Silaaam
Naberrr??
İyi okumalarrr
***
Adel'in anlatımıyla...
Epeydir gitar çalmayı öğrenmek istiyordum. Aşırı yoğun tempodan dolayı bu epey zordu. Yine de uygun bir zaman ayırmaya çalışıp bir kursla görüşmüştüm. Bugün de ilk dersime katılacaktım.
Sınıfa girdiğimde birkaç kişinin muhabbet ettiğini, birkaç kişinin de pratik yaptıklarını gördüm. Muhtemelen öğretmeni bekliyorlardı. Dediklerine göre bu öğretmen, kurstaki tüm öğretmenlerden daha iyiydi. O kadar çok övmüşlerdi ki merakla kim olduğunu öğrenmeyi bekliyordum.
Boş yerlerden birini aldım. Kimseyle muhattaba girmeden, sakince beklemeye başladım ben de. Birkaç dakika sonra sınıfın kapısı açıldı. Herkes topalanıp kapıya döndü.
Tanıdık simayı görmemle birlikte gözlerim irileşti. Ne!? Öve öve bitiremedikleri öğretmen Soner miydi yani!? Kocaman sırıtarak selam verdikten sonra gözlerini sınıfta gezdirdi ve o an göz göze geldik. O da en az benim kadar şaşırmıştı.
''Adel?'' Hayretle ismimi söylemesiyle hiç de samimi sayılmayacak gülümsemelerden birini takınıp ''Soner?'' dedim onu taklit ederek.
Oturduğum yere iyice yaklaştı. Bakışlarımı kaçırarak içimden defalarca kez şansıma sövdüm. Her buluştuğumuzda bana bulaşması yetmezmiş gibi şimdi bir de öğretmeni olarak benimle uğraşacaktı. ''Ne işin var senin burada?''
Karşınızda dünyanın en mantıklı sorularıyla Soner! ''Geziyordum öyle.'' dedim alayla. Gözlerinde 'Ne saçmalıyorsun sen?' ifadesi oluşunca ''Gitar kursunda ne yapıyor olabilirim acaba Soner?'' diye sordum. Onun köşeli jetonları sonunda düşmüş olacak ki anlamışçasına başını salladı. Birkaç saniyeye kalmadan yüzünde sinsi bir sırıtış oluştu. İşte şimdi başladık!
''İyi o zaman sevgili yeni öğrencim. Sana çok güzel şeyler öğreteceğim.'' Göz kırpmasıyla sinirim tavana fırladı. Bu çocuğun her hareketinin sinirimi bozması normal miydi? Şu an kalkıp gitmemek için kendimi zor tutuyordum.
Sessizliğimi koruyup göz devirdim. Ona söyleyecek bir şeyim yoktu zaten. Çok sıkıntı olursa çeker giderdim.
Ve sonunda Soner, beni rahat bırakıp masasına gitti. Öğrencilerle biraz konuşup ne kadar ilerlediklerini sorduktan sonra derse başladı. Hadi bismillah!
🐚🐚🐚
Rojin'in anlatımıyla...
Evimde mis gibi yatarken telefonum çaldı. Adel'in aradığını gördüğümde kocaman sırıttım. O, çok nadiren arardı beni. Mesajlaşmayı tercih eden insanlardandı. Bu yüzden aradığında çok mutlu olur, onun için çok özel bir arkadaş olduğumu hissederdim.
Onu bekletmeden hemen aramayı cevapladım. ''Ne yapıyorsun canım?'' Canım mı? Hiç de Adellik bir hitap değildi. Allah bilir ne olmuştu? ''Yatıyorum canım. Sen ne yapıyorsun?''
''Sinir krizi geçiriyorum canım. Ne olacaktı başka?'' Durumu garipsediğimden kaşlarım çatıldı. Neye kızmıştı ki acaba? ''Senin bana o gitarı aldığın günün anasını ağlatayım!'' Eyvah eyvah! Sinirlendiği çok açıktı. Ama alakayı çözememiştim şahsen.
