Yeni bölümle karşınızdayım bebeklerimm
Bu şarkı bölümün anlam ve önemine gelsinn ehehe
Kaan Boşnak- Benimle Kayboldun
Umarım beğenirsinizz🤍
Nasılsınız bakalım??
Ben sizi çok tutmayayımm
İyi okumalar❤️
***
''Rojin! Gelsene artık! Kızlar geldiler.'' Defne'nin sesiyle beyaz elbisemin eteğini hızlıca düzeltip odadan çıktım. Koridordaki aynanın önünde durup kendimi son kez baştan ayağa kadar süzdüm. Tatmin olmuşçasına başımı salladıktan sonra kapıya geldim.
Beyaz spor ayakkabımı hızlıca giydim. Defne'yle evlerimiz yakın olduğu için yanıma gelmişti sabah, beraber hazırlanmıştık.
Gül ve Adel de konsere gitmek için arabayla bizi almaya gelmişlerdi. Diğerlerine kıyasa geç kalmıştım. Çünkü giyeceğim kıyafet konusunda çok kararsız kalmıştım. Defne çoktan indiği için evin kapısını kapatıp hızlı adımlarla merdiveni inmeye başladım.
Gül'ün arabası hemen binanın önünde durduğu için onu bulmam zor olmamıştı. Açıkçası arabaları hep karıştırırdım. Çoğu arabaları birbirlerine benzetirdim. Sırf bu yüzden bir keresinde yabancı bir kadının arabasına binmiştim.
O anı hatırlamak bir kez daha utanca bulanmamı sağladı. Kadının o 'ne oluyoruz?' bakışları... Utanç verici anılarımdan hızla sıyrılıp arabaya bindim. Gül bana dikiz aynasından baktı. ''Biraz daha geç gelseydin Ro'm. Erken oldu böyle bak. Konseri kaçırmamız gerekiyordu.'' dedi kinayeli bir sesle.
Tatlı olduğunu düşündüğüm bir sırıtışla ona cevap verdim. ''Merak etme Gül'üm. Arabayı kullanan sensen her türlü ilk biz varırız konser alanına.'' Çarpık bir şekilde gülümseyip arabayı çalıştırdı. ''Yağcılık yaparak bu işten sıyrılabileceğini mi düşünüyorsun?'' diye sordu.
Tamam, biraz böyle düşünmüş olabilirim. Ama bunu ona itiraf edecek değildim tabii ki. ''Hiç de bile! Sadece gerçekleri söylüyorum.'' dedim. Beni cevapsız bırakarak yola odaklandı. Güneş gözlüklerini de takmıştı. Çok havalı görünüyordu dürüst olmak gerekirse.
Gül sınavdan kısa bir süre önce ehliyeti almıştı. Babası da ona mezuniyet hediyesi olarak bu arabayı vermişti. Eh bizimkiler o kadar da zengin değillerdi maalesef. Zenginlik bir yana mezuniyet için tebrik etmeyi bile çok görmüşlerdi. Tch tch tch, ebeveynlik ölmüş!
Adel'e de selam verdikten sonra yolun keyfini çıkarmaya çalıştım.
Birkaç dakika sonra terlemeye başlamıştım. Hava çok sıcaktı. Haziranın başındaydık daha ama ortalık alev alevdi. Gerçi Antalya'dan bunun aksi bir şey beklemek mümkün değildi.
''Adel'im, ballı çöreğim gözünü seveyim şu klimayı çalıştır.'' dedim bunalmış bir sesle. Adel de bunalmış olmalı ki ''Pencereleri kapatın o zaman.'' dedi hemen. Hep birden pencereleri kapatmıştık. Bu sıcakta biraz daha kalırsak pişmiş tavuklara dönecektik kesin.
Adel, klimayı açtığında soğuk hava yavaş yavaş ferahlamamızı sağlamıştı. Telefonumdan gelen bildirim sesiyle onu açıp kimin mesaj attığına baktım.
