İçeriğe geç

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 34 · 12 dk okuma

Bir Yaz Hikâyesi

Bölüm 34

34. Bölüm🐚

Selaaammm

Naberrrr??🥰

İyi okumalarrr🩷

***

Zil sesini duymamızla ikimiz de telaşa kapılıp değişik bir taşkalanın içine girmiştik. Yiğit hızla üzerimden kalkıp kendini yan tarafa attı. Kolum altında kaldığından acı çeke çeke onu çekmeye çalıştım. Başardığımda da hemen ayağa kalkıp üzerimi başımı düzelttim.

Derin bir nefes alıp kapıya yöneldiğimde Yiğit de hemen peşimden geldi. Göz ucuyla bakarak gördüğüm kadarıyla o da dağılmış saçlarını ve kırışmış kıyafetlerini düzeltmekle meşguldü.

Kapıyı açtığımda annem ayakkabılarını çıkarmakla uğraşıyordu. ''Kızım, kapıyı merasimle mi açıyorsun? Bir saattir bekliyorum. '' Söylenmeye başladığında Yiğit'in varlığını hâlâ fark edememişti.

Ayakkabısını içeri sokup ayakkabı dolabına yerleştirdi. Arkasını döndüğünde çok şükür ki Yiğit'i gördü. Çok şaşırdığı söylenemezdi. Çünkü Yiğit uzun süredir sık sık geliyordu zaten evimize.

Yüzünde kocaman bir gülümseme oluştu. Yanımıza gelip Yiğit'e sarıldı. ''Hoş geldin Yiğit oğlum. Seni görmek ne güzel!'' Yiğit, bize her ne kadar sık geliyor olsa da annem her seferinde ilk kez gelmiş gibi büyük bir neşeyle karşılamaktan vazgeçmiyordu.

Benden daha çok sevdiğini söylemiştim! Beni daha görmeden söylenmeye başlıyordu ama onu görünce sanki hiçbir şey dememiş, hiç kızmamış, hiç azarlamamış gibi mutlulukla ve neşeyle doluyordu. Bu nasıl bir adalatesizlikti Allah aşkına!?

''Hoş buldum Pelin abla. Nasılsın?'' Annem onunla konuşmaya daldığında ikisi de sanki ben yokmuşum gibi salona doğru yürüdüler.

Onları memnuniyetsizce salona kadar takip ettim. Annem üzerini değiştirip geleceğini söylediğinde Yiğit beyin bakışları sonunda bana dönmeyi başarmıştı.

''Yiğitciğim annemi, babamı ve hatta kardeşimi bile benden çok seviyor olabilir misin acaba sen?'' dedim kinayeli bir sesle. Yiğit'e kıskanç demiştim ama sanırım ben ondan daha beterdim. Onu, aile üyelerimden bile kıskanyordum.

Yiğit, kıskanç hâlimi fazlasıyla sevmiş olacak ki kocaman sırıtıyordu. Ellerini birbirlerine kenetleyip hafifçe öne doğru eğilidi. Karşı kanepede oturduğundan aramızda belli bir mesafe vardı. Buna rağmen bir sır vermek istercesine kısık bir sesle konuştu. ''Hepsini çok seviyorum ama onları sevme nedenim sensin. Onlar dünyamsa sen de evrenimsin. Sen olmasan dünyam da olmazdı.''

Bu etkileyici cümleler karşısında öylece donakaldım. İliklerime kadar etkilenmiştim. Bu saatten sonra bana sevgisini kanıtlamak için tek bir şey daha söylemesine ihtiyacım yoktu. Bu cümle hayatımın sonuna kadar bana yeterdi.

Ona aşk dolu bakışlar göndermeye devam ederken annem içeri girdi. Yiğit'in yanındaki yerini aldığında ona bugün yaşadığı olayları anlatmaya başladı.

Annemin anlatacakları bittiğinde saat epey ilerlemişti. Yiğit'in burada kalacağını söylemenin vakti gelmişti. Boğazımı hafifçe temizleyerek dikkatleri üzerimde topladım.

''Anneciğim, bugün Yiğit'in bizde kalması gerekiyor. Sorun olmaz, değil mi?'' Ona yalvarır gibi anlamlı bakışlar gönderdim. İşi garantilemek gerekiyordu sonuçta.

