Merhabaaaaaaaaa
Nasılsınıızzzz? Mükemmel hissediyorsunuzdur diye umup bölümü size bırakıyorummm🌸
***
Ajan Rojin'in operasyonu başlamıştı. Kardeşim az önce evden çıkmıştı. Ben de onun peşinden hızlıca hazırlanıp çıktım. Saat henüz sekize geliyordu. İşimi riske atmadan taksiye atlayıp ona gideceğimiz yeri söyledim.
Havalar serin olduğundan üzerime kalın bir hırka almıştım. Ayrıca ne olur ne olmaz da gizlenmek zorunda kalırım diye bir atkı, bir de bere atmıştım çantama.
Taksiden indiğim gibi doğrudan tesisten içeri girdim. Tuhaftı, çok sessizdi. Önceden gelsem de bu derece sessiz olduğuna ilk defa tanık oluyordum. İçimde garip bir gerginlik oluşsa da onu görmezden gelerek buz pistinin olduğu kısma doğru yürüdüm.
İşte bu benim için epey büyük bir sürpriz olmuştu. Çünkü ortalıkta kimse yoktu. Yiğit! Beni kandırmış olamazsın! Değil mi ya? Yapmamıştır. Etrafa iyice baktığımda gerçekten de kimsenin olmadığını anladım. Anlam veremediğim bir hayal kırıklığı yaşarken bir yandan da sinirlenmemeye çalışıyordum.
Kaşlarım çatılmıştı. Ellerimi de sinirden yumruk yapmıştım. Karşıma ilk gelen kişiye o yumruğu yapıştırmasam iyiydi. Hiddetle arkamı döndüğüm an Yiğit'i gördüm.
Bana bakarak pis pis sırıtıyordu. Yanıma yaklaştığında onu sorgulamaya hazır bir pozisyon aldım. Diğerleri neredeydi!?
''Gelmişsin gerçekten de. Beni hiç şaşırtmıyorsun minik civciv.'' Bu sefer aitlik eki kullanmamıştı. Evet, tamam. Şu an takılmam gereken noktanın bu olmaması gerektiğini ben de çok iyi biliyordum. ''Siz bana tuzak mı kurdunuz?'' Ellerimi belime yerleştirerek ona hesap sorduğumu çok net bir şekilde gözlerine soktum.
Bu tavrım onu çok etkilememiş gibi umursamaz bir tavırla yanımdan geçip seyirci koltuklarının olduğu kısma ilerledi. Ağzım şok içinde açılırken ona hayretle baktım. ''Birincisi kurmadık, kurdum. İknincisi orada dikileceğine bunları giy.'' diyerek elindeki buz patenlerini işaret etti.
Her ne kadar sorguma devam etmek istesem de onun sözünü ikiletmedim. Hemen yanına oturarak patenleri ayağıma geçirmeye çalıştım. Bu süre içinde Yiğit de işini bitimişti. Patnelerle cebelleştiğimi gördüğünde başını iki yana sallayıp gamzelerini gözüme sokmak istercesine gülümsedi.
''Küçük bir çocuk gibisin.'' Tam bana neden hakaret ettiğini soracaktım ki sessizliğimi korumamı sağlayacak bir cümle ekledi. ''Çok tatlısın.'' Gözlerimi kaçırsam da bu uzun sürmedi. Çünkü Yiğit, önümde eğilip patneleri ayaklarıma düzgünce geçirdi.
Ona dünyanın en garip sanat eserine bakıyormuş gibi sadece baktım. Ne itiraz ettim ne de bir şey sordum. Ama inkâr edemeyeceğim şey bu jestinin çok hoşuma gitmiş olmasıydı.
Patenlerimi iyi giydiğimden emin olduğunda başını biraz yukarıya kaldırarak göz göze gelmemizi sağladı. Toprak rengi gözleri tuhaf bir derinlikte bakarken gözlerimi kaçırmamak için kendimi zor tuttum. ''Geçenlerde uzun zamandır buraya gelmediğini söyledin. Özlemiştin buz pateni yapmayı. Ben de sana sürpriz olsun diye bu yöntemi denedim. Eğer gelmeseydin tüm bu hazırlık boşa gidecekti. Yine de gelmeni umdum ve geldin. Şimdi bana buz pateninin nasıl yapıldığını öğretir misin? Çünkü ben ilk defa geliyorum.''
