şom ağzımı seveyim ben. Başta çalar çalar gider diye düşünüp yataktan çıkmamayı düşünsem de ayıp olacağından bu fikirden vazgeçtim.
Gönülsüz bir şekilde yataktan çıkıp aynaya bile bakmadan kapıya yöneldim.
Açar açmaz üç deli kızı gördüm. Defne endişeli gözlerle beni baştan ayağa süzerken Adel, kaşlarını çatmış bir şekilde doğrudan gözlerime bakıyordu. Gül ise elindeki telefonu kulağına götürmüş, bana sinirli bakışlar gönderiyordu.
Şaşkınlıkla onlara bakarken ''Ne oldu?'' diye sordum telaşla. Bu tepkileri normal değildi. Belli ki bir şeyler olmuştu. Adel, beni kenara ittirip içeri girdi. Hemen ardından Gül ve Defne de aynı işlemi uyguladılar.
Hayretle arkalarından baktım. Kapıyı kapatmayı bile unutmuştum. Bunu farkettiğim gibi hızlıca kapıyı örttüm.
Kızlar salona geçmişlerdi. Ben de peşlerinden oraya gittim. Üçü de çoktan koltuklara kurulmuşlardı.
''Ne oldu?'' diyerek az önceki sorumu tekrarladım. Adel'in sinirli bakışlarına maruz kaldım. ''Rojin, kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz biz?'' Eyvah! Adel, hem sinirliydi hem de adımı kullanmıştı. Kesin bir haltlar yemiştim. Ama kim bilir ne? Şu an yapabileceğim en mantıklı şey sorusuna cevap vermekti sanırım.
Başımı hafifçe sağa doğru eğerek, çekingen bir tavırla ''Yirmi bir?'' dedim sorarcasına. Bana bıkmış bir şekilde bakıp ''Telefonun icat edildiği yüzyıldasın yani.'' dediğinde ne demek istediğini anlamaya çalıştım. Tüm bu telaş bana bu söylemek için miydi?
''Şey... Evet?'' dedim çekingen tavrımı sürdürerek. ''Lan o zaman neden telefonuna bakmıyorsun? Dün geceden beri sana mesajlar atıp binlerce kez aradık. Neden bakmadın?'' diye bağırdı Adel.
Tabii bağırdı dememe bakmayın. Öyle yeri göğü titretecek kadar değil, kalbimi yerinden sökecek kadar sadece.
Dertleri şimdi belli olmuştu. Dün gece düşüncelerimle baş başa kalmak için telefonu sessize almıştım. Bu saate kadar da hiç açıp bakmamıştım. Yani töreye göre ölüm hükmüm verilmişti.
''Şey...'' Ne diyeceğimi bilemediğim için tekrar sustum. Defne beni baştan ayağa kadar süzüp ''Saat altıya geliyor ama sen henüz pijamalarını çıkarmamışsın bile. Saçların, garip bir topuz halini almış. Suratını yıkamamışsın. Gözlerinin altı da mosmor olmuş. Bu demek oluyor ki doğru düzgün uyumadın. Sana bin metre öteden bakan biri bile depresyonda olduğunu söylebilir. Hayırdır? Ne oldu?'' diyerek tespitlerini ifşa etti.
Yemin ederim bu kız burada harcanıyordu. Dedektiflik bürosuna falan başvurması gerekiyordu. İki saniye içinde beni çözmüştü. ''Bir şey olmadı ki.'' dedim çıkarabileceğim en tatlı sesimle. Üçü de bana inanmıyormuş gibi bakışlar attılar.
Gözlerimi irileştirdim. ''Siz bana inanmıyor musunuz şimdi?'' diye sordum hayretle. Üçü de aynı anda başlarını 'evet' anlamında salladıklarında irileşen gözlerimin yanına ağzım da eklenmişti. ''Aşk olsun ya! Sadece dün gece telefonu sessize almıştım. Uykumun bölünmesini istememiştim. Sonra da açmayı unutmuşum işte.''
Gül bana bakıp ''Yalan söyleme bize. Sen normalde mesajlara ışık hızında dönen birisin. Hele ki aramalar... Asla geciktirmezsin. Sorun ne?'' diye sordu. Beni bu kadar iyi tanımak zorundalar mıydı gerçekten?