Son derece masum duygularla, gitar çalmayı öğrenmek istediği için doğum gününde ona gitar hediye etmiştim. Ne tarz bir suç işlemiş olabilirdim ki bu durumda?
''Sakın tek bir kelime bile söyleme. Zaten o adamı öldürmemek için kndimi zor tutuyorum.'' Sesi o kadar öfkeli çıkıyordu ki ne olduğunu sormaya korkuyordum. Acaba hangi adamdan bahsediyordu?
''Soner denen o herifi bir kaşık suda boğacağım. Az kaldı. Bunu öğretmen olarak alan vizyonsuzlar kim acaba? Hepsini tek tek kovmak lazım. Parmaklarım uyuştu lan! Kaç saattir aynı hareketleri tekrar ettiriyor bana. Öğrendim. Yaptım. Ama o yok! Bir daha, bir daha! Nefret ediyorum ondan!''
Bu sinir krizinden anladığım şey şuydu: Adel, bahsettiği gitar kursuna sonunda gitmişti. Hocası da Soner çıkmıştı ve onu delirteck kadar pratik yaptırmıştı.
Birkaç dakika boyunca sessizliğimi koruyarak içindekileri tamamen dökmesini bekledim. O da biraz sakinleştikten sonra konuştum. ''Bize gelmek ister misin biraz?''
''Çok yoruldum Rojin ya. Gelemem hiç.''
''Burada dinlenirsin işte.''
''Yok, yok. Ben eve gideceğim. Sonra da kış uykusunda yatmayı planlıyorum. Yeter ya! Bu hayat çok üstüme geliyor. Dinlenmek istiyorum ben.''
''Ben istiyor mutlu olmak, hayat diyor yav he he, diyorsun.'' Kıkırdadığında içim biraz rahatlamıştı. Artık daha sakindi. ''Aynen öyle diyorum. Şimdi de telefonu kapatıp evime gidiyorum. Sonra görüşürüz.''
''Görüşürüz Adel'im.''
Kapının aniden açılmasıyla irkildim. Refleksle elim kalbime giderken ahlaksız kardeşime baktım. ''Kimle konuşuyordun sen? Ben gelince hemen telefonu kapattın?'' Şüpheli bakışları üzerimde gezdirirken göz devirdim.
''Sana ne?'' Bence gayet de yeterli bir cevaptı. Yanıma gelip yatağa bıraktı kendini. ''Sıkıldım ben.''
''Eee? Ne yapmamı bekliyorsun? Kalk oyna.''
Dirseğine yüklenerek yan yattı bu sefer de. ''Arkadaşın yok mu takılacak? En azından 101 falan atardık.'' Dudaklarımı büküp düşündüm. Aslında vardı. Bulut'u arayabilirdim. Taner ve Yiğit de vardı. Kızlar şu an ne yazık ki müsait değillerdi. Bunu bildiğimden onları rahatsız etmeyecektim. Defne, Ali'yle bir yere gidecekti. Adel'in durumuysa belliydi. Gül de Utku'yle takılacaktı. Çünkü epeydir yoğun olduğundan yeterince zaman geçiremiyorlardı. Yağmur'sa ders çalışacaktı. Ecrin'den de epeydir ses seda çıkmıyordu. Yani seçeneklerim kısıtlıydı.
''Var aslında.''
Umut, doğrulup hevesle yüzüme baktı. ''E ne bekliyorsun? Arasana.'' Bu heyecanını garipsesem de telefonu açıp üçüne de mesaj attım. Yiğit mesajımı bekliyormuş gibi anında cevap vermişti. Birazdan gelecekti.
Taner'in de işi yoktu. Arkadaşlarıyla buluşup eve erkenden dönmüştü. Birakç dakikaya burada olacağını söylemişti.
Bulut'tansa haber yoktu. Onun da gelmesini umuyordum. Ama cevap vermediğine göre müsait değildi.
Kapı çaldığında yataktan kalkıp gelen kişiyi karşılamaya gittim. Beni şaşırtmayacak şekilde ilk gelen Yiğit'ti. Onu pijamamla karşılamış olsam da fazla takılmadım. Beni ev halimle gördüğü ilk sefer değildi sonuçta. Acaba gelen Bulut olsaydı bu kadar rahat olur muydum diye düşünmeden edemedim.