Gül, ön koltuktan ''Şu bildirim sesini değiştir artık. Her seferinde ödüm kopuyor. 'Pikatchu' ne yani? Senden başka hangi deli bu bildirim sesini kullanıyor acaba?'' dediğinde kıkırdamakla yetindim. Bunu asla yapmayacağımı en iyi o biliyordu. Gayet de güzel bir bildirim sesiydi.
Mesaj Taner'den gelmişti.
Taner: Ne yapıyorsun Ro?
Rojin: Konsere gidiyorum!!!
Taner: Hadi be!
Ben de konsere gidiyorum, hatta ulaştım bile.
Rojin: Gerçekten miii?
Acaba aynı konser mi?
Taner: Ben konser alanına girdim çoktan dur fotoğraf atayım.
Bakalım aynı yer mi olacak.
Bir fotoğraf gönderildi.
Rojin: Ay inanamıyorum!
Aynı konser alanı.
Daha önce fotoğraflarda görmüştüm.
Biz de oraya geliyoruz birazdan.
Kızlara ''Taner de gideceğimiz yere gitmiş. Şansa bakar mısınız?'' dedim heyecanla. Aynı zamanda aynı konsere denk gelmek çok büyük bir tesadüftü. Mutlu olmuştum.
Adel ''Şansızlık diyelim bence biz ona.'' dedi. Onu göremesem de gözlerini devirdiğinden adım gibi emindim. Ne olursa olsun Taner'i sevmeyecekti. Söylediğine karşı gülümseyip mesajlaşmama döndüm.
Taner: E bu çok güzel bir tesadüf!
Rojin: Bence de iyi denk gelmiş.
Taner: Buraya geldiğinde görüşür müyüz?
Rojin: Görüşürüz tabii.
Taner: Kızlarla mı geliyorsun?
Beni gerçekten çok iyi tanıyordu. Zamanımın çoğunu kızlarla geçirdiğimi biliyordu. E kaç yıllık arkadaşım!? Bir zahmet bilsin. Değil mi ama?
Rojin: Aynen öyle.
Taner: Adel de geliyor mu?
Rojin: Gelmez olur mu?
Taner: Adel beni hiç sevmiyor değil mi?
Sorusuyla birlikte kaşlarımı şaşkınlıkla kaldırdım. Bunu farketmişti. Farketmese şaşardım zaten. Adel hanım bu tarz duyguları hiç saklamazdı. Başına hafifçe vurup bana dönmesini sağladım. ''Ne oluyor be?'' dedi kaşlarını çatarak.
''Taner onu hiç sevmediğini söyledi.'' dedim üzgüntümü yansıtan bir sesle. Yüzünde bundan memnun kalmışçasına bir ifade oluştu. ''Doğru tespit. Ne olmuş yani?'' dediğinde başına bir kez daha hafifçe vurdum. Bu kız beni deli edecekti. Gül, muhabbetimize katıldı. ''Yani dürüst olmak gerekirse ben de pek hoşlanmıyorum Taner'den. Yani tamam, arkadaşın falan ama pek sevilecek bir yanı yok.''
Bu tamamen öznel bir şeydi. Taner gerçekten de çok iyi bir çocuktu. Ama nedense onu bir türlü sevmiyorlardı.
Gül'ün söyledikleriyle gözlerimi irileştirdim. Sen de mi Brütüs? ''Ay size inanamıyorum! Ne yaptı size çocuk?'' diye sordum merakla karışık bir sitemle.
İkisi de omuz silkerek önlerine döndüler. Demek cevap vermeyeceklerdi, ha? Ayıp cidden. Tch tch tch. Defne omzumu pat patlayıp ''Üzülme. Ben nötrüm ona karşı.'' dedi içimi rahatlatmak istercesine.
Elini tuttum. Alayla ''Allah razı olsun Defo. Sen de olmasan biz ne yapardık?'' dediğimde kıkırdadı.
Taner'i çok bekletmiştim. Çocuk şimdi yine nereye kaybolduğumu soracaktı yine. Ne diyecektim? Arkadaşlarımın seni sevip sevmeme durumunu konuşuyorduk mu diyecektim?