Cümlesi karşısında bir süre şaşkınlıkla yüzüne baktım. Öylesine söylediğim şeyleri bile aklında tutması sonra da böyle bir şey yaparak beni şaşırtması... Alışık olduğum şeyler değildi bunlar. Dudaklarımın arasından çıkan her sözü hafızasına kazımasına anlam vermekte zorlansam da bunu çok fazla sevdiğimi inkâr edemezdim.
''Peki diğerleri? Onlar nereye gittiler?''
Başını eğip elini ensesine götürdü. ''Bunu söylemem doğru olmaz ama. Söylemek isteselerdi kendiler söylerdi. Öyle değil mi?'' Ne yazık ki haklıydı. Zorla söylemesi için ısrar etmem doğru olmazdı.
Ben de diğererini boşverip ellerimi sevinçle birbirlerine çarptım. ''İyi o zaman Yiğit bey. Madem böyle güzel bir jest yaptınız bana da size eşlik etmek düşer.'' Bir elimi ona uzattığımda bana gülümseyip elimi tuttu.
İkimiz de aynı anda ayağa kalkıp birbirimize gülümsedik. Sonra da buz pistinin giriş kısmına geldik. Pistte kimsenin olmaması beni şaşırttığından Yiğit'e bakıp ''Neden kimse yok sence? Normalde kalabalık sayılırdı burası.'' dedim.
''Normalde burası bugün kapalıydı. Bir şekilde bizim için açmalarına ikna ettim onları.'' Vay be! Yiğit'te ne hünerler vardı öyle. Dudaklarım beğeniyle bükülürken piste giriş yaptım. Yiğit, hâlâ dışarıda bekliyordu.
''Gelmiyor musun?'' Derin bir nefes alıp içeri girdi. Giriş yaptığı an kayınca pistin kenarına tutundu. ''Galiba öğrenmem zor olacak.'' Kıkırdayıp ona güven vermek istercesine göğsümü kabarttım.
''Merak etme! Ben sana çok güzel öğreteceğim. Profesyonel bir buz panetncisi gibi kayabileceksin.'' Biraz abartmış olsam da onu motive etmek için bu şarttı diye düşündüm.
İlk iş olarak nasıl dengede kalacağını öğretmeye çalıştım. Biraz zor olmuştu. İri sayılan bedeniyle dakika başı yalpalıyordu. Bu sebepten dolayı pistin kenarından bir türlü uzaklaşamıyorduk.
''Yiğitciğim, bak son kez deneyelim. Bence bu sefer başaracaksın.'' Bana inanmayan bakışlar atsa da onu umursamadım. Ellerimi ona uzatarak ''Bana tutun. Ben sana öğreteceğim. Güven bana.'' dedim kararlılıkla.
Biraz ikileme düşmüştü. Onu bu kararsızlıktan kurtamak için başımı yana eğip dudaklarımı büktüm. ''Güvenmiyor musun yoksa sen bana?''
Şaşkın gözleri bana döndüğünde başını hızla iki yana salladı. Ellerimi işaret ettiğimde derin bir nefes alıp omuzlarını olabildiğince dikleştirmeye çalıştı. Ellerimi tuttu. Ben de yavaş avaş arkaya doğru kaymaya başladım.
O da elime tutunmaya devam ederek bana doğru kaymaya başladı. Bu pozisyonda güzel bir ilerleme katedip pistin ortasına kadar gelmeyi başarmıştık.
''Aferin sana! İşte böyle. Şimdi de seni bırakıyorum. Dengeni sağla tamam mı? En önemlisi sakin kalmayı başarman.'' Bana öyle bir bakış attı ki bir hata yaptım falan sandım. Sanki onu tamamen bırakıyormuşum gibi yüzü asıldı.
''Ne oldu?'' Bir şey yok dercesine başını salladı. Ardından ellerini ellerimden çekip sabit durmaya çalıştı. İlk birkaç saniye bunu gerçekten de başarmıştı. Ama ne yazık ki bu başarı çok uzun sürmemişti. Ayağı arkaya doğru kayınca düşmesin diye ona yaklaştım.
Ellerini bir anda omuzlarıma koyunca ben de dengemi kaybedecek gibi oldum. Ama sabit durmayı başardım. Belini tutarken ''Sorun değil. Başardın sayılır. Biraz daha zaman lazım. Sonra çok güzel kayacaksın.'' Ona söylediğim şeylere benim bile inandığım pek söylenemezdi. Çünkü tam bir saattir sadece ayakta durabilmesi için çabalıyorduk. Yine de heves kırmaya gerek yoktu.