Pes ederek suçumu itiraf ettim. ''Ya dün geceden beri aklım dolu. O düşüncelerimden kurtulmaya çalıştım gün boyu.'' Defne yerinden kalkıp yanıma geldi. Hemen dibime oturdu.
''Dün lavaboya gittiğin zamandan beri bir tuhafsın. Farkettik aklının başında olmadığını. O zaman aralığında bir şey mi oldu?'' Telaşa kapılmıştım. Henüz ben çözememişken onlara o çocuğu anlatmaya pek hazır değildim. Başımı iki yana salladım.
''Gerçekten bir şey olmadı. Arada sırada bu hallere girdiğimi biliyorsunuz. Takmasaydınız o kadar. Eve kadar gelmişsiniz bir de.'' dedim üzgün bir sesle. Gül, gözlerini devirdi. ''Dünkü hallerinden sonra endişelenmemiz en doğal hakkımızdı bence.'' dediğinde bir anlığına kendimi onların yerine koydum.
Kelimenin tam anlamıyla kafayı yerdim. Ben de yaptıklarının aynısını yapardım büyük ihtimalle. Yerimden kalkıp ''Madem buraya kadar geldiniz size yemek hazırlayayım.'' dedim hevesle. Gül, yüzünü ekşiterek ''Aç değilim. Siz yiyorsanız yeyin.''dedi.
Gözlerimi kıstım. ''Ben yemek hazırlayacağım ve sen yemeyeceksin, öyle mi canım?'' dedim yüzüme en tehlikeli sırıtışlarımdan birini yerleştirerek.
Gül kahkaha atmaya başladı. ''Korkunç olduğunu falan düşünüyorsan çok yanılıyorsun. Komik görünüyorsun. Neyse atıştırırız bir şeyler. Ama sen önce git şu tipine bir çekidüzen ver. Pis pasaklı.'' Normalde başka bir durumda olsaydık tepkim farklı olurdu. Ama tipimi tahmin edebiliyordum. Bu yüzden itiraz etme lüksüm yoktu.
Paytak adımlarla odama girdiğimde ilk iş olarak telefonumu elime aldım. Dört yüz küsur mesaj, yüzden fazla arama vardı. Gözlerim şaşkınlığın etkisiyle kocaman açıldılar. Kafayı yemişlerdi.
Taner'den ve birkaç arkadaşımdan daha mesaj gelmişti. Ama şu an onlara bakacak zamanım yoktu. 'Özür dilerim çocuklar. En kısa zamanda döneceğim mesajlarınıza.' dedim kendi kendime.
Telefonu yatağa fırlatıp banyoya girdim. Elimi yüzümü yıkadım. Oh be! Kendime gelmiştim. Of mavi elmas gözlü çocuk! Beni ne hale getirmiştin öyle vicdansızın oğlu?
Banyodan çıktım. Dolabıma yönelerek daha düzgün kıyafetler çıkardım. Saçlarımı tokadan kurtardım, ellerimle onları taradım. Saçım düz olduğu için bana çok sorun yaratmıyordu. Üstümü hemen giyinip, telefonumu cebime attım ve odadan çıktım.
Kızlar mutfakta toplanmışlardı. Ellerimi belime yerleştirerek onlara sırıtan bir suratla baktım. ''Eee? Ne yemek istersiniz bakalım?''
Adel, ''Ben de çok aç değilim aslında. Tost yapsak yeterli olur.'' dedi. Diğerleri de onu onayladıklarında dolaba yöneldim. ''Çoğul ekini kaldıralım. Ben tek başıma hazırlayacağım. İtiraz istemiyorum.'' dedim net bir sesle.
Aklımda bir şeyler varken tek başıma yemek hazırlamayı tercih ederdim. Kızlar da bunu biliyorlardı. Bu yüzden karşı çıkmadılar ve uslu çocuklar gibi oturup sohbet etmeye başladılar.
Malzemeleri çıkarıp tost makinesini ayarladım. Somunları açarak rendelediğim peyniri, kestiğim sucukları içlerine yerleştirdim. Ardından ketçabı içlerine sıktım. Tabii Adel'e ketçapsız tost yapmıştım. Ketçabı pek sevmediğini biliyordum. Benim aksime çok yemek seçen biriydi.