Rojin: Yok yaa.
Neden öyle düşünüyosun ki?
Mesajım anında görüldü oldu. Ya bu çocuk kraldı, kral! Bir de daha sevmiyorlar onu. Kendi kendime son söylediğim şeyden sonra gözlerimi devirdim.
Taner: Bana her seferinde öldürücü bakışlar atıyor da...
Bir anda Taner bana çok sevimli geldi. Aşırı masum gözüküyordu şu an. Yavrum benim. Anaç tarafım ortaya çıktı.
Rojin: Öyle düşünme ya.
Sana karşı bilerek yapılan bir şey değil diye düşünüyorum.
Yabancılardan pek hoşlanmaz o.
Yalandan kim ölmüş arkadaş? İçini rahatlatabilecekse neden söylemeyecekmişim?
Taner: Öyle diyorsan...
Nerede kaldınız?
Taner'in sorusuyla kızlara ''Ne kadar kaldı?'' diye sordum. Adel konuma bakarak ''5 dakikaya oradayız.'' diye cevap verdi.
Adel'e teşekkür edip aynısını Taner'e bildirmek için mesajı yazmaya başladım.
Rojin: 5 dakikaya oradayız!
Taner: Hadi o zaman.
Birazdan görüşürüz.
Size ön sırada yer tuttum.
Ay, nasıl da düşünceli öyle? Kimin arkadaşı? Kendi kendimi övme faslı geçince bir mesaj daha yazdım.
Rojin: Yaa! Teşekkürler >
Taner: Teşekküre hiç gerek yok.
Görevim Ro'cuğum :) .
Bekliyoruz sizi.
Rojin: -ruz?
Taner: Ben de birkaç arkadaşla gelmiştim de...
Rojin: Anladımm.
Hadi geldik sayılır, görüşürüz birazdan.
Taner: Görüşürüz :) .
Telefonumu çantama attığım gibi Gül arabayı parketti. Dördümüz arabadan indik. Adel'in koluna girdiğimde bundan rahatsız olmuş gibi kolunu çekti.
''Bundan pek hoşlanmadığımı biliyorsun Rojin.'' dedi nazikçe. Biliyordum ama refleks işte. Kontrol edemiyordum. Yüzümü buruşturup ondan biraz uzaklaştım. Dördümüz yan yana içeri girdiğimizde bizi bir kalabalık karşıladı.
Daha konserin başlamasına vardı. Buna rağmen böylesine kalabalıktı. Eh sevilen bir gruptu sonuçta bu. Kızlara bakıp ''En öne geçelim.'' dedim.
Gül, bana 'Salak mısın Cimile' bakışını attı. ''Yalnız güzelim, farkındaysan çok kalabalık. En önde nasıl yer bulmayı düşünüyorsun?'' Sorusuyla birlikte yüzüme en kibirli ifademi yerleştirdim.
''Taner kankam bize en önden yer tutmuş.'' dediğimde Adel ve Gül gözlerini devirirken Defne ''Yaaa! Nasıl da düşünceli!'' diye şakıdı. Çok şükür en azından o Taner'in değerini anlamaya başlamıştı.
''Düşünceli olacak tabii. Benim arkadaşım sonuçta.'' Diyerek hava ettım. Bu dediğimle Adel kafama bir tane geçirip ''Her şeyden de kendine bir pay çıkaracaksın, değil mi?'' diye sordu alaylı bir sesle. Başımı olumlu anlamda salladım. Asla akıllanmayacaktım tabii.
Önlere doğru ilerlediğimizde gözlerim Taner'i aradı. Kısa bir süre içinde onu gördüm. Bana kendini farkettirmek için el sallıyordu tatlı tatlı.
Kızları çekiştirip onun yanına doğru ilerlemeye başladım. Adel yine gözünü devirdiğinde 'Efekan yapma oğlum. Gözün böyle kalacak.' dememek için kendimi zor tuttum. Eğer bunu deseydim kafama bir sille daha yerdim.