Annem, Yiğit'e meraklı gözlerle baktı. ''Bir sorun mu var yoksa evladım?''

Yiğit oturuşunu dikleştirdi. Anneme bakarak ''Annemler gelmiş. Tahmin edersin ki onlarla yüzleşmeye hazır değilim henüz.'' dedi sıkkın bir sesle.

Annem, elini Yiğit'in omzuna getirerek sevecen bir şekilde pat patladı. ''İstediğin kadar burada kalabilirsin oğlum. Ev senin evin.'' dedi annem güven verici bir sesle. Bu durum fazlasıyla hoşuma giderken aklıma bir şey takılmıştı.

Annem, Yiğit'in ailesyle olan ilişkisini biliyordu. Nedenini, nasılını hiçbir zaman öğrenemeyecektim ama annemin onun yanında olması içimde sonsuz bir mutluluğun yer edinmesine sebep olmuştu. Yiğit yalnız değildi. Ona öneceden de söylediğim gibi ben vardım, ailem vardı, arkadaşlarımız vardı. Yani kısacası dört bir yanımız gerçek sevgiyle kuşatılmıştı.

Bir insanın hayatı boyunca sahip olabileceği en mükemmel şeye sahip olacak kadar şanslıydık. Menfaatsiz ilişkilere...

🐚🐚🐚

Annem, Yiğit'in uyuması için kardeşimin odasını ayarlamıştı. Yatağın -zaten temiz olduğunu bildiğim halde- çarşafını ve yastık kılıflarını değiştirmişti.

Yiğit'e de babamın tişört ve şortlarından birini vermişti. Babamın kıyafetleri bile onda mükemmel durması diğer erkekler için büyük bir haksızlıktı. Tabii bu durum benim ne kadar şanslı lduğumun da göstergesiydi. Bir ara ona bakarken gözlerimi üzerinden almakta zorlanmıştım.

Şimdi de yatağımın üzerinde uznamış, Yiğit'le ne kadar güzel olduğumuzu düşünüyordum. Her şey bizi kavuşturmak için ayarlanmış gibidi. Düşününce gerçekten de öyleydi.

Yiğit'in duygularını fark edene kadar onun canını çok yakmış olmalıydım. Neyse... Geçmiş için elimden bir şey gelmiyordu. Şimdisini ve geleceğini daha güzel hâle getirmek için elimden gelenin fazlasını yapacaktım. Onu üzdüğüm her ânı telafi edecektim.

Odamın kapısı belli belirsiz tıklatıldığında irkilerek başımı kapıya çevirdim. Kapının kolu yavaşça aşağı indi. Sonra yavaşça aralandı. Yiğit'i gördüğümde rahat bir nefes aldım.

İçeri doğru bir adım attı. Loş ışık sebebiyle onu net göremiyor olsam da iç ısıtacak bakışlarının üzerimde olduklarını hissedebiliyordum. ''Yanında uyuyabilir miyim?'' Bu sorusunu beklemediğim bir gerçekti ama güzel hissettimişti. Bunu ben de çok isterdim. Hem sen bu kadar masumca sorarken be sana nasıl 'Hayır' diyebilirdim ki sevgilim?

Sırıtışımı gizleme gereği duymadan yana kayarak ona yer açtım. Çarşafımı kaldırıp yanıma gelmesini bekledim.

Birkaç sessiz adım attıktan sonra yatağın yanına vardı. Ardından yavaşça yanıma uzanarak benim tarafıma döndü. Çarşafı omzuna kadar örttüm. Karanlıktan dolayı zar zor seçmeyi başardığım gözleri üzerimdeydi yine.

''Uyumakta zorlandım da biraz...'' Açıklama yapmak zorunda gibi hissetmişti kendini. Ondan bunu beklememiştim. Kötü bir niyetinin olamayacağını biliyordum. O, hayatımda gördüğüm en nahif erkekti. Kötü niyetli değildi, olamazdı da zaten. Buna yüreğimin derinliklerinden inanıyordum.

