İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 33 · 14 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 33

33. Bölüm🐚

Merhabalar efenimmm, nasılsınız bakalımmm??

Keyifli okumalarrr 😙

***

Yiğit'in annesi ve babasının geldiğini öğrendiğimizde kısa süreli eğlencemize son verip yola çıktık. Yiğit gergindi, huzursuzdu. Otobüste yan yana oturuyorduk. Benim tarafımda kalan bacağı ara vermeksizin titriyordu.

Huzursuz hâli bana da yansımış olsa da bu durumda sakin kalan bir kişi olmak zorundaydı. Gördüğüm kadarıyla o kişi de ben olmak zorundaydım.

Yiğit'in endişeli hâline bakarak bir iç çektim. Gözlerim titreyen bacağına kaydı. Elimi dizine koyduğumda bacağını sallamayı bırakarak huzursuz bakışlarını bana çevirdi.

''Yiğit, bak biliyorum. Senin için kolay değil onlarla yüzleşmek. Şu an ne hissettiğini yüzde yüz bilemiyor olsam da sana şunu söylemek istiyorum: Ebeveynlerin düşündüğün kadar korkutucu değiller. Onlar da bizim gibi sıradan insanlar. Hem sen de onların vereceği cezalara karşı çıkabilecek kadar büyüdün.''

Elimle iri sayılan vücudunu işaret ettim. ''Baksana kendine. Boyunun babanın ve annenin boyundan uzun olduğundan eminim. Artık koacaman bir adamsın. Onların karşısına daha güçlü, daha öz güvenli çıkmanı istiyorum Yiğit.''

Elimi yüzüne getirdiğimde başını elime yaslayarak beni dikkatle dinlemeye devam etti. Ona her ne kadar kocaman bir adam olduğunu söylesem de şu an karşımda gördüğüm kişi çocukluğunu yaşayamadan büyümek zorunda kalmış, masum bir çocuktu.

Gözlerim şefkatle dolarken ona gülümsedim. ''Sen seviliyorsun, güçlüsün, başarılısın, imrenilesisin. Bırak ailen de bunları görsün. Hem nereden biliyoruz ki? Belki de sadece özledikleri oğullarını görmek istemişlerdir. Olamaz mı?'' Son cümlelerime kendimi inandırmaya çalıştım. Bunun gerçek olmasını umdum.

Alaycı bir ses bırakıp başını elimden çekti. ''Olamaz. Yakın geçmişe kadar beni özleyebileceklerine ben de inanmıştım. Ama hayır, özlemiyorlar. Ben zaten hiçbir zaman onların yanında olmamıştım ki. Daha doğrusu onlar benim yanımda olmamışlardı. Hiçbir zaman hayatında olmayan birini nasıl özleyebilir ki insan?''

''Ama sen onların oğullarıs-'' Sözümü keserek başını iki yana salladı. ''Ben onların oğulları değilim. Sadece ve sadece kendi doğularına göre, kendi isteklerine göre şekillendirmek istedikleri bir nesneyim.''

Yüzüm umutsuzluk hissinin etkisiyle düştü. Hangi anne baba çocuklarının ağzından bu tarz sözler dökülmesine sebep olabilirdi ki? Acaba onu ne kadar incittiklerinin farkındalar mıydı? Ne söyleyeceğimi bilememiştim.

Sakinleşmesini umarak elini tuttup parmaklarımızı birbirlerine kenetledim. Başımı hafifçe yana eğip onu rahatlatmak istercesine gülümsedim.

Az önceki ciddi, hüzünlü, kırgın, yorgun ifadesini dağıtmayı başarmıştım. Gözleri gülümsememe kayarken o da dudağının kenarını kıvırdı. Minik bir gülümseme bir insana en fazla bu kadar yakışabilirdi. İçimden sonsuza kadar mutlu olmasına, sürekli gülümsemesine dair bir sürü dilek tuttum.

Sessizce geçirdiğimiz yol bittiğinde otobüsten indik. Yiğit'in her adımı zorla attırılıyormuş gibiydi. Gitmek istemiyordu.