Kendimi riske atmayarak susmayı tercih ettim. Taner'in yanına geldiğimizde kollarını açtı. Gülümsedim ve ona sarıldım. Kısa süren sarılmamızdan sonra Taner, arkadaşlarını göstererek onları tek tek tanıtmaya başladı.
Başta siyah, kıvırcık saçlı, tatlı olan çocuğu işaret ederek ''Bu, Ali.'' dedi. Ali, tatlı bir şekilde gülümsedi.
Ardından kumral, ela gözlü, uzun boylu çocuğu işaret etti. ''O da Soner.'' Ben de kızları ve kendimi tanıttıktan sonra memnun olduk faslı döndü.
Soner gözlerini üzerimizde gezdirerek, ''Ben içecek bir şeyler almaya gidiyordum. İstediğiniz bir şey var mı hanımlar?'' diye sordu kibarca. Gül, ''Zahmet etmene gerek yok. Biz hallederiz sonra.'' dediğinde Soner eliyle hızlıca reddedip ''Aşk olsun. Ne farkedecek? Madem istediklerinizi söylemeyecekseniz ben kafama göre takılıyorum.'' dedi net bir şekilde.
İtiraz etmemize izin vermeden yanımızdan hızlıca uzaklaştı. İyi bir çocuğa benziyordu. Gözüme girmeyi başarmıştı. Ali, Defne'ye bakarak ''Sanki seni bir yerde görmüştüm. Çok tanıdık geliyorsun.'' dedi düşünceli düşünceli. Defne kaşlarını düşünüyormuş gibi çattı. Ama bir sonuca varamamış olacak ki başını olumsuz anlamda salladı.
''Bilmiyorum ki. Aslında sen de tanıdık geliyorsun ama...'' dediğinde Ali heyecanla ''Hatırladım!'' dedi. Hepimiz merak etmiştik nereden tanıştıklarını. Kim bilir nereden tanışıyorlardı?
''İlkokulda aynı sınıftaydık. Hatta sıra arkadaşıydık. Kızıl Defo'sun işte!'' Ali'nin bu halleri çok tatlı gelmişti. Defne'yi gördüğü için bu kadar mutlu olacağını kim bilebilirdi? Bir de tesadüfe gel yani. Kaç yılın ardından tekrar karşılaşmışlardı.
Defne, yeşil gözlerini kısarak ''Kıvırcık Ali?'' dedi sorarcasına. Ali, 'evet' anlamında salladı başını. Defne ellerini ağzına götürdü. ''Ay inanamıyorum! Bu nasıl olur? Kaç yıl oldu?'' dedi mutluluk içinde. Belli ki iyi arkadaşlardı zamanında.
Ali, Defne'ye yaklaşıp ''Çok özlemişim kızım ya. İlkokuldan mezun olduktan sonra taşınmışsın. Telefon numaran falan da yoktu. Kaç gün binanın yanına gelip seni beklediğimi bilemezsin. Sarılayım mı bir kere?'' Bu masum isteği beni gülümsetti. Ne kadar güzel bir andı bu böyle?
Defne, ''Sormana gerek bile yok şapşal.'' deyip Ali'nin boynuna atladı. Bizim Defne'ye bakın hele! Bu kızda ne hünerler varmış da benim haberim yokmuş.
Adel ve Gül'ün tepkilerini merak ettiğim için bakışlarımı onlara çevirdim. Sıfır tepkiyle Defne'yle Ali'ye bakıyorlardı. Bu herhangi bir tepkiden çok daha komikti inanın ki.
Kıkırdamaya başlamıştım ki Taner hemen dibimde belirdi. ''Hayırdır Ro? Komik olan ne?'' diye sordu merakla. Ela gözlerimi ona çevirdim. Hiçbir şey demeden kızları işaret ettim. Onlara baktığında sebebimi anlamış olacak ki o da gülümsedi.