Aklıma aniden gelen şeyi fısıldayarak söyledim. ''Lale sana çıkma teklifi ettiğinde reddedip sevdiğim bir kız var demiştin. Yoksa o kız...''

''Evet, o kız sendin.'' Dudaklarını büktü. ''Bir de 'Sen bana bunu niye anlatmadın? Biz arkadaş değil miyiz?' diye sormuştun sen.'' Sesini incelterek benim taklidimi yapmıştı. Kızmakla gülmek arasında kalmıştım.

O gün onu cidden incitmiş olmalıydım. ''Bu kadar geç fark ettiğim için özür dilerim Yiğit.'' dedim samimiyetle. Çarşafın üzerinde kalan elimi tutup üzerine nazik bir öpücük bıraktı.

''Senin bir suçun yoktu ki. Ben sana söylememiştim. Nereden bilecektin?''

''Anlamam gerekiyordu.'' dedim üzgün bir sesle. Sesimdeki hüznü fark etmiş olacak ki bir iç çekti. Ardından kolunu boynumun altından geçirerek başımı omzuyla göğsü arasında bir yere yaslamamı sağladı.

Saçlarımın arasında bir buse bıraktı. ''Anladın işte. Şimdi birlikteyiz. Hayalini bile kurmakta zorluk çektiğim dünyayı yaşatıyorsun bana. Daha ne isterim? Her şeyin bir zamanı vardır derler. Benim de mutluluğumun zamanı şimdiymiş demek ki.''

Ona hak vermiştim. Geçmiş geçmişte kalmıştı. Bizim de mutluluk zamanımız şimdiydi.

Kolumu karnına atıp ona iyice sokuldum. Başımı daha rahat bir konuma getirdiğimde babamın kokusuyla karışık olan Yiğit'in kokusu ciğerlerimi doldurdu.

Babamın yanındayken hep güvende hissederdim. Şimdi Yiğit'in de bana o güven hissini veriyor olması tamamen güvende hissettiyordu. Sanki dünyadaki hiçbir şey bana zarar veremezmiş gibi... İki süper kahraman tarafından koruma altına alınmışım gibi...

İçim huzurla dolduğunda gözlerim de yavaş yavaş kapanmaya başladılar. Yiğit'in eli saçlarımın arasında dolaşırken kendimi huzurlu uykunun kollarına bıraktım.

🐚🐚🐚

Gözlermi açtığımda hâlâ Yiğit'in kolları arasındaydım. Bir insan güne en fazla bu kadar güzel uyanabilirdi. Bir ara en güzel ve en huzurlu uyanma biçiminin pencerenin kenarından vuran güzel güneş ışınları olduğunu düşünürdüm.

Şimdiyse anlıyordum en güzel uyanma şeklinin sevdiğin adamın kolları arasındayken bir yandan da güzel güneş ışınlarının yüzüne vurmasıydı.

Başımı hafifçe kaldırıp Yiğit'in yakışıklı yüzüne baktım. Gözlerinin açık olması beklediğim bir şey değildi. Ufak çaplı şaşkınlığımı atlattığımda bana sunduğu eşsiz gülümsemeye karşılık verdim.

''Günaydın minik civcivim.'' Yeni uyanmış olmasının etkisiyle sesi bir kuyunun ta en derininden çıkıyormuş gibi çıkmıştı. Fazlasıyla etkileyici bir ses tonu vardı.

Gamzesinin olduğu yere minik bir öpücük kondurup doğruldum. ''Günaydın süper kahramanım.'' Hitabım karşısında şaşırdı. Saçma bir hitap şekliydi. Doğru ama ne bileyim? Bana güzel gelmişti o an.

Yorum yapmadan yataktan doğruldu. Bense yataktan kalkmayıp bir kez daha kendimi yatağın yumuşak yüzeyine bıraktım. Aşırı mutluluktan dolayı sırıtmaya devam ederken Yiğit de kendimi bir melek gibi hissettirecek cinsten güzel bakışlarıyla beni seyrediyordu.

''Kalkmayacak mısın minik civcivim?''

Başımı olumsuz anlamda sallayıp yastıklardan birine sarıldım. ''Daha çok erken. Hem işimiz gücümüz yok. Yatacağım gün boyu.'' dedim şımarık bir çocuk gibi.