Tostları makineye yerleştirdikten sonra bardakları dolaptan çıkarıp masaya dizdim. Kızların muhabbetini bölerek, ''Meyve suyu?'' dedim sorarcasına. Üçü de beni onayladıktan sonra meyve suyunu çıkardım. Bardaklara özenle doldurdum.
Tostlar da hazır olmuşlardı. Onları tabaklara yerleştirip servis ettim. Kızlar sofraya beğeniyle baktıktan sonra birkaç iltifat aldım. Bu gururumu okşamıştı.
Tostumdan aldığım ilk ısırıkla ne kadar da acıktığımı anladım. Yemeksiz bir dünya hayal edemezdim. Bana mutluluk veriyordu. Büyük ısırıklar almaya başladığımda Adel kısık bir gülüş bırakarak bana baktı. ''Sabahtan beri bir şey yemedin, değil mi?'' diye sordu.
Dudaklarımı büzdüm. Beni gereksiz yere çok iyi tanıyordu. Ona cevap vermesem de o cevabını almıştı. ''Seni bile aç bıraktıran, aklında dolanan şey ne? Çok merak ettim.'' Gözlerimi kaçırarak tostumdan bir ısırık daha aldım.
Belki lokmamı bitirene kadar mantıklı bir cevap bulabilirdim. Lokmamı yutana kadar Adel gözlerini üzerimden çekmedi. Kaçışım yoktu. ''Sıradan şeyler. Sınavdan yeni çıktık ya. Onun etkisidir.'' Cevabım karşısında bana şüpheyle bakmaya devam etse de üstelemedi.
''Pelin teyze ne zaman geliyor?'' diye sordu Defne. Pelin, anlayacağınız üzere benim annemdi. Müdür yardımcısıydı. Üstüne birkaç öğrenciye özel ders veriyordu. Eve geceden geceye uğrardı. ''Bilmiyorum ki.'' diye cevap verdim.
''Peki Ferit amca?'' Babamın da annemden farkı yoktu. Onun iş yeri vardı. Ticaretle uğraşıyordu. Sık sık da yurtdışına çıkıyordu. ''Onu da bilmiyorum. En son Japonya'ya gitti. Ne zaman döneceği belli değil.'' dedim.
Adel, ''Çok şanslısın kızım. Ev olduğu gibi senin. Ben evde yalnız kalayım diye yalvarıyorum.'' dedi bıkkın bir sesle.
Onun annesi benimkinin aksine ev hanımıydı. Bir de çok fazla misafirleri olurdu. Bu yüzden yalnız kalamıyordu bir türlü. Halime bin şükür ediyordum.
Gül, ''Ya kızlar, şimdi sınav bitti. Uğraşacağımız bir şey de yok üç ay boyunca. Ne yapacağız?'' diye sordu. Defne ona bakarak ''Yıl boyu 'Şu sınav bir bitsin şunu yapacağım, bunu edeceğim.' diyordun. Planlarını uygulasana.'' diye bir fikir sundu.
Gül ''Doğru ya. İlk olarak film listemle başlayacağım. İzleyeceğim şeyler birikti. Zaten iki hafta sonra kuzenimin düğünü var. Onun hazırlıklarıyla uğraşırım. Hepiniz davetlisiniz bu arada. Gerçi davetiyeler bastırılınca size de vereceğim. Yine de önden bir uyarımı yapayım.'' dedi itiraz istemeyen bir şekilde.
İtiraz edecek kişi de yoktu zaten. Şu anda tam anlamıyla 'İşsiz Güçsüzler' çetesiydik. Bize de eğlence çıkardı.
Saat dokuza kadar kızlarla muhabbet ettikten sonra ''Biz kalkalım artık.'' dedi Defne. ''Annemler bekler.'' diye eklediğinde onları kalmak için ikna edemeyeceğimi anladım.
''Yakında tekrar görüşürüz. Her zaman beklerim.'' dedim tatlı bir tavırla. Onlar da ayaklanıp kapıya gittiler. ''Görüşürüz Rojin'im. Bir şeye ihtiyacın olursa ya da konuşmak istersen biliyorsun ki ben varım.'' dedi Defne. Gülümseyip ona sarıldım.