''Çok tuhaf değil mi? Düşünsene ilkokul arkadaşınla bilmem kaç yıl sonra karşılaşıyorsun. Güzel olmaz mıydı?'' diye sordu parlayan gözlerle.
Omzumu omzuna hafifçe vurup ''E biz de ortaokuldan beri arkadaşız. Fena mı?'' diye sordum. Bana köpek yavrusu bakışları atarken güldü. ''Senin gibi bir deliyle nasıl bu kadar yıl arkadaşlık kurdum bilmiyorum açıkçası.'' Söylediği şeyle sırıtışımı sildim. Şaka yaptığını biliyordum. Ben de bunu devam ettirmek istedim.
''Sen bana kurban ol be! Beğenmiyorsan gider başka ortaokul arkadaşı bulurum ben kendime.'' dedim trip atarcasına. Kaşlarını kaldırdı. Bu hareketine her zaman gülerdim. Bunu her yaptığında çok komik görünürdü. Gülüşümü zar zor bastırıp somurtkan ifademi korumaya çalıştım. ''Öyle mi Ro? Başka ortaokul arkadaşın mı var ki senin?''
Ağzımı bir karış açtım. ''Ortaokulda ne kadar popüler olduğumu biliyorsun. İlla ki birini bulurum ben.'' dedim sahte bir sinirle. Ama bu iş iddiaya doğru gidiyordu. Benden söylemesi.
''Bilmez miyim? Özellikle de Ozan, en yakın arkadaşındı.'' dedi gözlerini devirirken. Konunun değişmesine sevinmiştim. Ozan konusu belli bir aradan sonra yine açılmıştı. Taner onu hiç sevmezdi. Ozan her benimle konuşmaya geldiğinde Taner nasıl becerirdi bilmem ama hep bir yerden çıkar, aramıza girerdi.
Aklıma gelen anılarla gülmeye başladım. ''Sen de epey severdin Ozan'ı.'' diyerek ona takıldım.
''Tabii tabii ne demezsin.'' Başka bir şey konuşma fırsatımız olmadan Soner geldi. Elindeki iki tane, ağzına kadar dolu poşeti açıp ''Ne içersiniz?'' diye sordu bize. Taner şaşkınlıkla ona baktı. Ben ve diğerleri de aynı durumdaydık. ''Büfede bir şey bıraktın mı bari? Yazık. Diğer insanlar bir şey isteyecek olsalar bulamayacaklar.'' diye sordu Ali.
Soner sadece gülümsedi. Gamzesi belirginleşmişti. Çok yakışıklı olduğunu düşünmeden edemedim. Adel'e bakıp ''Dur tahmin edeyim istediğin içeceği.'' dedi öz güvenle. Adel durumu tuhaf karşılasa da soğuk bir ifade takındı. ''Tahmin etmene gerek yok. Kola olur.'' diyerek çocuğu tersledi.
Soner üstelemeden Adel'e istediği içeceği verdi. Defne'ye baktı. ''Sen ne istersin?'' Defne dudaklarını aralamıştı ki Ali, müdahale etti. ''Vişne suyu ver ona.'' Soner, Defne'den onay istermiş gibi baktı. Defne başını sallayıp Soner'in elindeki vişne suyunu aldı.
Ali'ye gülümseyerek bakarken ''Unutmamışsın.'' dedi utangaç bir tavırla. Ay ne oluyordu böyle? Yeni bir aşk mı doğuyordu? Ali, kahverengi gözlerini Defne'nin üzerinde sabitledi. ''Seninle ilgili bir şey unutmam mümkün değil ki Kızıl Defo.'' dediğinde Defne ona hayran hayran baktı. Bu çok hoşuna gitmişti belli ki.
Bunların hepsini yazıyordum kenara. Elbette ki bir gün kullanacaktım. Defne tereyağı gibi erimeye devam ederken Soner; Gül'e, Ali'ye, Taner'e ve bana da içeceklerimizi verdi.