Yiğit de gitmekten vazgeçip yatağa uzandı tekrar. Gözleri odamdaki en şahane şeye -Yani kendi çizdiği portreme- takıldı. ''Çok güzelsin minik civcivim.'' Âni iltifatı karşısında yanaklarım kızardı.

Tabloyu işaret ederek ''Oradaki Rojin benden daha güzel olmuş.'' dedim gerçek düşüncelerimi ifşa ederek.

''O tabloda sen varsın diye güzel o. Sen olmasaydın güzelliğe dair bir iz taşımazdı emin ol ki.'' Çizdiği her bir tablonun çok güzel olduğunu tahmin edebildiğimden dedikleri çok da inandırırcı gelmemişti. Yine de beni fazlasıyla mutlu ettiği kesindi.

Başımı yakın zamanda üzerinde uyuduğum omuza tekrardan yasladım. ''Başka tabloların var, değil mi?'' diye sordum saf bir merakla.

''Var.''

Gözlerim ışıldadı. ''Hepsini görmek isterdim.''

Başını hafifçe eğdi. Ben de başımı kaldırdım. Böylece göz göz gelebilmiştik. ''Ben de sana göstermek isterdim. Ama burada değiller.''

''Neredeler?''

''Ankara'da. Çok sevdiğim bir dedeye emanet ettim hepsini. Buraya getirmem mümkün değildi.''

Aklıma gelen fikirle hafifçe doğruldum. ''O zaman Ankara'ya gidelim!''

Dünyanın en saçma şeyini söylemişim gibi bana öylece baktı. Yüzümdeki ciddiyeti hiç bozmadığımda söylediğim konusunda ne kadar ciddi olduğumu anlamıştı. Yerinden doğrularak sırtını yatağın başlığına dayadı. Bu durumda ben de ondan ayrılmak zorunda kaldım. Yatakta oturur pozisyona gelsem de göz temasımızı sürdürdüm.

''Gerçekten gitmek istiyor musun?''

Hevesle başımı olumlu anlamda salladım. ''Çok istiyorum!''

''Sırf çizimlerimi görmek için?'' Sesinde inanmakta zorlandığını gösteren bir tını vardı. ''Hm hm.''

''Değmezler ama.''

Kaşlarımı çatıp ellerimi belime yerleştirdim. ''Seninle ilgili olan her şey değerli benim için. Bir daha ağzından böyle bir cümle çıkarsa...'' Tehdit edecek bir şey bulamadığımdan cümlemi tamamlayamadım.

Yüzünde huzurlu ama haylaz bir gülümseme oluştu. ''Ne yaparsın?'' diye sordu tek kaşını havaya kaldırarak. Yani beni illa zor durumda bırakacaktı! Ona çaktırmadan bir şeyler düşündüm. Tehdit etmek ne zor işti arkadaş! Mafyalar falan nasıl hemen tehdit edebiliyorlardı ki şu insanları?

''Seni anneme söylerim.'' Dünyanın en saçma cümlesini kurmuştum. İlkokul çağındaki çocuklar bile benden daha yaratıcı olmalılardı. Ama ne yapayım? Üzerimde psikolojik baskı kurduğundan aklıma ilk gelen şeyi söylemek zorunda kalmıştım.

Yiğit içten bir kahkaha attığında onu hayranlıkla izlemeye başladım. Gülmek ona çok yakışıyordu. Kısılan çekik gözleri, iki yana kıvrılan dudakları, içine gömülmek istediğim derin gamzeleri, derin sesi... Her bir parçası öyle güzeldi ki...

Kahkahalarının arasından konuşmaya çalıştığında her şey daha komik bir hal almaya başlamıştı. Ben de daha fazla dayanamayıp gülmeye başlamıştım. Birkaç dakika sonra ''Ay yeter! Karnım ağrıdı gülemekten.'' dediğimde zar zor gülüşünü bastırdı.

O sakinleştiğinde ben de gülüşümü kontrol altına almayı başarmıştım. ''Hayatım boyuna senin yanında güldüğüm kadar gülmedim hiç. Gülüşlerimin sebebi olduğun için teşekkür ederim minik civcivim.''