İyice yakınıma geldiğinde başını hafifçe bana doğru eğdi. Ben de çenemi yukarı doğru kaldırıp göz göze gelmemizi sağladım. Ellerim belindeki yerlerini koruyorlardı. Ama onun kolları yavaşça sırtıma kaymıştı.
Şu an gereğinden fazla yakındık. Aramızda bir nefeslik mesafe vardı. Yiğit'in derin bakışları gözlerimden bir an olsun ayrılmıyordu. ''Yiğit...'' Sesimin titremesi beklemediğim bir şey olduğu için başka bir şey demeden dudaklarımı birbirlerine bastırdım. Bu tuhaf atmosfer beni huzursuz etmişti.
''Bırakırsan düşerim.'' Söylediği cümlenin derinliği aklımı durdurmuştu. Gerçek anlamda mı diğer anlamda mı söylediğini kavramaya çalıştım. Ama sanki ikisini de kastediyor gibiydi. ''Bu yüzden... Bırakma beni.''
Gözerim doldu. Nedenini ben de bilmiyordum. Belki atmosfer, belki bulunduğumuz yer, belki içinde olduğumuz pozisyon, belki Yiğit'in sesi, belki de anlatmak istediği şeyin derinliği... Beni bu kadar etkileyen neydi bilmiyordum.
Gözlerimin dolması Yiğit'i telaşlandırmıştı. Benden biraz uzaklaştı. ''Neden? Ne oldu? Bir şey mi yaptım?'' Endişeli sesi beni sakinleşirmek yerine daha da duygulandırmıştı. Gözlerimden bir damla yaş aktığında Yiğit benden epey uzaklaştı.
Ellerini omzuma getirdi. Ne olduğunu anlamaya çalışarak bana baktı. ''Tam bir ağlak bebeksin. Biliyorsun, değil mi?'' Ne yaparsa yapsın gülecek mecalim yoktu. Sebepsizce ağlıyordum. Bunu nasıl durduracağım hakkında da hiçbir fikrim yoktu.
Yiğit bir adım daha uzaklaştığında dengesini kaybetti. Yere düştüğünde elleri omzumda olduğu için ben de onun üzerine düştüm. Bu şok, ağlamamı kesmişti. Dizim buza sertçe çarptığı için fena sızlıyordu.
Ellerim Yiğit'in iki yanında, yere sabitlenmişlerdi. Onun da bir eli elimin yanında duruken diğeriyle belimi kavramıştı. Ben de onun iki bacağının arasında sıkışıp kalmıştım. ''İyi misin? Bir yerine bir şey oldu mu?''
Bunu sorması gereken kişi bendim. Çünkü onun düşmesi daha şiddetli olmuştu. Buzla arasında kıyafetlerinden başka bir engel yoktu. Bense onun üzerine düştüğümden sadece dizim biraz acımıştı.
''Ben iyiyim. Asıl sen iyi misin?''
''Sen iyiysen ben de iyiyim.'' Yiğit, birden fazla mı romantik olmuştu bana mı öyle geliyordu? Tam kalkacakken elim kaydı. Bu defa ona tam anlamıyla yapışmıştım. Bedenlerimizin üst kısmı tamamen birbirlerine yapışıktı.
Göğsümde hissettiğim kalp atışları bana mı aitti ona mı aitti çözemedim. Çok hızlı atıyordu. Neden? Telaşla üzerinden kalkmaya çalışsam da başaramamıştım. Hatta ve hatta onun da elinin kaymasını sağlayıp sırtüstü yatmasına sebebiyet vermiştim. Böyle de yetenekli(!) bir insanımdır.
''Of! Çok özür dilerim. Sakarlığım çok yanlış zamanlarda tutuyor. Özür dilerim.''
''Tamam, tamam. Sorun yok. Önce bir sakin ol.'' Sesinin tonu sakinleşmeme fazlasıyla yardımcı olurken o yavaşça kıpırdandı. Altında kalan elimi çıkarmamı sağlayacak şekilde kendini biraz kaldırdı. Elimi çektiğim gibi hızla doğrulup oturur pozisyona geldim.
Yiğit de hemen ardımdan ellerinden destek alarak doğruldu. Kahve gözleri bana dikildiğinde ben de ona baktım. Birkaç saniye öylece bakıştıktan sonra ikimiz de tüm tesisi inletecek kahkahalar attık.