Apartmanın kapısına geldiğimizde adımlarımı durdurdum. Onu kendime çevirdim. Gerginlikten dudaklarını ısırıp duruyordu. Bu da dudaklarının kırmızının hoş bir tonuna bürünmelerine sebep olmuştu. Çok iştah açıcı görünüyorlardı.

Dikkatim tamamen dudaklarındayken başımı iki yana salladım. Ne düşünüyordum ben öyle? Hepten yoldan çıkmıştım.

Hafifçe boğazımı temizledim. ''Çıkmak istemiyor musun?'' diye sordum tereddüt etmeden.

Gözlerimin en içine bakıp hiç düşünmeden ''İstemiyorum.'' dedi.

''Peki şimdi seni kaçırsam? Bizim evde saklasam? Sen kendini yeterince hazır hissettiğinde onların karşısına çıksan? Ne derdin?''

Kurduğum her bir cümle onun kurtuluşu olmuş gibi rahatladı. Az önceki gergin hâlinden hiçbir iz kalmamıştı. Gözlerinin en derininin bile ışıl ışıl parladığını gördüğümde Allah'a bana böyle bir akıl verdiği için şükrettim.

Ellerimi kavradı sıkıca. ''Ciddi misin? Yapar mısın bunu gerçekten?'' İnanamıyormuş gibi çıkan sesi tatlılığına tatlılık katmıştı.

Kıkırdadım. ''Ciddiyim ve yaparım. Hatta sen iste ben imkansıza bile çare bulur, onu mümkün hâle getiririm.'' Bu aşırı öz güven nereden gelmişti, bilmiyordum ama işe yaradığı kesindi. Yiğit'in mutluluk oranı gözümün önünde yavaş yavaş artıyordu.

Duygularını nasıl tarif edeceğini bilemiyormuş gibi, yüzünde şapşal bir gülümsemeyle öylece durdu karşımda. Her şey yolunda gidiyor diye düşünürken bir anlığına yüzü düştü. Dudağını büktü. ''Annen istemezse sizde kalmamı?''

Saate baktım. Annem daha gelmemiş olmalıydı. Ona durumu anlattığımda bir şey demeyeceğinden emindim. ''Onunla ben konuşurum. Dert etme. Hem ailem seni benden çok seviyor nedense.'' dedim sesime varla yok arası kıskançlık tohumları yerleştirirken.

Son dediğim hoşuna gitmiş gibi kıkırdadı. ''O zaman evlenmemize de bir şey demezler. Doğru ya! Umut seni bana vermişti zaten.'' Haylaz bir tavır takındığında ve beklemediğim bir konuya aniden daldığında şaşkınlıkla ona baktım.

''Ne evliliği Yiğit ya? Daha yeni sevgili olmadık mi biz?''

Yiğit'in yüzünde sahte bir hayal kırıklığı yer edindi. Ellerimi bırakıp onaylamayan bir ses çıkardı. ''Senden bunu beklemezdim.'' Cümlesiyle birlikte ağzım bir karış aralandı. Neyden bahsediyordu, kim bilir?

Elini kalbine götürüp dramatik bir tavır takındı. ''Sen benim duygularımla mı oynuyorsun? Bana bunu nasıl yaparsın? Ben tüm masum duygularımla çıktım karşına. Sense sadece bir süre benden faydalanmayı düşünüyorsun anlaşılan.''

Sonra aklına nasıl bir şey geldiyse ağzını şaşkınlıkla aralayıp, iki kolunu çapraz yaparak göğüslerini kapattı. ''Bunu ta en başından anlamalıydım. Seni sevdiğimi söylediğim gibi üzerime atlayıp dudaklarıma yapıştın. Şimdi de müşkül durumumdan yararlanmak isiyorsun ki beni eve atmaya çalışıyorsun!''

Hangi filmin senaryosuydu bu? Üst üste kurduğu cümleler yüzünden şaşkınlığımdan sıyrılamamıştım. Sesi bir tık yüksek çıkınca elimle ağzını kapattım. Duyan oldu mu diye etrafa gergince göz attım. Neyse ki kimse yoktu. ''Sen...'' Dişlerimin arasından konuşmaya başlamıştım ki yumuşak bakışları beni tavrımı yumuşatmak zorunda bıraktı.