Ortam bir anda romantikleşmişti. Haliyle ben de utanmıştım. Hem ne cevap vereceğimi bilemediğimden hem de konudan uzaklaşmak istemediğimden konuya tekrar değindim. ''Yaniii, benim için çok değerli olan sevgilimin değerli eserlerini görmek istediğim için Ankara'ya gidebiliriz. Öyle değil mi?''

Cümlesine tepki vermememin sebebini anlamıştı. Bunu yüzündeki haylaz gülümsemeden anlayabilmiştim. Tek kelime bile etmeden beni anlaması o kadar güzeldi ki... Bazen dünyadaki tüm iyi özelliklerin ona aktarıldığını düşünmeden edemiyordum.

Ellerimi avuçları arasına aldı. Gözlerimin içine baktı. ''Kendimi bu kadar değerli hissettirdiğin için teşekkürler.''

''Yiğit, rica ediyorum bir daha bana bu tarz şeyler için teşekkür etme. Bunlar iyilik olsun diye yaptığım şeyler değil ki. Benim sana karşı olan samimi hislerim. Onlar için de en büyük teşekkürü onlara karşılık vererek ediyorsun zaten.''

Bakışlarını hafifçe öne eğdi. Yüzünde buruk bir gülümseme yer edinmişti. ''Daha önce hiç karşılıksız sevilmedim ki ben. Bu yüzden bu acemiliğim. Beni o kadar mutlu ediyorsun ki... Bana daha önce hissetmediğim duyguları tattırdığın için sana büyük bir minnet duyuyorum ve bunu nasıl ifade etmem gerektiğini bilmiyorum.''

Ellerimi ellerinden çekip düşmüş yüzünü avuçlarımın arasına aldım. ''Karşılıksız, sonsuz sevgime alışsan iyi olur sevgilim ama diyorsan ki illa teşekkür edeceğim, o zaman dile getirmek yerine bana sarıl ya da öp.''

Yüzüm bile kızarmadan kurduğum cümlenin utancı bana sonradan yüklenecekti. Yine de sorun değildi. Sevgilime karşı açık olmayacaktım da kime açık olacaktım?

Affalamış tatlı suratıyla bana öylece baktı. İlk şaşkınlığı atlattıktan sonra bana yaklaşıp beni kolları arasına aldı. Güzel bir sarılmadan sonra benden uzaklaşıp burnumu işaret parmağıyla hafifçe dürttü. ''Sarılmak olur, güzel yanaklarından da öpebilirim seni ama dudakların evlenene kadar bana haram.''

Ağzım şokla aralanırken o sözlerine devam etti. İyice haylaz bir tavır takınmıştı. ''Anlamadım sanma. Aşkımı ilan ettiğim gibi dudaklarıma yapıştın. Dün gece bir kez daha öpmek istedin. Şimdi de açık açık seni öpmemi söylüyorsun ama ben evlenmeden olmaz diyorum. Namusumu korumak zorundayım.''

Ağzım mümkünmüş gibi daha çok açıldı. Omzuna bir yumruk geçirip geri çekildim. Onu ilk benim öpmem büyük bir hataydı. Anladığım kadarıyla hayatımız boyunca bunu yüzüme vuracaktı. ''Namusuna göz diktiğimi mi söylüyorsun yani!?''

Omuzlarını silkerek ''Yalan mı?'' diye sordu. Elbette ki yalandı!

''Bundan sonra evlensek bile öpüşmek yok Yiğit bey! Kırık sene sürüneceksin seni bir kez daha öpmem için.''

Yiğit'in bakışlarına aldırmadan, sinirle yataktan kalkıp odanın kapısına yöneldim. Hızlı adımlar atarak banyoya girdim. Sırtımı banyonun kapısına yasladığımda çığlık atmamak için kendimi zor tutuyordum. Ne olacaktı yani sanki sadece öpseydi? Ne bu muhafazakâr erkek hareketleri!?

Dudaklarıma muhtaç olacağın günler de gelecek Yiğit bey! Bekle de gör sen!

Banyodaki işlerimi halletiğimde sinirimden eser kalmamıştı. Zaten Yiğit'e uzun süre kızgın kalmak pek mümkün değildi. Dışarı çıktığımda beni banyonun kapısında bekleyen bir adet Yiğit'le karşılaştım.