''Teşekkür ederim.'' dedim tatlı bir ses tonuyla. Başını nazikçe eğip ''Rica ederim.'' dedi. Hepimiz yerlerimizi alıp sahneye odaklandığımızda beklenen an geldi ve grup sahneye çıktı.
Çığlıklar, ıslıklar ve alkışlar kopmaya başladı. Grup, selam verdikten sonra ilk şarkı çalmaya başladı. En sevdiğim şarkılardan biri olması içimi kıpır kıpır etti. Fazla beklemeden ben de bağıra bağıra şarkıya eşlik etmeye başladım.
Hepimiz deli gibi eğleniyorduk. Birkaç dakika boyunca zıplayıp durmuştuk.
Daha sakin ve romantik bir müzik çalmaya başlayınca Adel'e baktım. ''Dans edelim mi güzel hanımefendi?'' diye teklif ettim. Bundan pek hoşnut gibi değildi. Ama yine de beni kırmadı ve elini uzattı. Elini tutup belini kavradım. Usul usul sallanmaya başladıktan sonra Taner'in de Soner'i dansa kaldırdığını gördüm.
Soner tamamen gönülsüz bir şekilde, Taner'in yönlendirmesiyle hareket ediyordu. Bize benziyorlardı. Bu hallerine kıkırdarken Ali ve Defne'nin de birlikte dans etmeye başladıklarını gördüm. Ardından gözlerim Gül'e kaydı. İçeceğini yudumlayıp şarkıya eşlik ediyordu.
Eline uzandım. Onu çekerek Adel'in önüne getirdim. ''Biraz da siz dans edin bakayım. Ben bir lavaboya gidip geliyorum.'' dedim. Gül, bana endişeyle baktı. ''Sen bu kalabalıkta kaybolursun. Zaten boyun ufak. Göremeyiz seni.'' dedi. Gözlerimi devirip ''Merak etme. Hallederim ben. Hem telefon ne güne duruyor? Gelirim hemen. Siz keyfinize bakın.'' dedim.
Hemen ardından girişte gördüğüm lavaboya doğru yol aldım. Kalabalığın arasından geçmek gerçekten de çok zordu.
Ama sonunda başarmıştım. Lavaboya girip kendimi aynada süzdüm. Dağılan saçlarımı düzene soktum. Elimi yüzümü yıkadım. Şimdi daha iyi görünüyordum.
Derin bir nefes alıp dışarı çıktığımda bir romantik müzik daha çalıyordu. Çiftler dans etmeye devam ediyorlardı. Kalabalıktı. Ben kalabalığı pek sevmezdim. Ama buradaki kalabalık rahatsız edici değildi. Herkes tamamen kendi halinde takılıyordu. Ortam güzeldi.
Kalabalığın içinden geçmeye çalışırken birden bir şey oldu. O şey kalbimin ritmini on kat hızlandırmıştı. Bir çocuk... Daha önce görmediğimden emin olduğum bir çocuk... Okyanusu aratmayacak mavilikteki gözleri ela gözlerimle buluşmuştu.
Öyle değişik bir duyguydu ki... Sanki yerime çivilenmiştim. Kıpırdayamıyordum. Etrafımdaki herkes hareket ederken ben öylece duruyordum. O da benden farklı değildi... Gözlerini kaçırmıyordu. Ben de öyle. Gerçi ben kaçıramıyordum. O ayrı mesele. Elimde olmadan ona dalıp gitmiştim.
Olağanüstü bir yakışıklılığı yoktu. Kaslı, yapılı biri hiç değildi. Ama güzeldi. Hayatımda gördüğüm en güzel erkekti. Aramızda en az bir üç-dört metre vardı. Ona çok yakın olamadığım için detaylarını göremiyordum. Gerçi şu an görebildiğim tek şey beni içinde boğulmaya davet eden okyanus rengi gözleriydi.
***
Nasıl gidiyor bakalım kitap?
Henüz ikinci bölüm ama ne yapayım? Fikirlerinizi merak ediyorum.🤭🤭
Kendinize güzel bakınnn