Bana attığı iftiralar onu fazlasıyla memnun etmiş gibi görünüyordu. Elini ağzını kapatan elime götürdü. Ardından hafifçe dudaklarını avcuma bastırdı.

Ona dünyanın en güzel manzarasına bakıyormuşum gibi baktığımı hissediyordum. Ellerimizi havada birleştirip indirdi. ''Yani eğer benimle ciddi düşünmüyorsanız söyleyin ki kendimi fazla kaptırmayayım hanımefendi.'' Oyununu sürdürmeye devam ettiğinde bu defa onu azarlamak yerine ayak uydurmayı tercih ettim.

Çenemi hafifçe havaya kaldırarak kibirli bir ifade takındım. ''Şöyle ki: Ben sizinle oynamıyorum beyefendi. Yine de beni elde etmeniz öyle kolay olmayacak. Birkaç gün sonra beni sevmeyi bırakmayacağınız ne malûm hem? Evlilik de aşkı öldürür diyorlar. Haliyle hemen istemem bu yola çıkmayı.''

''Sizin için tüm zorluklara katlanmaya hazırım leydim. Size olan sevgimin bitmesi mi?'' Başını sertçe iki yana salladı. ''Bunun anlamı nedir bilir misiniz?''

''Nedir?'' Oyuna ayak uyduruyor olsam da cevabını gerçekten de merak etmiştim.

Öz güvenli bir şekilde sırıttı. Sorumu cevaplamadan apartmana girdi. Ellerimiz birbirlerine kenetliyken merdivenleri teker teker çıkmaya başladık. Cevap vermemesi pek hoşuma gitmemişti ama üzerinde de durmamıştım. Bir sebebi vardır diye düşündüm.

Evin kapısına geldiğimde anahtarı çıkarmak için çantama uzandım. Tek elle yapılması kolay bir iş olmadığı için Yiğit'le ellerimizi ayırmaya çalıştım. İzin vermedi. Az öncekinden daha sıkı kavradığında ona hayret dolu bir bakış gönderdim. Derdi neydi?

''Yiğitciğim, kapıyı açmam gerekiyor.''

Umursamaz bir tavırla omuzlarını silkti. Kapının kilidini gözleriyle işaret etti. ''E aç.''

Gözüne sokmak istercesine birleşik olan ellerimizi havaya kaldırdım. Güzel dudakları bir şey söylemek için aralanmıştı ki karşı komşumuzun kapısı açıldı.

Başımı çevirip baktım. Bulut'un kardeşi olduğunu bildiğim kız evden çıkıyordu. Bizi görünce belli belirsiz başını sallayarak selam verdi. Ayakkabılarını giymişti ki içeriden Bulut'un sesi duyuldu.

''Yarın her şey tamam olur. Eşyaları toparladım bile. Yeni ev de hazır sayılır. Biletler de bende. Sekizde otogarda olmamız gerekiyor. Bu yüzden yarın erkenden gelirim seni almaya. Geç uyanma sakın. Bir de çantanı unutmuşsun.'' Nefes bile almadan üst üste kurmuştu bu cümleleri.

Eşya? Yeni ev? Bilet? Otogar? Bulut göründüğünde elinde kız kardeşinin çantası vardı. Bizi görünce biraz şaşırdı. Ardından kibar tavrından ödün vermeden gülümsemeye çalıştı. ''İyi akşamlar.'' Bir zamanlar bu basit cümle bile beni heyecanlandırabiliyordu.

Şimdiyse her şey çok farklıydı. Ona eskiden baktığım gözle bakmıyordum. Zaten elimde sevdiğim adamın eli varken bu tarz bir şeyin olması karaktersizlik olurdu. Yine de Bulut'a karşı nefret beslemiyordum, ona kızmıyordum, seviyordum da aynı zamanda. Bir arkadaş, bir abi, bir komşu gibi... İçimde ona karşı eski duygularımdan eser kalmamış olması içimi rahatlattı.