Sırtını duvara yaslamış, öylece duruyordu. Mahcup bakışları gözlerimi buldu. Çok huzursuz görünüyordu. ''Üzdüm mü seni? Küstün mü yoksa?'' diye sordu masum bir sesle. Onunla uğraşmak aklıma gelse de kıyamayacaktım hiç.

''Beni üzmedin ama dudaklarım dudaklarına küstü. Allah bilir kaç sene sonra tekrar buluşmak isterler.'' Yiğit'in sözlerimi duyduktan sonra rahatlamıştı. Bu, göze görülür biçimde belli olmuştu. Nedensizce içim burkuldu. Bu tarz basit bir olay yüzünden bile çok etkilenmişti.

Bana doğru bir adım atarak beni kolları arasına aldı. Sarılışına karşılık verdim. Anladığım kadarıyla bu bir teşekkür sarılmasıydı. Bu tarz durumların teşekküre ihtiyaç duymadığını eninde sonunda anlayacaktı.

Hafifçe geri çekildiğinde elleri belimdeki yerlerini korudu. ''Sadece şaka yapmaya çalışmıştım.'' Kendini açıklamak için bu kadar çabalaması değerliydi elbette ama beni üzüyordu. O nasıl beni her koşulda anlıyorsa benim de onu o şekilde anladığımı hissettirmem gerekiyordu.

''Eşek şakası diyoruz biz buna yiğidim.'' dedim sırıtarak. ''Sinirimi birazcık bozduğunu inkâr etmeyeceğim. Sana küsmedim ama dediğimde de ciddiydim. Dudaklarım dudaklarına hasret kalsa bile onlara dokunmana izin vermeyeceğim. Her şakanın bir bedeli vardır Yiğit efendi.''

Dudakları memnuniyetsizce büküldü. Yine de bir şey demedi. Kısa süre içinde daha ciddi bir tavır takındı. ''Annemlerin yanına gitme zamanım geldi sanırım.'' dedi saatini işaret ederek. Öğlen olmuştu.

Ona güç vermek istercesine omuzlarını sıvazladım. ''Kendini hazır hissediyor musun?''

''Eninde sonunda yüzleşmem gereken bir durum bu. Ha şimdi ha sonra... Ne kadar erken olursa o kadar iyi olur, diye düşündüm.''

''İyi düşünmüşsün.'' Umarım ki ailesi onu bir kez daha hayal kırıklığına uğratmazdı. Umarım onu özledikleri için gelmişlerdir.

İçlerinde tedirginlik tohumlarını gördüğüm gözleri gözlerimi buldu. ''Sen de benimle gelmek ister misin?'' İşte bu beklediğim bir şey değildi. Ailesinin karşısına çıkmaya hazır olup olmadığım hakkında hiçbir fikrim yoktu.

Yiğit'in bana ihtiyacı vardı. Bunu gözlerinden okuyabiliyordum. Benden güç alabileceğini düşünüyordu. Bu durumda bana düşen şey onun yanında olmaktı. Ona kocaman gülümseyip ''Sen beni yanında istediğin sürece ben yanında olurum sevgilim.'' dedim sevecen olduğunu düşündüğüm bir sesle.

Ardından parmak uçlarımdan destek alarak yanağına bir öpücük kondurdum. Az önce ellerimin altında olan omuzlar gerginken şimdi hissedilebilir derece de gevşemişlerdi. ''Teşek-'' Kendi sözünü kesip bana sarıldı. İkinci teşekkür sarılşı... İşime gelmediğini söyleyemezdim.

Huzurla, başımı göğsüne yasladım. Hızlı kalp atışları kulağımı süslerken içtenlikle gülümsüyordum.

***

Bitttiiiiiii

Rojin fena çıktı heee, ben böyle planlamamıştım gfcbhdnmgsmdhfjdk

Sonraki bölümde Yiğit'imizin ailesiyle tanışacağızz

O zamana kadar kendinize iyi bakınnn, seviliyorsunuzzz

Bölüm sonu

Sonraki bölüm kilitli

35. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.

3 yorum