Durumun saçmalığı karşısında gülme krizine girmiştik. Birden bire ağlamıştım. O da telaşa kapılmıştı. O düşmüştü ben de üzerine düşmüştüm. Sonra sakarlığım tutmuştu ve ikinci bir kez düşmemizi sağlamıştım. Bu duruma gülmeyecektik de neye gülecektik?
Gülüşümü zaptetmeyi başardığımda gülerken gözlerimden akan yaşları elimin tersiyle sildim. ''Hayatım boyunca hiç bu kadar gülmemiştim.'' dedi Yiğit. Hemen ardından kendini geriye bırakıp öylece uzandı.
Bir kolunu başının altına koyduktan sonra diğer kolunu uzattı. ''Gel uzan sen de biraz. Düşmek yormuştur.'' İtiraz etmeden dediğini yapıp başımı koluna yaslayarak uzandım.
Tavandaki ışıklar gözlerimi kamaştırdığında başımı yana çevirip Yiğit'e baktım. ''Pek iyi bir öğretmen olmasam da bugün çok eğlendim. Teşekkür ederim.''
O da başını bana doğru çevirince gözleriyle karşılaştım. Işıklar onun gözlerine yansıdığından bir tık daha açık renkli görünüyorlardı. Ayrıca her bir ışık yıldız gibi parlıyordu gözlerinde.
Bulut'un gözlerinden sonra en çok incelediğim gözler, Yiğit'inkiler olmuşlardı. Sahi ya Yiğit'in yanındayken Bulut'u aklıma hiç getirmemiştim. İçimi rahatsız edici bir his sardı. Nedense bir şeylerin yanlış gittiğini hissediyordum.
''Mutlu oldun mu?''
''Tabii ki! Çok eğlenceliydi. Biraz daha devam edelim derdim aslında. Ama düşmekten bir yerlerimize bir şey olacak diye korkuyorum.'' Yiğit, kıkırdayıp beni başıyla onayladı.
''Muhtemelen sonumuz öyle olur. Bu yüzden fazla riske atmaya gerek yok. Yerde de fazla kalmayalım. Üşütürsün.'' deyip kıpırdandı. Ben de işini kolaylaştırarak kolundan başımı kaldırdım.
Ayağa kalkığında elini bana uzattı. Onu tutup kalktığımda ona şaşkınlıkla baktım. ''Başardın! Baksana beni kaldırmana rağmen düşmedin!'' Sevinçle yerimde zıpladım. Buz pistinin üzerinde zıplamayan da ne bileyim yani. Değil mi?
O da yaptığına en az benim kadar şaşırmış olacak ki bir süre tepki vermedi. ''Gerçekten de başardım. Çok iyi bir öğretmensin. Benim gibi bir umutsuz vakaya bile bir şeyler öğretmeyi başardın.''
''Deme öyle! Sen yetenekli olmasaydın asla başaramazdık. Şimdi bir sonraki adımı uygulayarak sağ salim pistin kapısına kadar kayalım.'' Beni onayladı. Her ihtimale karşı elini tutup işimizi garantiye aldım.
Yavaş yavaş kayarak kapıya kadar gittik. Gerçekten de başarmıştık. Kibirli bir tavır takınıp, ''Gördün mü? Ben dedim sana birkaç kez daha gelirsen profesyonel patenci olursun diye?'' dedim sırıtarak.
Başını iki yana sallayarak gülümsedi. ''Bir daha buraya ayak basabileceğimden şüpheliyim.''
Başımı yana eğip masum bir ifade takındım. ''Ben istesem bile mi?''
Bir saniye bile düşünmeden cevap verdi. ''Sen istersen gelirim.'' Memnuniyetle gülümserken bu cevabının içimi ısıttığını hissettim. Sanki ondan ne istersem yapabilir gibi gelmişti bir anlığına. Bana neden bu kadar çok değer veriyordu acaba?
Yani bir arkadaş arkadaşı için birçok fedakarlık yapıp onu önemseyebilirdi pekâlâ. Ama bu derece mi? Orası meçhul.
''Şimdi gidip sıcak bir şeyler içelim. Üşütmeyelim.'' Beni bir kez daha onayladı. Şımartılıyordum ama.
Patenleri çıkarıp kendi ayakkabılarımızı giydik. Ardından çıkışa yöneldik. Aramızda yine huzurlu bir sessizlik hakim olmuştu. Sessizce yürürken serin rüzgâr yüzümüze çarpıyordu.