Varımla yoğumla, kalbimle ruhumla Yiğit'e aittim artık. Onun da bana ait olduğu gibi...

Yiğit, samimiyetten yoksun bir gülümsemeyle ''İyi akşamlar.'' dedi. Benim Bulut'la aramda bir şey kalmasa da Yiğit'le Bulut arasındaki soğuk savaş devam ediyordu nedense.

Soğuk havayı dağıtmak için az önce duyduklarımın ne anlama geldiğini sordum. Bulut, Dilan'a bakarak cevap verdi. ''Kız kardeşim üniversite sınavına girdi bu yıl. Yetişkin olduğunda onu yanıma alacağımı söylemiştim ama üniversitesi İzmir'de. Biz de birlikte taşınma kararı aldık. Orada yaşayacağız.''

''Peki senin üniversiten ne olacak?''

''Ben de orada devam edeceğim.'' Her şeyi çoktan ayarlamıştı yani. Ne hissetmem gerektiğini kestirememiştim. Bu yüzden de yorum yapamamıştım bile.

Dilan abisiyle vedalaşıp asansöre bindiğinde Bulut tekrardan konuştu. ''Rojin, birazcık zamanın varsa konuşabilir miyiz?'' Bakışlarını Yiğit'e çevirerek ''Baş başa'' diye ekledi.

Yiğit'in eli elimi daha sıkı kavramıştı. Çenesi kasılmış, durumdan hiç memnun değilmiş gibi görünüyordu. Buna rağmen ''Ben içeri geçeyim o zaman. Siz konuşun.'' dedi duygudan yoksun bir sesle.

Elimi bir kez daha sıkıp bana sorun olmadığını söylemek istercesine gülümsedi. Bulut'un söyleyeceklerini merak ettiğimi tahmin ettiğinden bunu kabul ettiğini anlayabilmiştim. Yine ve yine çok düşünceli davranmıştı.

Gülümsemesine karşılık verdim. Zar zor elimi bırakmayı başardıktan sonra çantamdan anahtarı çıkarıp ona uzattım. Tam içeri girecekken aklına bir şey gelmiş gibi bir adım geri attı. Yanağıma sert bir öpücük kondurdu.

Bakışlarını Bulut'a çevirirken yüzünde zafer kazanmış bir boksörün ifadesi vardı. ''Çok geç kalma sevgilim.'' deyip bana göz kırptığında mesaj sahibine ulaşmıştı.

Onu merak içinde bırakmak istemediğim için ben de benzer bir tavır takındım. ''Gecikmem sevgilim.'' Bu onu fazlasıyla memnun etmişti. Aynı zamanda rahatlatmıştı da.

O içeri girdiğinde ben de Bulut'un evine girdim. Etrafa baktığımda bu eve geldiğim ilk gün aklıma gelmişti. Yine her taraf böyle dağınık ama temizdi.

Boş koltuklardan birine oturdum. ''Bir şey içer misin?'' Bulut'un sorsuna başımı iki yana sallayarak olumsuz bir cevap verdim.

Bir iç çekip çaprazımda kalan koltuğa oturdu. ''Sana söylemek istediğim şeyler var. Yarın gidiyorum. Bir daha yüz yüze görüşebilir miyiz, bilmiyorum. En azından birbirimizi iyi hatırlayalım istedim.'' Tam ona karşı hiçbir kötü duygu barındırmadığımı söylemek için dudaklarımı aralamıştım ki anlamışçasına başını sallayıp konuşmasını devam ettirdi.

''Biliyorum, bana karşı hiçbir kötü duygu taşımıyorsun. Sen zaten kimseye karşı kötü duygular beslemezsin ki. Hayatımda gördüğüm en temiz yürekli insanlardansın. Yedi aydır hiçbir şey olmamış gibi arkadaşça zaman geçiriyoruz ama ikimiz de biliyoruz ki bir şeyler kötü bitmişti.''