''Biliyorum canım.'' Gül bana bakarak ''Ben de varım biliyorsun, değil mi deli?'' Kıkırdadım. ''Bilmez olur muyum?'' Ona da sarıldıktan sonra Adel, ''Fazla drama gerek yok bence.'' dese de içinden onlara benzer şeyler söylediğini tahmin edebiliyordum.
Sarılmaktan pek hoşlanmdığını bilsem de ona zorla sıkı sıkı sarıldım. ''İyi ki varsın Adel'im.'' dediğimde sırtımı pat patlayıp benden uzaklaştı. ''Görüşürüz.'' dediğinde ben de ''Görüşürüz.'' deyip onlarla vedalaştım. Merdivenden indiklerine kapıyı kapattım.
Mutfağa geçerek bulaşıkları, bulaşık makinesine dizdim. İşim bitince ellerimi yıkadım. Tam odama geçecektim ki kapı çaldı. Annem gelmiş olmalıydı.
Kapıyı açtığımda yanılmadığımı anladım. Ayakkabılarını çıkarmasını bekledim. Ardından ''Hoş geldin anneciğim.'' deyip ona sarıldım. ''Hoş bulduk şirinem.'' dedi. Bana bu şekilde hitap etmesi çok hoşuma gidiyordu. ''Günün nasıl geçti?'' diye sordu. Bazı detayları atlayarak anlatsam fena olmazdı.
''Kızlar geldiler. Tost yedik. Tek başıma takıldım öyle. Özel bir şey yok. Sen neler yaptın?'' Üzerini çıkarırken cevap verdi. ''Benimki de her zamanki gibiydi. İş güç. Tosttan başka bir şey yedin mi sen bakayım?'' diye sordu şüpheyle.
Gözlerimi kaçırdım. 'Yok' dersem bana zorla bir şeyler daha yedirirdi ama benim hiç iştahım yoktu. Midem daha fazlasını asla kaldırmazdı.
''Babam ne zaman dönecek?'' diye sordum konuyu değiştirerek. Beynim bazen gerçekten de zehir gibi çalışıyordu. Annem konuyu değiştirdiğimi farketmeden cevap verdi.
''Bir haftalık daha işi varmış.'' Başımı anlamışım gibi salladım. ''İyi o zaman anneciğim. Ben odama geçiyorum. Bir isteğin var mı?''
''Yok şirine. İyi geceler. Gel, bir öpücük ver bakayım anneye.'' Kıkırdayarak ona bir öpücük verip odama geçtim.
Telefonu elime alıp yatağa attım kendimi. Taner'in mesajlarına baktım.
Taner: Rojin?
Nasılsın?
Ne yapıyorsun?
(09.24)
İnanamıyorum!
Işınlanma kraliçesi mesajlara ışık hızında bakmadı.
(10:58)
İyi misin Ro'm?
(14:46)
Aramamı da açmadın.
Endişeleniyorum bak.
(18:29)
Defne'yle konuştum.
Depresyondaymışsın.
Müsait olduğunda yaz bana.
Taner'i de endişelendirmiştim. İyi halt yedin Rojin. Onların ne suçu vardı da onları bu kadar merakta bıraktın? Defne hanım da hiç beklemeden olayı yetiştirmişti. Yaramaz cadı. Parmaklarımı hızlıca klavyenin üzerinde gezdirdim.
Rojin: Kusura bakma :( .
Bugün telefona bakmak aklımın ucundan bile geçmedi.
Seni merakta bıraktığım için özür dilerim.
Mesajım anında görüldü olunca istemsizce gülümsedim. Bu olay hep hoşuma gitmiştir. Kendimi değerli biri gibi hissettiriyordu.
Taner: Sorun değil.
Olur öyle şeyler.
Sen iyi misin?
Önemli olan o.
Rojin: İyiyim, iyiyim.
Merak etmene hiç gerek yok.
Bilirsin, arada geliyorlar bana.
Taner: Bilmez miyim?
O hallerin düşman başına.
Beni göremeyeceğini bile bile ağzımı kocaman açtım. Şu an tam anlamıyla şok olmuş bir ifadeyle telefonla bakışıyordum.
Rojin: Yazıklar olsun!
Yılların emeği boşa gitmiş tch tch tch.
O değil de sen sabah neden mesaj atmıştın?
Bir şey mi oldu?
Taner: Yok. Bir şey olmadı da müsaitsen seni kahvaltıya götürecektim.