''Hoş geldin Yiğit. Seni kardeşimle tanıştırayım: Umut.'' Kardeşim güç gösterisi taslamak istercesine kibirli bir ifade takındı. Bu çocukla gerçekten işimiz vardı. Benimle herhangi bir ilişki içinde olan her erkeğe ters davranmayı asla bırakmayacaktı sanırım.
Soğuk bir merhaba faslından sonra salona geçtik. Kısa bir süre içinde Taner de bize katılmıştı. Neyse ki kardeşim Taner'i tanıyordu. Araları da fena sayılmazdı. Gergin bir an daha yaşamak zorunda kalmamıştık.
Telefonumdan bilidirim sesi gelince hemen açtım.
Bulut: Üzgünüm Rojin. Müsait değilim bugün.
Mesajla bakışırken ister istemez yüzüm düşmüştü. Onun gelemeyeceğini tahmin etmiştim. Ama ne bileyim? Bir ihtimal beklemiştim.
''Ben size içecek bir şeyler getireyim.'' Ayağa kalktığımda Yiğit, ''Gerek yoktu. Yorma sen kendini.'' dedi yine düşünceli halinden ödün vermeyerek. Onun bu söylediğine karşılık olarak sıcak bir gülümseme yerleştirdim yüzüme.
''Ne yorulması? Birkaç dakikamı almaz bile.''
''Ben isteseydim 'Git kendin al, elin kolun ne işe yarıyor?' derdin ama!'' Kardeşimin iğneleyici cümlesinden sonra ona ters bir bakış attım. Misafirlere 'Kalkın kendiniz alın içeceğinizi alın.' diyecek halim yoktu ya!?
Üçü de kıkırdarken ben onları umursamadan salondan çıkıp mutfağa gittim. Dört fincan Türk kahvesi hazırlayıp salona götürdüm. Okey masasını kurmuş, beni bekliyorlardı.
''Hızlısınız bakıyorum da.'' Memnuniyetimi gizlememiştim. Her şeyin dört dörtlük olması güzeldi. ''Biz hızlı değiliz. Sen yavaşsın. Bir saattir seni bkliyoruz. Bir an dışarıdan getirmeye gittiğini bile düşündük.'' Bu kardeşler neden böyleydi Allah aşkına ya? Her durumda bir laf sokma derdi falan.
Ona samimiyetsiz bir gülüş bahşettikten sonra yerimi almıştım. Yiğit'le ben eş olacaktık. Oyunun galibi belliydi yani! Bizim yanımızda hiç şansları yoktu. Kahvemden bir yudum alıp ''Başlayalım!'' dedim hevesle.
Taşları dizmeye başladığımız sırada Taner bana dönüp ''Rojinciğim, fincanıma birazcık şeker eklemeyi unutmuşsun sanırım.'' dedi. Nasıl ya? Kendi elimle şeker koyduğumu hatırlıyordum oysa.
''Emin misin? Koymuştum şekeri.''
''Karışmış mı o zaman?'' Taner'in sorusuyla Umut ve Yiğit fincanlarını dudaklarına götürdüler. Kardeşim tepkisiz kalırken Yiğit yüzünü ekşitti. Şekerli kave ona mı gitmişti yani?
''Minik civciv, bunun içinde olan şey şeker değil yalnız.'' Gözlerimi hayretle açarken ne yapmış olabileceğimi sorguladım. Şekerden başka ne olabilirdi ki?
Yiğit, suyunu içtikten sonra merakımı giderdi. ''Tuz?''
''Ne!? Nasıl olur ya? Şekeri koyduğumuz kâseden koymuştum şekeri. Tuz olamaz ki. Bakayım tadına.'' Fincanı bana uzattığında küçük bir yudum aldım. Iyy! Gerçekten de tuz koymuştum içine. Hay senin yapacağın işe Rojin!