O konuya değinmesini pek istemesem de neler diyeceğini merak etmiştim. Bundan dolayı sözünü kesmedim.

''Haklıydın. Düşününce çok fazla hatam oldu sana karşı. Sana yeterince değerli hissettiremedim. Duygularım yeterince derin olmadığından ifade etme biçimim yüzeysel olmuştu. Seni sevmiştim Rojin. Zaten sen de tahmin edersin ki ilk gördüğüm an etkilenmiştim senden.''

Nedense bildiğimiz bir gerçeği dile getirmem gerekiyormuş gibi hissettim. ''Bunlar geçmişte kaldı.''

''Evet, bunlar geçmişte kaldı ama bence konuşulmaları gerekiyor. İçimde bir şey kalmasın istiyorum. Bu tarz şeyleri valizimde ağırlık olarak taşıyıp gitmek istemiyorum.''

Başımı anlayışla salladım. Devam etmesi için bekledim. ''Elini tuttuğumda asla bırakmayacağımı söylemiştim.'' O gün aklıma geldiğinde ne tepki vermem gerektiğini bilemedim. Söylemişti. Beni de mutlu etmiş, inandırmıştı. Bu doğruydu.

''Bunu gereçekten yapmak istemiştim. Sözlerimde samimiydim ama yapamadım. Şu an yanında olan kişi elini benden daha sağlam tutuyor. Seni daha güzel seviyor. Dürüst olmak gerekirse ta en başından böyle olacağını biliyordum.''

İşte bu şaşırtıcıydı. Ben bile bilmiyordum. O nereden biliyordu? ''İlla ki fark etmişsindir. Yiğit'le aramızda ciddi bir rekabet vardı. O senin yanındayken senin giderek ona çekilme ihtimalin çok yüksekti. Çünkü kimseye belli etmese bile ben duygularının derinliğinin farkına varabilmiştim. Başta kıskanç bir arkadaş olduğunu düşündüm. Buna uzun süre inandım. Ama sonra bir gün gözlerine yansımaya başladı duyguları. Artık içine sığmıyorlardı. Sen de göreceksin diye ödüm kopmuştu. Bu yüzden dikkat ettiysen fazla hızlı gitmeye başlamıştım.''

Düşünmdüğümde gerçekten de öyle olmuştu. Her şey fazla hızlıydı. Dilan olayı araya girmeseydi kısa süre içinde sevgili bile olabilirdik.

Bir iç çekti. ''Koktuğum da başıma geldi zaten. Benden uzaklaştığın dönemlerde Yiğit'le aranda bir şeylerin olmaya başladığını düşünmüştüm. Biliyorsun zaten. Sana güven veriyordu. Bence bu yüzden bana karşı olan duygularından kurtulmak daha kolay oldu senin için. Üzülmene asla izin vermeyecek bir dosta sahip olduğunu biliyordun. Seni benim gibi hayal kırıklığına uğratmayacak birine sahiptin. Farkında değildin belki ama ben biliyordum.''

Mavi gözleri direkt gözlerimi buldu. ''Gitmene izin verdim. Çünkü o seni benden daha çok hak ediyordu. Ben seni defalarca kez üzdüm, erteledim, seni hayatımda ilk üçe koyamadım. Bunları sen dile getirene kadar dikkat etmemiştim bile. Hepsi için üzgünüm Rojin. Yine de duygularımda samimiydim. Bunu da bilmeni istiyorum. Geçmişte kaldı hepsi ama sevdim işte. İlk aşkımdın.'' Daha rahat bir tavır takınarak arkasına yaslanıp yakasını silkti.

''Ama son olmayacaksın.'' Gıcık! Gözlerimi devirip gülümsedim. ''Son olmak istemem zaten. Sana hayatında mutluluklar diliyorum Bulut. Çok iyi bir insansın. Biz olamadık ama bir başkasıyla çok mutlu olabilirsin. İyi ki hayatıma girdin. Senin gibi biriyle tanışma şansım olduğu için çok şanslıyım.''

Gözleri samimiyetle parladı. ''Ben de aynı şekilde. Hayatımdan geçen en güzel şeydin.''