Gözümüze kestirdiğimiz ilk yere girdik. Tek tük kişinin içinde olduğu yer çok sakin ve hoştu. Sarı ışıkları ruhumuzu dinlendirmeye odaklı gibiydi. Siparişlerin alındığı yere gidip sıcak bir şeyler sipariş ettik. Sonra da cam tarafında olan bir masaya oturduk.
İçeceklerimizin gelmesini beklerken etrafı inceledim. Minimalist, nostaljik bir kafeydi burası. Bir duvarı boydan boya kitaplarla kaplıydı. İki duvar da camdandı. Manzarası da gayet güzeldi. Ahşap masaları, sandalyeleri çok hoş görünüyorlardı.
''Sence de çok güzel değil mi?'' diye sordum kafeyi incelemeye devam ederken. ''Hem de nasıl güzel...'' Yiğit'in sesi kısık gelince bakışlarımı ona çevirdim.
Bana bakıyordu. Yüzünde varla yok arası bir gülümseme vardı. İçeceklerimiz geldiğinde dikkatim dağılmıştı.
Huzurla içeceklerimizi içtik. Kafedeki çalışana seslenip kitapları okumaya iznimizin olup olmadığını sordum. Okuyabileceğimizi söylediğinde hevesle Yiğit'in bileğine uzandım. ''Hadi birer kitap alıp okuyalım!''
Yerinden kalktığında ben de peşinden gittim. Kitap dolu duvarın dibine geldiğimizde duvara hayranlıkla baktım. Mükemmel görünüyordu. Bir gün kendi evime de bu tarz bir duvar yaptırmak hayalimdi.
''Seçtin mi?'' Yiğit'in sorusuyla dikkatimi topladım. ''Hayır, daha bakamdım bile. Sorduğuna göre sen seçtin?''
Elindeki kitabı gözümün hizasına getirdiğinde kitaba bir göz attım. Uçurtma Avcısı. Hayatım boyunca okuduktan sonra etkisinden çıkmakta zorlandığım kitapların başında geliyordu bu kitap. ''Güzel tercih. Bence beğeneceksin.''
''Sen okumuş muydun?''
''Evet. Lisenin son senesinde okumuştum. Çok da sevdiğim bir kitap. Daha önce okumadığıma pişmanım.''
''O zaman sen beğendiysen ben de beğenirim.''
''Oku bakalım gerçekten de böyle olacak mı?''
Kitaplığa yönelip ilgimi çekebilecek bir kitap bulmak üzere gözlerimi raflarda dolaştırmaya başladım. Kardeşimin Hikâyesi adlı kitap gözüme çarptı. Önceden okuyup fazlasıyla beğendiğim bir kitaptı. En son ortaokulda okuduğum düşünülecek olursa bir daha okumaktan ziyan gelmezdi.
İkimiz de kitaplarımızı alıp okuma köşesine geçtik. Rahat puflara kurulduk. Birbirlerimize gülümsedikten sonra kitaplarımıza odaklandık.
Aradan saatler geçti. Ama biz fark etmedik. Kitabın her bir sayfası bittiğinde ötekine geçiyordum. Bu dürtüme engel olmak fazlasıyla zordu. Yiğit de benden farksız olacak ki hiç sesi çıkmıyordu.
Gözlerim yorgunluğun etkisiyle kapanmaya çalışsalar da onlara karşı gelip onları açık tutmak için çok çabaladım. Bir sayfa daha...
Ama ne yazık ki insandım. Daha fazla direnemedim. Kitap göğsüme düşerken ben başımı pufa iyice yaslayıp gözlerimi kapattım.
🐚🐚🐚
Gözlerimi açtığımda gördüğüm ilk şey görüş alanımı kapatan bir göğüstü. Başımı biraz kaldırdığımda Yiğit'i gördüm. Henüz uyandığımı fark etmemiş olacak ki sakince hareket etmeye çalışıyordu.
Onun kucağındaydım. Ama o bir insan değil de bir civciv taşıyormuş gibi rahattı. Bu yüz hatlarından belliydi. Son derece yumuşaktı ifadesi.
Etrafa baktığımda odayı ayırt etmekte zorlanacak kadar uykuluydum. Bedenim yumuşak yatağa değdiği gibi gözlerim bir kez daha kapanmışlardı.
Sağ tarafa doğru dönüp uykuma devam ederken hissettiğim son şey ayakkabılarımın ayaklarımdan çıkarılmasıydı.
***
Bölüm sonuuuuu
Nasıldı sizceee??
Kendinize çooooooook iyi bakınnnnn, seviyorum siziii