Taner kıkırdayıp bana göz kırptı. ''Biraz hızlı gidiyorsun sanki Ro.'' Başta ne demek istediğini anlamadığım için tepkisiz kalıp ona değişik değişik baktım. ''Tüm fincanı bitirmezsen kızı vermeyiz yalnız.'' Kardeşim benden önce olayı kapmış ve kendine göre yorumlamıştı.
Yiğit, mahcup bir şekilde gülümsedi. Ardından elime uzanıp fincanı aldı. Onu tek dikişte içtiğinde şok olmuş bir şekilde ona baktım. Tek şaşkın olan ben değildim elbette. Taner de Umut da en az benim kadar şaşırmışlardı. ''Helal olsun kanka. Yüzünü bile buruşturmadın. Adamsın. Verdim gitti. Al bu cadıyı ne yaparsan yap. Ben akıllanmasını sağlayamadım. Ama sen başarabilirsin belki.'' Kardeşimin Yiğit'e ani bir samimiyet beslemesi beklemediğim şeylerin bir diğeriydi.
Ne ara yumuşmıştı acaba? Yani tamam, Yiğit sevmesi zor olan biri değildi. Bu yüzden Umut'un da ona kısa sürede alışacağını biliyordum. Ama bu dediğiyle onu resmen 'Enişte' rütbesine taşımıştı! Bu kadar da hızlı gidilmezdi ama!
Umut'un omzuna bir yumruk yapıştırdım. Yüzüm utançtan dolayı yanıyordu. ''Ne!?'' Umut, omzunu ovup isyankâr bir tavır takındı. ''Bak işte! Böyle bir deli bu. Nasıl idare edeceksin bununla? Bak yol yakınken vazgeç derim.''
Üçü de bu konudan fazlasıyla zevk alıyorlarmış gibi görünüyordu. Yaptığım herhangi bir harekette bu mevzuyu devam ettireceklerdi. Bu yüzden susmak en iyisiydi. Tahmin ettiğim de oldu. Başka bir tepki vermediğimde konu, birkaç saniye içinde dağılmıştı.
Dördümüzün de dikkati oyuna döndü. Güzel bir oyundan sonra tabii ki de kazanan biz olmuştuk. Yenilmeyi kabullenemeyen kardeşim kendi çapında isyan çıkarsa da onu umursamadan zaferimizi kutlamıştık.
Okey masasını topladıktan sonra kanepelere kurulup sohbet etmeye başladık. ''Mario ne yapıyor?'' diye sordum Taner'e.
''Evde takılıyor. Ne yapsın?''
''Of! Özledim onu.''
''E git gör o zaman.'' Bu dahiyane(!) fikir karşısında nutkum tutuldu. E yani ev sahibi evde değilken gidip köpeğini sevmek çok doğal bir davranıştı tabii.
Saatlerin nasıl geçtiğini anlayamayacak kadar güzel vakit geçirmiştik. Kardeşim, Yiğit'le epey sıkı fıkı olmuştu. Onları gören en az kırk senelik arkadaşlar derdi. Çevremdeki erkeklere asla hoş gözle bakmayan kardeşim, az daha onu Yiğit'le tanıştırdım diye teşekkür edecekti neredeyse.
Yiğit, değişmişti biraz. Onunla ilk tanıştığımdaki o soğuk tavrı yoktu. Artık daha konuşkan, daha arkadaş canlısı olmuştu. Tabii ağırbaşlılığı yerini koruyordu. Gün geçtikçe ben de ona daha fazla bağlanıyordum.
Şimdi düşününce her anımda o vardı yanımda. Zorlandığımda, mutlu olduğumda, ağladığımda, hastalandığımda... Her koşulda koşabileceğin birinin olması kadar güzel bir şey var mıydı Allah aşkına? Ona sahip olduğum için çok şanslıydım.
Hele ki yanındayken olduğum gibi kalabilmem daha bir güzeldi. Rahattım, mutluydum, kendim gibiydim. Pijamalı, dağınık saçlı, makyajsız olsam bile sorun etmiyordum mesela. Ya da saçmaladığımda, gereksiz gereksiz konuştuğumda da fazlasıyla rahat oluyordum.