İltifatı beni gülümsettiğinde müsaade istemek için ayağa kalktım. O da kalmam için ısrar etmedi. Ayağa kalktığında gözlerimin en içine baktı. ''Kendine iyi bak. Yiğit'e de iyi bak. O seni hayal bile edemeyeceğin kadar çok seviyor. Bir de düşündüğünden daha kıskanç. Haberin olsun. Şu anda kafayı yemek üzeredir. Saniyeleri saymıyorsa ben de bir şey bilmiyorum.''

Kıkırdadığımda beklemediğim bir şey yaparak kollarını sırtıma dolayıp bana sıkı sıkı sarıldı. Sırtını yavaşça pat patlayıp gülümseyerek ondan ayrıldım. ''Sen de kendine iyi bak Bulut. Hayatında mutluluklar dilerim.''

''Teşekkür ederim Rojin. Her şey için.''

Bana kapıya kadar eşlik etti. Kapıda da son bir kez daha vedalaşıp evin kapısını çaldım. Anında açıldı. Henüz kapısını kapatmayan Bulut ''Ne dedim ben sana?'' dedi kibirli bir sesle. Haklıydı. Sevgilim gerçekten de fazlasıyla kıskançtı. Kıskançlığı bile kusursuzdu. Bu ayrı bir konuydu tabii.

Kıkırdayıp Bulut'a el salladım. İkimiz de kapılarımızı kapattığımızda Yiğit'e baktım. Huzursuz görünüyordu. Aynı zamanda söylemek istediği bir şey varmış da söyleyemiyormuş gibi bir hâli vardı.

Onu anladım. Bir şey demesini beklemeden ona kafasındaki soruların cevaplarını teker teker verdim. Ayaküstü geçen muhabbetimizden sonra başını anlayışla salladı.

Sonra bana iyice yaklaşarak kollarını belime doladı. Sarılışına samimiyetle karşılık verdim. Çok tatlı bir adamdı. Bunu kaç defa söyledim, bilmiyorum ama öyleydi işte. Onun yanaklarını ısırmak geçiyordu içimden.

Başını boynuma gömüp içine derin bir nefes çekti. Sarılırken bunu sık sık yapardı. Önceden de yaptığını anımsıyordum. Bu hareketi huylanmamı sağladı. ''Yiğit! Huylandım.'' dedim küçük bir kıkırtı eşliğinde. Geriye çekildiğinde gözleri kısılmıştı. ''O, sana sarıldı mı yoksa?''

Gözlerim faltaşı gibi açıldı. ''Nereden anladın ki?'' Sesimde bariz bir merak vardı.

Yiğit, gözlerini devirip hıhladı. ''Fırsatçı...'' Sesi kısık olsa da duymuştum. Yüzünde kıskançlığın izleri yerlerini almışlardı. Dudaklarını öne sarkıtmış, yanaklarını hafifçe şişirmişti. Bu durumdan hiç hoşnut görünmüyordu.

Karşımda sanki yirmilerinde olan bir adam değil de oyuncağını misafirin çocuğuyla paylaşmak zorunda kalan minik bir çocuk vardı. Kollarımı omzuna atarak onları başının arkasında birleştirdim.

Yüzümü yüzüne yaklaştırdım. ''Bulut'un dediğine göre beni çok seviyormuşsun. Doğru mu?''

Gözleri gözlerimi bulduğunda az önceki ifadesi dağılmış, yerine hipnotize edilmiş gibi bir ifade yer edinmişti. ''Bunu biliyor yani?''

''Hm hm, biliyormuş.''

''O zaman cevabımı üzerindeki tişörtü değiştirdiğinde vereyim sana.''

Ona anlamsız bakışlar gönderdiğimde kollarımı tutarak onları boynundan ayırdı. ''Pis parfümü o kadar ağır ki hemen üzerine sinmiş kokusu.'' Şimdi anlaşılmıştı!