Rojin: Anladım >
Taner: İyi geceler o zaman :) .
Rojin: İyi geceler >
Taner'le olan sohbetten çıkıp diğer arkadaşlarımın attıkları mesajlara baktım. Buluşmak istediklerini söylüyorlardı çoğu. E ben de işsiz güçsüz olduğuma göre hemen kabul etmiştim.
Bu hafta yoğun geçecekti. En az bir beş kişiye buluşma sözü vermiştim. Neyse be! Belki de bu şekilde aklımdan bir türlü çıkmayan mavi gözlü çocuğu unuturdum. Kimi kandıryordum ki? Şu an bile aklıma ilk gelen kişi oydu. Kimsin sen be adam!?
Bir kez daha beni görse tanımaması normal karşılanacak birine sitem edecek kadar kafayı yemiştim.
Tam telefonu kapatacaktım ki Adel'den mesaj geldi. Her şeyi anlatana kadar beni rahat bırakmayacağını biliyordum. Kız içmi görüyordu. Başka bir şeyin olduğunu farketmişti tabi ballı çöreğim. Gülümseyerek mesajını açtım.
Adel: Ne yapıyorsun?
Rojin: Yatıyorum öyle. Sen ne yapıyorsun?
Adel: Ben de.
Neyse dökül bakalım. Ne oldu?
Benden kaçamazsın. Başka bir şey olduğunu anladığımı biliyorsun.
Rojin: Aslında çok önemli bir şey değil.
Adel: Olmasa da söyle.
Seni etkilemişse boş bir şey de değildir.
Rojin: Konser günü bir çocuk gördüm.
Mavi gözlü bir çocuk...
Ne konuştuk ne başka bir şey. Sadece birkaç saniye bakıştık. Ama aklımdan atamıyorum asla. Dünden beri her gözlerimi kapattığımda mavi gözlerini görüyorum. Hayır, neden bu kadar etkilde beni? Onu da anlamış değilim.
Adel: Aşık mı oldun lan?
Adel'in söylediğiyle bir süre donakaldım. Aşık mı olmuştum? Sadece birkaç saniye gördüğüm çocuğa mı? Bu mümkün değil ki. Eğer bu aşksa ne aşkı oluyordu? Yıldırım aşkı falan mı?
Rojin: Yok ya. Aşık olmamışımdır. İlk kez gördüğüm birine nasıl hemen abayı yakayım?
Adel: Kızım ağzımı açtırma şimdi. Sen kitap karakterlerine bile aşık olabilen bir kızsın. Bu çocuğu da bu kadar düşündüğüne göre aşık olman uzak bir ihtimal sayılmaz.
Rojin: Öyle olsa bile onu bir daha nerede göreceğim ki? İmkansız aşk olur yani :( .
Adel: Bilemeyiz. Senin gibi bir deli başka bir deliyi rahatça çeker. Belki bir gün karşılaşırsınız tekrar.
Ama ben onay vermezsem o iş yatar. Düzgün bir çocuk olsa iyi olur :) .
Bu ihtimalin güzelliği beni gülümsetti. O gözlere bir daha bakabilmek, bakışlarında boğulmak... Bunu kesinlikle isterdim. Eğer o hissettiklerim aşksa gel bul beni mavi gözlü çocuk.
Rojin: Hayırlısı bakalım.
Onayın olmadan olur mu hiç majesteleri.
Onu tanımasam da düzgün birine benziyordu. Gerçi bunları konuşmak için daha çok erken ama neyse.
Adel: Başka bir sorun yok, değil mi?
Rojin: Yok güzelim yok. Merak etme.
Bir şey olsa sana söylerim zaten.
Adel: Tamam o zaman. Sana inanıyorum.
İyi geceler.
Rojin: İyi geceler >
Bu defa telefonu gerçekten kapatabildim. Onu komodinin üzerine koyup çarşaflarımın altına girdim. Bir daha görüp göremeyeceğimi bilemediğim çocuğu düşünerek uykuya dalmaya çalıştım. Belli ki biraz zor olacaktı.
Beni uykularımdan ettin be güzel gözlüm! Neyse... Canın sağ olsun.
***
Kitap güzel gidiyor mu bakalım, hoşunuza gidiyor muu??
Kendinize çok iyi bakınnn🤍