Bulut'la böyle olamıyordum. Onun yanındayken zar zor konuşuyordum. Kelimelerimi zor seçiyordum. Hep en iyi hâlimde görmesini istiyordum beni.
Bu saçma karşılaştırmayı neden yaptığım hakkında hiçbir fikrim yoktu.
''Sen ne zaman dönüyorsun Umut?'' Taner'in sorusuyla dikkatimi ona çevirdim.
''Şimdilik buradayım. Kulüpten haber bekliyorum. Bence bir ay kadar kalırım burada.'' Kardeşime her ne kadar sinir olsam da onun yanımızda olmasını seviyordum. Bir süre daha klacak olması beni mutlu etmişti.
''O zaman yarın erkek erkeğe takılalım mı?'' Göz göre göre dışlanmıştım! Bu yaptıkları bana reva mıydı be?
Umut, hiç düşünmeden kabul etti. Ona sinirli bir bakış atacağım sırada Yiğit'in bakışlarının bende olduğunu fark ettim. Bu durum karşısında ne tepki vereceğimi bilmiş de beni rahatlatmak istermiş gibi gülümsedi.
İstemsizce gülümsemesine karşılık verirken buldum kendimi. ''Nereye gideceğiz?'' Umut'un sorusuyla onlara iyice odaklandım. Erkekler kendi aralarına takılınca nereye giderlerdi ki?
Taner, bana göz ucuyla bakıp Umut'a yaklaştı. Duymayacağım şekilde bir şey fısıldadığında kaşlarımı çattım. ''Neden sesli söylemiyorsun ki sanki?'' Bir çocuk gibi dudaklarımı büküp kollarımı göğsümde birleştirdim.
''Erkek erkeğe dedik ya Ro?'' Cevabından elbette ki memnun olmamıştım. ''Sormadım zaten ben de.'' Gururumuzdan ödün vermek olmazdı tabii.
''Sen de geliyorsun, değil mi Yiğit?''
Yiğit, biraz kararsız kalmıştı. Onları duyduğunu biliyordum. Çünkü onlara benden daha yakın oturuyordu. ''Bilmem ki...''
''Gelirsin gelirsin.'' Umut, itiraz istemeyecek bir şekilde kurmuştu bu cümleyi. Meraktan çatlatmaya mı çalışıyorlardı acaba? Nereye gideceklerdi Allah aşkına ya? İlla ki onları takip mi etmem gerekeceki? Ben sevmezdim ki böyle aksiyonları.
''Yarın haberleşiriz.'' Yiğit, sadece bunu söylese de onaylamış kadar oldu. Kardeşim onun numarasını istedi. Bu durumda her şey benden bağımsız olarak gelişecekti.
Taner, ''Ben Soner, Bulut, Utku ve Ali'yi de çağıracağım. Tanısan seversin hepsini.'' dedi Umut'a yönelik olarak. Eğer bar gibi bir yere gideceklerse müstakbel eniştelerimi de yoldan çıkarmış olacaklardı. Buna göz yumamazdım.
Pür dikkat onları dinleyerek bir açıklarını yakalamayı amaçlasam da tamamen boş bir çabaydı bu. Onlardan hiçbir şey alamamıştım. Yiğit'e sorsam cevap verir miydi acaba? En iyisi eve gittikten sonra ona mesaj atıp sormak olacaktı. Şimdi onunla baş başa konuşmak istediğimi söylersem çok dikkat çekerdi. Ona sorduğumda beni kırmaz diye umuyordum.
Bir süre sonra annem gelmişti. ''Hoş geldiniz çocuklar. Yiğit, iyi ki geldin oğlum. Biraz gelsene dışarı. Seninle bir şey konuşmam gerek.''
Al sana bir gizem daha! Ne oluyordu abi bu aşağılık yerde? Yiğit annemin sözünü ikiletmeden peşinden gitti. Merakımdan içim içimi yerken elimden gelen tek şey boş boş oturmaktı.