Gerçekten öyle mi diye bakmak için tişörtün yaka kısmını çekiştirip burnuma getirdim. Gerçekten de okyanus kokusunu aratmayan kokusu üzerime sinmişti. Yiğit'in bundan hoşlanmadığını tepkilerinden güzelce anlamıştım zaten. Bu yüzden hiç yorum yapmadan odama girdim.

Dolabı açıp elime geçirdiğim ilk tişörtü kaptım. Üzerimdekini çıkardıktan sonra hızlıca onu giydim. Diğer tişörtü kirlilere atmak için dışarı çıktığımda Yiğit benden önce davranıp onu eline aldı.

''Ne yapacaksın onunla?'' Bana cevap vermeden mutfağa girdi. Ben de peşinden gittim. Tişötü çöpe attığında ağzımı kocaman açarak ''Sen ne yaptın!?'' diye haykırdım.

Hiçbir şey yapmamış gibi son derece masum bir şekilde gülümsedi. ''Eskimişti zaten. Ben sana yenisini alırım.''

Başımı onaylamazcasına salladım. ''İnanamıyorum sana Yiğit! Çok sevdiğim bir tişörttü o.'' Trip atıyormuş gibi kollarımı göğsümde birleştirdim. Kaşlarımı çatıp dudaklarımı büktüm.

Arkamı dönerek doğruca odama yöneldim. Yatağa oturduğumda Yiğit, kapıda belirdi. Suçlu bir çocuk gibi ellerini önde birleşirip çekingen adımlarla yanıma yaklaştı. Bu tatlı hallerine karşı koymak zor olsa da onu görmezden gelmeyi zar zor başardım.

Başını önüne eğip ''Özür dilerim.'' dedi kısık, sevimli bir sesle. Bu benim için son damla olmuştu. Ona daha fazla dayanamayıp bileğinden tutarak onu kendime doğru çektim.

Yalpayarak üzerime düştü. Ağırlığı sebebiyle sırtım yatağın yüzeyiyle buluşmak zorunda kalmıştı. Yiğit de direseklerinden destek alarak hemen üzerimde duruyordu. Yüzünde ufak bir şaşkınlık vardı. ''Sorun değil.'' dedim sırıtarak.

İfadem, onu suçluluk duygusundan kurtarmış olacak ki gülümsedi. Ciddi ifadesi dağıldı. ''Kıskançlığıma yenik düşmemem gerekiyordu ama söz konusu senken bu epey zor.'' Duygularını açık açık söylemesi hoşuma gitmişti.

Ellerimi yüzüne yerleştirdim. ''Beni kıskanmana izin veriyorum o zaman ama kıyafetlerimi çöpe atman kesinlikle yasak!'' Uyarı dolu sesim onu fazla etkilememiş gibiydi.

Gözlerinde bol miktarda bulunan ve benim çok net gördüğüm aşkla baktı bana. ''Size olan sevgimin bitmesi sadece bedenimin değil, ruhumun da ölmesi anlamına geliyor leydim. Bu yüzden bir daha bu tarz bir teorinin o güzel dudaklarınızın arasından dökülmesini yasaklıyorum ben de.''

Apartmanın önünde sorduğum sorunun cevabını şimdi vermişti. Kalbimin atış hızı arttığında ona olan sevgimin ne denli büyük olduğunu tartmak bile mantıksız geldi. Onu ifade edecek bir birim henüz bulunmamıştı çünkü.

Bir anda nereden geldiğini anlamadığım cesaretle avuçlarımın içinde olan yüzünü yüzüme iyice yaklaştıdım. ''Bu güzel dudaklarımın arasından bir daha bu tarz teorilerin dökülmesini istemiyorsanız bu kanunu mühürleyin o zaman beyefendi.''

Gözlerinin koyulaştığını fark ettim. İstediğim şeye yaklaştığımı hissettiğim için gözlerimi kapattım. Dudaklarımın üzerinde dudaklarının varlığını hissetmeyi beklerken zil sesini duymayı beklemiyordum!

***

Bir bölüm sonuuuuu dahaaaa

Umarım hoşunuza gitmiştirrrr

Kendinize güzel bakınnn

Bölüm sonu

4 yorum