Biraz daha oturduktan sonra Yiğit'le Taner müsaade istediler. Umut'un 'Biraz daha kalın.' ısrarlarına rağmen geç olduklarını söyleyerek gittiler.
Ben de fırsattan istifade hemen annemin yanına koştum. ''Anneciğim?'' Tatlı bir ses tonuyla konuştuğumda annem bana şüpheyle baktı. ''Hayırdır kızım?''
''Şimdi sen az önce Yiğit'le bir şey konuştun ya?''
''Eee?''
''Özel değilse bana da söyler misin? Çok merak ettim.''
Annem sırıtıp yatağına girdi. ''Yorgunum Rojin. Uyuyacağım ben. Her şeyi de merak etme. Fazla erak iyi değildir.''
''Ya anne! Özel değilse söylesene işte.''
''Özel.''
Ağzım bir karış açılırken anneme isyankâr bakışlar göndermeyi ihmal etmedim. Annemle Yiğit arasında ne tarz özel bir konu dönebilirdi ki sanki? Beni başından savmak için böyle diyordu.
Yerimden hiç kıpırdamadığımda annem gözlerini kısark beni süzdü. ''Sence de bugünlerde Yiğit'e fazla ilgili değil misin?'' Sorusuyla birlikte affaladım.
Elbette ki Yiğit'e ilgiliydim. Çok yakındık sonuçta. Aramızda sır gibi şeylerin olmasından hiç hoşlanmamıştım.
Yine de iç güdüsel olarak inkâr ettim. ''Yooo! Ne alaka?'' deyip odadan çıktım. Odama geçtiğim gibi Yiğit'e yazdım. Annemle ne konuştuklarını bilemesem de en azından erkeklerin nereye gideceklerini öğrenirdim belki de.
Rojin: Ne yapıyorsun Yiğit?
Yiğit: Uyuyacaktım şimdi. Sen ne yapıyorsun?
Rojin: Ben de yatağa yeni geçtim. Aslında sana sormak istediğim bir şey var.
Yiğit: Sor tabii.
Rojin: Şu erkekler nereye gidecekler yarın?
Yiğit: Grbhfhnjmdk tam meraklı bir civcivsin. Biliyorsun değil mi?
Rojin: Ne alakası var ya? Birazcık merak ettim sadece. 😡
Yiğit: O zaman bilmesen de sorun etmezsin?
Rojin: Söylesen ölürsün sanki! Bilmek istemiyorum. Uyuyorum ben.
Yiğit: Bilmek istemiyorsun demek. E tamam o zaman. Söylemek üzereydim aslında. Ama madem istemiyorsun gerek yok.
Rojin: Şey... Yani söylersen yok demem ama.
Yiğit: Çok tatlısın minik civcivim.
Aitlik eki miydi o? Bir saniye! Neden böyle olmuştu? Bu, neden bu kadar çok hoşuma gitmişti? Kalp atışlarım neden hızlanmıştı? Bir terslik vardı. İçtiğim kahve çarpıntı yapmış olmalıydı. Kesin ondandı. Başka bir şey olamaz zaten. Değil mi?
Yiğit: Buz pateni yapmaya gideceklermiş.
Rojin: E bunu bana neden söylemediler ki?
Yiğit: Erkekler kendi aralarında takılmak istemişler. Ondan kimse bilsin istemediler. Baskın falan yapma ihtimaliniz var sonuçta.
Rojin: Aşk olsun ya! Biz özel hayata saygı duymayan insanlar mıyız?
Yiğit: Değilsiniz tabii ki. Neyse... Öyle denk geldi. Ama sakın kimseye söyleme sen yine de.
Rojin: Peki...
Antalya'da buz pateni tesisi belliydi. Madem gidiyorlardı bana da onlara sürpriz yapmak düşerdi. Özel hayata saygım sonsuzdu elbette ki. En başından bana söyleselerdi onları rahatsız etmezdim zaten. Ama iş işten geçti. Yarın benden çekecekleri vardı.
***
Bölüm sonuuuuuu
Umarım hoşunuza gitmiştirrrr
Kendinize çoook yi bakınnn
Sizi seviyoorummm